Çarşamba, Ekim 11, 2006

Dün Gece

Dün bütün gün annemle, babamla, teyzemle ve kuzenimle telefonda konuşmama rağmen hiç annemlerin evlilik yıldönümünden söz açmadım. Hatta annem şaşırmış bile "Çenebaz böyle günleri unutmazdı ama herhalde işten , güçten unuttu" demiş. Halbuki ben önceden sürprizimi hazırlamıştım. Akşamüzeri saat 5 gibi oğlumla birlikte markete gittik. Hem ızgaralık birşeyler, hem de hazır yiyeceklerden aldık. Çünkü ben anneme size yemeğe geliyoruz desem bir sürü hazırlık yapacak ve bedenen çok yorulacak. Öyle durumlarda da ben onun için üzülüyorum. Gidip ben hazırlayayım yemeği desem bana bırakmaz , biliyorum. O yüzden herşeyi hazır aldım. Eşime de söyledim, o da iş çıkışı direkt annemlere gelecekti. Ha, bir de kocaman bir demet çiçek aldık; pembe karanfiller, gül bulamadım.Sonra doğru annemlere. Kapıyı babam açtı, çok şaşırdı , çok sevindi. Annem kulağından kulaklığını çıkardığı için kapının zilini bile duymamış. Biz salona girince o da çok şaşırdı, sevindi ve tabii biraz sevinç gözyaşları döktü. Benim getirdiklerimi görmediği için hemen yemek yapmaya kalkıştı ama elbirliği ile oturttuk. " Sen bugün gelin hanımsın, otur bakalım" dedik. Eşim de gelince ızgaraları yaptık, sofrayı kurduk, hep birlikte neşe içinde bir yemek yedik.

Oradan saat 9.30 gibi kalktık. Eve geldik 10. Bizim alt katımızda oturan eşimin teyzesi o gün kayınvalideme iftar vermişti. Hatta bizi de çağırdı ama biz annemlerdeki yemekten dolayı gidemeyeceğimizi ama dönüşte uğrayacağımızı söylemiştik. Oğlum hemen eve gitti, sabah çok erken kalkıyor, uykusu gelmişti. Biz biraz teyzeye girdik. Kayınvalidemle, kayınpederimi de gördük. Biraz Aliye'yi seyrettik. Kalburbasma yedik(çok nefisti, bu arada) .1 saat kadar sonra biz de eve çıktık.

Benim için , yok sanırım hepimiz için güzel bir akşamdı. Hem annemleri hem kayınvalideleri memnun ettik, yüzlerini güldürdük. Benim için onların mutluluğu çok önemli. Allah gecinden versin ama daha ne kadar birlikte olabileceğiz bakalım. Bazen bu düşünceler aklıma geldikçe kafayı yiyecek gibi oluyorum. Hemen başka konulara yönelip bunları unutmaya çalışıyorum.

Neyse, bu güzel günde karamsar düşüncelerden uzaklaşmalı. Meteoroloji İzmir'e yağmur dedikçe, İzmir de onları yalancı çıkarmak istercesine günlük, güneşlik. Kendini yollara vurmanın tam zamanı. Hem hava çok sıcak değil, hem de güneş var. Hadi bana byeeeee,

Salı, Ekim 10, 2006

Evlilik yıldönümü

MySpace

Bugün canım annemle babamın, benim var olmanın müsebbiblerinin 48.evlilik yıldönümleri. İkisini de çok seviyorum. Asla birbirlerinden ayırt edemem. İnşallah daha uzun yıllar birlikte mutlu, huzurlu, sağlıklı olurlar.

Annem, orta 2. sınıfta iken anneanneme okumak istemediğini söylemiş. Bunun üzerine önce enstitüye gidip, dikiş öğrenmiş biraz. Ordan da sıkılmış (azıcık maymun iştahlıdır annem. Ev başlanıp yarım bırakılmış birçok elişi örneği ile doludur) Bunun üzerine anneannem (ki daha önce yazmıştım. Dedem öldüğü için çalışıyor) onu çalıştığı yere alıyor. Annem ve kendi yaşlarında bir sürü kız birarada boş ve açık şekildeli deterjan kutularına zamk sürüp, onları kutu haline getiriyorlar. (Malum o zamanlar naylon yok daha. Herşey karton kutularda)

Babamsa zaten 12 yaşında babasını kaybettiği için ilkokuldan sonra hayat gailesinin içine düşmüş. 6 kardeşler babamlar. Kimse elinden tutmamış okuması için. O nedenle önce başka yerlerde çalıştıktan sonra o da 15 yaşında iken aynı yerde çalışmaya başlamış. Babamla annemin arası 2 yaş, bu arada.

Daha birbirlerini hiç görmemişler. Birgün ustası babamdan üst kata çıkıp kutu getirmesini istiyor.Babam merdivenlerden çıkınca annemle yüzyüze geliyor ve babamın dediğine göre babam orada görürgörmez anneme aşık oluyor. Bu arada babam aslında çok utangaçtır. Hala daha otobüste, dolmuşta yanına bir hanım otursa biraz sonra yerinden kalkar. Neyse, daha sonraki günlerde babam arasıra çeşitli bahaneler uydurup annemlerin kata gidiyor. Arkadaşları durumu anlıyor ve anneme " bu çocuk senin için geliyor" diyorlar. O ana dek anlamamış olan annem, ondan sonra dikkat ediyor ve o da babamdan hoşlanmaya başlıyor. Daha sonra çalıştıkları yer bir Bergama gezisi düzenliyor. Babam orada anneme duygularını açıklıyor. Annem de ona olumlu karşılık verince babam artık havalara uçuyor. Ama onların çıkması bugünkü gibi sürekli orada burada gezmek falan değil. Daha çok karşılıklı bakışma ve mektuplaşma ile süren bir aşk. Aradan yıllar geçiyor. Babamın askerliği geliyor. Babam askere gitmeden annemi istetmek istiyor ama her zaman mantık abidesi olan annem" Ne diyeceğiz? İş yok,askerlik yok. Ben seni beklerim. Sen git,gel,ondan sonra istersiniz "diyor. O 2 yıl mektuplaşmalarla sürüyor.

Babam askerden dönüp,işe girince annemi istetiyor. Yalnız anneannemin tepkisinden korktuklarından tanıştıklarını, birbirlerini sevdiklerini açıklamıyorlar. Halamın kayınvalidesi annemlerin komşusu. Sanki onun aracılığı ile görücü gelmişler gibi bir hava yaratıyorlar. Fakat anneannem vermiyor. Bizimkiler çok bozuluyorlar ama hiç ses çıkarmıyorlar. 1 yıl sonra babam tekrar halamın kayınvalidesini devreye sokup tekrar annemi istetiyor. Anneannem yine reddince halamın kayınpederi (annemle babamın rızasını almadan) anneanneme onların uzun yıllardır arkadaş olduklarını ve birbirlerini sevdiklerini söylüyor. Anneannem çok aşırı tepki veriyor. Çok üzülüyor. Anneme " benim gibi dul bir kadına nasıl bunu yaparsın, benim yüzümü yerde gezdirirsin" diye çok kızıyor. Lütfen bu olayları değerlendirirken anneannemin 1908 doğumlu olduğunu, olayın 1955 yıllarında geçtiğini gözönüne alın. O devrin düşünce tarzı içinde değerlendirin. Bu konuda en büyük destek teyzemden geliyor. Teyzem, görücü usulü ile evlenmiş ve evliliğinde mutlu değil. Bu yüzden annemlerin aşkına saygı gösteriyor ve ben bu işi halledicem, hepsini razı edicem diyor. Hepsi derken teyzemin eşi de bu evliliğe karşı. Dedem annemler çok küçükken öldüğü için, eniştem de ailedeki tek erkek olduğu için ona sonsuz yetki vermiş bizimkiler. Evin erkeği olarak görüyorlar.
Bu arada annem de " 30 yaşıma kadar evlenmem. O yaştan sonra kimse bana karışamaz.Ben de onunla evlenirim" diyor. Annem babama ve aşklarına o kadar güveniyor ki babamın onu 10 yol daha bekliyeceğini düşünüyor demek ki. Neyse; teyzem sayesinde herşey yoluna giriyor. Bu olaylardan 2 yıl sonra 1957'de nişanlanıyorlar. Eniştem bu kez de babam eve gelip gidiyor diye nikah yapılmasında ısrar ediyor. Kırmamak için nikah da yapılıyor ama herkes annesinin evine dönüyor ve 10 Ekim 1958'de düğün yaparak evleniyorlar. Ben 3 yıl sonra doğmuşum. Özellikle gençken ben anne ve babamın ne tartıştıklarını, ne kavga etttiklerini ne de birbirlerine bağırdıklarını duydum. Mutlaka olumsuz şeyler olmuştur ama annem hep, "kızım çocukların önünde tartışılmaz. Ne derdin varsa yatak odasında konuşur, halledersin" derdi. Gerçi yaşlandıktan sonra artık tartıştıklarını özellikle babamın anneme sesini yükselttiğini gördüm ve görüyorum ama sanırım yıllar sinirleri de harap ediyor. Zaten onların küslükleri bir saat bile sürmüyor. İnsan sevince kolay affediyor demek ki.

Annecim, babacım,sizleri çok seviyorum. İyi ki birbirinizi bulmuşsunuz, iyi ki sevmiş, sevilmişsiniz. Ömür boyu mutlu olun.

Pazartesi, Ekim 09, 2006

Bu sabah yağmur var İzmir'de

Karanlık bir sabaha uyandım. Zaten 6.45'de kalkıyoruz ki daha güneş doğmamış oluyor. Üstüne bir de kara bulutlar eklenince , çok kasvetli oldu bu sabah. Hafiften yağmur da çiselemeye başladı. Offf, geldi kış ya, geldi.

Cuma günü market alışverişi yaptım. Önce biraz ondan ,biraz bundan derken çıkışta taşıma kapasitemin ötesinde bir alışveriş olduğunu gördüm. Ben de atladım taksiye, öyle geldim eve. Şoför kesin küfretmiştir, şuncacık mesafeye beni götürdü diye ama Allahtan İzmir'in şoförleri henüz daha mesafe seçiciliğine başlamadılar ya da bana kibarı denk geldi.

Cumartesi günü kahvaltı sonrası önce renklileri, sonra da beyazları makineye attım, yıkadım. Pazartesiye gömlekler ve tişörtler hazır olmalı. Bu arada görümcem telefon etti, akşama iftara çağırdı. Daha doğrusu kayınvalideme ve teyzesine iftar yapıyor. Biz ise oruçsuzlar olarak olaya yemek yönünden dahil oluyoruz. Giderken tatlı alacaktım. Alma, güllaç getir beraber yapalım dedi. Ben hayatımda hiç güllaç yapmamıştım, ilk kez milli oldum ve bu kadar kolay bir işi neden gözümde büyütüp hiç denemediğime hayıflandım. Çok kolaymış. Gerçi burada meşhur olan Ağam baklavacısının güllacı kadar süper ötesi değil ama yine de iyiydi.

Pazar günü ise bir gün önce yıkananları ütüledim. Sonra eşimle sahilde yürüyüşe çıktık. Denizin içi adam doluydu. Ne bu diyeceksiniz? Midyecilermiş. Bostanlı sahilinden herhalde bir 100 metre ilerisinde bile (ben de pek mesafe kavramı yoktur, atmış olabilirim) deniz insanın beline geliyor. Bu adamlar denize girmişler. Midye çıkarıyorlar. Etraflarında da kayıklar var. Topladıkları midyeleri bunlara koyuyorlar. Sanki sıcak bir yaz günü , Çeşme plajında insanlar denize girmiş gibi nasıl kalabalıkdı denizin içi anlatamam. Pazar akşamı da bu kez kayınvalidem iftara çağırdı. Biraz erken gidip yardım ettim. Bir haftasonu daha böyle geçti.


Bugün önce bankalara gidip borçlar eda edilecek, sonra bir yarım saat kadar kiracımıza uğrayacağım. Geçen hafta uğramak istemiştim ama bir türlü günlerimiz uyuşamamışdı görüşmek için. Oradan da bir arkadaşıma gideceğim. Yarın temizlik var, kadın gelecek ama aynı zamanda annemlerin de evlilik yıldönümü. Gideceğimizi haber vermek istemiyorum. Sonra annem çok detaylı yemek işlerine girişiyor. Yoruluyor diye bu sefer ben üzülüyorum. Niyetim sürpriz yapmak. Telefonla tebrik edip, gelemeyecekmiş havası yaratıcam. Sonra da ben hazır birşeyler alıp akşam üzeri oğlumla beraber gidicem. Eşim de direkt işten oraya gelir. Akşam kutlama yaparız. Pastayı da unutmamak lazım. Dile kolay tam 48 yıl. İnşallah 2 yıl sonra 50. yılları olacak ama babam tanışmalarının ve beraberliklerinin aslında 60 yıllık olduğunu söylüyor. Yani gözlerini açmışlar, birbirlerini tanımışlar ve hiç ayrılmamışlar. Mesafe olarak ayrılıklar olsa da (askerlik, iş gibi nedenlerle) hep iletişimi sürdürmüşler. Yarın benim ve onlar için özel olan o günde , onların öyküsünü yazacağım. Bu da benim hediyem olacak onlara.

Cumartesi, Ekim 07, 2006

Aile İçi Şiddet

Bugünkü Hürriyet'in internet sayfasında Serdar Devrim'in aile içi şiddet konusunda çok güzel bir yazısı var. Hem üzücü, hem düşündürücü. Lütfen en sondaki videoyu da tıklayıp, seyredin.

Cuma, Ekim 06, 2006

Yine Cuma

Çarşamba günü sabahtan işleri toparladıktan sonra öğleden sonra halama gittim. Halam ve 2 kuzenimle oturup bol bol muhabbet ettik. Tabi yanında çay, kakaolu kek, kabak köftesi ve peynirli poğaça eşliğinde.

Dün ise anneme gitmeden önce ortanca halama uğradım. 1 saat kadar oturdum onda da. Ben oradayken torunları da uğradı. İyi oldu, onları da gördüm, görüştük. Oradan da anneme gittim. Çok özlemiştim. Önce annemde epey bir lafladık. Sonra teyzeme çıktık. Son rahatsızlığından beri teyzem bir alt kata bile inemiyor artık. Çok zorlanıyor.

Bu arada anneme gitmeden önce kitapçıya uğradım. Raflara bakarken "Moris Farhi" diye bir yazarın "Genç Türk" adlı eserini gördüm. Cumhuriyet'in kuruluş yıllarını o yıllarda 13-14 yaşlarında olan çocukların hayatları üzerinden anlatıyor.Sanki güzel gibi geldi, aldım. Önce annem okuyacak.Benim elimde şimdilik birkaç kitap var. Önce onları bitireyim. Şu aralar basın dünyası ile ilgili kitaplar okuyorum. İlk okuduğum kitap Zeynep Oral'ın "Meslek Yarası" adlı kitabı. Çok akıcı bir dille yazılmış, kendi iş yaşamını anlattığı , bu arada da uzun bir döneme tanıklık ettiği bir kitap. İnanın boş vaktiniz varsa sıkılmadan bir gün içinde okuyup bitirebilirsiniz. Sonra Akgün Tekin'in "Türk Basınında Kayan Yıldız, Haldun Simavi'nin Günaydın'ı" adlı esere başladım. Biraz kalınca bir kitap. Son 80 sayfadayım. Ama aynı akıcılık bu kitapta da var. O da bitince sırada Emin Çölaşan'ın "Unutulmayan Söyleşiler" kitabı var. Zaten Günaydın ile ilgili kitaba başlamadan önce Emin Çölaşan'ın kitabından Haldun Simavi ile yaptığı röportajı okumuştum. Ben yakın geçmişi anlatan kitapları okumayı çok seviyorum.

Geldik yine Cuma'ya. Herkese iyi tatiller.

Çarşamba, Ekim 04, 2006

Kısa kısa

Pazartesi günü arkadaşımın annesini hastanede ziyaret etmiştim. Maşallah,çok iyiydi. Hiç ameliyat geçirmiş biri gibi değildi. Bir de herhalde hastalığını bilmediğinden morali de düzgündü. Çok sevindim. Umarım , tekrarlamaz ve hep böyle sürer gider.

Dün ise malum temizlik vardı. Bugün halamlara gideceğim. Yarın ise anneme. Onu çok ihmal ettim. Yani 1 hafta olacak yarın ama ne bileyim uzun süredir görmemişim gibi geldi bana.

Aklımda bir sürü şey vardı başlarken ama şimdi hepsi uçtu gitti. Bu da böyle kısa bir post olsun bakalım.

Pazartesi, Ekim 02, 2006

İftar Yemeği

Yine Pazartesi. Oğlum okula, eşim işe gitti ev yine bana kaldı. Önce yağmurdan sonrasını anlatayım.

Cuma akşamı yemekten sonra görümceme gittik. Evi temizlenmiş. Tertemiz olmuş. Halıları da yıkamaya vermiş. Bir dahaki yağmura kadar her şey şimdilik iyi. Kiracımızın üst katı da tadilatı tamamlamaya başlamış. Bugün bir gidip bakacağım. Hem kiracımıza da geçmiş olsun diyeyim. Kadıncağızın koltukları, eşyaları berbat olmuş.

Cuma akşamı üzücü bir haber aldım. 4 ay önce babasını kaybeden çok yakın bir arkadaşımın annesi kansermiş ve cumartesi günü hemen ameliyata alınıyordu. Cumartesi günü sabahtan hastaneye gittim. Çok şükür, ameliyat iyi geçmiş ve doktor çok olumlu konuşmuş. Kanser yayılmamış ve o bölgeyi tamamen temizlemişler. Kemoterapiye bile gerek kalmayacakmış. Bu arada annesine durumunu anlatmadılar. O farklı bir nedenle ameliyat olduğunu sanıyor. Bugün de bir ara gidip göreceğim teyzeciği ve arkadaşımı.

Cumartesi günü hastaneden döndükten sonra pazar günkü iftar için eşimle çıkıp biraz yiyecek alışverişi yaptık. Sonra Bostanlı sahilde yürüyüş yapıp, sahildeki kafede oturup kuşburnu çayı içtik, sonra da eve gelip Gümüş'ün " Meğmet, Meğmet" diye melemelerini seyrettim.

Pazar günü kahvaltıdan sonra eşim annelerini almaya yazlığa gitti. Oğlan bilgisayar başında, bense popoma motor takılmış gibi koşuşturdum. Biraz toz alma ve elektrik süpürgesi yapma(ki ben bu işi yıl boyunca toplam 10'dan fazla yapmam ve nefret ederim.) sonra yemekler. Neyse herşey vaktinde yetişti. Yemekte 9 kişiydik. Gerçi yalnızca 3 kişi oruçluydu. Gülüş ahenk yedik,içtik. Hadi menüyü de yazayım.Bu arada Türk Dil Kurumunun yazım kılavuzundan kontrol ettim. menü imiş, mönü değil. Neyse ,evet menüde
İftariyelikler (zeytin, peynir, tereyağ, reçel, hurma, pastırma çeşitleri)
Kremalı mantar çorbası
Sucuklu yumurta
Kıymalı bezelye
Fırında köfte-patates
Pilav
ÅžakÅŸuka
Salata
YoÄŸurt
Köz kırmızı biber
Ayrıca görümcem ciğer sote ve haşlama dil getirmiş.

Hepimize afiyet oldu.

Birazdan çıkarım. Önce çiçek alayım( hastane için) oradan hastane, hastane dönüşü kiracıyı ziyaret, biraz alışveriş. Sonra eve gelip biraz ütü. Gün bitti. Bugün yemek falan yapmam. Herşeyden o kadar çok arttı ki. Herhalde 2-3 gün yemek yapmama gerek kalmayacak. Kebap yani.

Cuma, Eylül 29, 2006

YaÄŸmur=Afat

Dün gece İzmir'i sel götürdü. Gündüz azar azar çiseledi hatta bir ara (ki o aralar nedense hep benim dışaıda olduğum saatlere denk geldi) arttı yağmur. Ancak akşam saatleri başlayan ve gökgürültüsü-şimşek eşliğinde yağan yağmura biz afat desek daha doğru olur. Kelimenin tam anlamı ile bardaktan pardon kovadan ya da en iyisi biz damacanadan boşalırcasına diyelim. Bu evimizdeki (ciddi anlamda) ilk yağmur olduğundan ve de ev en üst kat olduğundan biraz da endişeli bir şekilde tüm gece evin tavalarına baktık ama şükür akan kokan olmadı. Fakat saat 8'e doğru telefon geldi. Görümcemin evini lağım basmış. Evet su falan değil lağım. Evi zemin dubleks. Yağmur suyu ile dolan kanalizasyon boruları geri tepmiş. Zemindeki tuvaletten bütün milletin lağım suları eve. Salonun yarısı, mutfak her yer affedersiniz bok içinde yüzüyormuş. "N'olur,bana acil bir tesisatçı bulun" dedi. Şansına bizimki yağmurdan dolayı dükkanı kapatmamış. Adresi verdim, gitmiş. Bu arada biz de evden çıkamıyoruz. Bizim sokak tam Venedik olmuş. Bir gondol eksik. Arabaların kapısı ile beraberdi su seviyesi. Neyse ,tesisatçı bakmış,"Abla,bu itfaiyenin işi. Onları çağırıp suyu vidanjörle çektirin" demiş. Fakat heyhat! Tüm İzmir'i sular bastığından itfaiye gelememiş. O saatte her zaman eve gelen kadınını bulmuş. O gelmiş.Evi temizlemişler ama halılar batmış tabi.Bugün halıları yıkatmaya gönderdi. Evin fotoğraflarını çekmişler. Diğer zararları da sigortadan alacak ama o üzüntü ve yorgunluk hepsinden beter. Bazı şeyler para ile karşılanmıyor.

Sabah da kiracı telefon etti. Benim 13 yıl oturduğum ve bir damla su akmayan ev dün gece akmış. Salon,mutfak ve 2 oda su içindeymiş. Bir tek banyo ile yatak odasında sorun yokmuş. Kiracımız çok iyi bir hanım. Bir üst katımız yarım çatıydı. Geçen yıl alanlar tadilat yapıp çatıyı tam kata çevirmek istediler. Ama şu an tadilat yarım. Oradan kaynaklanmış. O evin sahibi ile kendi de görüşmüş ama rica etti siz de arayın diye. Ben pek öyle sert konuşamam.Eşime havale ettim. O da "Ya bugün o meseleyi halledin ya da tadilatı onayımız olmadan yaptınız,belediyeye şikayet ederim" diye biraz tehdit etmiş. Umarım işe yarar da kadıncağız bu dertten kurtulur. Çünkü meteoroloji bu gece için de yağmur dedi.

Dün annemdeydim. Teyzeme çıktık. Teyzem iyileşmiş, yemesinden belli. Hadi şunu yapalım çayın yanına, bunu pişirelim diyor. Halbuki 1-2 haftadır ekmek-peynirden başka bir şey yiyemiyordu.Çok şükür. Yeryüzünde sağlık, enbüyük varlık (lütfen melodisi ile söyleyin arkadaşlar)

Pazar günü kayınvalidem ile kayınpederim artık yazlıktan dönüyorlar. O akşam onları iftara alırım. Alt kattaki eşimin teyzesini ve onda misafir olan bir yakınımızı da çağırırım. Pazar günü biraz koşuşmam gerekecek. Saatli olduğu için biraz stres yapıyorum. İnşallah alnımın akı ile çıkarım.

Herkese iyi haftasonları, iyi tatiller

Pazartesi, Eylül 25, 2006

Pazar Kopyası

Bugünkü post konumu Age35'den kopya çekiyorum. Pazartesi sendromu ya da pazardan nefret edenler klübü.

Pazar günü denince ilk aklıma gelen görüntü; 6-7 yaşlarım. Daha tv yok. Bir pazar günü. Yağmur şakır şakır yağıyor. Babam pencereye karşı divana uzanmış.Radyo açık ve Orhan Ayhan dıgır dıgır dıgır maç anlatıyor. İnanın her sefer bunlar aklıma gelir ve tüylerim diken diken olur. Zaten bir kadın olarak futbolu sevmiyorum. O her pazar aynı spikerden taramalı tüfek hızıyla maç dinlemek bir eziyetti. Hala da o adamcağızın sesini hiç sevmem. Bazen tv'de birşeyler anlatırken rastlıyorum ve ışık hızı ile kanalı geçiyorum. O zamanlar da pazarlar çok sıkıcıydı.

Sonra ortaokul yıllarım geliyor. Artık tv var. Ama pazar günleri saat 2 ya da 3'den sonra başlıyor. O saate kadar kahvaltı ve gazete ile oyalanıp sonra hiptonize olmuş gibi aralıksız tv seyrediyorum. Telemaç, kutu kutu, Güneş Tecelli, rahmetli Cenk Koray, Tansu Polatkan, Alman kasabalarında yapılan eğlenceli yarışlar, Bonanza. Ama yine de hep bir iç sıkıntısı ile. Yarın okul var.Pazarlar çok sıkıcı

Sonra lise yılları. Artık tv çok ilgimi çekmiyor. O yaşlarda hep olur. Çok sıkı dost 2 kızız. Sürekli bir araya gelip platonik aşklarımızdan söz ediyoruz. Pazarları da kah o bizde, kah ben onlarda bol muhabbetle geçiyor. Yine de hep aynı iç sıkıntısı. Yarın okul var. Pazarlar çok sıkıcı

Üniversitede pazartesi sendromu çok fazla değil. Çünkü okul daha çok arkadaşlarla bulışmak için gidilen bir üs. Üstelik biz iktisatçılar öğleden sonra gidiyoruz. Sabahtan işletmeciler gidiyor okula. Orada buluşup, gideceğimiz yerlere oradan dağılıyoruz. Devam zorunluluğu olmadığı için düzenli birilerinden notları alıp fotokopi çektirmek ve sınavlara girmek yeterli. Pazarlar yine çok sıkıcı. Ah, pazartesi olsa da okula gitsem:))


Sonra işe giriş. İş kadını ve bekar.Tekrar hoşgeldin pazartesi sendromu. Sabah erken kalkılacak. İş var. Üstelik liseye giden sevgili kardeşim, her pazar sorduğum "Bak, yarına İngilizce ödevin var mı? Bana akşam saati ödev çıkarma" uyarılarını her seferinde "yok" diye geçiştiriyor.Sonra da tam gece 11 civarı "ablaaa!" diye feryat edip ödevleri yapmam için veriyordu. Yani duble stres. "Oğlum benim uyumam lazım" "Ya, söz ablacım benim, bu son" Tabi sadece o hafta için son. Her pazar aynı senaryo tekrarlanır mı ? Bizim evde, EVET. Ben salak mıyım? EVET. Her pazar bak bu son deyip ertesi pazar gene paşa paşa ödevleri yapan kim? BEN. Kardeşimi seviyor muyum? ÇOK. Yarın iş var, ondan önce pazar gecesi yapılması gereken İngilizce ödevi var. Pazarlar çok sıkıcı.

İş kadını ve evli ve çocuklu. Aman allahım. Pazartesiye yetişecek ne çok şey var. Eskiden pazartesi sabahı herşeyini ütülü bulan ben, şimdi kendim dışında 2 kişinin daha giysilerini hazır ediyorum. Çocuk küçükken anneanneye götürürken hazırlanan o devasa çantalar (günlük giysiler, gezmeklik giysiler, bezler, biberonlar, oyuncaklar, herşeyin birer takım yedeği,) Çocuk okula başlayınca, onun ödevleri, okul önlüğü, eşin giysileri, kendi giysilerin,haftaiçi için 1-2 yemek hazırlama. Artık pazarlar yetmiyor. Sıkılacak zaman bulamıyorsun.Ama yine de ertesi gün iş olması bile insanın yüreğinin üstüne bir ağırlık oturtuyor. Pazarlar sıkıcı

Şimdi emekli ve evli ve çocuklu. Oğlum ödevlerini kendi yapıyor. Ütü haftaiçi hallediliyor. Çok fazla iş yok üstelik pazartesi bana iş yok ama pazarlar yine çok sıkıcı.

Pazarları nereye gidersen git, nerede gezersen gez, akşam olup ta eve dönünce o sıkıntı gelip yüreğinin üzerine çörekleniyor ve pazartesi akşamı olmadan da geçmiyor. Bu sendromun tedavisini bulan yüzyılın adamı olacak. Nerde o ? Çabuk çıksın ortaya..

Cuma, Eylül 22, 2006

Hastane Günleri

Teyzem hastalandı. Sürekli ishaldi. En son gaytada pembelik görünce kulaktan dolma ilaçlarla bunu geçiremeyeceğini anladı ve doktora gittik. Pazartesi günü oturdukları semte yakın özel bir hastaneye gittik. Doktor kontrol etti ve ertesi gün için kolonoskopi yapacağını söyledi. O gün yalnızca bedenen biraz yoruldu. Çünkü teyzem 78 yaşında ve ayak ağrılarından dolayı yanında destekle bile neredeyse sürüklenerek yürüyor. Hastaneye gitmek , gelmek biraz yordu.Tabii ishal de devam ediyor. Kolonoskopi için doktor laktasif(doğru mu yazdım,emin değilim) ilaçlar verdi. Zavallım o gece 10'dan sonra sürekli tuvalete taşınmış. Sabah 9 gibi hastaneye gittik. Bir iğne ile bayılttılar. Bu arada tüm işlemler sırasında ben de yanındayım. Çünkü giyinip soyunmasına falan hep ben yardım ediyorum. Yaşlanınca insanın hareketleri de yavaşlıyor. Bir ayakkabı çıkarmak bile dakikalarca sürebiliyor. Neyse işlem bitti. Doktor önemli birşey olmadığını, iltihap olduğunu ama yine de aklımızda birşey kalmaması için parça aldığını ve biyopsi yaptırmamızı söyledi. Daha sonra da baygın yatan teyzem için " Hastanızı üst kata çıkarın.1 saate kadar ayılmazsa tekrar bu kata getirin" dedi. İyi ki oğlu ve babam yanımızdaydı. Kızdığım nokta, doktorlar herkesin kendileri gibi herşeyi bildiğini sanıyorlar. Eğer ben böyle bir şey yaptıracak olsaydım tek başıma giderdim. Bu durumda ben herhalde o masada ayılana kadar yatmak zorunda kalırdım. Teyzem uzun boylu ve kiloludur. Oğluyla birlikte önce tekerli sandalyeye koyduk. Üst katta da yatağa kollarından ve bacaklarından tutarak ikimiz yatırdık. Neyse 1 saat sonra kendiliğinden ayıldı. Bu yaşa kadar hayatında hiç narkoz almamış. Onu çok etkiledi.Hastanede asansör olduğu için problem yoktu ama evi 3. kat ve asansör yok. Bir sandalyeye koyup, 2. kata anneme kadar taşıdık. Üst kata çıkarmaya artık gücümüz yetmedi. Orada akşama kadar yattı. Ama giderek açıldığı belli oluyordu. Artık iyice açılınca eve gelip doğru banyoya girdim. Üzerimdeki herşeyi kirli sepetine, ben de banyoya. Hastaneye gidip geldikten sonra ben çok kötü oluyorum ya. Herkes benim gibi mi acaba? Kendimi inanılmaz mikroplu, pis,ne bileyim çok kötü hissediyorum işte. Dün de patoloji sonucunu aldık. O da iltihap diyor. Şükür , kötü birşey yok. İlaçları yazıldı. Onları almaya başladı. İnşallah kısa sürede düzelecek.

Kısacası benim bu haftamın neredeyse tamamı hastane köşelerinde geçti. Allah ne eksik etsin ne de muhtaç etsin. Zaten hiç sevmem ne doktora gitmeyi ne de hastaneyi. Uzun bir süre inşallah uzak olur bize.

Pazartesi, Eylül 18, 2006

Åžimdi Okullu Olduk

Bugün okullar açıldı. Bloglardaki pek çok anne için bugün çocuklarının ilk kez okula gittiği gün. Tüm yeni başlayanlara, devam edenlere ve benim Lise 2'deki koca eşşek gibilere başarılı bir öğretim yılı olur inşallah.

Ev birden bomboş oldu sanki. Tüm yaz oğlumla birlikte olunca bu sabah yalnızlık biraz zor geldi. Tek iyi yanı, saat 12 ve hala bilgisayar ben de. Yoksa bu saatte imkanı yok bana bırakmazdı.

Haftasonu kayda değer hiçbir şey yoktu. Görümcem bizde kaldı. Yedik,içtik, muhabbet ettik ve yan geldik yattık. Dün onlar 2 kardeş Foça'ya gitti. Bense koca tınazlar gibi ütülerimi yaptım. Ama bu hafta rahatım hiç olmazsa.

Cuma, Eylül 15, 2006

İyi ki Doğdun Canım Kardeşim

Bugün de canım kardeşimin doğumgünü. Onu nasıl deliler gibi istemiş, sonra nasıl deliler gibi kıskanmış ve sonra da nasıl anası gibi sahiplenmiştim. Genelde çocuklar kardeşlerinin hemcinsi olmasını ister ama ben hep bir erkek kardeş istedim. Beni gelecek yeni kardeşe hazırlamak için Fuar'a gittiğimizde (doğmasına 1 ay falan kalmıştı) bana bir ambulans almışlardı. Sonra da "kardeşin bununla gelecek" demişlerdi. Kardeşimin adını ben koydum. Daha kardeşin olacak dediklerinde hiç tereddütsüz " x geliyor" dedim ve adı öyle kaldı. Hep o ambulansı halının kenarlarında sürer ve kardeşim geliyor, x geliyor diye oynardım. Hatta babaannem" ya kardeşin kız olursa " dediğinde çok bozulmuş, bu ihtimali düşünmemiştim bile. Galiba allah küçük çocukların kalbine göre veriyor.

Annem beni de , kardeşimi de evde dünyaya getirdi. Bunda o zamanki hastanelerde meydana gelen bebek karışması olaylarından duydukları korkunun payı var. O gün annem sancılanınca babam, hastaneyi arıyor. Hastaneden bir ebe ambulansla geliyor. (Bak, bana malum olmuş ambulans olayı) . Ebenin elinde bir çanta( Bunu niye yazdığımı alttaki satırlarda göreceksiniz) Tabi ev kalabalık, anneannem, annemin 2 teyzesi, ciciannem(annemin çocukluk arkadaşı) Beni kapı karşımızdaki bakkala gönderiyorlar. Sağolsun rahmetli Tevfik beyamca beni kapıda oyalıyor. Sonra "gel , kardeşini gör " diyorlar. Eve gidiyorum ama bu gelen küçücük bir bebek. Eee, benimle nasıl oynayacak bu şimdi? Sonra bütün gün uyuyor, meme emiyor, gene uyuyor.Ben çok bozulmuşum. Bir de bakkala gidip "Ebe gelirken bebeği çantada çok sıkıştırmış, saçları ter içindeydi" diye anlatıyormuşum. Ben çok safmışım çocukken ya. İzlediğimiz Türk filmlerinde öpüşme sahnesi bile olmazsa bebeklerin de çantada getirildiğini düşünürüz tabi. Şimdikiler işin detayına giriyorlar.

Kardeşim çok uslu bir bebekti. Yatması, kalkması, meme emmesi herşeyi dakikti. Ama annem hep söyler, o kendi yaptı bunu, annem özel bir uğraş göstermedi bunun için. Sonraki yıllarda ise kardeşim oğlum gibi oldu. İlkokula başladığı yıl ben Orta2'deydim ve o yıllar ortaokullar ilkokullardan geç açılıyordu. 2 hafta annesi gibi ben gittim, sırada yanına ben oturdum. Okula ben alıştırdım. Sonraki yıllarda da tüm ödevlerini ben yaptım. Sadece ders çalıştıramazdım. O da benim sabırsızlığımdan ve öğretme yeteneğimin olmamasından kaynaklanıyor. Her ders çalıştırma teşebbüsüm defterlerin havada uçuşması ve benim " bi daha sana ders çalıştırmıycam" , onun " bi daha senden ders çalıştırmanı istemiycem" çığlıkları ile son bulurdu. Ama hiçbir zaman öyle ciddi bir kavgamız olmamıştır.

Ben 16 yaşlarında , o da 10 yaşlarında beraber bir yerlere giderken yolda birileri bana laf atardı. O da pazar sabahı tam tüm aile kahvaltı sofrasında başlardı" söyliyeyim mi, söyliyeyim mi?" demeye. Babam meraklanır" söyle bakalım" derdi. O da " baba, işte şu gün şurda bi oğlan ablama şöyle şöyle dedi" diye beni müzevirlerdi. Ben tabi yerin dibinde, kıpkırmızı. Utanırdım babamdan. Babam da olayı geçiştirirdi. Ben gene de bi şey yapamazdım kardeşime.

Büyüdü, ben çalışmaya başladım , o daha lise sondaydı. Tabi bu kez manevi desteğin yanısıra maddi destek te olmaya başladım. Görüp beğendiğim şeyleri alır, getirir ona sürpriz yapardım. Bir de onun " erkekler kırmızı giymez, şunu takmaz" gibi alışkanlıklarını kırmak için özellikle bazı şeyleri onun sevmediği şeylerden alırdım. 1-2 hafta inat etse bile daha sonra inadı kırılırdı. Hiç unutmuyorum, ona kırmızı, yakası beyaz adidas bir tişört almıştım. Haftalarca kırmızı giymem diye yüzüne bile bakmadı. Annemle ona tuzak kurduk.Annem hiçbir tişörtünü yıkamadı. O gün dışarı çıkacak evde tek temiz tişört yok. Annem sanki çok sıradan bir şey söyler gibi " Oğlum, o ablanın aldığını giyiver bugünlük " dedi. İstemeye istemeye giydi ama sonra bir alıştı, pir alıştı. Sırtından çıkarmadı. Eee, kadının fendi olayı.

Kardeşim 2003'den beri iş ve evlilik nedeni ile İstanbul'da. Gurbet çok zor. Annecim 20 yıl kardeşine hasret kalmıştı. Sanırım biz de aynı olucaz. Umarım bir gün yolları yine İzmir'e düşer. Burada olurlar. Annemle teyzem gibi biz de yaşlılığımızda birlikte oluruz. Kardeş bambaşka. İnsanın ömrünün tanığı oluyor. Aynı yerler, aynı insanlar, aynı mekanlar.

Ooooo, yaz yaz bitmez. Canım kardeşim seni çok seviyorum. Eşinle, çocuğunla, bizlerle ve tüm sevdiklerinle geçireceğin uzun, sağlıklı, başarılı, mutlu ve huzurlu nice yıllar diliyorum.Herşey gönlünce olsun.

İyi ki doğdun, iyi ki benim kardeşimsin.

Salı, Eylül 12, 2006

Doğumgünün Kutlu Olsun Anneciğim

myspace layout
Bugün annemin doğumgünü. Herkes için annesi dünyanın en iyi, en güzel, en fedakar, en, en, en annesidir. Benim annem de benim için en iyi, en güzel, en fedakar,annelerin annesi yani en bi endir. İyi ki doğdun anneciğim, iyi ki annemsin. Allah sana sağlıklı daha nice seneler versin.

Pazartesi, Eylül 11, 2006

Hüzün

Sonbaharın geldiği dün kesin olarak ve de dankkk diye kafama dank etti. Gerçi ilkokul 2'den beri sonbaharın Eylül ayı ile birlikte başladığını biliyoruz ama biyolojik sonbahar dün geldi bana.

Cuma akşamı Çeşme'ye gittik. Giderken bir sürü hazır meze , mangallık malzeme falan aldık. İzmir'in sıcağından sonra serin serin akşam soframızı kurduk. Ben yine klasik light biramı içtim. Cumartesi günü hava fena değildi. Havuza girip, güneşlendik oğlumla. Ama dün, ah dün yok mu? Zaten sabaha karşı uyandım ki bir uğultu, bir uğultu. Sanki Rüzgarlı Bayır ya da diğer adı ile Uğultulu Tepeler romanı burada geçiyor. Neyse gene uyumuşum. Ama sabah uyandım bir baktım hava bulutlu, rüzgar deli deli esiyor. Bu arada baktık, sitedeki herkeste hummalı bir faaliyet. Bu hafta herkes evlerini kapattı. Biz bile haftaya son bir kez geliriz derken, akıma uyduk herşeyimizi derledik, topladık. Bu işte çok uzun sürüyor. Buzdolabını boşalt, erit, temizle, halı ve yollukları topla, gidecek herşeyi poşetle, çekmeceleri aç, pencereleri içerden aç ki ev rutubet kokmasın. Ama işin doğrusu beni bunlar yormadı. Yorulan gönlüm oldu. Oğlum bile saat 3 gibi sıkıldım gidelim demeye başladı. Zaten havuza ya da denize girmenin imkanı yoktu. Saat 4 gibi yola çıktık. Koca site bir anda boşaldı. Evler kapatıldı, sadece bekçi aileler kaldı. Sitenin o terkedilmiş görüntüsünün üstüne bir de hava da kasvetliydi. Nasıl burukluk çöktü üzerime anlatamam. Gerçi eve gelince bu kez getirdiklerimizi boşaltmaya çalışırken geçti o burukluk. Birşeyler atıştırıp sonra da eşimle yürüyüşe çıktık. İzmir sıcaktı. Sahil esiyor ama içerleri sıcak. Yani İzmir hala yazı yaşıyor. Bu da benim tesellim.

Bugün temizlik var. Normalde salıları ama yarın önemli bir gün, o gün boş olsun diye temizliği bugüne aldım. Ne olduğunu yarın yazarım, günün anlam ve önemine uygun olarak. Birazdan çıkıp banka işlerini halledicem. Aslında oğlumla çıkıp ona okul için pantolon, ayakkabı ve ayrıca spor ayakkabı almamız lazım ama sanırım gene beni son dakika koşturtacak. Hepsini cumartesi günü yapmaya çalışıcaz. Neyse daha haftaya pazartesiye oooh çok var.

Cuma, Eylül 08, 2006

Festival

2 haftadır her gece yemekten sonra eşimle sahilde hızlı tempoda 1 saat kadar yürüyoruz. O tembellik etse ben "hadi" diyorum,ben gevşeyecek olsam, o bana "hadi" diyor. Eveli akşam aynı sahilde bir baktık Kıraç konseri var. Meğer festival varmış. Nasıl doluydu heryer anlatamam. Konserin yapıldığı yer bir meydan ama çevresi yeşillik. Millet çimenlere yayılmış.Aileler, gençler, sevgililer, ufak çocuklar. Kimisi bir örtü ya da kilim getirmiş , yayılmış oturmuş. Bazıları yiyecek ve içeceklerle gelmişler. Zaten heryer seyyar satıcı kaynıyordu. Çiğdemciler(yani ayçekirdeği) , sucular, meşrubatçılar, darıcılar(mısır,mısır o) , baloncular. Gerçeğini görmedim ama resimlerinden gördüğüm kadarı ile Central Park gibiydi.

Dün gece ise Hande Yener vardı. Ama Kıraç kadar seyirci toplayamamış . Çünkü bir gece önce oradan geçerken insanlara çarpmamak için tempomuzu düşürmüştük. Dün ise önümüz açıktı, aynı tempoda yürüdük.

Bugün inşallah akşamüzeri yazlığa gidicez. Artık son haftalar. Havalar iyice serinlemeden son kez bi suya banıp çıkalım bakalım. Ah gözünü sevdiğim güzel yaz. Çok çabuk geçiyo ya. İtirazım vaaarrr!!!!!

Salı, Eylül 05, 2006

Anneannemin Hayatı

Dünkü yazımda annemle babamın evliliklerinden ve aşklarından söz etmiştim. Onu yazmak istiyordum ama önce anneannemden başlayayım dedim. O da ayrı bir irade abidesidir rahmetli.

Anneannem 1908 yılında Selanik'te doğmuş. Selanik'in içinden, hatta o zamanki adı ile İslahane mahallesi, Mithatpaşa Caddesinde oturuyorlarmış.Evin en büyük çocuğu. Zaten 3 kızkardeşler. Mübadele ile birlikte 1922'de İzmir'e geliyorlar. Geldiklerinde anneannem henüz 14 yaşında. İzmir'e gelince şok olmuşlar. Çünkü Selanik'te elektrik var, elektrikli tranvay var, çok modern bir kent. Burada hala gaz lambaları ve atlı tranvay.

Dedem ile annenannem amca çocukları. Dedemin babası ölürken çocuklarını (onlar da 3 kardeş,2 erkek 1 kız) diğer amcaya emanet ediyor. O amca da el kızı yeğenlerimi üzer diye hiç evlenmiyor ve dedemle ,kardeşlerini büyütüyor. Neyse annenannem 18 yaşına geldiğinde birileri istiyor ve nikah hazırlığı için nüfüs cüzdanı erkek tarafına gönderiliyor. Meğer dedem içten içe anneannemi severmiş. Zaten birlikte büyümüşler. Gerçi aralarında 10 yaş var. Neyse dedem, amcasına durumu anlatıyor .Amcası da diğer kardeşine yani anneannemin babasına durumu söyleyince babası anneannemi dedeme veriyor. Anneannem bir süre "Bugüne dek ben ona x abi dedim,şimdi nasıl adı ile hitap ederim" diye bocalıyor. Ama dedem çok romantik ve kadın ruhundan anlayan biriymiş. Konuşmaları, yaklaşımları ve hediyeleri ile anneannemin gönlünü almayı biliyor. Önce evlilik ardından önce teyzem, 7 yıl sonra annem doğuyor. Bu arada dedemlerin marangozhaneleri var Kemeraltında. Ama işler ters gidiyor , dükkanı kapatıyorlar ve bir süre çeşitli yerlerde çalışıyor. En son Turyağ'a giriyor ama daha 1 sene bile olmadan ve annem daha 7 yaşındayken dedem kalp krizi geçirip ölüyor. Dedemin erkek kardeşi çalışmayan, haylaz bir tipmiş. hazır yiyici. Önce anneanneme nasıl geçineceğini soruyor. Sonra ona zengin bir ailenin yanında hizmetçilik işi buluyor. Anneanneme çocuklar benle kalır. Sen yatılı olarak çalış. Ayda bir gelir çocuklarını görürsün diyor. Anneannem kabul etmiyor. Çocuklar zaten babalarını kaybetti,bir de ben terkedersem çok üzülürler diyor. Amca buna çok kızıyor ve hemen malların satılıp paylaşılmasını istiyor. Topu topu 1 ev var. Zaten o zaman mal para etmiyor. Ev satılıyor, amca parasını alıp onları terkediyor. Anneannem bir süre ne yapacağını bilemiyor ama sonra kendini topluyor. Dedemin son çalıştığı yer olan Turyağ'a gidip işe başvuruyor. O yıllarda işyerleri ölen personelin eşi ya da çocuklarını uygun bir kadroya yerleştiriyorlarmış. Ve o güne dek ekmek almak için dışarı çıkmamış , mahalle mektebi dışında okula bile gitmemiş bir kadın 34 yaşında iş yaşamına giriyor. Başta çok çekiniyor, korkuyor. Dul olduğu için özellikle çirkin, kapalı giyinmeye çalışıyor. Zamanla hepsini aşıyor ama tabi zor günler geçirmiş. Bu arada dedemden kalan para ile başını sokacak bir ev alıyor. Kız çocuklarım var, sokakta kalmayalım diye.

Anneannem hayat dolu, neşeli, gezmeyi çok seven biriydi. 55 yaşında emekli olduktan sonra yazları bizle ,kışları teyzemle oturdu. Teyzem hep gurbetteydi. İzmir'e özellikle yazları gelirdi, sıcağı, hareketliliği nedeni ile. Bir de tabii her yaz bizim tatile gitmemiz nedeni ile. O da bizle gelirdi. Ömrünün sonunda Bodrum, Marmaris, Fethiye , heryeri gördü. Gezmeyi çok severdi. Sinemaya, tv'ye bayılırdı. Dedem için o yüzden çok üzülürdü. Hiçbir yer , hiçbir yenilik göremedi derdi. Hep bizlerle haşır neşir olduğundan son moda pop şarkıların hepsini bilir, o şarkıcılara kendince adlar takar, sonra da bize çal şu kara oğlanı ya da ne bileyim çal o süslü kadının şarkısını falan derdi.

Bence çok erken öldü. Henüz 69 yaşındaydı ama bu sıkıntılar onu yıpratmıştı. Yüksek tansiyonu vardı. Ölümü bile ani oldu. Gayet iyi olduğu bir akşam yattı, sabah kalkamadı. Onu yatağında uyur bulduk. Nur içinde yatsın. Çok özlemişim annenannemi.

Pazartesi, Eylül 04, 2006

Annem,şükür daha iyi. Tansiyonu düştü ama o günlerde vücudu çok sarsıldığı için yorgun. Sürekli yatıyor, dinlenmek istiyor. Doktoru ile her zaman telefon temasındayız. Çarşamba gelince de ilk iş annemi ona göstereceğiz. Babam da çok üzgün. Onların ki çok eski, uzun ve meşakkatli bir aşk olduğu için ne kadar didişseler de, küsüşseler de birbirlerini seviyorlar. Kısmetse Ekim'de 48. evlilik yıllarını kutlayacaklar ama öncesini bakarsan birbirlerini 55 yıldır tanıyorlar. Onların hikayesini de ayrı bir postta yazarım.

Evlenip Ankara'ya yerleşen bu yüzden çok uzun aralıklarla görebildiğimiz bir arkadaşım, dostum 30 Ağustos tatilinden yararlanarak Kuşadasına tatile gelmiş. Cuma günü sırf görüşebilelim diye 2 saatliğine Kuşadasından buralara geldi ve döndü. 2 saat bile olsa onu görmek, birlikte muhabbet etmek çok güzeldi. Daha da güzel olanı sanki dün ayrılmışız gibi kaldığımız yerden muhabbete devam edebilmemizdi. O gün ondan ayrıldıktan sonra tekrar anneme gittim. Aklım oradaydı çünkü. İyiydi, şükür.

Annem rahatsız olduğu için haftasonu hiçbir yere gitmedik. Zaten hava da serindi, rüzgarlıydı. Cumartesi öğleden sonra vapurla Konak'a geçip, uzun süredir dolaşmadığımız Kemeraltı'nda dolaştık. Akşam da Bostanlı'da bir yerlere gidip yemek yedik.

Pazar günü ise eşim Foça'ya gidip annesi ile babasını İzmir'e getirdi. Bazı işleri varmış yapılacak. Haftasonuna tekrar dönecekler Foça'ya. Orayı seviyorlar. Kasım olmadan temelli dönmezler. Ben de biraz evi toparladıktan sonra 1-2 saatliğine anneme gittim. Akşam yemekten sonra eşimle yürüyüşe çıktık. Havalar serinledi, artık yürünebiliyor. 1 hafta önce adım atmak işkenceydi. Gerçi yaz bitiyor diye de hüzünlenmiyor değilim. Sonbaharı hiç sevmem. Ruh karartıcı, kasvetli bir havası vardır. Depresif bir mevsim. Bir an önce kış gelsin bari. Kışı severim çünkü arkasından bahar geliyor. Üstelik ben kış doğumlu biriyim. Yılbaşı da var. Bu yıl yılbaşı ile Kurban Bayramının ilk günü aynı gün, 31 Aralık. Programlarınızı ona göre ayarlayın şimdiden. Erken demeyin, zaman hızla akıyor. Bir bakmışsınız 31 Aralık olmuş bile.

Cuma, Eylül 01, 2006

Canım sıkılıyor canım

Çoook uzun zamandır yazmadım, yazamadım. Hem zamansızlıktan hem de isteksizlikten. Önce nişandan başlıyayım.

Cumartesi sabah erkenden kalktım, kahvaltıdan sonra Göztepe'ye (bir Karşıyakalı olarak kuaförüm Göztepe'de , n'olur kızmayın bana Karşıyakalılar) gittim. Röfle, kesim, fön derken 4 saat geçmiş. Tekrar Karşıyaka'ya geldim, fotoğraf makinasına film falan gibi ıvır zıvır bi şeyler aldım, doğruu eve. Zaten giyindim, eşim giyindi derken saat 7.30 olmuştu. Annemlere gittik. Teyzem, kuzenler(biri müstakbel damat oluyor) ,annem,babam, ciciannem( annemlerin gençlikten beri arkadaşı,hepimizde emeği vardır.O yüzden hepimiz ona cicianne deriz) ve eşi hepbirlikte kız evine gittik. Ha, bu arada yolda durduk çiçek yaptırdık falan saat 21.15'de ancak vardık kız evine. Kızcağız vaz mı geçti diye düşünmüştür herhalde. Biz 9 kişiydik, onlar 23 kişiydi. Eniştem yıllar önce öldüğü için babam istedi kızı babasından. Yüzükler takıldı, yenildi, içildi. Yalnız yenildi kısmını abartmışlar. Hani derler ya, kuş sütü eksikti sofrada. Gece 1'e yakın eve döndük.

Pazar günü Foça'ya kayınvalidelere gittik. Orada da öğle yemeği yiyip akşamüzeri geri döndük.

Çarşamba 30 Ağustos tatil olduğundan (yani evin tek çalışanı eşime) Salı sabahtan canım arkadaşım F, kızı C, oğlum ve ben Çeşme'ye gittik. F'nin oğlu L bu yıl OKS sınavına girecek ve dersanesi başladı. Dersane 7'de bittiğinden L, F'nin eşi Ç, ve benim eşim akşamüzeri yola çıktılar ama yol çok kalabalıkmış. Karşıyakadan 7'de çıktılar, Çeşmeye vardıklarından saat 9.30'du. F ile kardeş gibiyiz. Çok iyi anlaşıyoruz. Dertleştik, yüzdük, güneşlendik, dolaştık. Bana terapi gibi geldi. Gayet mutlu olarak çarşamba akşamı eve döndük.

Perşembe için önceden konuşmuştuk halam gittim. 1 aydır gidememiştim. Muhabbet ettik, azıcıcık diğer halaların dedikodusunu yaptık (biz aramızda kuyruğundan çekmek deriz) çaylar,muhabbet derken cep telefonum çaldı. Baktım annem arıyor ama telefonu açtım başka bir ses. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Hemen anladım kötü bir şeyler olduğunu. Kendini tanıttığı halde arayanın kim olduğunu anlayamadım bir süre. Meğer annemlerin alt kattaki eczacıymış. Annem kusmuş, tansiyonu 24 olmuş. babam da evde yokmuş(teyzem yanında idi ama o da çok yaşlı) hemen gelirmisin diye çağırıyordu. Taksiye atlayıp gitmem 15 dakika sürmedi Gözünü sevdiğimin İzmir'i. Heryere hemen ulaşabiliyorsun, mesafeler yakın. Yolda annemin doktorunu aradım ama ne muayenehane, ne ev , ne yazlık ne de cebi yanıt vermedi. Eniştemiz doktor, gerçi branşı alakasız ama yine de bilir. Onu aradım. O bana yapmamız gerekenleri söyledi, ben de telefon edip eczacı hanımdan bazı ilaçlarını içirmesini istedim. Gittiğimde annem bitap bir şekilde yatıyordu. Onu orda öyle görünce ağlamamak için kendimi güç tuttum. Çünkü eğer ben de çözülürsem annemin morali daha da kötü olacaktı. Anneciğim hiç kimseyi üzmek istemez. En kötü zamanında bile iyiyim deyip bize moral vermeye çalışır. Bana durmadan, seni de rahatsız ettim, buralara getirdim, ben iyiyim,merak etmeyin deyip o bize destek olmaya çalışıyordu ama beti benzi gitmiş, dudaklarına kadar mordu. Bu tansiyon yükselmesinin nedenini biliyorum. Teyzemin bazı maddi sıkıntıları var. Ama bayağı büyük sıkıntılar.Şu an itibarı ile bizim çözebileceğimizin çok çok üstünde bir boyutta. Detaylara girmek istemiyorum ama nedeni de tamamen 2 oğlu ve onların bu konuda en küçük bir çözüm arayışları yok. Teyzem de sorunu çözmek için sürekli doğru /yanlış alternatifler üretiyor. Bunların tümünü anneme yine (yine diyorum,yaklaşık 1-2 aydır hep böyleler) anlatmış, annem ablası üzülüyor diye daha da üzülmüş ve bu neden olmuş. Zaten teyzem de hep benim yüzümden kardeşçiğim böyle oldu deyip durdu. Neyse 2 saat içinde tansiyonu 16'ya indi ama yine de yüksek. Bugün bir doktoru ile konuşucam,gerekirse götürücez. Benim kızdığım, annem orda yatarken teyzemin gene dönüp dolaşıp aynı sorunları anlatmaya başlaması. Ben de teyzecim, istersen bunları daha sonra konuşalım, stresli şeylerden uzak duralım dedim de sustu. Tamam, belki haklı. 78 yaşında insan bu tür sıkıntılar çekemiyor ama sorumlusu gene kendi çocukları, başka kimse değil. Oğulları ile konuşup çözüm bulacaklarına, onlara laf etmekten korkup herşeyini anneme anlatıyor. Annem de 70 yaşında, kalbi var, tansiyonu var, varoğlu var. Kardeşini seven insan biraz onu da düşünür. Neyse , çok uzattım ama dünden beri çok sinirlerim bozuk. İnşallah bugün daha iyidir,bir ara uğrayıp bakacağım.

Velhasıl, canım sıkılıyor canım

Perşembe, Ağustos 24, 2006

HerÅŸey

Üstüme üstüme geliyor. İncir çekirdeğini doldurmayacak şeylerden bile sinirleri bozulduğunu iddia eden, sonra da tüm evi huzursuz yapan bir insanla birlikte olunca insanda sinir minir kalmıyor. Ne alıp veremediği var şu dünya ile anlayamadım. Bir işin var, maddi durumun fena değil, sağlığın bin şükür iyi, var bazı rahatsızlıklar ama allah devasız dert vermesin. 45'den sonra insan bu kadar sağlıklı olabiliyor. Çocuğundan yana okuldu, kötü arkadaştı sorunun yok. Daha ne istersin be adam? Sorunsuz ortamda sorun bulup sürekli gamlı baykuş şeklinde dolaşmanın ne alemi var? Üstelik bunu tüm çevrene yayarak herkesi de mutsuz ediyorsun. İnsanın içindeki yaşam sevincini öldürüyorsun. Bir gün bir tokat yiyince görecek gerçek sorunu, mutsuzluğu. O zaman ,bu boşuna mutsuz geçirdiği günlerin kıymetini anlayacak ama çok geç olacak, gafil

Salı, Ağustos 22, 2006

Fındıklı Kurabiye ve Geçen Hafta

Söz vermiştim, tutayım. Ben özellikle tatlı, tuzlu şeyler konusunda öyle çok maharetli biri değilimdir. Bildiğim birkaç çeşit şey vardır, gelen konuklarıma onları yaparım. Onlar da daha ziyade çalışan kadının yaptığı türden,hazır bazı şeyleri biraraya getirerek yapılan, kolay yiyeceklerdir. 2 yıl oldu emekli olalı ama herhalde biraz da meraklı olmadığımdan bu yönümü pek geliştirmedim hala. Neyse, ben "Fındıklı Kurabiye" tarifi vermek istiyorum. Hem kolay hem de çok lezzetli bir kurabiye
Malzeme: 3 yumurta sarısı (akları üzerine kullanılacak)
1 su bardağı pudra şekeri
1 yemek kaşığı yoğurt
250 gr. margarin(oda sıcaklığında yumuşatılmış)
1 paket kabartma tozu
Aldığı kadar un
1 su bardağı fındık kırığı
Yapılışı: Yumurta sarıları, margarin, pudra şekeri ve yoğurdu karıştırdıktan sonra un ve kabartma tozunu ekleyelim. Kulak memesi kıvamında bir hamur olacak. Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar alıp ,yuvarlayalım. Önce yumurta akına sonra da fındık kırığına bulayıp yağlanmış tepsiye dizelim. 200 derece fırında hafif pembeleşene dek pişirelim. Afiyet olsun.

Gelelim yaptıklarıma. Malum haftasonu Çeşme. Bu hafta sonu üçümüz çekirdek aile şeklinde takıldık ama pişman oldum. Ay, insanlar olsun, ben yorulayım ve de muhabbet olsun. Eşim yorgunum dedi sürekli uyudu. Uyanık olduğunda hep hayatı ile ilgili yakınacak birşeyler buldu, trip yaptı. Oğlum genelde tv'ye ve cep tlf.daki oyunlara takıldı. Havuza bile 2 kerecik gitti. Ben de gazetelere gömüldüm, iyice moralim bozuldu. Hem dünyadaki hem de ülkemdeki herşey kötüye gittiğimizi teyit eder nitelikte. Kısacası iyi değilim. Geldik, İzmir yanıyor. Oysa orada pike örtünüyorduk geceleri. Burada klimalı odalarda modern hapis hayatı yaşanıyor. Dün temizlik vardı. Normalde bana Salıları geliyor ama özel bir işi vardı, rica etti. Benim için de uygundu, kabul ettim.Saat 4 gibi de bir arkadaşım geldi ziyarete. Yıllık izindeymiş, bugün işe başlayacak. Başlamadan beni görmek istemiş. Çok sevindim. Bol muhabbet, biraz banka dedikodusu falan, vakit nasıl geçmiş anlamadık.

Cumartesi günü kuzenimin nişanı var. Yarın ona gidip takım elbise almasında yardımcı olacağım. Bu sıcakta takım elbise, lafı bile korkunç görünüyor ama n'apsın? Şort ve tişortla olamayacağına göre. Bu arada kuaföre gidip gölgemi yeniletmem lazım. Bir akşamüzeri uzun süredir görüşmek isteyen arkadaşımla buluşup laflamam lazım. Ama sıcak inanın insanı canından bezdiriyor. Evden dışarı adım atasım yok. Neyse Eylül'e az kaldı. Havalar biraz serinlemeye başlar herhalde.

Eh, ben artık kaçayım. Yapılacak daha bir sürü işim var. Herkese iyi ve buz gibi bir gün

Çarşamba, Ağustos 16, 2006

Fındık Zamanı (ymış)



Bugünlük yalnız logo. Ama söz en kısa sürede bir fındıklı tarif de ben yazıcam.

Salı, Ağustos 15, 2006

Döndüm

Bu 2. yazışım. Tam bitmişti, yazılar uçtu. Tüh ya

Kardeşim gelince annem,babam ve biz de onlara katılıp hep birlikte Çeşme'ye bizim eve gittik. Yeğenim maşallah çok tatlı olmuş. Sapsarı bir kafa, kocaman kara gözler. Havuza bayıldı. Öğle saatlerinde zor aldık havuzdan. Ama denizden biraz ürktü, herhalde büyük geldi. Genellikle kumsalda kumlarla oynadı. O hafta sonu gelinimiz ve yeğenim İstanbul'a döndüler. Gelin pazartesi işe başlayacaktı. Yalnızca 1 hafta izin alabilmiş bu yıl. Biz tatile devam ettik. Deniz , güneş, kum üçlüsüne takıldık. Burcu'nun dediği gibi Cece,mece bara falan takılamadık. Zira ruh istese de beden izin vermiyor o saatte ayakta olmaya. Tam bir dinlenme oldu benim için,hem bedenen hem ruhen.

Geçtiğimiz Cumartesi de biz döndük eve. Çünkü pazar günü kayınvalidem taşınacaktı. Pazar günü onlar taşındı. Dün biraz alışveriş yaptım. 15 gün evde olmayınca ev tam takır kuru bakır olmuş. Sonra kardeşim geldi. Bütün gün evde muhabbet ettik. Dışarı çıkamadık çünkü İzmir'de sıcaklık güneşte 40 derece civarında. O yüzden sokaklara çıkmak pek akıl karı değil. Bugün Salı, temizliğe kadın gelecek. Gerçi 15 gündür ev sımsıkı kapalı olduğundan 1 gr. toz yok ama gene de ister.Yarın kardeşim İstanbul'a dönüyor. Yarın yine onunla birlikte olmak için annemlere giderim. Sonrası ? Sonrası allah kerim.

Pazartesi, Ağustos 07, 2006

Ben de Tatildeyim

Geçen hafta kardeşim, eşi ve yeğenimle birlikte apar topar Çeşme'ye gittik. O nedenle allahaısmarladık yazısı yazamadım. Üzerine eşim de bu hafta yıllık izin aldı(nasıl olduysa şeytanın bacağını kırdık) .Bugün İzmir'e birkaç saatliğine geldim. Bankalarla yapılacak bazı işler var. Öğleden sonra tekrar Çeşme'ye dönücem ve pazar günü geri gelicez.

Pazartesiye görüşmek üzere, hadi bana byeeee

Cuma, Temmuz 28, 2006

Bu akÅŸam ne seyredelim?

Bu akşam 2 güzel program çakışıyor. NTV'de saat 21'de Beyaz ile Kadir Çöpdemir'in birlikte sundukları "Biri bana anlatsın" programı var. Saat 23'e dek sürüyor. CNN Türk'te ise 22'de Okan Bayülgen'in sunduğu "Haber Makinası " başlıyor. Eee, 2 programın 1 saati çakışıyor. Napçaz şimdi? Kadir Çöpdemir'i Number1 TV'deki Geyik Parkı programından beri izleyen biri olarak herhalde Okan'ın programının ilk 1 saati güme gidecek gibi görünüyor. Allahım, ne büyük sorunsal bu yane :))

Pazartesi, Temmuz 24, 2006

Kriz

Bakıyorum da yazılarım hep bi gittik, bi geldik şeklinde. Napayım ama yaz İzmir'de böyle geçiyor. Eşim yıllık iznini alamadığından yalvar yakar Cumayı kapmış.Biz de oğluşumun bir arkadaşını da alıp Perşembe akşamından Çeşme'ye gittik. İzmir yanarken orada geceleri battaniye örtünmek zorunda kalıyoruz. Nasıl serin ve güzel anlatamam. Cuma akşamı için eşimin kuzeni yemeğe çağırmıştı. Oraya gittik. Ankara'daki kuzenleri gelmiş, onlardaymış. Hep birlikte 10 kişilik koca bir masada gülüş ahenk yemek yedik. Ben de Cumartesi için onları yemeğe çağırdım. Cumartesi günüm o yüzden yemek hazırlığı ile geçti. Ama yine de bir ara kaçamak yapıp havuza bile girdim. Pazar günü ise tam bir gevşeme günü oldu. Akşam saat 9 gibi de evdeydik.

Şimdi başlığa bakıp kriz bunun neresinde diyeceksiniz ki, bi dakka geliyor, anlatıcam, sabırsızlanmayın. Cuma sabah 11 gibi telefon çaldı. Benim erkek ve bekar kuzenlerden biri aradı. Gelsem olur mu, siz döndükten sonra da ben haftaiçi kalmaya devam ederim dedi. Ben asla tek ayak üstünde 40 yalan uyduramam. Buyur gel dedim. Tabi eşim bunu duyunca kızılca kıyamet koptu. Kızmasının 2 nedeni var. Birincisi bu yıl yıllık izin anlamında yapacağımız tek tatil bu. Bırakın da şurda bir haftasonu ailecek kalalım diyor(ki tüm sülale bunun bizim tek iznimiz olduğunu biliyordu)İkinci ve önemli nedense kuzen biraz içkiye fazla düşkün. Sabah kalkıyor kahvaltı masasına bira şişesini koyuyor, tüm gün boyu bu demlenme sürüyor. Gün ortasında da rakıya geçiyor ve gece yarısı yatana kadar sürüyor bu durum. Gerçi ne sarhoş olur, ne dili dolanır ,ne de çevresini rahatsız eder. Bu arada benim eşim hiç içmez. Bense arkadaşlar varsa birkaç kadeh şarap ya da bir bira içerim. Eşim "Benim yetişme çağında oğlum var. Kötü örnek olmasını istemiyorum."diyor. Hak vermiyor değilim .Çünkü daha önce de oldu. Al sen de bir yudum muhabbetleri oluyor çocuğa. Ayrıca biz o sitede daimiyiz. Eşim biz yokken o orada tek başına sabahtan akşama verandada içecek, etraftakiler de rahatsız olacak diyor, falan filan. Velhasıl ben ona telefon açtım. İşte beklemiyorduk, bir arkadaşlar aniden geldi yatacak yer yok dedim. O da pazara gelirim, sizden anahtarı alırım dedi. Bu kez ona birşey diyemedim. Hadi 2. kriz patladı. Bu kez de anneme telefon açtım. Bu konuyu hallet. Ben aciz kaldım dedim. Neyse konuyu onlar halletti ama hepsi geçici çözüm. Yaz uzun . Her an bizden yine anahtarı isteyebilir. Ne yalan uydurucam, ne bahane bulucam bilmiyorum. Galiba sonunda bana bu yazlığı sattıracaklar.

Bu arada bu Cuma günü kardeşim, eşi ve bi tanecik yeğenim geliyor. Herhalde Cumartesi günü onlar ve biz annemle babamı da alıp Çeşmeye gideriz. Bu sefer 1 hafta kalacaklar. Çünkü gelinimizin kızkardeşi Eylül'de Antalya'da evlenecek. Kalan 1 haftalık iznini de o sırada kullanacak. Haklı kızcağız. İnsan böyle zamanda kardeşinin yanında olmak ister. Yeğenim bana şeşil (yani yeşil) dinazor ısmarladı. Onu da aldım, hazır bekliyoruz keratayı. Nasıl özledim, nasıl burnumda tütüyor anlatamam. Hem kardeşimle de azıcık dertleşmek istiyorum. Telefonlar yetmiyor. İnsan gözgöze dizdize konuşmak istiyor. Ne zaman bitecek bu hasretlik?

Cuma, Temmuz 14, 2006

Bu Kez Farklı

Bu haftasonu Çeşme'ye değil de Foça'ya gidiyoruz. Hem kayınvalideleri ziyaret edeceğiz , hem de zeytinleri sulayacak eşim(bahçede 100 kadar zeytin fidanı var da). Bu akşamdan gidiyoruz, yani 3 gün kafayı kırıcam. Pazar akşamı olsa da dönsek diyorum ve huzurlarınızdan çekiliyorum.

Pazartesi, Temmuz 10, 2006

Yeknesak

Sanırım bu yaz boyunca ben hep aynı şeyleri yazıcam. Gene cumadan yazlığa gidildi. Gene havuz, deniz, güneş. Bol bol yeme, içme, mangal. Eee işte hepsi bu. Programa ilaveten oğlumun bir arkadaşını da aldık bu kez. Sıkılmasın küçük bey diye. Ha bu arada karar verdim ben oğlumu kimselerin yanına gönderemem. Çünkü gelen arkadaşı yatağını topladı, sofradan kalkarken tabağını, bardağını kaldırdı. Bizimkinde maşallah tık yok. Sabah çarşaf ve pike top halinde yatağın ortasında duruyordu. İnsan arkadaşından utanır, toplar di mi ? Nerrdeee... Bu çocuk bir yere gitse rezil edecek beni. Üstelik gittiği yere ağırlık yapacak, zahmet verecek. Bu arada evlenince gelin hanımın çocuk yetiştirme konusunda hakkımda edeceği lafları yazamıyorum bile. Ben bir yerde yanlış yaptım ama ..?

Cuma, Temmuz 07, 2006

Nach puan

Bizim izin yalan oldu. Gene 2 günlük haftasonları ile idare edicez. Ben böyle işin de , şirketin de ..... gözlerinden öperim. (siz kötü niyetlisiniz)

Perşembe, Temmuz 06, 2006

Genel Durum

Cuma günü arkadaşımın babasının 40 lokması vardı. Ona gittim. Dağıtımda yardımcı oldum. Yardımcı derken arabada co-pilotluk yaptım. Ehliyeti eski olmasına rağmen azıcık cesaretsizdir benim canım arkadaşım. Benim tek yaptığımsa "sen aslansın,sen kaplansın,oraya da gideriz,buraya gideriz "diye moral vermek yanında. Biz o akşam 6 gibi Çeşme'ye gidecektik. Saat 5.30 gibi arkadaşım aradı. Biz de geliyoruz dediler. Yazlıklar kalabalıkla güzel oluyor. Tabi son dakikada programı değişince, anca 7 gibi çıkabildik yola. Yollar Cuma akşamı olması nedeni ile çok kalabalıktı. Yiyecek alışverişi falan derken biz saat 9.30 gibi eve ulaştık. Yemeğe oturduğumuzda saat 10'du. Haftasonu güzel geçti. Yedik, içtik, yüzdük, eğlendik. Pazartesi günü eşleri sabahtan gönderdik. Biz o gün de denize girip akşamüzeri geri döndük. Allahtan havalar biraz serinledi de İzmir de çok sıcak değildi.

Salı günü malum bende temizlik günü. Dün ise nihayet annemi kontrole götürdüm. Bu kez tansiyonu çok yüksekti. 21-10 gibi. Doktor acilen tansiyonu düşürmeliyiz dedi. Aksi takdirde beyin kanaması, felç, kalp krizi, bunama gibi sonuçlar doğurur dedi. Şimdi sıkı bir perhize girdi. İlaçları değiştirildi. Allah korusun, düşünmek bile istemiyorum o kötü sonuçları. . Ama sonuçta kendi sağlığı, dikkat etmesi gereken yine kendisi. Çok ihmalkardır benim anacım bu işlerde. Bu ilaçları kullansın ,10 gün sonra tekrar kontrole gidicez.

Eğer bir mani olmazsa bu haftasonu eşim 15 günlük izne çıkacak. Ama çok enteresan bir şirkette çalışıyor. Son dakikaya kadar ne olacağı belli değil. Cuma akşamı saat 6'da patronlar tamam derse izne çıkıyoruz, demezse gene kös kös İzmir bekliycez. Geçen sene de çıkamamıştı izne. Gerçi bizimkinde de kabahat var, biliyorum. İnsan ağzından girer, burnundan çıkar gene alır o izni ama erkek işte. Yapamıyorlar.

Bu 2 günde kuaför işlerini halledeceğim. Gölge zamanım geldi. Araya bir de istenmeyen tüylerden kurtulma operasyonu sığdıracağım. Bu sıcakta nasıl üşeniyorum anlatamam. 3-4 saat o kuaförde oturmak cehennem azabı gibi. Zaten gölge yaptırmamın nedeni o. Boya olsa 20 günde bir kuaföre gitmek lazım. Bari 3 ayda bir gidip zamandan kazanıyorum.Bu arada ben Karşıyaka'dayım, kuaförüm Göztepe'de. Gitmek bile iş yani (İstanbullular okuyunca çok kızacaklar. Çünkü en fazla 45 dakikalık yol.)

Bu arada sabah eşim işe gider gitmez bilgisayarın başına oturuyorum. Yoksa bir daha çok zor ele geçirmem. Malum okullar tatil. Bilgisayar küçükbeyin tekelinde. Ancak o uyurken ya da arkadaşları ile dışarı çıktığında girebiliyorum bilgisayara. Tabi bu arada akşamları da eşim ele geçiriyor bilgisayarı. Bana ya sabahın körü ya da gecenin bir yarısı kalıyor. Buna da ŞÜKÜR(!)

Cuma, Haziran 30, 2006

Zor Hayat :))

Hafta nasıl geçti anlamadım. Salı günü annemi doktora götüremedim. Çünkü doktorumuz bir seminere katılmak üzere şehir dışındaymış. Salı günü dönecekmiş. İnşallah önümüzdeki hafta gideceğiz. Zaten bir rahatsızlığı yok. Rutin kontrol. Ama annem çok stresli bir insandır. Her kontrol öncesi bizi de strese sokuyor. Zaten bu kontrol tarihine karar vermesi bile 1-2 ay önceden başlıyor. Babamın tabiri ile herşeyi çok "damtraklı", yani fazla kuralcı gibi bir şey demek oluyor. Bizim ailede böyle deyimler ve sözcükler çok fazladır. Biz birbirimizi anlıyoruz da bazen diğer insanlar ve aileye yeni katılanlar "ne diyo bunlar "der gibi bakıyorlar o zaman açıklama ihtiyacı duyuyoruz.

Çarşamba günü arkadaşımla birlikte AOS'a fabrika satış mağazalarına gittim. Kendime bir kot capri ve bluz, oğluma 3 tane tişort ve 1 plaj havlusu aldım. Arkadaşım da oğluna 1 mayo ve 2 tişort aldı. Ancak biz bunları yaklaşık 3-4 saat dolaşarak hallettik. Bu arada arabanın sıcaklık göstergesi sürekli 40-42,5 arasında gitti, geldi. Varın siz anlayın yani sıcağı, nemi. Oradan da bostanlı pazarına geçtik ama yorgunluktan tekstil kısmına giremedik bile. Biraz meyve-sebze alıp hemen döndük.

Dün akşamüzeri görümcem telefon etti,akşam napıyorsunuz diye. Evdeyiz dedim. Hadi birlikte bir yerlere gidelim dedi. O, kızı, kocam, ben, oğlum, kuzenleri, onun eşi ve kızı Bostanlı'da deniz kenarında bir yere gittik. Deniz püfür püfür esiyor. Yol trafiğe kapalı, gürültü yok. Balıklar, kalamarlar, midyeler. Onlar rakı içti, ben bira. Rakıyı bir türlü sevemedim gitti. Bu yaştan sonra da alışacak halim yok. 2 bira , deniz, balık derken bir de havai fişekler patlamaya başladı. 3 genç bizden ayrılıp başka bir kafeye oturmaya gittiler.Biz 5 yaşlı(!) başbaşa kaldık. Muhabbet güzeldi. Gece kendimi yatağa nasıl attığımı bilemedim. Sabah da kalıp gibi kalktım.

Şimdi ufak bir çanta hazırlamak lazım. Malum akşamüzeri Çeşmeye gidicez. Haftasonu yine deniz, havuz, güneş. Valla hayat zor be:))

Pazartesi, Haziran 26, 2006

Tatil

Geçtiğimiz hafta pazartesi günü arkadaşım arayarak Çarşamba günü Çeşme'ye bizim yazlığa çocukları da alıp gitmemizi teklif etti. Ben tabi hemen atladım ama önce ikna edilmesi gereken bir koca faktörü vardı. Benim koca biraz problemli. Gece evde yalnız başına kalamıyor. Tamamen psikolojik. Ya hastalanırsa, ya kalp krizi geçirirse gibi felaket senaryoları yazıyor ve bunlarda çok ciddi. Fakat bu arkadaşımız ve eşi onun üniversiteden arkadaşları (ben tanışınca kızı çok sevdim ve çok iyi anlaştık) onları kıramadı, kabul etmek zorunda kaldı. Ama bana vıdı vıdı yaptı, beni bırakıp gidiyorsun, ya başıma bir şey gelirse diye iç kurdu şeklinde beni yedi bitirdi. Bizim de böyle bir problemimiz var. Bi ton aidat ödediğimiz yazlık orada duruyor, biz yazın İzmir'i bekliyoruz. Haftsonundan haftasonuna Çeşme'ye gidebiliyoruz. Neyse, biz arkadaşla çarşamba sabahı çocukları da alıp yola çıktık. Ev tabi bu sezon ilk kez gidildiğinden rezil durumdaydı. Çocuklar hemen giyinip havuza, bizse temizliğe koyulduk. Ev tripleks olduğundan akşama kadar anca sildik süpürdük. Bu arada tüm tabak çanak bulaşık makinasına atıldı. 4-5 postada ancak onlar yıkandı. Tüm giysiler ve çarşaflar rutubetten küf kokmuştu. Onlar da 4-5 postada makinada yıkandı, asıldı, kurutuldu ama ütü kısmı daha sonraya bırakıldı. O akşam geç de olsa biz de bir havuz sefası yapabildik. Ertesi gün tamamen dinlenme üzerine kurulu bir gün ,akşamına Çeşme sefası, ertesi gün ise camları sildik. Evin camları o küçük kare kare camlardan. İnsana sanki yüzlerce cam silmiş hissi veriyor. Cuma akşamı beyler de geldi. Zaten harala gürele derken pazar oldu ve akşam saat 7 gibi çıkıp eve geldik. Orada üzerimize pike örterken İzmir cayır cayır yanıyordu ve beni bu cehenneme geri getiren eşime buradan tüm saygı ve sevgilerimi iletiyorum:D

Bu arada okullar kapandı, karnemizi aldık. Neyse bir son dakika sürprizi falan olmadı, teşekkürle geçti oğluşum. Şimdi de fm mi, tm mi seçilecek ikilemi var. O fm istiyor ama karne notlarına bakarsan tm'ci görünüyor. Derslere çalışacak olan o. Bu yüzden herhalde onun istediği gibi fm olacak. Ama işimiz zor. Düzenli ve çok çalışması lazım ama bizimki bu konuda çok rahattır.

Bugün herhalde anneme giderim. Yarın temizlik. Çarşamba da annemi rutin kontrolü için kalp doktorumuza götüreceğim. İnşallah herşey yolundadır. Sonrası için henüz program yok. Bu arada salı günü temizlik sonrası arkadaşla organizedeki fabrika satış mağazalarına gideceğiz. Geçen sefer gittiğim bir mağaza var. Adını unuttum ama yerini biliyorum. Yalnızca büyük beden çalışıyor. 40-56 arası. Bir yazlık pantolon aldım. Ben 44 giyiyorum. Oysa aldığım oradaki en küçük beden 40 bile hafif belden bol geldi. Yani hem morali düzeliyor insanın hem de cebi. Hem spor,hem günlük hem de abiye kıyafetler var. Eğer yarın bir terslik olmaz da gidersek bir sonraki postta firmanın adını da yazarım.

Hadi ben kaçtım, iş çok.

Salı, Haziran 13, 2006

Bunak Çenebaz

Bir önceki postta yazmıştım ya, Arka sayfa programı diye. Bunak Çenebaz olarak Cuma akşamı gözümden uyku aka aka bekledim, ha şimdi başladı, başlıyacak diye. Halbuki bir önceki hafta program tatile girdi ve hatta o nedenle daha fazla sayıda kitap ve albüm tanıttılar. Yuh olsun bana yani. Herhalde Eylül, Ekim gibi yeni yayın döneminde başlar yine. Sürç-ü hafıza ettik,affola

Cumartesi görümcemin doğumgünü idi. O yüzden sabah işlerimi hemen ayarlayıp, hediye alma faslına giriştim. Büyük bedende gidilebilecek mağazalar sınırlı. Önce birkaç yere baktım ama aklım Albey'deydi. Netekim(!) aradıklarımı buldum. Üstelik ( İzmir'li büyük bedenlere duyurulur) merserize ürünlerde büyük indirim var. 1. üründe %20 , 2. üründe ise %50 indirim yapıyorlar. Ben de 2 tane birden aldım. Biri bizden, biri de oğluşumdan diye. Tabi taksitli satışların dayanılmaz cazibesi de işin tadını ikiye katlıyor. Akşam da onda yemekteydik. Arkadaşı olan bir çiftte vardı. Bir sürü mezeler almış. Salatalar ve karides güveç ile çipura. Yanında şarap. Muhabbet iyi. Ooohhh, güpgüzel bir akşamdı. Ama merak etmeyin, doğumgünü kızı diye ona iş yaptırmadık. Sofrayı biz kurduk, biz kaldırdık, heryeri toplayıp öyle ayrıldık.

Pazar günü ise çocukları Çeşme'ye gittiğinden görümcem yalnızdı. Ben de kahvaltıya bize çağırdım. Biz görümcemle önce arkadaştık. Sonradan gelin-görümce olduk. O yüzden (tahtalara vurayım, Allah bozmasın) iyi anlaşırız. Kahvaltıdan sonra (maalesef oğlumun sınavları da bittiğinden) artık kaçarım yoktu, kayınvalideye yazlığa gittik. Zaten gittiğimizde saat 2'ye geliyordu. Hep birlikte bir yemek yedik, çay içtik ve 7 gibi geri döndük. Gelirken kayınpederim de bizle geldi ve bizde kalıyor. Kontrolleri var, onları yaptırmaya başladı. Herhalde Çarşamba'ya dönecek. Bu arada aman unutmayın , bu pazar babalar günü. Babalarımızın hediyeleri hazır da ben eşime ne alıcam,valla bilmiyorum. Doğumgününde aldığım koşu bandı çok pahalıydı. Bunu önümüzdeki 3-5 yılın bilumum özel günlerine say deyip çamura mı yatsam acaba ?

Cumartesi, Haziran 10, 2006

YaÄŸmur

Ne bu havalar böyle? Kış geri geldi. Tam deniz, meniz, kum, güneş derken etraf çamur deryası oldu. Bi de bu havaya askılı bluz ve terlikle yolda yakalanınca daha beter oluyor. Ayaklar çamur içinde kaldı, her yağmur damlası bıçak gibi batıyor insanın tenine. Üstelik öyle böyle değil, şakır şakır yağdı , ama uzun sürmedi ve yarım saat içinde dindi. Lakin bu bizim sıçan gibi olmamıza yetti de arttı bile. Bu olay dün oldu. Bugün de aynı hava devam ediyor. Buz gibi bir rüzgar var dışarıda. Bir ara yağdı geçti. Tabi bu tür hava koşulları benim gibi gezentileri yolundan ala koyamıyor.

Bugün bozulan telefonumuzu Alsancak'taki yetkili servise götürdüm. E Alsancak'a inmişken biraz vitrin bakmak lazım. O dükkan senin, bu dükkan benim derken epey bir dolaşmışım. Şimdi evdeyim, birazdan oğluşum gelir. Ona birşeyler hazırlarım. Sonra akşam yemeği hazırlığı. Akşamüzerleri genellikle TRT1 deki "Bizim evin halleri"dizisini izlemeye çalışıyorum. Bazı bölümlerde gereksiz uzatmalar olsa da seviyorum bu diziyi. Eğer o saatlerde evdeysem izlemeye çalışıyorum. Şaka maka 1200 bölümü geçtiler. Eski" Ferhunde hanımlar" dizisinin kadrosundan pekçok oyuncu var. Üstelik birkaç gün seyredemeyip kaçırsam bile dizi yavaş ilerlediğinden neler olduğunu kolayca anlıyorum ve kaldığım yerden aynen devam ediyorum.

Bu akşam (ve her Cuma ) NTV'de gece 11.30'da başlayan "Arka Sayfa" programı var. Kanat Atkaya(Hürriyet'te yazıyor) ve Can Kozanoğlu sunuyor. Muhabbetleri süper. Sanki 2 arkadaş salonlarında oturmuş muhabbet ediyorlar gibi. Ben çok severek izliyorum. Hatta bu yüzden Ihlamur Altında'nın genellikle sonlarını izleyemiyorum. Konukları ile sohbetleri, kitap ve albüm tanıtımları, bazen film tanıtımları derken programın nasıl ilerleyip nasıl bittiğini anlayamıyorum. Şiddetle tavsiye ederim. Günün sonunda çok dinlendirici bir program.

Herkese mükemmel bir haftasonu diliyorum.

Salı, Haziran 06, 2006

Salı, sallanır mı?

Yine Salı,yine temizlik günü. Birazdan kadın gelir ama her Salı eve bağlanmaktan sıkılıyorum da artık. Madem tembellik edip ben temizlik yapmıyorum, o zaman buna da katlanmam lazım,di mi? Herhalde yaz geldi, kapı baca açık diye, 1 hafta da bile ev nasıl toz oluyor anlatamam. Sanki hiç silinip süpürülmemiş gibi.

Geçtiğimiz haftasonuna gelince. Bu cumartesi eşim de izinliydi. Daha doğrusu patronları yazlığa gideceğinden personele "sizler de gelmeyin" demiş. Normalde kışın cumartesileri de çalışıyorlar. Yazın okulların kapanması ile cumartesileri tatil oluyor, taaa Eylül başına kadar. Neyse, cumartesi günü cümbür cemaat evdeydik. Sürekli bir yeme , içme ve yatma modu vardı. Tabi bu 2 beyefendi için geçerliydi. O yeme içme durumlarını ayarlayan sefil köle çenebaz olarak ben sürekli mutfaktaydım. Genelde herkes evde olunca insan da değişik bir şeyler yapmak istiyor. O gün Burcu'nun patlıcanlı böreğini denedim. Bir de yalancı fırında makarna yaptım. Yalancı olan makarna değil, yapılış şekli. Makarna haşlanıyor. 1 bardak süt, 2 yumurta, 1 çay bardağı sıvı yağ ve 200 gr. kadar rendelenmiş peynir karıştırılıp haşlanan makarna ile harmanlanıyor. Yağlanmış borcama dökülüp 200 derece fırında 30-40 dakika arası pişiriliyor. Gerçek fırında makarnadan daha pratik. Üstelik bu tarifte mutlaka fırın makarna çeşidi kullanmak gerekmiyor. Evde ne varsa (kelebek, fiyonk, burgu makarna) kullanabilirsiniz. Neyse, bu arada Burcu'nun patlıcanlı böreğini eşim ve ben çok sevdik. Ama 15 yaşında ve hayatı köfte, hamburger, pizza üçgeninde geçen biri için fazla komplikeydi. O çatalının ucu ile alıp,fırında makarna yemeyi tercih etti. Sonra çok vuracak o kafacığını duvarlara ama neyse,herşeyin zamanı var. Cumartesi akşamı telefon edip "anne size yemeğe geliyoruz" dedik ve annemlere yemeğe gittik. Gülüş , ahenk neşe içinde yemeğimizi yedik, muhabbetimizi yaptık ve 12'ye doğru eve döndük.

Pazar ise oğluşumun sınavları devam ettiğinden (çok şükür ki) eşim, yazlığa annelerine gitti, biz oğluşumla evde kaldık. Ona ders çalıştırdım, bilgisayara girdim, yine yemek pişirdim, pazartesi için gömlek ve pantolon ütüledim, ufak tefek eksikler için markete gittim. Pazar günü hayhuy içinde geçti, gitti.

İzmir'de artık sıcaklar iyice bastırdı. Denize girme vakti geldi ama şu oğluşumun sınavları bir bitse. Üstelik daha yazlığı temizletmedim. Belki bu cumartesi temizletirim. Hem de gitmişken, pazar günü de kalır bir denize gireriz. En çok özlediğim şey; şezlonga uzanıp, gözlerimi ufka dikip beynimi boşaltmak. Gerçi pazar günü Çeşme çok kalabalık oluyor ama akşamüzeri ortalık sakinleşir. Ben de o zaman sahile inerim. Bir de kış sonrası ilk denize girdiğimde o tuzlu suyun kokusu tadı bana hep çok güzel, çok özel gelir. Ay,canım şimdi deniz kenarında olmak istedi. Evet, evet ben bu haftasonu yazlığı temizleteyim. Bahaneyle de gitmiş oluruz.

Perşembe, Haziran 01, 2006

Ordan Burdan

Salı günü temizlik vardı bende. Mutfaktaki kilimi çamaşır makinesinde yıkamaya kalktım. Sonuç; Bir adet hurda çamaşır makinesi. Sanırım suya girince kilim iyice ağırlaştı ve makineyi bozdu. Kilimi atıp,yenisini alsam bana daha ucuza gelecekti. Servis Cuma günü gelecek. Bakalım neresine , kaç para sıkışmış keratanın?

Dün de bir arkadaşıma gittim. Biraz erken gittim ve kısır yaptım. Allahım bu kadar mı terslik olur? Her zaman diri diri olan kısır, lapa gibi oldu. Gerçi herkes silip süpürdü ama ben her zaman yaptığım şeyi bilirim. Olmadı yani. Zaten ne zaman özensem bi aksilik çıkar.

Oğluşumun son sınavları. Bu hafta ve haftaya Cumaya kadar her gün, kesintisiz sınav var. Tabi, artık altı okka yapıyoruz beyefendiyi. Aman paşam, canım paşam, ne yersin, ne içersin dedikçe tepeme çıkardım eşşeği. Hizmet sınırsız ama bendeki sinir %1500 oldu. Neyse şu sınavlar bitsin görüşeceğiz biz onunla.

Bugün anneme gideceğim. Geçen hafta Pazartesiden beri görmedim. 10 gün olmuş, çok özledim. Gerçi her gün telefonla görüşüyoruz ama anneciğimin (kulaklığa rağmen) kulakları iyi duymadığından kısa bir görüşme oluyor. Yüzyüze olunca bağırış, çağırış anlaşıyoruz. Giderken benim buradaki börekçiden de hem peynirli hem kıymalı böreklerden alacağım. Bayılıyor oranın böreklerine. El açması, çıtır çıtırlar. Hem ye hem de yanında yat misali.

Yarın ne yapacağıma dair bir program yapmadım ama Pazar belli. Eşim annesine yazlığa gidecek. Biz de oğluşumla evde oturup (allahtan şu sınavlar var da, gitmekten kurtuluyorum :D ) Tarih, Coğrafya ve İngilizce'ye birlikte bakacağız.

Okulların kapanmasına 2 hafta kaldı. Tozbezicimin kulaklarını çınlatıyorum. Yine tatil geldi ve yine 3 ay çocuklar evde. Bizde en büyük sorun bilgisayar paylaşımı. Bir çözüm bulucaz artık.

Hadi bana müsaade. Daha yemek yapılacak, anneye gidilecek. Ooooo iş çok,emeklinin işi bitmez!

Pazartesi, Mayıs 29, 2006

Arkadaşım

Çok sevdiğim bir arkadaşım, dostum babasını kaybetti. Beklenmeyen bir ölümdü.Çarşamba gününden beri onunlayım. Çok zormuş. Binlerce şükür ki annem de , babam da sağ ve o yaşta olabilecekleri kadar da sağlıklılar. Bu günlerini aramasınlar razıyım. Allah onlara uzun, sağlıklı bir ömür versin. İnşallah daha uzun yıllar onlarla birlikte olurum. Kendim anne olduktan sonra anladım ki bu koca dünyada insanı karşılıksız seven yalnızca 2 insan var;annemiz ve babamız. Onları kaybedince, insan yapayanlız kalıyor bu dünyada. Kaç yaşında olursan ol, sıkıntılarını gidip yine onlarla paylaşıyorsun. Onlarında yanında, dizinde huzur buluyorsun. Allahım, sen onlara daha nice sağlıklı ve mutlu yıllar ihsan eyle.

Çarşamba, Mayıs 24, 2006

Dekorasyon

Dün evde temizlik yapılırken, ben de blogumu temizledim daha doğrusu yeniden dekore ettim.

Zaten biyonikkedinin blogundaki bayrağı postuma ekleyemediğim için kendi kendime çok kızmıştım; bir insan bu kadar mı teknolojik özürlü olur diye. Dün bilgisayar başında geçen saatler sonuda bu işi kıvırdım. E tabi buldumcuk şeklinde de ne bulursam koydum bloğa. Bu arada o en tepedeki Miki ve Mini Mouse, ben ve kocamı temsil ediyor. Yanlarındaki minik köpecik ise oğluşum.

Bloğumun yeni hali nasıl olmuş? Beğendiniz mi?

Salı, Mayıs 23, 2006

KiÅŸisel Tarihim

Geçen haftasonunu yazmadım, yazamadım vakitsizlikten. Ha, çok önemli bir şeyler mi yaptım yazmaya değecek ? Yooo.. Ama bu raporu yazmazsam da ben rahat edemiyorum

Malum bu haftasonu erken başladı. Cuma günü 19 Mayıs ve evde yayılarak geçirdik. Zavallı kocam hergün kilometrelerce yol kattettiği için o gün evden dışarı adım atmak istemedi. Haklı, garibim. Oğluşum zaten dünden razı ( kesintisiz bilgisayar oyunu demek onun için bu) . Uzandık, yemek yedik, gazeteleri okuduk, televizyon izledik, bilgisayarda oyun oynadık vs,vs. Cumartesi günü kahvaltı sonrası oğlum derse gitti, biz de çıkıp biraz alışveriş yaptık. Daha sonra görümcemi de alıp birlikte kayınvalidenin yazlığa gittik. Yazlık = Mangal olduğundan akşam sofrası neşe ile geçti.

Pazar günü ise kayınvalidem pişi yaptı. Ama biraz kolaya kaçtı. Hazır ekmek hamuru alıp ondan hazırladı. Akşamüzeri eriklerimizi toplayıp, bu arada kayınvalidemin yaptığı sarmalardan koca bir tencere de alıp eve döndük. Kayınvalidem ne zaman ona gitsek mutlaka koca bir tencere sarma sarar(tabii başka yemeklerde yapar) , yenen yenir , dönerken de kalan sarmayı kızıyla bize eşit bölüştürür, eve getiririz. Çok da güzel yapar bu arada, tüm yemekleri lezzetlidir.

Dün anneme gidip, getirdiğimiz eriklerden onlara da verdim. Muhabbet, çay faslı falan filan

Bugünse Salı, temizlik günü. Evde kadın var. Ne tembelim , di mi? O temizliyor, bense bilgisayar başındayım. Öff n'apayım? Hayat, toz alarak harcanamayacak kadar kısa.

Pazartesi, Mayıs 22, 2006

Cumhuriyet Çocukları

Biyonikkedimin yazısındaki bayrağı kopyalamayı çok istedim ama ne yapayım ki teknoloji özürlü olduğumdan başaramadım.Ama niyete bakın siz.

Cumhuriyet ortamında doğmuş, büyümüş, ilkokul mezunu babası tarafından "zorunlu eğitimin üniversite bitimine dek" olduğu empoze edilmiş, çalışıp kendi ayaklarının üzerinde durması öğretilmiş, bu ülkeye , bu bayrağa ve Atatürk ilkelerine gönülden bağlı biri olarak ülkemin siyasi yaşamındaki bu kara lekelerden (ve temsil ettikleri kara, örümcek kafalardan) utanıyorum. Onları ikinci plana itmek isteyen bir zihniyeti alkışlayan, zorla taktıkları o sıkmabaşları kendi tercihi imiş gibi göstermeye çalışan hemcinslerimi de kınıyorum.

Cumhuriyet olmasa ibadetin bile özgürce yapılamayacağı bir ülkede olacaklarının farkında olmayan gafillere, dönüpte Kurtuluş Savaşını ve Cumhuriyetin kuruluşunu tekrar okumalarını öneriyorum.

Neyse ki son günlerdeki protestolar gösterdi ki bizler çoğunluğuz. Onların da bu acz uykusundan uyanacakları günü bekliyoruz.

Pazartesi, Mayıs 15, 2006

İyi ki Doğdun Oturan Boğa

Bugün eşimin doğumgünü. Kendisi, bir Boğa burcu ve tembel biri olarak "Oturan Boğa" lakabını fazlasıyla hakediyor. Bu yıl hediye seçimi çok kolay oldu. Çünkü baharın başından beri işlerinin yoğunluğu nedeni ile spor yapamadığından, kilo aldığından yakınıp duruyor ve koşu bandı almak için sürekli mağazaları dolanıyordu. Ama bir türlü karar veremiyordu. Ben ona söylemeden olaya el koydum ve aldım. Cuma günü eve teslim ettiler. Tabi, doğumgününden önce hediyesini görmüş oldu ama paket halinde. Servis bugün gelip kuracak ve kurulmuş hali tam doğumgününde hazır olacak. Çok sevindirik oldu. Sabırsızlıkla bekliyor. Ama ben de fırçamı attım tabi. "Bu koca şeye bir ton para bayıldım. Eh, sen bunu kullanma da, ben de bunu balkondan aşağı atmazsam "dedim. İyi demiş miyim?Çünkü bilirim, pek bir maymun iştahlıdır. 2 gün koşar, 3. gün yorgunum, morgunum diye savsaklar. Yok, verdiğimiz her kuruşun hakkını çıkarmalı.

Cumartesi günü her zamanki gibi hayhuyla geçti. Alışveriş, yemek, ortalık toplama, anneler günü hediyeleri alma vs,vs.. Akşam ise Bostanlı sahildeki Yasemin Cafeye gittik. Hava serin(çok severim böyle havaları. Ne sıcak, ne soğuk. Ama üzerinize en azından bir merserize ceket giymeniz gereken havalar) . Önümüz derya, deniz. Fonda güzel bir müzik. Birşeyler yedik. Ben biramı içtim. Muhabbet ettik. Oğlum bile çok hoşlandı. Bile diyorum çünkü evde çıkalım mı, çıkmayalım mı muhabbeti sırasında muhalefet şerhi koymuştu. Tek neden de bilgisayarından uzaklaşacak olması. Ama hepimize iyi geldi.

Pazar günü ise malum anneler günü. Önceki postta yazdığım gibi Cumartesi günü eşimle birlikte gidip bana dışarı giymek için terlik aldık. Ama ben 2 model arasında kararsız kalınca eşim "2'sini de alalım. Biri benden biri de oğlumdan" dedi. Böylece aklım hiçbirinde kalmamış oldu. Sabahleyin önce baba-oğul bana hediyelerini verdiler. Sonra annemlere kahvaltıya gittik. Teyzem de aşağı inmişti. Hep birlikte gülüş ahenk kahvaltı ettik. Oradan kayınvalidemlerin yazlığa geçtik. Ama geçerken eşimin içine sinmedi. Teyzesine de telefon edip, onu ve arkadaşını da aldık. Kayınvalidemde görümcem,onun kayınvalidesi ve kayınpederi ve onların da bir arkadaşı vardı. Her zamanki gibi yine 10 kişilik bir sofrada bu kez öğle yemeği (tabi o sırada saat 4 falandı) yedik. Bahçeden eriklerimizi topladık. Akşam yorgun argın eve geldik. Tatlı bir yorgunluk tabii. Sonra da bir duş, biraz tv ve tumba yatak. Bu arada oğluşum çok üzgündü. Malum Fenerbahçe şampiyonluğu kaçırdı. O üzülünce ben daha çok üzüldüm. Bu arada ben (sözde) Beşiktaşlıyım. Say desen 2 oyuncusunu bile bilmem ama çocukluktan gelen bir şey işte.
Allahtan o da öyle fanatik değildir de sabah neşe içinde kalktı. "Seneye 100.yılımızda şampiyonoluruz" dedi (inşallah) .

Cumartesi, Mayıs 13, 2006

Boşuna Yırtınıyoruz

Dün akşamüzeri saat 6'da MTV'de World Chart Express diye bir program var, ona bakıyordum listede Türkiye'den kimse var mı diye. 3. sırada Funda Arar "Karartma Günleri" ile çıktı. Bu sırada( diğer tüm ülkelerde olduğu gibi) alt yazı ile o ülkeye özgü garip denilebilecek bir olayı geçiyorlar. Efendim bizdeki olay şuymuş; İstanbul'da bir üniversitede 49 yaşında sakallı bir adam 19 yaşındaki bir kızın yerine sınava girerken yakalanmış. Nasıl mı? Aslında adam geleneksel(evet evet traditional diye geçti) giysi olan peçe ile yanaklarını ve sakalını örttüğünden anlaşılamazmış ama sesi onu ele vermiş. Türkiye'de üniversitelere türbanla bile girilemezken peçeyle içeri nasıl girmiş diye sormak lazım ama asıl acı olan tüm dünyaya yayın yapan bir kuruluşun bile böyle asparagas bir haber yapıyor olması ve daha da acısı biz istediğimiz kadar .ıçımızı yırtalım, onların gözünde bizlerin hala peçeli çarşaflı yaratıklar olmamız. Evet insan demedim, çünkü biz onlar için yaratığız. Dün sinirimden kudurdum ve hala sinirim geçmediğinden buradan paylaşmak istedim.

Cuma, Mayıs 12, 2006

Pazar

Dün Bospa'ya gittim. Bilmeyenlere anlatayım. Bostanlı'da Çarşamba günleri kurulan meşhur bir pazarımız var. Kısaca herkes Bospa diyor. Özellikle tekstil konusunda çok iyi. Hem çok kaliteli hem de çok ucuz şeyler bulabiliyorsunuz. Tabii meyve-sebze kısmıda da hem bol çeşitli, hem de çok taze oluyor.

Ben de dün gidip özellikle tişort bakayım dedim ama her zaman gittiğim yoldan gitmeyip başka bir yolu kullandım. Farklı bir kapıdan pazara girmişim. Direkt meyve sebzelerin arasında buldum kendimi. Oldum olası marullar, taze soğanlar, taze sarmısaklar mest eder beni. Dün de ben onu da alayım,bunu da alayım derken, elimi kolumu doldurmuşum. Giysilere bakacak halim kalmamış. Eeee, insan açgözlü olunca böyle oluyor. Ama napayım, bu aile geleneği herhalde. Hem anne tarafım hem de baba tarafım yemeğe biraz fazlaca düşkünüzdür. Eh görüntü olarak da bunu inkar etmeyiz zaten. Velhasıl ben gene haftaya erteledim tişort bakma işini. Hem canım daha tişort giyilecek kadar sıcaklar da bastırmadı , di mi?

Bu aralar yeni bir albümü sürekli dinliyorum. Ertuğ'un "Hayatım" adlı albümü. Burdan sanatçılar kısmından ulaşıp aynı adlı şarkıyı dinleyebilirsiniz. Zaten birçok müzik kanalında ilk klibi gösteriliyor , 2. klibi de yayınlanmaya başladı . Bence çok güzel bir ses, melodiler ve sözler de yürekten.

Pazar günü Anneler günü. Her yıl 4 hediye alıyoruz. Anneme, kayınvalideme, teyzeme ve eşimin teyzesine. Kayınvalidem sözde çaktırmadan isteğini belirttiğinden problem olmuyor. Annemle teyzeme ne alabileceğimi zaten biliyorum. Zevklerini, eksiklerini, ihtiyaçlarını bilirim hep. Eşimin teyzesine de klasik bir anne hediyesi ile işi bitiriyorum. Bana gelince. Hiçbir yıl sürpriz olmuyor. Şimdi Cumartesi günü eşim "Ne istiyorsun söyle de onu alalım. Gidip gereksiz birşey alacağıma ihtiyacın birşeyi alalım" diyecek ve biz gidip birlikte birşeyler alacağız. Oğlumun zaten aklında bile yok anneler günü. Babasıyla aldığımız hediyeyi pazar günü getirip bana verecek. Neyse , buna da şükür diyorum. Hiç olmazsa kocam hatırlıyor beni.

Salı, Mayıs 09, 2006

Başlıksız

Geçtiğimiz haftasonunu anlatalım bakalım önce. Cuma akşamının Hıdrellez olduğunu unuttum. Eşimin teyzesi yemeğe çağırmıştı, oraya gittik. Ama kendisi bizim 2 kat aşağımızda olduğundan sokağa çıkmadık. O yüzden de hiçbir şeyden haberimiz olmadı. Ertesi gün gazetelerde resimleri görünce olaya uyandım ama çok geçti. Cumartesi sabahı ise motor takılmış gibi saat 12'ye dek ortalık toplama,yemek yapma,banyo,kuaför faslı ile geçti. Öğleden sonra ise çeşitli nedenler yüzünden yaklaşık 3 haftadır ertelenen eski arkadaşlar toplantısına gittim. Gerçi yine 4 kişi olduk. Ama çok güzel bir gündü. Eski günler, anılar,bugünler, çocuklar derken vaktin nasıl geçtiğini anlamadık. Ev zaten bir ömre bedel. Deniz kenarında , balkonu boydan boya camla kapatıp salona eklemişler. Sanki denizin içinde oturuyorsun. Sağolsun, arkadaşımız da bir hazırlanmış ki sanki ordu gelecek. Velhasıl çok güzel bir gündü. Akşam da çıkıp biraz sahilde yürüyüş yaptık. Bir yerlerde oturup birşeyler içtik.

Pazar günü ise kahvaltıdan sonra yazlığa gittik. Kayınvalidemin doğumgünüydü. Görümcem, çocukları, onun kayınvalidesi falan derken 10-12 kişi olduk. Hemen mangal faslı başladı. Ardından pasta , çay. O gün 9'a geliyordu biz eve girdiğimizde. Tatlı bir yorgunluk vardı hepimizde. Temiz havanın da etkisi oluyor tabii.

Dün anneme gittim. teyzem de oradaydı. Bugün ise evdeyim çünkü Salı ve temizlik günü. Birazdan kadın gelecek. Benim şimdi gidip yemek hazırlamam lazım.

Şimdilik hoşçakalın,herkese kolay gelsin.

Çarşamba, Mayıs 03, 2006

Pembe, Gönlüm Sende

Bahar iyice yüzünü gösterdi, yaz da geliyor. Artık o sonbahar renkli fon pek uymuyordu ruh halime. Şöyle pembiş, membiş, yumuşak yumuşak bir fon bulayım dedim. En sevdiğim renk. Dikkat ettim kışlıklarımın hepsi siyah, kahverengi ve gri iken baharlık ve yazlık giysilerim pembe, beyaz ve camgöbeği mavi.

Zaten kış ve sonbaharı hep bahara ve yaza ulaşmak için yaşamak zorunda olduğum bir süreç olarak düşünürüm yani katlanırım o döneme. Oldum bittim sevemedim şu kışı ve sonbaharı. Neyse benim güzel günlerim geldi.

Yaşasın YAZZZZZZZ

Salı, Mayıs 02, 2006

Ordan Burdan

Cumartesi günü oğlumun, Penguencilerin imza gününe gitme planı gerçekleşmedi, çünkü imza günü pazar günüymüş. O gün de oğlumun özel dersi var. Dersle imza saatleri çakışıyordu.Onun adına üzüldüm. Çünkü 1 yıl boyunca bugünü beklemişti. Herşey kısmetle dedikleri bu olsa gerek. Gerçi kendi akılsızlığı da var bu işin içinde. Gününe doğru baksaydı birkaç gün önceden hocası ile görüşüp dersi başka bir güne kaydırabilirdik.

Ben 2.kez kitap fuarına gittim. Ayça Şen'in" Saatçi Bayırı", Lale Belkıs'ın" İpek Çoraplar", Frank McCourt'un "Öğretmen"(Angela'nın Külleri kitabının yazarı) ve Brigitte Peskin'in "İstanbul'da bir Yahudi Ailesi " ile devamı olan " 2.Dünya Savaşında bir Yahudi ailesi" kitaplarını aldım. Önce Ayça Şen'in kitabını okudum. Bence çabuk okunan , değişik ve güzel bir kitap. Hararetle tavsiye ederim.

Pazar günü ise klasik bir gündü. Yemek, ütü, tv arasında geçti.

Dün ise anneme gittim. Her zamanki gibi anne evine gitmek insana iyi geliyor, kaç yaşında olursa olsun. Orada insan istediği yaşa dönebiliyor, nazlanabiliyor. Allah hepsine uzuuunnn ömürler versin.

Bugün mü? Malum Salı!Temizlik var, kadın gelecek. Akşama belki eşimin teyzesini (çok yakın oturuyoruz) yemeğe çağıracağım. Ne yemek pişireyim bunalımlarındayım. İşte böyle yuvarlanıp gidiyorum kısacası.

Cuma, Nisan 28, 2006

Mazotçu

Sizin çocukluğunuzda da mahalle aralarında gezen mazotçular var mıydı? Hani sırtlarında dalgıç tüpü ya da bira fıçıları gibi metalik tüpler olurdu. Buna bağlı ince bir hortum ve ucunda uzun bir metal incecik boru. İnsanlar da tuvaletlerini, bahçelerini, foseptiklerini filan mazotlatırlardı. Gerçi o zamanlar (yani en az 35 yıl öncesinden söz ediyorum) tuvaletlerin çoğu alaturkaydı ve zaten "tuvalet" değil hela ya da yüznumara denirdi.(Ne iç açıcı konular, di mi?). O kadar uzun zaman olmuştu ki bir mazotçu görmeyeli. Bunları bana hatırlatan dün bindiğim otobüsteki mazotçu oldu. Otobüs tenhaydı. En arkada oturmuş, önünde mazot tüpü ya da her nedeniyorsa ondan. Bostanlı'da bindi, Karşıyaka'da indi. Sırtındaki giyside belediyenin arması vardı. Demek hala belediyede bu kadro var. Bilmiyorum belki uzun süredir görmediğimden,belki de bana çocukluğumu anımsattığından çok ilginç geldi. Bazen hiç aklımızda olmayan şeyler, böyle tesadüflerle bilinç üstüne çıkıyor.

Ben o otobüsle İzmir Kitap Fuarına gittim. Fuar kalabalıktı. Her yaştan insan vardı. Bazı öğretmenler sınıflarını getirmişti. Epey bir dolaştım. Yalnız içerisi biraz fazla sıcaktı(zaten İzmir bu aralar epey sıcak) O nedenle bazı yerlere detaylı bakamadım. Yarın yine gidip hem üstünkörü baktığım yerleri daha detaylı gezeceğim, hem de listemden kara verdiğim kitapları alacağım. Bu arada yarın Penguen çizerlerinin imza günü var. Tabi oğlum her yıl olduğu gibi bu yıl da oraya gidecek, sattlerce kuyrukta bekleyip Penguenlerini tüm çizerlere imzalatacak. Hiç kitap okumadığı için karikatür dergilerini okumasını ve de kuyruklarda saatlerce bekleyip imza almasını destekliyorum. Bari o kadarcık okusun. Hiç yoktan iyidir.

Bu akşam da okullarının şiir dinletisi var. Oğlum oraya da gidiyor. Gerçi bu sanat aşkının içinde bir kız parmağı var gibi ama şimdilik ser veriyor, sır vermiyor. Eh, kendi ne zaman isterse o zaman anlatır. Ha,merak etmiyor muyum? Çatlıyorum ama fazla sıkboğaz edersem bu sefer de hiçbirşey anlatmaz diye fazla üstüne düşmüyorum. Bilmiyorum bu taktik işe yarayacak mı?

Yine Cuma ve yine haftasonuna geldik. Herkese iyi haftasonları diliyorum.

Pazartesi, Nisan 24, 2006

Haftasonu

Haftasonu dedim ama Cuma'dan anlatmaya başlayayım. Cuma günü neredeyse 40 yıllık arkadaşım geldi ziyarete. 40 yıl lafı abartı değil valla. Çok küçük yaşımızdan itibaren mahalle arkadaşıyız. Bununla da gurur duyuyorum. Hala kopmadık, kopamadık. Allah da ayırmasın.
Ona güzel yemekler hazırladım. Ama en çok enginarı sevdi. Çünkü eşi ve çocuklar sevmediğinden pek pişiremiyormuş. 6 tane enginarı ikimiz halllettik diyeyim, siz anlayın gerisini. Bu arada İzmir'de (ve sanırım Ege'de) enginar kabukları ile pişirilir ve biz o kabukları sıyıra sıyıra,ellerimizden yağlar aka aka yemeği pek severiz. O nedenle de enginar (İzmir usulü pişeni ) pek resmi misafirliklerde yenmesi güzel olmayan bir yemektir.

Cumartesi ise hayhuy ile geçti. Eski eve tadilat yapılıyor şimdi. Kiraya vereceğiz. Usta ile konuş, eve götür, başında bekle, dön derken Cumartesi yoğun geçti.

Pazar ise klasik moddaydı. Kahvaltı,gazeteler,çamaşır, pazara özel bir şeyler pişirme filan. Eşim yazlıktan gelirken bahçeden bir torba erik getirmiş. Yılın ilk eriğini yedik ama daha içindeki çekirdek bile sertleşmemiş. Haftaya daha iyi olur herhalde. Biliyorum çarşıda, pazarda erik çıktı ama para verip erik almak çok ağırıma gidiyor. Tüm hayatım boyunca bahçesinde erik ağaçları olan evlerde bulundum. Dalından koparıp yemeye alışkınım. Eriğe para vermek bana zul geliyor. Bir de duta. Ama ne yazık ki bir kaç yıldır özellikle karadutu para verip alıyorum . İçim sızlıyor ama kafir çok da güzel bir şey. Yemeden duramıyorum. Boğazlı olma kötü. İşte böyle herşeye imrenirsin.

Bu hafta mutlaka yapılacaklar arasında İzmir Kitap Fuarını ziyaret de var. Cumartesi Pazar günü gidemedim. Ama hafta içi 2 kez gitmek istiyorum. Birinde alınacak kitaplar ve imza günlerini saptayacağım. Daha sonraki gidişimi de istediğim yazarın imza gününe denk getirip, kitaplarımı da alacağım. Güzel söyleşiler de var ama bazen yer bulmak imkansız oluyor. Kapalı alan olduğundan çok sıcak ve havasız oluyor. Oturmak bazen işkence haline dönüşüyor. Bu konuya, gidince ve ortama göre karar veririm artık.

Şimdi iş zamanı. Ortalığı toplamak ve yemek yapmak lazım. Sonra da vınn.. Rüzgar nereye götürürse...

Çarşamba, Nisan 19, 2006

EÄŸlencelik

Birkaç eğlenceli site adresi vermek istiyorum.

Örneğin; sonunda yerli vindovz xp yapıldı. Bu adrese mutlaka girip altını üstüne getirin.

Bir de sevgilisi,eşi,oğlu,patronu ya da herhangi bir erkek tarafından sinir edilmiş hanımlar için stres atıcı bir oyun var. O da burada

İyi eğlenceler......

Pazartesi, Nisan 17, 2006

Hey, Ben Döndüm!!

Sonunda ADSL bağlandı. Ama sağolsun superonline özel sektöre olan inancımı yıktı, Telekomsa inançsızlığımı yerle bir etti. Superonline'dan yeni telefon nosuna bağlı adsl için nakil istedim. Aradan tam 2 ay geçti hala port yok masalı sürüyor. Oysa Telekom'a perşembe günü başvurduk , Cuma günü saat 15 civarı adsl bağlanmıştı. Tam sürat çağına uygun bir süratle. Demek ki özel sektörüm demekle özel sektör olunmuyormuş. Hizmeti verirken alt yapını da ona göre hazırlaman gerekirmiş. Üzüldüm. Hele o grubun eski bir çalışanı olarak üzüntüm 2 kat.

Neyse,biraz da taşınmayı anlatayım. Ben karar verdim. Hiçbir kuvvet beni bu evden çıkaramaz. Çünkü taşınma denen olay (ki ben en son 13 yıl önce taşınmıştım) gerçekten korkunçmuş. Nakliye şirketi falan palavra. Tamam eşyaları zarar vermeden taşıdılar, mobilyaları kurdular ama asıl önemli olan o bir sürü ıvır zıvırı( yataklar, nevresimler, giyim eşyaları , kitaplar, mutfak eşyaları vs, vs.. aklınıza gelebilecek tüm ev eşyası) bırakıp gidiyorlar. Yatak odasında yatağın yanında Ağrı demiyeyim ama Yamanlar dağı gibi bir dağcık oluştu. Bunların ayrılması, yıkanması , tekrar yerleştirilmesi 1 haftayı buldu. Ev ayakta gibiydi. Üstelik 3 gün üstüste eve kadın geldi ve sağolsun akrabalardan 3 hanım da benim yanımdaydı. Ev bitti, ben de bittim. Bünye alışık değil tabi bu kadar ev işine, hamaratlığa. Tansiyon oldu 18-9. Tabii bunda sağolsun eşimin sanki taşınmamışız gibi hala eski düzenini aksatmadan sürdürmeye çalışması, anlayışsızlığı da etkin oldu. Neyse ki 1 haftalık dinlenme ve tuzsuz diyetinden sonra tekrar eski halime döndüm de daha 40'lı yaşlarda tansiyon ilacı kullanmaya başlamadım. Gerçi genetik karnem rezil gibi. Hem anne tarafımda hem de baba tarafım da ve tabii annemde, babamda, teyzemde, amcamda hep yüksek tansiyon sorunu var. Bende de bir gün çıkacak ama ne kadar geç o kadar iyi diyorum.

Haftasonu olduğu için normalde bilgisayar pek bana kalmazdı ama eşim anneleri ile yazlığa gitti. Oğlum pazartesi sınavı var, onunla ilgili ders almaya gitti. Ev de, bilgisayar da bana kaldı.
Şimdi gideyim de şu huzur dolu ortamı değerlendireyim. 2 aydır okuyamadığım blogları ve bazı siteleri okuyayım.

Artık buradayım,görüşmek üzere

Cumartesi, Şubat 04, 2006

Bloglar Elele

Veda meda derken az daha bunu yazmayı unutuyordum. Hepimiz üzerimize düşeni yapalım , di mi arkadaşlar?

Cuma, Şubat 03, 2006

Ben de Ara Veriyorum

Günlerim ekspres hızıyla geçiyor. Bazen ben bile kendime yetişemiyorum. Tadilatçı, klimanın taşıtılması, uydu antenin yeni eve götürülmesi, temizlik için gün ayarlama, halıları yıkatma, nakliye şirketinin bulunması, hepsi hepsi bu garibin sırtından geçti. Pazar günü kısmetse taşınıyoruz. Dolayısıyla yeni telefonun bağlanması, ADSL için yeniden başvuru ve onun da bağlanması derken herhalde bir süre sizlerin yazılarından uzak kalıcam. Tek tesellim tekrar döndüğümde günlerce okunacak yazılar birikmiş olucak.

Ben bu kadar işi başarırken sevgili eşim bir telefonve bir kablolu tv nakli için zaman bulup ta bir telekoma gidemedi. Eğer zaman bulursaymış pazartesi gidecekmişmiş. Allahtan zamanında bu ikisi onun adına bağlandı da bir de telekomlarla uğraşmak zorunda kalmıyorum. Ben bu kadar işi bir arada organize ederken o nasıl telekoma gitmeyi beceremiyor, bunu da ayrıca merak ediyorum. Gerçi onun her işi ağırdır. Geçen gün oğlumla konuşuyoruz da daha biz bir kez bile arabamıza binince araba hemen hareket etmemiştir. En az 15 dakika içinde oturur beyefendinin araba içindeki çeşitli işlerini halletmesini bekleriz. Oturur, koltuğun ayarını beğenmez değiştirir. Onu da beğenmez bir daha değiştirir. A camın önünde küçük bir leke var onu da sileyim der,tekrar arabadan iner, siler, siler, siler ( oysa küçücük bir su damlasıdır). Tekrar biner, emniyet kemerini bağlar, bu arada bizim herhangi bir bıkkınlık içeren yüz ifadesi taşımamız ya da söz söylememiz onu daha da kızdırır ve iyice ağırdan alır. Gönlü olur ve araba hareket eder. Aynı şekilde inerken de arabası ile yarım saat vedalaşır. Orasını eller, burasına dokunur, siler. Kilitler biraz yürür,geri döner , kapıları bir daha kontrol eder. Bu arada ben eve girmiş olurum. O zili çalar arkadan gelir. Anneannemin lafıdır; Bir alime bir zalim diye. Herhalde benim gibi tezcanlı birini yavaşlatmak için kısmetime böyle biri oldu.

Neyse uzun lafın kısası yazılarıma bir süre ara veriyorum. İnşallah döndüğümde yeni evimde ve herşey hallolmuş bir şekilde olacak. Ben de biraz dinlenmiş olurum herhalde.

Şimdilik hoşçakalın ...