Salı, Aralık 30, 2008

Yılbaşı Öncesi



Bi gayret geldi, geçen hafta çamımızı süsledim. Ama hala daha ne bi hediye alma isteği var içimde, ne de yeni gelen bir yılın sevinci. Neyse, geçer herhalde. Mevsimden midir nedir, herkeste aynı karamsarlık var sanki.

Geçen hafta annemin arkadaşlarının geleceğinden söz etmiştim. Aynı zamanda teyzemin de arkadaşları. O gün tam altın kızlar toplantısı gibiydi. Annem en gençleri 1935'li. Ondan sonraki en genç 1929'lu, anlayın yani. Fakat hepsi hayat dolu, gülüp konuştular. Hepsi kitap kurdu. Yalnızca 1 tane üniversite mezunu var aralarında, kalanlar ya ilkokul ya da ortaokul mezunu. Ama en çok konuştukları şey en son okudukları kitaplar,izledikleri filmler.Birbirlerine okdukları romanları tavsiye ettiler. Oy birliği ile Ayşe Kulin en sevilen yazar aralarında. Biri son günlerde Cahit Uçuk'un " Bir İmparatorluğun Çöküşü" kitabını okuyormuş. " Aynı benim annemin yaşadıkları." dedi.Karar vermiş, annesinden dinlediklerini yazacakmış. Bakarsın T. teyzem yazar olmuş, neden olmasın? Bizimkiler de dahil gelen herkes "mübadil",ağırlıklı olarak ta Selanikliler. İnanın hiç dedikodu olmadı. Kendilerinden , kitaplardan, günlük hayhuydan, o kadar güzel konuştular ki.

Cumartesi günü ise arkadaşımla yıllık olağan yılbaşı öncesindeki son cumartesi toplantımızı yaptık, hediyelerimizi verdik birbirimize. O gün de muhabbet dolu güzel bir gündü.

Bugün teyzem evine dönüyor. Yılbaşını oğlu ile birlikte geçirmek istyormuş. Bugün anneme gidip, onu uğurlayacağım. Yaşadığı yer uzak değil, 2 saatlik mesafe allahtan.Üstelik hala aynı il sınırları dahilindeyiz.

Yarın yılbaşı. Sabah gidip biraz meze türü şeyler, çerez ve meyve alıp, bütün gün evde yatmayı düşünüyorum. Eğer beğenirsek te, yılbaşı gecesi NTV'de O.kan B.ayülgen'in programını izleyeceğiz. 70'lerden başlayıp günümüze dek gelecekmiş. Müzikler, diziler falan.

Şimdiden herkesin yeni yılını kutluyorum. Yeni yılın herkese sağlık, mutluluk, başarı ve bol para getirmesini diliyorum.(Güzellik yarışmalarındaki
kızların sözleri gibi çok klişe oldu galiba.)

Bi de bayat espri; Seneye görüşmek üzere:))

Salı, Aralık 23, 2008

Yaralı Parmak



Başlık benim kızılderili ismim:))) Cuma günü , cumartesi günkü yemeğin telaşı içerisindeyken, biraz da acelecilikten parmağımı çok derin kestim. Yaklaşık yarım saat boyunca evin içerisinde kanı durdurma çalışmalarım sonuç vermeyince en yakın tıp merkezine gittim. 2 dikiş atıldı. Gün aşırı pansuman yaptırıyorum ve haftaya pazartesi de dikişler alınacak. Ama benim iş yapmamı olumsuz yönde çok etkiliyor. Sağ elim çünkü. Cumartesi günü liseli kızlarla olan yemekli toplantı bendeydi. Aslında zeytinyağlıların hepsini ve tatlıyı( kakaolu muhallebi) yapmıştım. Bir tek çorba ve fırında patatesli köfte kalmıştı. Sağolsun o akşam görümcem bana geldi. Etrafı toparladı. Ertesi sabah salataları, çorbayı ve yemeği yaptı. Sofrayı kurdu ve gitti. Kızlar kendi servislerini kendileri yaptılar. Güzel bir gündü. Akşama o kadar çok yemek arttı ki görümcemin yanısıra kayınvalideleri de çağırdım. Onlar da aradan çıkmış oldu. Bugün temizlik var, ütüleri de gelen kadın yapacak. Sabah bir gömlek ütüledim oğluma, elim sızladı valla.

Yarın annemlerin arkadaşları ona gelecekler. Ben buradan bir şeyler alıp götüreceğim. Aslında ben bir şeyler pişirecektim ama elim böyleyken zor. N'apayım, hazır olsun bu seferlik.

Yeni yıl geliyor ama içimde hiç coşkusu yok. Dün her yıl yılbaşı öncesindeki son cumartesi buluştuğumuz arkadaşım aradı, o da hay huydan unutmuş "bu hafta son cumartesi" diye hatırlattı. Bu yıl oğlum arkadaşları ile bir şeyler yapacakmış. Büyüdü artık, kuş yuvadan uçuyor, kendi başlarına takılacaklar. Gideceği yer bize çok yakın olduğundan ses etmedik. Bu civarda değil de Alsancak'ta falan olaydı ne derdik, bilmiyorum. Biz de herhalde karı-koca başbaşa yılbaşı yapıcaz. Galiba evlendiğimizden beri ilk kez olacak. İlk yılbaşımızda o askerdeydi, bense annemlerde. Ondan sonraki tüm yılbaşılarda en azından oğlumuz vardı yanımızda. Zaten oğlum 2 yaşına geldikten sonra da hep birileri ile toplandık, malum o eğlensin diye. Bu da böyle bir yılbaşı olsun bakalım.

Yeni yıldan sağlık istiyorum en çok. (Belki çok klasik gelecek ama öyle) Bir de oğlum iyi bir üniversitenin iyi bir bölümünü kazansın, mümkünse burslu olsun:)))
Başka da hiç bir şeycikler dilemiyorum. Ha bir de bi yerlerden şöyle 20-30.000 YTL açıktan gelse işte o zaman kaymaklı ekmek kadayıfı olur. Tüm krediler borçlar sıfırlanır. Ben gene toto-lotoya devam edeyim. Belki de sıra bende:))

Salı, Aralık 16, 2008

Kısa Kısa



Bayram sonrası Cumartesi günü D&R'da gezerken rastladım bu dergiye."İzmir Tarih ve Toplum" adı. Bakalım neymiş diye aldık ve eşim de ben de çok sevdik. 3 ayda bir yayınlanıyor. İzmir'de bir yayınevi çıkarıyor. Üstelik 5 YTL. Zaten yayın hayatına başlayalı da çok olmamış; bu 3. sayısı. İlk 2 sayıyı da bulmak istiyorum ve sanırım bundan sonra hep alırım. Diğer illerde var mı bilmiyorum ama İzmirlilere öneririm. Tarih lafı gözünü korkutmasın, kesinlikle sıkıcı değil.




Seçmen listeleri muhtarlıklara asılınca gidip adlarımızı kontrol ettim. Ana, oğlumun adı da seçmen listesinde var. Bilmiyorum salakça gelecek mi sizlere ama, gözlerim doldu. Hemen eşimi telefonla aradım. O da duygulandı. Artık devlet nezdinde bile oğlum adam yerine konuyor. Ulen, sen ne zaman büyüdün de seçmen bilem oldun? Neyse, kısacası bu seçimlerde oğluşum da oy kullanacak:))




Anneler ne yaparlarsa yapsınlar her zaman haklıdırlar. İşte, eğer Buşt anne terliğinden talimli olmasaydı alnı kabağına yemez miydi o ayakkabıyı? Demek ki neymiş? Anneler neylerse iyi eylermiş,evlatlarının hayrına eylermiş:)))

Pazartesi, Aralık 15, 2008

Tatil ve Sonrası



Bayram tatili sona erdi. Eminim çalışanlar ve öğrenciler için çok hızlı geçti ama bana fazla bile geldi. Bu bayramın en güzel yanı, kardeşimin gelmesiydi. Çok şükür iyi. İlaçlardan dolayı( kortizonlu) çok toplanmış gibi görünüyordu ki bu bir yerde iyiydi. Çok zayıf falan olsaydı annemler anlayabilirdi. Oysa hiç bir şey anlamadılar. Saçları, kaşları, kirpikleri uzamıştı. Ama tüm bayram boyunca annem, babam, teyzem(o da yaklaşık 1 aydır annemlerde) gripti. Tabi, kardeşime geçti ama o hemen antibiyotiğe başladı, daha hafif atlattı. Bizimkilerde neredeyse dün anca atmışlardı üzerlerinden hasta hallerini.

Bayramın ilk günü kurban kesildikten sonra annelere ve teyzelere gittik. Daha sonraki günlerde de diğer hala ve amcalar. Zaten kardeşim geldi, onunla birlikte bir şeyler yaptık, kısaca güzel günlerdi. Kardeşim cuma günü döndü. O gün yeğenimin doğum günüydü. O da haklı. baba olarak orada olmak istedi. Canım Kaan'ıma nice sağlıklı, mutlu yaşlar diliyorum.

Bayramda bir de A.yşe K.ulin'in yeni kitabını bitirdim. Bu romanın öncesi olan V.eda'yı okumuştum. O gün kitapçıda devamı niteliğindeki bu romana da rastlayınca tereddütsüz aldım ve yine aynı zevk ve heyecanla okudum. Herkese de öneririm, çok kolay okunan, akıcı, çok güzel bir roman.

Bu hafta süper yoğun bir hafta benim için; bugün annemlere kuzenleri A.yla teyzemiz gelecek. Annem hazır bir şeyler al, gel dedi ama içime sinmedi. Sabahtan keki fırına attım. Birazdan bir de poğaça yapıcam. Bir şey daha lazım ama hala karar veremedim. Bu arada doğalgaz faturası yatırılacak.Öğleden sonra da anneme gidicem.Salı günü bir arkadaşımla buluşucam, amaç muhabbet ama belki bir de sinema yaparız. Çarşamba günü sabahtan kadınım gelip bana lahana ve yaprak sarıcak. Temizlik yok ama. O gün de diğer bir arkadaşla buluşup bu kez direkt sinemaya gidicez. Şu 3 filmden birine gitmeyi düşünüyoruz "Arog, Osmanlı Cumhuriyeti ve Burn after Reading". O günkü halet-i ruhiyemize bağlı:)) Perşembe sabahtan kadın gelecek ,temizlik var. Öğleden sonra ise emekli bankacı arkadaşlar olarak yaptığımız toplantıya gideceğim. Cuma günü ful yemek yapma günü. Çünkü şu liseli kızlarla cumartesileri yaptığımız yemekli toplantı sırası bende. Cuma gününden tatlı ve zeytinyağlı kısmını halledeyim ki, cumartesi gününe yalnızca sıcaklar ve salata kalsın. Çarşamba günü kadının yapacağı sarmaların da esbab-ı mucibesi bu toplantı. Pazar günü de ayaklarımı uzatır, dinlenirim.

Dün ben de F.oça'ya gittim, kocam ve kaynanamlarla. O yüzden ütüler kaldı. Eşimin gömlekleri vardı biliyorum da, oğlumun hazır ütülü gömleği yok sanıyordum. Sabah ütülerim diyordum. Sabah dolaptan pantolununu çıkarırken bir de baktım ütülü 1 adet gömlek. Inınının:))) Sabah bonusu oldu bana. Eminim bugün tüm istediklerimi zamanında yetiştiricem. Çünkü sabah iyi başladı. Baksanıza buraya yazacak zaman bile yarattım kendime:))

Perşembe, Aralık 04, 2008

Kurban Bayramı



Hepinizin Kurban Bayramı kutlu olsun.Nice mutlu bayramlara....

Çarşamba, Aralık 03, 2008

Ben Yazmasam Olmazdı




Dün sonunda ben de Issız Adam filmine gittim. Ben profesyonel sinema eleştirmeni değilim, burada yazacaklarım yalnızca kişisel görüşlerim, düşüncelerim. Lütfen okurken o gözle bakın. Birincisi film dendiği kadar acıklı değil( ya da ben artık duyarsızlaştım) Yalnızca filmin sonunda gözlerim doldu, o kadar. İkincisi yıllarını platonik aşklarla geçirmiş bir neslin elemanı olarak (lütfen bu satırların yazarının 47'sine 2 ay kalmış biri olduğunu unutmayınız)aşk dedikleri şey çok hızlı gelişti. Bugün sünnet, bugün deniz gibi erkeğin evine yemeğe gidiş, şarapları içiş ve yatağa (daha doğrusu yere) yuvarlanış, hepsi aynı gün içinde oldu bitti.Daha elimi tutar mı, tutarsa naparım hezeyanları yaşamadan bunlar işi bitirdiler bile. Hızdan başım döndü valla. Filme birlikte gittiğim benimle yaşıt arkadaşımın devam ettiği spor salonunda geçen hafta bu tartışmalar olmuş ve 25-30 yaş grubu kadınların hepsi" aynı günümüz aşkları" demiş. Doğrudur. Biz daha 80'deki aşkımızı yaşıyoruz, bilemiyorum tabe:)) Oyunculara gelince Melis Birkan benim için Naz Elmas- Beren Saat ekolünün devamı. Gözlerini kısıp dudaklarını büzünce oyuncu oluyorsun, bunu öğreniyorum bu kızlarımızdan. Gerisi fasa fiso. Mıyıl mıyıl bir kız, içimi baydı, o kadar. Cemal Hünal iyiydi ama sanırım bunda da objektif olamıyorum. Malum kadınlar, zayıf ve ağlayan erkeklere dayanamaz:)) Filmin tek güzel yanı Yıldız Kültür, anneyi oynayan oyuncu. Ne de olsa yılların tiyatrocusu, kurt. Girdiği her sahne ışıldadı, bayıldım. Zaten onu, daha doğrusu sesini yıllarca pazar sabahları(Perşembe akşamları yayınlanandan ayrı olarak yayınlanırdı)dinlediğimiz radyo tiyatrolarından tanıyorum.
Kısacası film belki de çok büyük umutlarla gittiğim için bende beklediğim etkiyi yaratmadı. Ama dediğim gibi olaya yaş faktörü ve yılların insanı katılaştırmasını da ekliyorum. Olayın güzel tarafı sinema çıkışı oturup muhabbet etmekti.Tabii ki çay ve cheese cake eşliğinde:)) Homini gırtlak durumları yani.

İnci Aral'ın Unutmak kitabını okuduğumu yazmıştım. Daha doğrusu Tolga Meriç'le söyleşi şeklinde yaptıkları bir kitap. Yazarı tanımak, anlamak, o roman ve öykülerin yazarın kendi yaşamındaki hangi olaydan kaynaklandığını bilmek çok güzelmiş. Ama meşakkatli bir okuma oldu. Çünkü söyleşide geçen ve benim okumadığım ya da yıllar önce okuyup ta unuttuğum roman ve öyküleri tekrardan, bu kez bu bilgiler ışığında okumaya çalıştım. Ama tek başına bile güzel bir kitap "Unutmak". Kesinlikle öneririm, özellikle otobiyografi sevenlere.Bu vesileyle de kendi geçmişe rastladım kütüphanemde. Sevginin Eşsiz Kışı kitabı ben de varmış. Varmış diyorum, çünkü içine attığım tarih "4.8.1986-İzmir" Yani 24 yaşında genç Çenebaz'ın el yazısı. Üstelik kitap ta ilk baskı. Hatırlamıyorum bile, ne aldığımı, ne de okuduğumu.Bu da böyle bir not olsun bloğumda, belki bir 22 sene sonra bu kez bu blogda kendimle karşılaşıp hatırlamak için.

Bu yazı da pek bi kültür böceği yazısı gibi oldu. Biraz da dünyevi bir haber. Koyu kestane olan saçlarımda artık kızıl balyajlar var. Bunca yıl sonra kızıl oldum. Eşim de, oğlum da beğendi. Ben de tabii ki. Çevreden de genellikle olumlu tepkiler alıyorum. Bugün anneme gidicem, bakalım onlar ne tepki verecekler? Henüz beni görmediler.Bu arada grip olmuşlar, tam da bayram üzeri. İnşallah çabuk iyileşirler.

Şimdilik haberler bu kadar. Sanırım bayram öncesi bir post daha yazarım. Onun için henüz bayramınızı kutlamıyorum . O da başka bir post konusu olsun:)

Pazartesi, Aralık 01, 2008

Buzlu Badem

Bu resim de nerden çıktı diyeceksiniz? Hafta sonu aktivitesinden:)) Daha önceki postlarda yazmıştım, eşimin her hafta sonu anne-babası ile F.oça'ya gittiğini. 2 hafta sonudur birlikte bir şeyler yapıyoruz. Geçen hafta sonu eski yoldan( yani otobandan değil) bakına bakına, deniz manzarası eşliğinde arabayla dolaştık. Hava yağmurluydu çünkü. Sonra A.ltınoluk mandırasında öğle yemeği yedik. Dönüşte annemlere uğrayıp bir çay içtik. Sonra da eve geldik. Dün ise yine eski yoldan Ç.eşmealtı'na kadar gittik. Hava nasıl güzeldi anlatamam. Şurup gibi derler ya, aynen öyle. Orada hep gittiğimiz bir kafe var. Tam deniz kenarında rüzgar da olmadığından rahatça oturabildik. Otururken buzlu badem satan biri geldi. Hiç dayanamam. Hatta hamileliğimde 3 şeyi bıkmadan her gün yemiştim. Döner, ayva ve buzlu badem. O zamanlar E.fes Oteli(şimdi S.wiss O.tel) kapısında sürekli buzlu bademci olurdu. Biz de servise binmek için işten çıktığımızda mutlaka arkadaşımla birer külah alır, yerdik. Neyse dün de ayağımıza kadar gelince hemen alıp, buzlu badem yiyip, eşimle o günleri andık. Oğlumuz o sırada dersanede kafa patlatıyordu. Bir şeyler yiyip içtikten sonra akşamüzeri eve doğru yola çıktık.

Benim hafta sonu yapmak istediğim tam da böyle bir şey. Hava yağmurlu olmadığı sürece, soğuk bile olsa açık yerlerde olmak istiyorum. Alışveriş merkezlerinde hafakanlar basıyor bana. Neyse, bu gaz beni bir kaç ay götürür. Sonra gene bi küsüşür tekrar barışırız bu hafta sonu muhabbetinden dolayı.

Yazmadığım süre içinde her şey iyiydi, şükür. Arkadaşlarla toplantılarım oldu, oğlum dersanede sınıf atladı, C.anım A.ilem dizisi başladı:)) Anneme yelek örmeye başladım ama onun haberi yok, bitirince sürpriz yapıcam. Bu arada dutlu yün dedikleri yeni bir tür yün gördüm, süper güzel bir şey. Bankadan 2 eski elemanım hamile. İkisine de bu yünden bebe battaniyesi örmek istiyorum. Birinin doğumu Mart'ta, diğerininki Mayıs'ta, rahatça yetişir. İri şişlerle örüldüğünden çabucak bitiyor.

Ben sabahları saat 9 'da TNT kanalındaki dizileri izlemeyi seviyorum. Yarım saatlik aile komedileri oluyor. Uzun bir süredir "My wife and kids" diye bir dizi vardı onu seyrediyordum. Bugün baktım, onun yerine "Roseanne" dizisi başlamış. Taaa 1988 yılından eski bir dizi. Ama sabah sürprizi bir baktım, Roseanne'nin çalıştığı şirketin patronu Booker rolünde George Clooney. Ama ne Clooney:)) Saçlar uzun, zayıf, bambaşka biri. Doğa kadınlara ne kadar acımasızsa erkeklere ise o kadar cömert. Biz yıllar geçtikçe eciş bücüş olurken erkekler daha yakışıklı oluyor. Clooney'i hayranlarının pek çoğunun onu 1988'lerdeki haliyle pek beğeneceğini sanmıyorum.

Kardeşim bu hafta Perşembe ya da Cuma geliyor. Hepimiz sabırsızlıkla bekliyoruz. Ardından bayram telaşı. Bayramdan sonraki hafta perşembe günü ben bir toplantıya gidicem, cumartesi ise toplantı bende. Zaten sonraki hafta yılbaşı telaşı. Kısaca yoğun bir döneme giriyoruz.

Herkese iyi haftalar

Perşembe, Kasım 20, 2008

SOBE


Figen beni sobelemiş, sağolsun. Bekletmek olmaz, hemen cevaplıyayım.
Önce çantamın içindekiler sobesini cevaplıyayım.

1) Cep telefonum ama ne yazık ki resimde yok. Çünkü bu fotoyu cep tel.la çektim.

2) Cüzdan ve kredi kartları için ayrı bir cüzdan

3) Nazar boncuklu anahtarlığım ve evimizin anahtarları

4) Tansiyon ilacım, Novalgine (aniden başlayan baş ağrıları için) ve boğaz pastili(bu mevsimsel, yazın çantamda olmaz)

5) Kağıt mendil, ıslak mendil ve küçük boy kolonya

6) Not defterim ve eski bankamın yadigarı kalemim

7) Şemsiye (bu da mevsimsel)

8) Tarak

Tabi, benim çantanın içinden de bir sürü fiş, slip(kredi kartı olan, don değil) ve banka dekontu çıktı, bahaneyle onları düzenlemiş oldum. Eskiden yani gençken çantalarım el kadar bile değil, daha da küçüktü. Şİmdi ise en büyük en bavul hangisiyse onu alıyorum. Elime geçeni içine atıp, uzun sürede içindekileri elemiyorum. Ne zaman ki omuzlarım ağrımaya başlıyor, "ha, çantada bir temizlik zamanı gelmiş" deyip, biraz hafifletiyorum. Bu da 3-4 haftada bir filan oluyor. Ne tembel kadınım değil mi?


Gelelim diğer sobe; neden blog yazıyorum. Önceleri yalnızca okuyucuydum. Sonra yorum bırakmaya başladım. Baktım kısa kısa yorumlar beni kesmiyor, ben de bir blog açayım dedim. Burada hiçbirinin yüzünü görmeden öyle güzel arkadaşlar , dostalr edindim ki bloglar alemine girmenin verdiğim en doğru kararlardan biri olduğunu düşünüyorum.

Bu arada ben 2. bir blog daha açtım. Yalnızca yemek tarifleri olacak o blogda. Genellikle menü şeklinde yazmak istiyorum ama belki o günün getirdiği koşullarda tek tek tariflerde yazarım. Bilmiyorum işte, herşeyi zaman kendi şekillendiriyor zaten. Ona da bir göz atarsanız sevinirim:))

Ben de burayı okuyan ve henüz sobelenmemiş herkesi sobeliyorum.

Perşembe, Kasım 13, 2008

KIZGIN



Tam da bu kız çocuğunun ruh hali içindeyim, kızgın ve küskün. Bakın arkadaşlar; yazlığın kapatılması ile birlikte ki bu yıl daha Eylül başıydı, eşim her hafta sonu ama neredeyse her hafta sonu , hastalıkta sağlıkta mutlaka anneleri ile birlikte Foça'ya k.validenin eve daha doğrusu bahçeye gidiyorlar. 2 hafta önceki Pazar günü, döndüklerinde " bak öbür hafta sonunu bana ayırıyorsun, birlikte eğer dersaneden fırsat bulursa oğlumuzu da alıp bir yerlere gidelim" dedim. Sanki ben bunu dememişim gibi geçen hafta sonu gene muhteşem 3'lü olarak(baba- oğul ve kutsal ruh, pardon kayınvalidem) gene bahçelerine gittiler. Şimdi gelelim bahçeye. Bahçede zeytin ağaçları var. Ama her hafta sonu da zeytinlere yapılacak bi şey yok. Nitekim geçen hafta sonu veni, vidi, vici yapıp gidip, öylesine görüp döndüler. Bana gerekçesi de onlar yaşlı. Bütün hafta sıkılıyorlar. Haftasonları onları gezdirip (gezmekte bi evden çıkıp diğerine gitmek) eğlendiriyorum. E, ben noluyorum. Biz de tüm hafta sadece akşamları 2-3 saat görüşüyoruz. Birlikte bi deniz kenarına gidelim, 1 bardak çay içelim, ruhumuzu dinlendirelim, yok. Bana onlarla şurda geçireceğim kaç yılım var ki diye vicdan yapıyor.Zaten kardeşimin rahatsızlığından beri dank etti ki kimin önce gideceği belli değil.Ben de ona bu işin sırası yok, belki ben onlardan önce giderim, o zaman benimle geçiremediğin zamana yanarsın dedim ve küstüm:))

Evveli gece 3'e kadar uyuyamadı, döndü durdu. Dün akşamda yemekte "ben senle küs kalamıyorum, tüm sinir sistemim bozuluyor. Affet beni karıcım" diye ortalık yumuşatmaya çalıştı, eh ben de oğlan da fazla huzursuz olmasın diye barıştım ama yine de her türlü ilişki asgari düzeyde. Tabi, bu arada değişen bi şey yok. Bu hafta sonu 3 silahşörler gidip zeytin toplayacaklarmış. Selametle.....

Anası-babası anlayışsız ve bencil. Hiç akıllarına bile gelmiyor, bunların da bir hafta sonları var(bu arada eşim cumartesileri de çalışıyor, yani yalnızca pazarımız var)birlikte bir yere giderler mi diye. Peki benim koca kişisi niye 2 ev arasında bir denge kuramıyor. Of,of anlat anlat bitmez.

Ben de karar verdim. Çalışan arkadaşlarımla pazarları görüşücem. Bir iki program yaptık bile. Ama gene de kızgınlığım geçmedi:(( Hıııırrrrrr.....

Pazartesi, Kasım 10, 2008

10 KASIM




Bugün Atamızın ölüm yıl dönümü. Huzur ve nurlar içinde yatsın. Unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız.

Bugün benim canım arkadaşlarımdan birinin de doğum günü Orta 1'den beri arkadaşız. O yıllarda 10 Kasımlarda her türlü eğlence, müzik yasak olduğundan hep 1 gün önce ya da sonra kutlardı doğumgününü. İş yaşamından sonra çok fazla gitmeli gelmeli görüşemesek te, telefonlar sağolsun. Hala o ergenlik dönemlerimizdeki gibi yarım saat, 45 dakika konuşmadan telefonu kapatamıyoruz.

Issız Adam'a gitmek istiyorum. Hep çok olumlu eleştiriler var film hakkında. Kızları arayıp, bir arkadaş bulayım da bu hafta göreyim şu filmi.

Şu aralar İnci Aral'ın Unutmak kitabına başladım. Otobiyografik bir kitap. Ynai sevdiğim türden. Bitince düşüncelerimi yazarım.

Bugün (her pazartesi olduğu gibi) anneme gideceğim birazdan. Biber-kabak-domates dolması yaptım(etli) , bir de fırın makarna. Akşam gelince de yanına bir çorba istiyorum, herhalde domates çorbası olacak(hazır çorba valla).

Herkese iyi haftalar

Perşembe, Kasım 06, 2008

Ortaya Karışık


Ben bayağı boşlamaya başladım bloğu. Diğer blogları okuyor, bazen yorum da yazıyorum ama sıra kendiminkine gelince "ne yazsam?" boşluğuna düşüyorum.

Ordan burdan yazayım biraz. Bu hafta banka emeklileri toplandık. Geçen yıl emekli olanlarla sayımız 9'a yükseldi. 5 kişiydik daha önce. Karar verdik ayda bir kez buluşacağız. Ama öyle altın günü olarak değil. Maksat bir araya gelip muhabbet etmek. İkramı da 3 ile sınırlandırdık. 1 tatlı, 1 tuzlu, 1 salata türü. Çünkü ikram çeşidi çok olunca işin ucu kaçıyor, hepsinden tatmak istiyor insan. Sonra? Sonrası malum.

Bir de liseden kızlarla toplantım var. O da devam. Geçen ay başladık. Bu ay ise 22'sinde toplanacağız. O yemekli oluyor ve hala çalışanlar olduğundan cumartesileri yapıyoruz.

Bugün halama gideceğim birazdan. Akşam ise k.validedeyiz. K.pederin doğumgünü. Bugün tam 80 oluyor. Sağlıklı ömürler olsun inşallah.Halama giderken ona da hediyesini alıcam. Alacağımız belli. Önden fermuarlı hırka. Büyük olasılıkla L.C.W. de bulurum. O yüzden panik yapmıyorum. Hediyenin adı konunca (daha doğrusu ihtiyaçlarını bize belli edince) iyi oluyor. Hem onlar memnun oluyor hem biz ne alsam tasasına düşmüyoruz.

Dün oğlumun özel ders aldığı Fizik hocasına gittik. Hem parasını ödedik, hem de biraz konuştuk. Hocası iyi bir yerleri kazanır diyor. Ben ise hala o inanca ulaşamadım. Ben oğluma güvenemiyor muyum diye bunalım yaptım kendi kendime.

Eşimle şu ara limoniceyiz. Hani olur ya, canım der, canın çıksın anlarsın. İkimiz de birbirimize karşı öyleyiz. Neyse, geçer...

Yarın halamın torunu doğum yapacak. Kızımız olacak inşallah; Selin hanım:)Şimdiden sağlıklı uzun ömürler Selin hanıma:) Annesine de bir avazda, kolaycacık doğumlar.

Dün bankaya bir iş için gitmiştim. Eski bir elemanı gördüm. Ordan burdan konuşurken bizim sitede yazlık aradıklarını söyledi. Biz de satmaya niyet ediyorduk. Niyetimiz satıp, buralardan ev alıp kiraya vermek. Ek gelir yani. Hem yazlık aidatından da kurtulmuş oluruz. Ama evin şu anki değerini bilmiyorum. Bir ara gidip orada bir emlakçı ile görüşeceğiz. Sonra arkadaşa söyleyeceğim. Evi görecekler. Bakalım kısmet. Anlaşırsak neden olmasın? Üstteki resim de o yüzden orada. Resim gerçi getty i.mages'dan ama bizim Pırlanta plajına çok benziyor.

Ek gelir deyince; geçen ay (Ekim) eşimin şirketinde herkese yarım maaş verildi. Bu ay maaşlardan daha ses seda yok. Gerçekten zordaysa bir şey diyemem ama fırsatçılık yapıyorsa..... Ne diyeyim bilemedim artık. Allahtan ikimizin de emeklisi var ama biz bütçeyi bu maaşı da hesaba katarak yaptığımızdan, hesaplar şaştı hep.

İşte böyle. Çok mu ordan burdan oldu yahu? Bu seferlik böyle olsun. Hem hadi ben çıkayım artık.

Cuma, Ekim 31, 2008

200.Yazı


Neredeyse 1 ayı geçmiş yazmayalı.Önce bizim b.sayar tekrar bozuldu. Ardından bloglar kapatıldı. Velhasıl uzadı, gitti, yazamadım. Bu arada da 200. yazıya ulaşmışım. Bloğun 3.yıldönümü de geliyor. Zaman gerçekten çok hızlı akıyor.

Yıldönümü demişken, Cumhuriyetimizi 85., Canım babamınsa 75. yıldönümlerini kutladık. Evet, 29 Ekim de babam 75 yaşını bitirdi. Sağlıkla daha nice yıllara inşallah. Cumhuriyetimiz de nice 85 yıllara ulaşır umarım. Evladımın, torunlarımın, onların çocularının hep Cumhuriyet rejiminde yaşamasını diliyorum.

Kardeşim, kendi doktoruna da göründü. Çok şükür her şey iyi. Sigara hariç (ki hiç içmedi şimdiye dek) her şey serbest. Tabi 3 ayda bir kontrolleri var. İlki Ocak'ta. Biletini almış. Kurban Bayramında geliyor. Annem, artık sokaktan geçen herkesi kardeşime benzetmeye başlamıştı. Çok özledi, çok. Babam da mutlaka çok özledi ama anneler duygularını daha bir belli ediyor. Allah sağlıkla kavuşmak nasip etsin inşallah.

Şimdilik bu kadar. Yazmaya uzak kaldıkça, yazacak şey bulmakta da zorlanıyorum. Herkese iyi hafta sonları:))

Cumartesi, Eylül 27, 2008

Müjdeler Olsun ve Çok Şükür



Arkadaşlar, sevincimi nasıl ve hangi kelimelerle anlatayım, bilemiyorum şu anda. Ama anlayacağınız üzere kardeşimin (çok şükür) iyi haberleri geldi. Hastalığı ve diğer detayları kendimde güç hissettiğim bir gün yazarım ama tahmin edebileceğiniz gibi o kötü hastalık kardeşimi de bulmuştu.Pazartesi günü tomografi çekilmişti ve perşembe günü sonuçlar alınacaktı. Perşembe günü de biz eşimin amcasını Foça'da toprağa verdik, tam dönüş yolundayız kardeşim aradı.Sonuçları almış ve anladığım kadarı ile her şey temiz ve mevcutlar da yok olmuş ama sen bir de enişteye sor bakalım, sana raporları b.sayardan gönderiyorum dedi. Eniştemiz doktor. Ben tabi nasıl döndük, yol nasıldı anlayamadım. Gelince enişteye tüm raporu okudum, evet herşey temiz, gözünüz aydın bu iş bitmiş dedi. Sevinç gözyaşları içinde kardeşimi aradım. Zaten tahmin ettiği şeyi bir de ben teyit etmiş oldum. Doktoru bayram sonrası dönecek, tabi asıl ona gösterilecek ama sonuçta bir başka doktordan da onay almış olduk.

Eh, artık Allahtan ne isterim. Öğrendim ki(gerçi biraz üzücü bir şekilde oldu) en önemli şey; sağlık. Yemin ederim ki ne oğlumun ÖSS'si, ne para, ne pul ne de başka bir şey. Artık herkese hep sağlık diliyorum. Gerisi nasılsa bir şekilde halloluyor.

Sevinçten içim içime sığmıyor. Radyoda açtım bir kanalı. Hem bağıra bağıra şarkılara eşlik ediyorum, bir taraftan da sevinç göz yaşları döküyorum.

Dün de annemlere gittim. Rol kesmeden, gerçekten neşe ile muhabbet ettim. Çünkü hep bir tarafım buruktu ve daha önceleri biz orada gülüşüp konuşurken kardeşim neler çekiyor diye içim kan ağlıyordu.

Çok şükür, çok şükür, hepsi bitti, gitti inşallah. Bundan sonra sanırım çok sıkı takibte olacak ve kendine dikkat edecek. Rutin kontrollerini aksatmayacak. Neyse, en önemli kısmı geçtik, o mereti yok ettik ya.

Herkese iyi, mutlu, sağlıklı bayramlar pardon Şeker (!) Bayramı diliyorum.(Yani çenebaz gene duramadı, tuttu gene siyasi damarı) Ohh, hiç bir şey neşemi bozamaz:)))))

Perşembe, Eylül 25, 2008

Meğer

Meğer ben bi internet bağımlısıymışım. Bir akşam aniden b.sayar gümledi. Aldığımız yerin servisi de vardı, oraya götürdük. Ana kart yanmış. Neredeyse 1 ay olacaktı tamir edene kadar. O kadar özledim ki bu dünyayı, anlatamam. Hani çok sevdiğiniz arkadaşlarınızla bir toplantı yaparsınız da en tatlı yerinde kalkmak zorunda kalırsınız ama aklınız orada kalır. Aynen o durumdaydım.Çok özledim hepinizi. Şimdi aradaki farkı kapatmaya uğraşıyorum, izlediğim blogları geriye dönük okumaya çalışıyorum.

Bendeki gelişmelerse; Öncelikle kardeşim pazartesi günü b.sayarlı tomografi çektirdi ve kan tahlillerini yaptırdı. Bugün sonuçlar belli olacak. Doktoru yurt dışında olduğundan detayları bayram sonrası öğreneceğiz ama özellikle b.sayarlı tomografi raporundan az buçuk bir şeyler belli olur. İnşallah hayırlı haberler gelecek bugün. Aklım orada.

Dün akşam eşimin amcası vefat etti, oradaydık. Birazdan da camiye gidicem. İyi, kibar, centilmen, efendi bir insandı, allah rahmet eylesin. Ama sonuçta 88 yaşında , torununun çocuğunu görmüş, maddi olarak sıkıntı çekmeden yaşadı ve uzun süre yatmadan, hastalanmadan, çekmeden- çektirmeden öldü rahmetli. O yüzden ne mutlu ona diyorum. Son 15 gün yaşlılıktan kaynaklanan solunum yetmezliği oldu ve çok acı çekmeden öldü. Bir yerde sıralı ölüm. Tekrar allah rahmet eylesin.

12 Eylül annemin, 14 Eylül kardeşimin doğumgünleri idi. Onlara sağlık, sağlık, sağlık diliyorum.

Lost'un 4.sezonunu da nefes nefese bitirdim. Bu Amerikalı senaristler uyuyollağ mı? Tiz zamanda 5. sezon çekile. Yoksa meraktan çatlayacağım.

Geçen hafta ve evvelki hafta arkadaşlarımla buluştum. Hepsi de kardeşimin durumunu bilen insanlardı. Onlarla dertleşerek biraz deşarj oldum.

Bu arada havalar felaket soğudu. Burada ne giyeceğimizi şaşırmış vaziyetteyiz. Uzun kollu giyiyorsun terletiyor, kısa kollu ile üşüyorsun. Çorap giyince pişiyorum, çorapsız terlikle ayaklarım donuyor. Gelsin kış ta napçağmızı bilelim. Çok güzel yağmurlar yağdı, inşallah daha da yağsın da barajlarımız dolsun.

İşte 20 gün böyle geçmiş. Yarın güzel haberlerle dönmek umuduyla:))

Cuma, Eylül 05, 2008

Hayat




Hayat devam ediyor.Bir yandan sıkıntılar, üzüntüler, bir yandan da sevinçler, mutlululuklar. Şu an zaten bekleme modundayız, kardeşim için. İlaç tedavileri bitti. 10 gün geçtikten sonra yani haftaya çarşambadan sonra tahlilleri ve MR'ları çekilecek. Ondan sonra doktora gidip, durum değerlendirilmesi yapılacak. İnşallah her şey yolundadır.

Bu aralar, Lost'un 3. sezonunu bitirdim. Bir kaç gün beynimi ve gözlerimi dinlendirip 4. sezona geçmek istiyorum. Üst üste bir kaç bölüm(4-5 bölüm yani) izleyince resmen gerçeklikten kopuyorum. Ben kimim, nerdeyim,(Sawyer nerde:)) olmaya başlıyorum.

Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi kitabını yayınlandığı ilk gün alıp, kitaba da not düştüm. Bana bir kitabı yalnızca okumak yetmiyor, kütüphanemde de olmalı, o kitaba sahip olma, mülkiyet duygusu var bende. Bazen düşünmüyorum da benden sonra ne olacak ki o kitaplar diye. Oğlum zaten okumayı pek sevmediğinden büyük ihtimalle dağıtacak birilerine o kitapları. Böyle düşündüğüm zamanlarda kitaplarımı vermek istiyorum birilerine ama bir türlü kıyamıyorum. Napayım ya, benden sonra tufan.

Kitaba gelince; bazı eleştirmenlerin dediği gibi diğer eserlerine göre çok daha kolay okunan bir kitap ama bazı yerler çiklet gibi uzamış , valla itiraf ediyorum, atladım o kısımları. Ama bazı yerlerde hayat hakkındaki duygularımın aynılarını yazarın satırları arasında görmek de hoşuma gitti. Hani sanki bir fikir birliği, kader ortaklığı gibi. Örneğin 96 sayfada 3. paragraftaki" 20 yaşımdan beri üzerimde beni her türlü beladan ve mutsuzluktan koruyan görünmez bir zırh olduğu duygusu var içimde"

Kitabı ne öneriyorum, ne de önermiyorum. İsteyen, merak eden, ilgi duyan, Orhan Pamuk'u seven alsın okusun. Ben genel olarak kitabı beğendim. Okudum, pişman değilim, gene olsa gene okurum:))

Herkese iyi hafta sonları. Gerçi pazartesi okullar açılıyor, o nedenle hepimiz için oldukça yoğun bir hafta sonu olacak belli.

Tüm öğretmen bloggerlara ve tüm bloggerların öğrenci evlatlarına ve tabii benim oğluma da iyi bir ders yılı dileği ile...

Salı, Ağustos 26, 2008

Öneri



Halit Hüseyni, Afgan bir yazar. Yukarıda kapağını gördüğünüz "Uçurtma Avcısı" onun ilk romanı. Bence bir ilk roman için muhteşem, ötesi yok. İstanbul yolculuğu sırasında (otobüsle) bitirdim. Olaylar, kahramanlar, romanın akışı, insanı içine çekiyor ve bırakmıyor. Her sayfayı okurken diğer sayfada ne olacak diye merakla okudum. Şiddetle, şiddetle, şiddetle öneririm. .



Bu da aynı yazarın 2. romanı; Bin Muhteşem Güneş. Benim böyle bir hastalığım vardır. Bir yazarı tuttummu tüm eserlerini almak isterim. Gerçi tereddütlerim de vardı. Aynı zevki, tadı alabilecekmiyim diye ama pişman olmadım. Aynı tad, aynı merak, aynı insanı romana katma duygusu bu romanda da var. Okuyun, okutun, asla pişman olmayacaksınız, yani bu kadar da iddaalı konuştum ya, inşallah beğenmeyen çıkmaz.

Pazartesi, Ağustos 18, 2008

İç Döküş


Çoookk uzun zaman olmuş yazmayalı. Aslında hala da içimde yazma hevesi pek yok ama bu sıcak öğleden sonrasında hadi bi şeyler yazayım bakayım, belki yazmaya başlayınca arkası da gelir diye düşündüm.

Son postta yazmıştım, kardeşimin hastalığı nedeni ile 2 kez İstanbul'a gittim. Yanında olmak iyiydi, hem kardeşime destek oldum, hem de gözümle gördüm. İnsan uzakta olunca farklı şeyler düşünüyor. Annem-babam ve tüm sülale , hiç kimse hiçbir şey bilmiyor. Uzaklığın belki de tek yararı bu. Annemlere kardeşimin yaz okulundaki görevi nedeni ile bu yaz İzmir'e gelemeyeceğini söyledik. Annem çok bozuldu (malum annelerin oğullarına farklı bir düşkünlükleri vardır), babamsa ekmek parası, napalım dedi ve kabullendi. Bir şekilde kulaklarına gider diye de sülaleden hiç ama hiç kimseye söylemedik. Hatta annem şüphelenmesin diye 2. gidişimde Ankara'ya gidiyorum yalanını söyledim. Sağolsun eşim ve oğlum da bana bu konuda destek oldular. Şimdi 1 Eylül'ü bekliyoruz. O tarihten sonra tekrar tetkikler falan yapılacak. İnşallah çok çok iyi sonuçlar alıp, bu derdi başımızdan def edeceğiz. Kardeşimin doğumgünü 14 Eylül. Hep duam o gün 2. kez doğması, iyi haberler almamız.

Bu elbetteki benim için en ama en önemli dert, diğer hiç bir şeyle kıyaslanamaz bile ama bir diğer sıkıntımız da teyzemin taşınması idi. Daha önce yazmıştım, evlatları yüzünden evini sattı, 80 yaşında kiraya çıktı diye. Elde kalan çok az bir parayı da bana verdi, bankaya yatırıp oradan en azından faizle kirayı karşılayayım diye ama küçük oğlu ona da rahat vermiyor. Para tırtıklana tırtıklana artık kirayı da karşılamaz hale geldi. Buna rağmen ne iş bakıyor oğlu, ne bir hareket gösteriyor. Üstelik huyu bile değişti. Daha önceleri annesine sevgi dolu olan bu çocuk şimdi para için annesine çok sert ve kaba davranıyor. Teyzem bir ara rahatsızlandı, İzmir'e gelip 1 ay kadar annemde kaldı. Annem yeğenininin ablasına yaptıklarını gördükçe nasıl kahroluyor, anlatamam. Ama teyzem oğluna toz kondurmuyor, o ayrı. İş bulamıyormuş, çok şanssızmış, vs. vs.

Kısaca bu yaz pek tatsız tuzsuz geçti benim için. Bu yıl hemen geçsin istiyorum , sanki her şey 2008'den kaynaklanırmış gibi. İşte insan dara düşünce böyle abuk sabuk düşünceler geliyor aklına.

Oğlum bu yıl son sınıf, ÖSS'ye hazırlanmaya başladılar bile. Ağustos başından beri haftada 6 gün dersaneye gidiyor. Haftaiçi dışında cumartesileri de ders var. Her sabah 6.30'da kalkıyoruz. 7.30'da evden çıkıyor. Saat 15.30'da ders bitiyor, 8 saat ders görüyorlar. Umarım uğraşlarının sonucunu alır. Ha, ama eşimle karar verdik. O elinden geleni yapsın, ama puanı düşük olur ve dandik bir bölüm olursa özel üniversiteye göndereceğiz, tabii İzmir'de. İzmir dışına maddi olarak yetişemeyiz ama İzmir'deki özel üniversite fiyatları neredeyse kolejlerle aynı . İstanbul'daki pek çok özel lisenin fiyatından bile ucuz. Tek evlat, onu da okutamayacaksak, niye çalıştık onca sene? Zaten kardeşimden beri bana bi adam sendecilik geldi. Herşey gittiği yere kadar, fazla kasmanın alemi yok, çünkü yarın ne olacağımız belli değil.

Biliyorum, bu güzel yaz günlerinde biraz iç karartıcı ve kasvetli bir yazı oldu ama içimi buraya da dökmezsem çatlayacağım. Sürekli rol yapmaktan, İstanbul dönüşlerinde bana kardeşimi soran herkese yalanlar dizmekten, sahte gülücüklerle, neşeli neşeli sahte maceralar anlatmaktan yorgun düştüm.

Resim mi? Ne alaka diyorsunuz, buraya benim ve kardeşimin resmini koyamazdım ama baktım g.etty'de bize en uygun(sarı kız ve kara oğlan- üstelik kız pek bi anaç sarılmış kardeşine) resim buydu. Canım böyle bir resim koymak istedi buraya, öyle işte. Görüşmek üzere...

Salı, Temmuz 01, 2008

1 Temmuz



Bugün 1 Temmuz, Kabotaj Bayramı. Neredeyse tüm limanları yabancılara satılmış bir ülkede ne kadar anlamlıysa artık:((

Tatil bitti. 13 Haziran akşamı eşim izin aldım diye geldi. Ancak pazar günü babalar günü olduğundan hemen gidemedik yazlığa. Pazar günü de önce babama , sonra Foça'ya k.pedere gittik. Pazartesi günü de sabahtan küçük bir çanta yapıp kahvaltı sonrası Çeşme'ye gittik. Diyebilirim ki uzun bir süredir ilk kez 3 kişilik bir izin yaptık. Deniz, havuz, kum, güneş derken sakin ve çok dinlendirici bir tatil oldu. Bu kısım iyi de tatilin ikinci haftası kardeşimle ilgili bir telefon aldım. Bazı sağlık sorunları var. Zaten bu haftasonu İstanbul'a gidiyorum, onun yanına. Burada detay vermek istemiyorum, sanki dillendikçe daha kötü olacak gibi ama canım çok yanıyor. İnşallah en kısa sürede kolayca atlatıcak bunu. Ama üzülmesinler diye annemlerden ve bir şekilde onların kulağına gitmesin diye de tüm akrabalardan sakladık, kardeşim öyle istedi. Duyulur diye eşimin tarafından da saklıyoruz, velhasıl bu yük çok ağır geliyor. Çok yakın bir kaç arkadaşımla paylaştım, yoksa kalbim duracak gibi. Sanki bir mengenin içinde sıkıyorlar kalbimi. Dün annemlere gittim, 15 gündür görüşmemişiz, özleştik. Ama ben duygularını saklayabilen bir insan değilim. Annem sesimden bile anlar ne olduğunu. Dün bütün gün çaktırmamak için rol yaptım. Tatilden dönmüşüz, neşemiz yerinde, dinlenmişiz, enerji doluyuz gibi davrandım. Onlarla konuşurken gülüp, eğleniyor gibi yaparken bile vicdan azabı çektim. Benim kardeşim orada neler çekiyor, ben burada gülüş ahenk , her şey yolunda gibi davranıyorum diye. Allah ömür versin babam 75, annemse 73 yaşındalar. Her ikisinde de hem kalp hem de yüksek tansiyon var. En önemlisi de insanın evladının bir yeri bile çizilse içi acıyor, değil ki böyle bir hastalık. Onları bu yaşta üzmek istemiyoruz. Çünkü yapabilecekleri bir şey yok. Bir de üzüp onları da daha kötü yapmayalım. Velhasıl, bu yaz benim için çok sıkıntılı geçecek ama inşallah sonu iyi olacak. Ara ara İstanbul'a gideceğim. Onun yanında olmak istiyorum. Tamam, eşi ve eşinin ailesi yanında ama herhalde insan zor günlerinde kendi kanından canından birilerini ister yanında.

Buralara ara sıra uğrayacağım, üstü kapalı da olsa gelişmelerden söz ederim. Hepinizin yanımda olduğunu biliyorum. Güzel haberlerle dönmek dileği ile...

Pazartesi, Haziran 09, 2008

Danalar:))



Şu an benim salonda da böyle 4 adet dana toplanmış kuduruşuyorlar:)) Bir yanda tv açık, diğer yanda play station, bilgisayar açık ama şu an ben el koymuş durumdayım, masada pizza parçaları, bayatlamış patatesler ve sidik kıvamına gelmiş kolalar. Ev çık akıl bin kaza. Bu arada ayarlanamayan ses tonları ile "ho, ha, hadi be" gibi anlamsız nidalar:))Eee, yaz geldi böyle oldu. Ha, ama ben kızgın mıyım? Yoo, oğluşum mutlu, ben mutlu. Seviyorum bu danaları:))

Çarşamba, Haziran 04, 2008

Karpuz kabuğu..


Bloğu çok boşladım ama biraz koşuşturmaca, biraz da yaz rehavetinden olsa gerek, hiç içimden yazmak gelmedi. Bizim evde bilgisayar küçük odada duruyor. Kışın iyi de, yazın o odaya tıkılmak istemiyorum. Bu arada biraz işlerim vardı, bir arkadaşım dün ameliyat oldu, onunla ilgilendim, arabamızı sattık, araba benim üzerimeydi, onun satış işlemlerine koşuşturdum falan derken bir baktım son posttan bu yana 8 gün geçmiş.

Bir önceki hafta Çeşme'ye gidip temizlik için anahtar bırakmıştık. Bu hafta sonu yazlığa gittik. Her yer temizlenmiş. Ama tabi beni bekleyen işler de vardı. Tüm mutfak malzemelerinin(tabak, bardak, tencere,işte aklınıza gelen her şey çay süzgüsüne dek) yıkanabilenlerini bulaşık makinesine attım, yıkanamayanları elde yıkadım. Tüm yastıklar, kilimler ve birkaç parça nevresim çamaşır makinesinde yıkandı. Tabi bunlar bir kerede bitmedi. Çamaşır makinesi 9-10 kez, bulaşık mak. ise 5-6 kez dönmüştür, tabi 2 gün boyunca. Ama biz yine de oğlumla fırsat yaratıp denize de girdik. Normalde çok rüzgarlı ve dalgalı olan deniz 2 gün boyunca çarşaf gibi ve ılıktı. Yüzdük, biraz güneşlendik, sezonu açtık. Pazar günü de yorgun ama mutlu bir şekilde evimize döndük. Önümüzdeki hafta sonu Foça'ya gitmemiz gerekiyor, bir sonraki pazar da babalar günü olduğundan 2 hafta daha Çeşme'ye gidemeyiz. Artık 20 gün sonra falan gidebileceğiz. Neyse ki daha yazın başı, daha çok zaman var, bol bol yüzeriz.

Salı, Mayıs 27, 2008

LOST



Lost yüzünden, yalnız blogdan değil, bilgisayardan ve pek çok şeyden uzak kaldım. Ben daha önce 1. sezonu izlemiştim. Oğlum arkadaşından 2. sezonu bulmuş. Eşim diziyi pek sevmediğinden gündüzleri izliyorum. E, tabi günlük işler, gelen, giden ya da benim gitmek zorunda olduğum yerler, gün içinde zaten bana pek zaman kalmıyordu. Kalan zamanda da diziyi izlemeye çalışıyorum. Şu an evde temizlik var da o yüzden yazabiliyorum. Salon temizlendiğinden ben seyredemiyorum, bari hem 2 satır yazıp, hem millet neler yapmış bloglara bir bakayım dedim. Bu arada oğlumun aynı arkadaşında 3. sezon da varmış. 2. sezon bitsin, onu da izleyeceğiz.

Perşembe, Mayıs 22, 2008

Perde



Sabahtan beri bir sürü iş yaptım. Oğluma kısır, akşam için ayşe kadın fasulye, yatakları topladım, yorganları artık tamamen kaldırdım, pikeleri çıkardım, çıkan nevresimleri makineye attım. Bu arada biraz dinleneyim diye sudoku çözerken koltukta hafiften içim geçmiş. Herhalde bi 15 dakika kadar uyuyakalmışım. Gözümü araladığımda perdeler tatlı tatlı uçuşuyordu, mutfaktaki radyodan P.o.wer T.ü.rk'ün sesi hafiften geliyor, evde soğan, domates, fasulye kokusu. Çocukluğumun yazları gibi geldi bir an. Çok mutlu oldum. Yazı seviyorum ya, bambaşka. Hayat Bilgisi kitaplarına göre 1 Haziran'da gelmesi gereken yaz, İzmir'e geldi bile. Askılılar, şortlar giyilmeye başlandı burada. Yazlığı temizletmenin de zamanı gelmiş demek ki.

İşte bu perdeli resmin esbabımucibesi de bu. İnsanın içine bir hafiflik hissi veriyor.

Herkese hafiflik hissi dolu, mutlu bir gün olsun:))

Salı, Mayıs 20, 2008

Kraliçe



Ne alaka di mi Kraliçe Elizabeth? Anılarım canlandı. 1971'de Kraliçe Elizabeth Türkiye'yi ziyaret ettiğinde İzmir'e de gelmişti. Ben o tarihte 5. sınıftayım(sizin için hiç bir fedakarlıktan kaçınmadım, oturdum, hesapladım)Öğlenciyim ki zaten tüm ilkokul hayatım boyunca öğlenciydim.(Şu öğleci lafına kılım, öğlenci kardeşim)Ben okula giderken ki o zamanlar ilkokul çocuklarının büyük kısmı evlerine en yakın okula yazdırılırlardı ve dolayısıyla yürüyerek okullarına giderlerdi. Neyse, işte bir gün okula giderken, her şeye dikkat ederken bir baktım Altınyol tarafında bir faaliyet var. Bizm tüm okul ve sabahçı öğrenciler Altınyol'a dizilmişler. Meğer Kraliçe Elizabeth oradan geçecekmiş. Büyük ihtimalle o zamanlar Çiğli Havaalanı vardı, oraya indi ve Efes ya da Selçuk gibi bir yerlere gitmek için de o yoldan geçmek zorundaydı. Gene lafı dolandırdım. Bizim sabahçı 5'lerden biri de (keşke burayı okuyor olsa da o bendim dese) Kraliçeye çiçek verecekmiş. Ama Altınyol'a geçmek için tren yolunu geçmek lazım ki annem bana zinhar(!) yasaklamış, Yanımda annem ya da babam ya da başka bir büyük olmadan tren yolundan geçmek yasak.Ben de tam kurallara uyan, asla büyüklerine yalan söyleyemeyen bir çocuk olarak uzaktan bakmıştım. Tabi o kalabalıktan ve o uzaklıktan hiç bir şey görmedim, sadece öğrenciler, asker, polis, öğretmenler. Sanki bir araba durdu(bu bana hafızamın bir oyunu da olabilir) ve tekrar hemen uzaklaştı,o kadar. Bu da böyle bir anım olsun diye yazdım. " Tanrı Kraliçe'yi korusun". Bana neyse.O ikisinin arasındaki sorun:)))

Pazartesi, Mayıs 19, 2008

19 Mayıs Kutlu Olsun



Kurtuluş Savaşının ilk kıvılcımı olan bugün, bu bayram herkese kutlu olsun.

Salı, Mayıs 06, 2008

İyi ki Doğdun YAĞMUR




Bugün Pınar'ın kızı Yağmur 2 yaşına basıyor, kocamaaannn bir kız oluyor artık. Nice sağlıklı, mutlu yıllar diliyorum ona

Hem annesini hem Yağmur'u öpüyorum:))

Çarşamba, Nisan 30, 2008

Nişan



Bugün bizim nişan yıldönümümüz. Tam 19 yıl bitiyor,20'ye giriyoruz. Ne heyecanlı, ne güzel bir gündü. Evde aile arasında yapmıştık. Onun tarafı da bizim taraf ta pek öyle tantanayı sevmiyoruz. O gün, biz sanki o gün nişanlanmayacamışız gibi gene dışarı çıkmıştık. Bir arkadaşımızı da alıp Kordon'da bir yerlerde oturmuştuk. Ben herhalde biraz da mutluluktan 2 birayla kafayı bulmuştum. Benim de sarhoş olunca hemen uykum gelir. Yazık, beni zar zor eve bıraktı. Ben vurdum kafayı yattım. Kardeşim anlatıyor. O bana hadi kalk akşama nişanın var dedikçe ben ona bankada yaptığım işleri anlatıyormuşum;kartonları şurdan alıcan, printer'a şöyle takıcan falan diye:)) Tabi sonra bi uyandım saat 6 falan. Apar topar berbere gittim, o zamanlar saçlarım kısa olduğundan kısa sürede fön çekildi. Eve geldim, giyindim, kardeşim ısmarladığımız pastayı aldı, geldi. Saat 8 gibi geldiklerinde ben zımba gibiydim. Güzel bir kristal tabağa çikolata yaptırmışlar,içinde minicik nazar boncukları vardı, çiçek falan. Biraz hoşbeşten sonra ben kahveleri yaptım, babası beni istedi, babam klasik eh çocuklar anlaşmışlar, verdim gitti gibi bi şeyler dedi(pek hatırlayamıyorum) Yüzüklerimiz takıldı. Pastayı kestik. İkramlar yapıldı. Muhabbet falan, sonra gittiler. Bütün gece yüzüklerimize bakıp durduk, ya biz gerçekten nişanlandık mı diye? Bu inanamama durumu bi kaç hafta devam etti. Bi de yüzükleri alışımız var. Eşim, klasik yukarıdaki resimdeki gibi yuvarlak alyans istemişti. Bense o dönem pek moda olan kare tipi bir model. Kuyumcunun kapısında hangisi diye konuşuyoruz, bir türlü anlaşamadık. Eşim yazı tura atalım mı, kazananın istediği yüzüğü alırız dedi. Ben de "tamam, şansıma güveniyorum, sen baştan kaybettin, yazı olsun benimki" dedim ve ben kazandım:)) Benim istediğim yüzükleri aldık. Gerçi artık şişmanlıktan o yüzükler takılamıyor, daha doğrusu ikimiz de yüzük takmıyoruz. Ben de yüzüğün bağlayıcılığına inanmıyorum. Yeter ki gönüller bağlı olsun.

Daha dün gibi geliyor bu dediklerim ama baksanıza 20 yıl olmuş. İnşallah daha nice 20 yıllar görürüz.

Salı, Nisan 29, 2008

Yağmur



O deli sıcaklardan sonra tekrar yağmurlar başladı ama güzeldi be! Gelelim geçen haftaya. Salı günü arkadaşımla kitap fuarına gittik. Hem kendimize hem birbirimize hem de bizle daha sonra buluşacak arkadaşımıza kitaplar aldık. Ha, ben bi de oğluma Yiğit Özgür'ün karikatür kitabını aldım. Orada 2 güzel saat geçirdik. Oradan R.eyhan pastanesine gittik. A.hmet Ö.zhan da oradaydı. Ay, ne kocaman surat o öyle. Ah, ah yıllar çok acımasız ya. Neyse sonra arkadaşımız da geldi, uzun uzun muhabbetler R.eyhan'ın güzel pastaları eşliğinde yapıldı:)) Saat 7 gibi kalktık oradan. Çarşamba günü biz oğluşumla evde yayıldık ama eşim duramadı, anneciğine gitti, Foça'ya. Selametle... ben daha pazar günü oradaydım, bu kadar samimiyet fazla, di mi kızlar? Eşim çıkınca ben de arkadaşımı aradım. O da ne yapayım diye düşünüyormuş. Atladı vapura , Bostanlı'ya geldi: İskeleden yürüyerek benim meşhur Y.asemin K.afeye gittik. Saat 1.30 falandı geldiğinde , 5 gibi kalktık, Bostanlı pazarına uğradık ama bir şey almadık. Onu 6 vapuruna bindirdim tekrar. Oradan da dönüp tekrar pazara gittim. Biraz sebze-meyve aldım. Perşembe günü biraz ev toparlama, cuma halam gittim. Cumartesi günü eşim önce elektrik süpürgesi yaptı. Olay şu; belki duymuşsunuzdur Rainbow diye bir süpürge var. Hediyesi 3.300 Avro. Kendileri hijyen manyağı olarak aldı. Ben de protesto ediyorum. Madem aldın, sen kullan. Ben bu paraya daha yararlı şeyler yapardım diye. İşi bitince eşimle birlikte biraz alışveriş yaptık, oğlanın ders aldığı büroya gidip hocalarla konuştuk, akşam da bir arkadaşımıza oturmaya gittik. Pazar günü eşim yine Foça'ya, biz oğlumla evdeydik. onun sınavı ve kursu vardı. O kurstayken ben "İçimdeki Deniz" filmini hem ağladım hem seyrettim. Dün annemdeydim. Bugün temizlik yok. Bana gelen kadın bugün doktor işi için izin istedi, perşembeye gelecekmiş. Ben de evde biraz ortalık toparladım, etli türlü yapmak istiyorum fırın torbasında, bi de pilav yanına.Valla pirinci yeni almadım, taa aybaşında aldığım pirinç:))

Günler böyle geçip gidiyor. Aslında teyzemin tarafında bir sürü olumsuz gelişme var ama ben bunları yazmak istemiyorum, zaten dün annemle konuşup yeterince üzüldük, kahrolduk. ne diyeyim, allah o hayırsız oğlanlara akıl fikir versin ama 55 sene gelmeyen akıl bu saatten sonra da gelmez herhalde.

Salı, Nisan 22, 2008

23 Nisan Kutlu Olsun



Yarın 23 Nisan. Hepimize kutlu olsun. Bu güzel günü bize armağan eden Atamız da var olsun. Bu arada balkonlarınıza bayraklarımızı asmayı da unutmayalım:))

Ülkede çok acaip şeyler oluyor, burayı lütfen okuyun, özellikle bu günlerde:(

Pazar günü.k.valideleri Foça'ya götürdük, yerleştirdik. Onlar yazlık sezonunu açtılar. Gerçi ertesi gün temizliğe kadın gelecekti ama o pis evde yatılmaz diye görümcemle biraz evi toparladık. Tabi alışık olmayan bünye hemen yoruldu. Neyse ki hasta falan olmadım. Akşamüzeri, bizden 1 hafta önce yazlığa gelen k.validemin arkadaşı bizi çaya çağırdı. Valla kuş sütü eksik denir ya, öyle bir sofra donatmıştı. Çaylar içildi, kekler, poğaçalar, sarmalar yenildi, muhabbetler edildi. Bu arada görümcemin diyet yine yalan oldu:)) O, böyle her 2-3 haftada bir diyete başlar, sonra bırakır. Tabi sonuçta değişen bir şey olmaz.

O gece dönüşte o kadar yorgundum ki ütü falan yapamadım. Sabah bizimkiler kalkmadan oğlana 1 gömlek, 1 pantalon, eşime de 1 gömlek ütüledim. Onlar gittikten sonra da kalanları hallettim. Öğleden sonra anneme gittim.

Bugün izne çıkabilen arkadaşımla kitap fuarına gidiyoruz. Oradan da Alsancak'a geçip bir yerlerde oturacağız, diğer arkadaşımız da o zaman bize katılacak. Onun 3'e kadar başka bir işi varmış, o yüzden fuara gelemiyor.

Yarınsa malum tatil, herkes evde. Aslında Çeşme'ye gidelim diyorduk ama hepimiz gevşedik. Çünkü Çeşme'ye gidelim denince gene nerden baksan en geç 9'da kalkmak lazım. Yarın ailecek yayılalım azıcık. Geç kalkalım, uzun uzun kahvaltı edelim, gazetelerimizi okuyalım istiyoruz.

Ben artık kaçayım, daha hazırlanıcam, arkadaşıma gidicem. Herkese iyi bayramlar....

ÖNEMLİ NOT:Bundan sonra cuma güzeli yayınlamayacağım. Onları her daim sağ köşede görebilirsiniz. Çünkü dönüp dolaşıp bakıyorum da bu ikiliden daha güzeli yok kardeşim:))

Cuma, Nisan 18, 2008

Burada



Sawyer burada, Türkiye'de. Eh, bu hafta başkasının resmi konmazdı, ayıp olurdu:))

Geçen hafta koşuşturmacalı geçti. Cumartesi sabah arkadaşıma kahvaltıya gittim. Diğer arkadaşımız da geldi. Ayrıca ev sahibi arkadaşımızın annesi ve kızkardeşi de vardı. Güzel bir gündü. Giderken gene makinada ekmek yapıp götürdüm, pamuk gibiydi, bayıldılar. 2,5'a kadar falan oturduk orada. Oradan malum kayınvalidelere geçtim. Orada da şaka,şamata, muhabbet. Akşam eve döndük. Zaten yorulmuştum. Ayaklarımı uzatıp tv seyrettim, dinlendim. Ertesi gün, teyzemi yeni taşınacağı yere götürdük. İzmir'e 2-2,5 saat mesafede yazlık bir yer. Ama bir gittik ki, ev dandini. Oğlanlar eşyaları yerleştirmemişler bile. Çöp ev gibi. O kadın o vaziyette o evi nasıl yerleştirecek bilemiyorum. Biz biraz düzeltmeye, en azından yatacak yer açmaya çalıştık ama en az 2 günlük iş var orada. Yanımızda kayınvalideler de vardı, tekrar Foça'ya döndük. Bahçeden erik ve çağla topladık. İzmirliler bilir, o tarafta S.akıpağa'nın tesisleri var, "Rumeli köftesi" meşhurdur, oraya uğradık köfte yedik, akşam da eve döndük. Malum pazartesi için ütü yaptım, nevresimleri değiştirdim falan.

Pazartesi günü aslında anneme gitmeyi düşünmüyordum ama teyzem evden ayrıldı, şimdi mahzunlaşmıştır diye gevrek alıp sabah (yani annemlerin sabahı;12) kahvaltıya gittim onlara. Çok kalmadım ama, bir-iki saat sonra eve döndüm. Akşam kuzen ve aileyi pide yemeye davet etmiştim. Biraz meze türü şeyler yaptım. Pide içlerini hazırladım. Oğlumla eşim pideciye gitti, ben masayı kurdum, akşam gene gülüş ahenk kalabalık bir sofraydık.

Salı günü ise temizlik vardı, yarım gün geldi, sonra o kapıdan ben bacadan gene anneme gittim. Annemler uzun bir gurbet sonrası (eniştemin işinden dolayı) 20 yıldır ilk kez teyzemle alt-üst oturuyorlardı. İşte hayırsız evlat durumlarından teyzecim evini satmak zorunda kaldı ve kiraya çıktı. Hem de buradan uzaklaştılar. Ev taşınalı 1 ay olmuştu. Oğlanlar biz evi yerleştirelim öyle gelirsin demişlerdi. Gerçi gidince gördüm ki taş taş üstüne koymamışlar.O süre zarfında da teyzem annemlerde kalıyordu. Gidince anneme çok zor oldu. Zaten çok bağlıdırlar birbirlerine. Biraz ona destek olmak için gidiyorum anneme. Aslında bana yakın bir eve taşımak istiyorum onları ama onlar da kendi evleri duruken kiraya çıkmak istemiyorlar. Bu yaştan sonra ev sahibi kahrımı çekicez diyorlar. Evlerini satsak buradan ev alamayız, onu da biliyorum. Ben şimdilik kiralıklara şöyle bir göz gezdiriyorum, inşallah hem kesemize hem de gönlümüze göre bir yer buluruz.

Çarşamba malum, Bospadaydım, biraz tekstil- biraz sebze alışverişi. Dün de ameliyat olan bir arkadaşıma hastaneye ziyarete gittim. Ondan dönüşte de başka bir arkadaşın şubesine uğradım. Biraz da onunla sohbet. Eve geldim, biraz yemek,biraz ütü(yastık kılıfları, havlular, tişortlar falan)

Bugün oğlum seviyor diye birazdan kısır yapıcam, sonra da biraz çıkıp yürüyüş yapmak istiyorum. İşte günler böyle geçip gidiyor. Bu arada kitap okuyorum. Oya Baydar'ın "Kayıp Söz" kitabı. Diğer romanları kadar( Sıcak Külleri Kaldı ve Erguvan Kapısı ) sarmadı ama zorluyorum kendimi. DVD'de "Anlat İstanbul"u sakin kafayla izledim. Sırada "Uzak" var. Yani kültür hareketlerinden de uzak durmamaya gayret ediyorum.

Gene cuma olmuş. Herkese iyi tatiller, iyi hafta sonları...

Cuma, Nisan 11, 2008

G.rease



Bu hafta, hem başrol oyuncuları hem de konusu güzel bir film afişini koydum. Bu filmin yapıldığı yıl, ben İstanbul'da filolojide öğrenciyim. Ama o zamanlar şimdiki gibi filmler A.B.D. ve diğer ülkelerle aynı anda vizyona girmiyor. En az 1-2 yıl gecikme ile Türkiye'ye geliyor. Ben her gün Kadıköy'den Karaköy'e vapurla geçiyorum. Kadıköy iskelede bir video ve renkli tv var. O zamanlar Türkiye'de daha renkli tv yok, video hiç yok. O videoda vapur beklerken insanların canı sıkılmasın diye çeşitli klipler, Benny Hill Show'dan parçalar falan gösteriliyor. Tabi bu arada verilen kliplerden biri de Grease filmden aynı adlı şarkının klibi.Ben tabi hangi kaset ezberlemişim. Tam geliyorum iskeleye, bir bakıyorum o kaset, ben artık 1 vapur, 2 vapur derken bu klip başlayana kadar iskelede oturuyorum ve bekliyorum. Klip oynuyor, ben yüzümde salak bir gülümseme gelen vapura atlıyorum. Yani az vapur ve ders kaçırtmadı bana bu klip.Filmini görmek ise 1 yıl sonra kısmet olmuştu. Onun hikayesi ise şöyle; ertesi yıl ben tekrar sınavlara girip İzmir'e döndüm üniversite için. O yıl film İzmir'e de geldi. Biz kalabalık bir grup Çınar sinemasına gitmiştik bu filmi izlemeye. Sinema tıklım tıklım dolu, biletler 1 gün önceden alınıyor, yer yok. Hey gidi günler hey. Gözünü sevdiğiminin teknolocisi. Ne iyi oldu da bize karın ağrısı çektirmiyor artık. İstediğin filmi indir, istediğin klibi izle. Zaten tüm filmler dünya ile eş zamanlı gösterime giriyor. Yaşasın teknoloci:)))

Bu hafta yapmak istediklerimle ilgili bazı değişiklikler oldu. Çarşamba sabah kuzen geldi, kahvaltı sırasında bir arkadaşım aradı. Geçenlerde bizi evine davet eden bir arkadaşımıza perşembe gidelim mi diye sordu. Tamam dedim. Bizi çağıran arkadaşı arayıp bana sonucu bildirecekti. Şimdi azıcık dedikodu. Bu bizi çağıracak arkadaşımız bizim tüm toplantılarımıza katılır, her yere gelir ama hiç kimseyi evine çağırmaz. Neredeyse 5 yıldır biz ona gideceğiz. Üstelik de hep bize "gelmiyorsunuz" diye sitem eder. Sen çağırdın da biz gelmedik mi demek lazım ama olmuyor. Ben hep baktığın yüze tükürme, tükürdüğün yüze bakma lafına inanırım. Bir kere kırılırsam, bir daha ben asla görüşmem. o yüzden de hep idare ederim insanları, onlar bana laf söyleseler bile. Neyse, sonuçta gene bizi kabul etmedi. Ivır zıvır bahaneler ileri sürmüş. Eh, bizden günah gitti. Biz gelelim dedik, o kabul etmedi. Top artık onda. Ne zaman müsait olursa o çağırsın, biz de uygun olursak(!) gideriz. Hiç içimden gelmiyor ya, neyse...

Çarşamba günü kahvaltıdan sonra pazara gittim. Enginar, iç bakla falan aldım. Dün de onları pişirdim. Öğleden sonra da anneme gittim. Bugün halama gideceğim. Yarın ise program dolu:) Sabahtan malum bir arkadaşta kahvaltıdayım, öğlen ise kayınvalidedeyiz. Yani saat 3 gibi. Yeğeni geldi diye yemek yapmak istedi(biliyorsunuz aslında cumartesi ben çağıracaktım ama o arzu edince ben de ses etmedim) Fakat buradaki kuzenlerin çocuklar(yani gençler) cumartesi akşamı dışarı çıkmak istediklerinden, herkes de birbirini görsün diye yemeği erken saate aldık. Böylece cumartesi akşamı herkes serbest olacak. Bu durumda ben de pazartesi akşamı çağırdım herkesi. Ama işin kolayına kaçıyorum, gerçi kuzen de öyle istedi, pide yaptırıcam. Yanına bol salata, turşu, otlar. Yani pek fazla yorulmamış olucam.

Gene hafta sonu geldi. Herkese iyi tatiller.....

Çarşamba, Nisan 09, 2008

Cep Fotolar



Eski ve hızlı bir cep foto okuru olarak geçen gün bu siteyi bulunca pek mutlu oldum. İtalyancam olmasa da az buçuk neler dediklerini İng. den benzeterek arada sırada da sözlüğe başvurarak çıkarıyorum. Aklıma bundan 30-35 yıl önceki yaz tatillerim düşüyor. Yazın neredeyse bir koli dolusu cep fotoyu arkadaşlarla değiş tokuş eder, sıcak öğle saatlerinde yatakta yayıla yayıla, bu sonu hep mutlu sonla biten kitapları okur ve hayaller kurardım. En beğendiğimse geçen postta resmini yayınladığım F.ranco G.asparri idi. Zavallım 1999'da ölmüş. Ne diyelim, dinince dnlensin, toprağı bol olsun. Üstteki resim de aynı siteden cep foto oyuncularının pek çoğunun bir arada olduğu toplu bir resim.

Bugün eşimin Ankara'daki kuzeni geliyor, alt kattaki teyzeye gelecek. Birazdan aşağı inicem, hep birlikte kahvaltı edicez. Yarın en büyük halama gitmek istiyorum. İzne çıkmasını umduğum arkadaşım yine izne çıkamadı. Bu yüzden beni ve diğer kankamızı cumartesi kahvaltıya çağırdı. Aslında ben pek cumartesileri bir yere gitmek istemiyorum. Çünkü eşim ve oğlumla birlikte olabildiğimiz, birlikte kahvaltı edebildiğimiz tek gün. Pazarları kursu olduğundan oğlum çok erken gidiyor, eşim de genellikle öğlene doğru anneleri ile Foça'ya gidiyor yani bize bir tek cumartesi kalıyor. Haftaya da aylık toplantımız var cumartesi günü. Üst üste 2 hafta ayrı gayrı olucaz, ama arkadaşımı da çoook uzun süredir göremedim, azıcık anlayış , di mi?

Cumartesi akşamına Ankara'dan gelen kuzeni ve diğer aile efradını yemeğe almak istiyorum. Cuma'dan tüm meze ve zeytinyağlıları yaparsam yetiştiririm. Akşam üzerine sadece pilav ve ızgara işi kalır ki onlar da son dakika işleri. Ama bakalım onlara uyacak mı? Neyse herkese uyan bir günde alırım hepsini yemeğe.

Size çok basit bir tatlı tarifi de yazayım. Geçenlerde arkadaşımda yedim, çok beğendim, hem yapması da çok kolay
.
Malzeme: 20 kaşık irmik
2 litre süt(2 kutu)
20 kaşık tozşeker
8 kaşık kakao
Kaşık ölçüsü yemek kaşığı. İrmik ve kakaoyu kaşığa silmeden çok az fazla koyun ama tepeleme de olmasın.Tozşekeri ise tepeleme doldurun. Tüm malzemeyi tencereye koyup orta ateşte muhallebi kıvamına gelene kadar karıştırın. Kaynayınca bir iki dakika daha karıştırıp borcama dökün. Önce dışarıda ılıtıp sonra buzdolabına koyun. Soğuyunca üzerini çikolata sosu ve dövülmüş ceviz/fındık ya da antep fıstığı ya da hindistan cevizi ile süsleyin. Süslemesi zevkinize kalmış. Afiyet olsun.

DİP NOT: Şimdi bloglar arasında dolaşırken bu bloğa ve etkinliğe rastladım. Lütfen tıklayın ve okuyun. Muhteşem bir düşünce. Daha bir hafta süre olduğuna göre ne yapacağınıza karar verin ve uygulayın lütfen.

Pazartesi, Nisan 07, 2008

Pardon



Bu cuma güzelini maalesef atladım ama pazartesi telafi ediyorum, umarım affedersiniz:))
Peki var mı cuma güzelimizi tanıyan? Gerçi biraz benim gibi dinazor olmak gerekiyor tanımak için ama bakalım bilebilecek misiniz? Yanıtı bir sonraki postta:))

Geçen hafta neler yaptım, valla tam hatırlayamıyorum. Bir tek cuma aklımda. Onda da en küçük halama gittim. Bana ıspanaklı börek yaptı. Ayrıca sütlaç da yapmış ki tek yiyebildiğim beyaz ve sütlü tatlı. Ben beyaz renkli sütlü tatlıları sevmem ama işin içine kakao girerse o ayrı:)) Bir tek sütlacı o da tatlı pilav kıvamında olunca yani bol pirinçli severim.Geçen haftalarda halama uğrayıp aşure aldığımda muhabbeti geçmişti, unutmamış canım benim. Aşura kasesini vermeye gittim, bu defa da sütlaç kasesi ile döndüm eve:)) Ben de ona 7 tahıllı ev ekmeği götürmüştüm, o ve eniştem de ekmeğe bayıldılar, pamuk gibi.

Günler ekspres kıvamında hızla akıyor. Bugün sabahtan bankalara gidicem, kredi taksitlerini ve kredi kartlarını ödemeye. Borç yiğidin kamçısı ama bizimki galiba biraz mazoşistlik aşamasına geldi:)) Oradan da anneme geçicem. Bu hafta hala bankada olan bir arkadaşım izne çıkacaktı. Eğer çıktıysa onunla buluşucaz. Umarım çıkmıştır. Neredeyse 3 ay olacak görüşmeyeli. Telefonlar var ama yüzyüze farklı oluyor.

Lafı kısa tutayım ve doğru görev başına koşayım. Herkese iyi haftalar...

Çarşamba, Nisan 02, 2008

Y.alçın K.üçük'ten bir alıntı

Bu ileti geçenlerde bana geldi, Y.alçın K.üçük'ün yazdığı söyleniyor. Ben onun her dediğine katılmıyorum ama alttaki ileti hoşuma gitti, sizlerle paylaşmak istedim;


"Eyy benim kafası 'su kaçırmasın hava almasın' diye devekuşu yumurtası
gibi paketlenmiş hemşirem!

Eyy dini modernize edemediğinden, çağdaş yaşamı islamize etmeye
çalışan tuhaf iktidarın seçmeni!

Eyy benim üstü kebap altı Lara Croft modifiye müslüman kardeşim!

Ey inandığı din;erkeği kadına tercih eden,üstün gören,erkeğin otoritesini tartışılmaz ilan eden,

erkeği kadının hamisi,kadını erkeğin hayatını kolaylaştırıcı unsur,

vesayet altında tutulması gereken bir çeşit geri zekalı ya da aciz ve
hatta şeytan konumunda tanımlayan hemşirem!

Dini inancı 'Penis Diktatoryasına mutlak itaat'ı emreden hemşirem!

İslamiyeti 'kültür', ahlakı dinden ibaret sanan hemşirem!

Eyy benim yaşama dair talimatı, erkekler tarafından yazılmış, erkek
postacı Cebrail aracılığıyla gönderilmiş din kitaplarından alan
hemşirem!

Üniversiteyi bitirirsen, diplomayı duvara asıp evinin kadını
olacağını, kocanın şirketlerinden birinde çalışıyormuş gösterilip
Bağkur primlerinin ödeneceğini, sonra da benim yıllarca it gibi
çalıştıktan sonra bağlanan emekli aylığım kadar emekli aylığı
alacağını biliyorsun değil mi? Ben de biliyorum. Bu hiç hoşuma
gitmiyor.

Belki de kocanın şirketlerinden birine ortak gösterilirsin, adına
ihalelere katılınır, 'vekaleten' kararlar, krediler alınır, hisseler
satılır. Senin iraden dışında, haberin bile olmadan, sen hayata
katılamadan ailenin erkekleri senin adına herşeye katılırlar,
ekonomiyi falan bile yönlendirirler hatta. Sen de asaleten değil
'vekaleten' yaşayıp gidersin.


Üniversiteye okumak için mi gitmek istiyorsun?

Hayır! Üniversiteyi medreseleştirmeye. Mescit, çömelmeli kenef, abdest
lavabosu talep etmeye. Diğer kadınlar üzerinde baskı oluşturmaya.

Kamu binasına çalışmak için mi girmek istiyorsun?

Hayır! Mescit, çömelmeli kenef, abdest lavabosu talep etmeye. Diğer
kadınlar üzerinde baskı oluşturmaya.

Her yere Penis Diktatoryası'nın sana verdiği talimatları yerine
getirmek için girmek istiyorsun. Bir düğmenize basacaklar, sürüler
halinde çağdaş giyimli kadınların üzerine saldıracaksınız. Bir
düğmenize basacaklar birşeyi protesto etmek ya da liderinizi
alkışlamak için okullardan (AKP'li Belediye'nin tahsis edeceği)
otobüslerle meydanlara doluşacaksınız.

Erkek emredecek siz yerine getireceksiniz. İnisiyatif, karar alamadan.
Hiçbir zaman kendi başına hareket edebilen çağdaş, özgür kadınlar
olamayacaksınız. Hep sürüler halinde yaşamanız, sürüler halinde eylem
yapmanız gerekecek. Sizin yerinize Penis Diktatoryası düşünecek,
beyninizdeki gri hücreleri kullanmayacak, alınan kararların
sorumluluğunu üstlenmeyeceksiniz.

Pasif yaşamak da bir tür rahatlıktır hemşire. Bunu istiyor da olabilirsin.

Düşünmeme, koşulsuz itaat etme karşılığında ananın rahmi kadar sıcak,
sarıp sarmalayan yuvanda güven içinde oturup, itaate dayalı sosyal
düzen isteyen 'kul' çocuklar yetiştireceksin. Karnına basınca elham
okuyan, bacağını çekince hatim indiren bebeklerle oynayan, isyan değil
itaat eden 'kul'lar.

Türban dediğin tesettürün sadece bir parçası hemşire. Kafa derisinde
çıkan keratini kapatan kumaş parçası. Sana göre Allah'ın yarattığı
saç, bana göre evrim sürecinde beyni radyasyondan, ısıdan korumak için
oluşmuş izolasyon maddesi. Şampuan reklamına göre 'hazinemiz', İslama
göre bir telini gösterirsek cehennemde yanacağımız kıl kümesi.

Dinin örtünmeni emrediyorsa neden (Penis Diktatoryasının sokağa
döktüğü) İranlı kızkardeşlerin gibi kara çarşaflara girmiyorsun? Bak
'Eşarp yetmez, en iyi örtünme kara çarşaftır' diye sana destek
gösterileri yapıyorlar oralardan.

Ama sen hemşire! Sen Ampul Partisi'nin sadakalarından, lutuflarından,
avantalarından payını almakta olan Araplaşmış, ruju ojesi yerinde
hemşire! Sen tesettür mayoya 250 Dolar, ipek türbana 500 Dolar, ya da
üç kilo bulgura bir oy verebilen hemşire!

Sen, Allah korkusu, erkek korkusu, ölüm-cehennem korkusu arasında
sıkışıp kalmış gariban! Bırak o soyut korkuları da, yakında Türkiye'de
de kurulmasını beklediğim din muhafızlarının kızılcık sopasından,
kırbacından, recm'inden kork.

Şimdilik rengarenk giyinebilmeni laik Cumhuriyet'e borçlu olduğunu da
hiç unutma hemşire. Ampul Partisi'nin hortumlayıp babanın/kocanın
cebine koyduğu avantada, oruç/namaz polisine ödeyecekleri maaşlarda
benim aylığımdan kesilen, içtiğim rakıda, şarapta ödediğim vergiler
olduğunu herzaman hatırla. (hadi sor şimdi Alo Fetva hattına: 'İçkiden
alınan vergiyle Din Polisi'ne maaş ödenirse bu para helal midir?').

Sen de ben de biliyoruz ki senin dini inancının sana verdiği görev,
yüklediği sorumluluk okumak, çalışmak, sosyal hayata aktif katılım
değildir hemşire. Senin aklın bir adamın üçüncü beşinci karısı olmaya,
ona sorgusuz itaat etmeye yatıyorsa eğer, eve kapanıp rahmin döl
tutmayacak hale gelinceye kadar çocuk doğurup onları 'itaatkar, isyan
etmeyen kullar' olarak yetiştirmeye yatıyorsa eğer, senin ne okumandan
fayda gelir ne çalışmandan hemşire.

Kadını cinsel obje, ticari meta olarak gören sokakta kendi halinde
yürüyen erkek değil, Kanada'dan Avustralya'ya kadar yayılmış yıllık
cirosu 95 milyar Dolarlık tesettür giyim pazarıdır hemşire.

Kadını cinsel obje olarak gören dindar, dinsiz, ateist, bilmemneist
erkek değil, beyni dinle yıkanmış yobazdır hemşire. Ona daha çocuk
yaştayken nikah kıyabilen, kadını kapatarak pasifize eden Penis
Diktatoryası'nın yobazı.

Soyut korkularını besleyerek özgüvenini aslında Penis Diktatoryası
kırıyor senin. Sonra gelip 'Beni mağdur ettin, bana zulmettin' diye
beni suçluyorsun. Sonra da aynı Penis Diktatoryası açık (yani normal)
giyindiğim için beni 'kokoş', değersiz ilan edip sana benim üzerimden
kendini namuslu, değerli hissettiriyor, prim veriyor. Benim üzerimden
senin egonu şişiriyor. Kadını kadına kırdırıyor yani.

Cuma, Mart 28, 2008

Yine Yeni Yeniden




Bu başlığı atmamın nedeni, gene dön dolaş George Clooney'i cuma güzeli seçmem.Bakıyorum bakıyorum, şu an için aktörler arasında daha güzelini göremiyorum:))

Bu haftayı kısaca özetlersek; pazartesi anne ziyareti, salı temizlik, çarşamba evde yayılmaca,perşembe yani dün k.valide grubunu ağırlama. Bugünse bir arkadaşımla dışarıda buluşacağız. Dün k.valide, k.peder, teyze, görümcem öğleden sonra bana geldiler. Patatesli kek ve tarifini buradan aldığım zebra keki yaptım. Valla, övünmek için söylemiyorum, bayıldılar. Özellikle patatesli keki son dakikada yapıp ılık ılık çıkardığım için tadına doyamadılar.

Gene bir haftasonu geldi. Hafta çok çabuk mu geçiyor, bana mı öyle geliyor anlayamıyorum. Herkese iyi tatiller, bol bol dinlenmeler...

Perşembe, Mart 27, 2008

İYİ Kİ DOĞDUN KARAKUZUM



Bugün canımın, ömrümün, yaşam amacımın, bi tanecik oğlumun doğumgünü. 17 yaşına giriyor, büyüyor, genç bir erkek oluyor. İyi ki doğdun oğlum, iyi ki doğurdum seni.

Pazartesi, Mart 24, 2008

Sobe



Böğürtlengözün annesi, beni sobelemiş. Çok zevkli bir sobe, geciktirmeden cevaplayalım;

A: Tabii ki canım annem
B: E bu da tabii ki canım babam
C: Canım oğlumun adının baş harfi. Bu adı ona ben koydum, taaaa çocukluğumdan beri hep oğlum olursa koymak istediğim ad:))Aynı zamanda babamın da adınınn başharfi
Ç: Çeşme, yazın güzel yanı ve alttaki harfle bağlantılı
D: Deniz, denizsiz bir yerde yaşayabileceğimi sanmıyorum.
E: Erik, bayılırım, mevsimi de geliyor
F: Frigyalılar, parayı bulup başımıza saranlar
G: Hem benim hem de annemin adlarımızın baş harfleri
Ğ: Çoğu arkadaşım gibi bana da yumu yumu şak şak yumuşak geee şarkısını hatırlattı. Nur içinde yat Barış Manço
H: Hediye, canım arkadaşım, dostum
I: Işık ılık süt iç
İ: İtalya, inşallah bi gün gidicem, görücem,yenicem:))
J: Bilemedim, benim için pek anlamı olmayan bi harf
K: Kahve, çok sevdiğim ama bana yasak olan içecek. Muhabbetler bile eksik oluyor onsuz
L: Leylek leylek havada, yumurtası tavada
M: Memo, eşim
N: Nergis, tam da mevsimi, mis gibi kokutuyor her yeri
O: Osu... hadi yazmayım, bi de RTÜK kapatmasın bloğumu
Ö: ey Özgürlük!
P: Pakize ama Suda olanı değil. Gırgırda Şerefsiz Şeref güzel kadınlara hep Pakize derdi:))
R: Rezistans, ne alaka, kel alaka, şimdi aklıma geliverdi
S: Sevgi, onsuz olmaz
Ş: Şemsiye, rengarenk, desen desen
T: Tatil, tatil, tatil ve Ç-D harfleriyle de bağlantılı
U: Umut, fakirin ekmeği, ye Memet ye
Ü: Üflemeyeceksin değil mi Necati?(C.em Y.ılmaz'ın bir t.at bir d.oku gösterisinden bir replik)
V: Veda, niyeyse bu geldi aklıma, aman uzun süreli vedalar olmasın
Y: Yaz, geldi sayılır
Z: Zonguldak'ın zosu (A.jda ablamızdan seçme ve saçmalar)

Bunlar da benim harflerim, gerçi aynı harf bazen bir çok şey ifade diyor benim için ama özellikle fazla düşünmeden ilk aklıma gelenleri yazmaya çalıştım.

Herkese iyi haftalar, çalışanlara iyi mesailer...

Cuma, Mart 21, 2008

Cücü



Gençliğinde çok yakışıklıydı ama yaşlılığında tam bir kır papaz oldu. Ne mi kır papaz:)) Saçı bembeyaz ve çok kabarık erkek, en azından bizim ailede o anlamda söylenir. Neyse, biz gençliği ile idare edelim. Gözlerini zaten söylemiyorum, ben ayrıca bi de burnuna hastayımdır, niye demeyin, bilmiyorum, ama şekli şemali pek güzeldir burnunun, ona yakışır.

Bu kadar magazinsel haberden sonra biraz da memleket ahvalinden söz edelim. Şimdi düşünün,mesela ben hırsızlık yapmakla suçlanıyorum, n'olur? Mahkemede delillerle suçsuzluğumu kanıtlamaya çalışırım. Gidipte kanunları değiştirin, bu konu artık suç kapsamından çıksın diyemem, di mi? Peki bizdeki, adının aksine kara ve rezil parti napıyor? Suçlamaların aksini kanıtlamak yerine kanun değişikliği ile suçu suç olmaktan çıkarmaya, kendini bu şekilde kurtarmaya çalışıyor. Bu bile suçlamayı kabul ettiklerini göstermez mi? Evet, biz laik düzene karşıyız, bunu değiştirmek ve şeriatı getirmek için deliler gibi içten içe çalışıyoruz demek değil midir? Suçsuz insan korkar mı? Demek ki kendileri bile kendilerini aklayamayacaklarını biliyorlar, kaçamak yönler bulmaya çalışıyorlar, hukuku guguk yapmaya çalışıyorlar. Suçsuz insan korkmaz, gider suçsuzluğunu kanıtlar, aklanır ve yine siyaset yapar ama korkacak şeyi olanlar kaçar, kanunları değiştirmeye çalışır. Umarım bi gün insanlarımızın gözleri açılacak:((

Perşembe, Mart 20, 2008

Dün



Dün aynı dönemde çalıştığımız , birlikte emekli olduğumuz arkadaşımla buradaydık. Konak P.ier'deki M.andolin K.afe. Benim çok sevdiğim yerlerden biri. Denizin yanında, hatta neredeyse içinde. Gelen geçen vapurları, uçuşan martıları keyifle izleyebiliyorsunuz. Çaldıkları müzikler benim yaş grubuma hitap ediyor, örneğin; Bee Gees, Dalida, Chicago, 70-80'lerin tüm yabancı parçaları. Biraz ötemizden ana cadde geçmesine rağmen tek bir araba gürültüsü yok, ne konuştuğunu anlayabiliyorsun.





Resimler kafenin kendi internet sitesinden, ben çekmedim yani. Menü güzel,fiyatlar uygun. Biz salata yedik ama salatalar resmen en büyük boy kaselerde geliyor, sonuna doğru çatlamak üzere olduğunu hissediyorsun. Tabi bir de yanında gelen o ufak ekmekleri saymıyorum, hem sıcacık , hem de çeşit çeşit.Kısacası dün muhabbetle, müzikle dolu bir gün geçirdim. Hava da izin verdi bize, yağmur yağmadı. Kapadı, açtı ama yağmadı. Biraz rüzgar vardı, o kadar.






Size mekanın içini, dışını gösterdim. Hani bazı gazeteciler var, her yazılarında bir yeri methederler , ona benzedi bu yazı da. Ama dün gerçekten çok güzeldi, paylaşmak istedim:))

Pazartesi, Mart 17, 2008

Ortaya Karışık



Cumartesi günü eşimin rutin kontrolu için K.arşıyaka'daki doktoruna gittik. Dönüşte saat 2 falandı, hadi yine Yasemin Kafeye gidelim dedi. Hep sözünü ediyorum ya, Bostanlı sahilinde, sonunda resmini buldum. Bağlı olduğu işletmeye ait siteden yukarıdaki resim. Sağ tarafta epey geniş bir yeşil alan var, sonra da deniz. Gün batımı harika oluyor. İşte cumartesi günü eşimle oradaydık. Çok kalabalıktı. Millet çoluk çocuk gelmiş. Önü çok geniş çimenlik olduğundan herkes çocuğunu gönül rahatlığı ile oynasın diye bırakıyor. Hem gözünün önünde oluyor, hem iki çift laf edebiliyorlar. Ayrıca gökyüzü uçurtmalarla kaplıydı. Biz çocukken niyeyse bilmiyorum uçurtmaya bayrak derdik. Hala da günlük konuşmada öyle kullanıyorum ama şimdi kimse anlamaz diye uçurtma dedim. Pizza ve patates kızartması eşliğinde bira içtim, eşimse kola. Eşim karaciğer yağlanması nedeni ile uzun süredir içemiyor. Benle de dalga geçti. Birkaç sene sonra buralarda şerbet içeceksin diye:(( Şakasına bile tahammülüm yok. Pazarsa felsefe ve ing. çalıştırarak geçti. Oğlumun bu hafta sınavları varmış. Fen konularında kendi idare ediyor da sosyal derslerde hala karşılıklı oku-anlat-yaz şeklinde çalışıyoruz. Gerçi felsefede bazı kavramları anlamada, dolayısıyla da anlatmada ben de zorlandım. Bu akşam da son bi kez üzerinden geçeriz.

Gelelim, şu parti kapatma meselesine. Yok demokratik değilmiş, falanmış, filanmış. İyi de bi kere şeriat ile demokrasi asla bağdaşmayan 2 kavram. Şeriatta insan kul ve din ne emrediyorsa sorgulamadan yapmak zorunda. Üstelik demokrasi şu an o partinin istediği düzene ulaşmak için kullandığı bir araç, amaç değil yani. O düzeni getirirlerse aynı hoşgörüyü kendi gibi düşünmeyenlere gösterecekler mi? Hiç sanmıyorum. Çünkü dinin emirleri kesin ve yorum yapma hakkın yok. Senin yerine ulemalar düşünüp karar veriyor sen nesin ki? Zavallı bir kul. Denileni yap, fazla düşünme, koyun ol, yeter. Yılbaşı kutlanmaz(noelle-yılbaşını bile ayırt edemiyorlar), çam süslenmez, fazla gülünmez, kadın sesi günah, insan resmi yapılmaz, zaten kadının adı yok, hiçbir hakkı hukuku yok. Avrupa ülkelerinde aşırı sağ partilerin kurulması bile yasak. Hatta bunu ima eden konuşmalar, simgeler bile. Çünkü bunun acı sonuçlarını gördüler ve tüm dünyaya gösterdiler(Hitler-Mussolini): Peki onların ki bu yasaklarla demokrasi de biz parti kapatmak isteyince neden demokrasi olmuyor? İktidarda oldukları için mi? İlle istedikleri sonuca ulaşsınlar, niyetlerinin ve icraatlarının sonuçlarını görelim ondan sonra mı biletlerini kesmek gerekiyor. Ama o zaman zaten iş işten geçmiş olacak. Zaten o bileti kesecek ne kurum ne de insan kalacak. Adamlar her türlü hukuki kararı yok sayıyorlar. Şimdiden hukuka bu kadar saygısız olanlar, o zaman değişecekler mi? Zaten ne hukuku? Şeriat hukuku. Eski meclis başkanı, bi de utanmadan başsavcıya tehdit eder gibi ölüm en büyük gerçek demiş. İyi de o ölüm senin de gerçeğin amcacım. Ondan kaçış yok, herkes gidecek oraya. Kimin iyi kimin kötü olduğuna da burada değil, orada karar verecekler. Üstelik de buna sen karar vermeyeceksin. Şimdi de başsavcıyı devreden çıkarmak için anayasa değişikliğine gidiyorlar. Mecliste çoğunluk ellerinde diye anayasa ile oyuncak gibi oynuyorlar. Ayrıca bi de referandum deyip duruyorlar. Sanki çıkacak sonuçlar çok sağlıklı gibi. Doğu'da aşiret reisinin dediği gibi oy atan insan mı halkı temsil ediyor ya da kocasının- babasının dediği partiye oy atan kadınlar mı? Bu kadar olumsuz icraatın üstüne, üstelik amaçları da belliyken daha ne beklenecek? Avrupa, saçımızı okşasın, aferin cici çocuk oldunuz, demokratiksiniz desinler diye mi? Bu kadar mı önemli onlardan aferin almak. Bi düşünün, bugüne dek Avrupa ve Amerika'nın onayladığı hareketler aslında bizim zararımıza olan şeyler değil mi? Adamlar hala Lozan'ın rövanşını almaya çalışırken biz kendi ellerimizle bu olanağı onlara vermeye çalışıyoruz. 1923'den beri dinmeyen sızıları. Bizi Sevre geri götürmeye çalışıyorlar. Bu hükümet zaten onlara bu konuda her türlü desteği sağlamadı mı? Ülkemizde ekonomideki tüm büyük firmalar hep yabancılara peşkeş çekilmedi mi? Hem de ne uğruna? IMF borçlarının faizlerinin ödeme uğruna. Anapara ise hala katlanarak artarken. Yani hiç uğruna satıldı onca şirket. Günün kurtardılar.
Sözün özü; ben bu parti kapatma kararını sonuna dek destekliyorum, başsavcıyı bu büyük cesaretinden dolayı kutluyorum.

Cuma, Mart 14, 2008



Bugünkü güzelimiz C.olin F.irth olsun, hani şu B.ridget J.ones'un günlüğündeki yakışıklı:))

Baktım da geçen cumadan beri yazmamışım ama hem yoğundum hem de oğlum evdeydi. Kendileri pazartesi günü beden dersinde ayağını biraz incitmiş ama bize söylemedi, ertesi gün de okuldan eve arkadaşları ile yürüyerek gelmişler(ki mesafe olarak size Taksim-Tünel arası gibi hatta biraz daha fazla diyeyim). Sonra o akşam ayağına basamıyor. Enişteyi aradık(doktor), ilaç söyledi, jel söyledi, aldık, 2 gün evde yattı, bakım yaptık paşaya. Bu arada canı kısır istedi, yaptım, pasta istedi yaptım, yani hizmet sınırsız(eh, ne de olsa hizmette sınır yoktur bankasından emekliyim, alışığım). Bugün iyiydi, okula gitti. Tabi o dönemde b.sayar bana haram oldu. Neyse iyi artık ve büyütülecek birşey yok. Yalnızca beyefendi babaya ve tabii tüm erkeklere benzemiş, canları çok tatlı. Ben senin acı eşiğin yok diyorum ona. Dokunsan ah diyor. Yahu insan gidip babasının bu huyunu mu alır kardeşim:)))

Geçen hafta cumartesi akşamı arkadaşlar geldi bize. Menü; patatesli kek, poğaça, bisküvili pasta ve cevizli kekti. Pazar günü ise alt kattaki teyzemizi ve k.valideleri yemeğe aldım. Menü; tavuk suyuna çorba, beşamel soslu tavuk, zeytinyağlı enginar, karnabahar ograten ve pilavdı. İki gün çok yoruldum.

Pazartesi günü anneme gidiş, salı günü temizlik, çarşamba ve perşembe oğlan evde diye beyefendiye hizmet, bugün artık benim. Sabahtan yine enginar yaptım. Mevsimi diye ve eşimle ikimiz çok seviyoruz diye ben haftada en az bir kez enginar pişiriyorum bu aralar. Bilmeyenler olursa diye anlatayım ;

Ben 5 tane enginar alıyorum. Derin bir tasa su doldurun , içine yarım limon suyu ve bir avuç un koyun, karıştırın. Bu arada enginar İzmir'de yaprağı ile tüketilir ama buna uygundur. Sanırım İstanbul'daki enginarlar biraz fazla iri ve kart oluyor. Neyse,bu arada elinize mutlaka eldiven takın yoksa simsiyah oluyor eller ayıklarken. Enginarın kafasını sapından ayırın ama sapını sakın atmayın. Enginarın üstünden 2-3 sıra yaprağını koparıp atın. Kalan kafayı, kesme tahtasına yan yatırın ve alttan 1/3 kısmını kesip atın. Kafa kısmındaki yaprak diplerini temizleyip bembeyaz kalmasını sağlayın.Sonra kafası yukarı bakacak şekilde tahtaya koyup 4'e bölün. İçinde tüylü kısmı göreceksiniz. O tüylü kısmı göbekteki birkaç yaprakla birlikte temizleyip atın. Elinizdeki çeyrek enginarı hemen unlu-limonlu suya atın. Böylece tüm enginarları temizleyin. Korkmayın, baştan yavaş gitse de pratiklik kazandıkça fabrikasyon gibi hızlanıyor insan. Saplarını ise başında ve sonundan biraz kesin. Ortasının bembeyaz olduğunu göreceksiniz. Çevresindeki kalın yeşil kısımları atıp o beyaz içi çıkarın. Her biri yarım parmak uzunluğunda olacak şekilde kesip aynı suya onları da atın. Temizleme işlemi bitince enginarları ve saplarını sudan çıkarıp (sakın tekrar sudan geçirmeyin, yıkamayın, o sulu haliyle bırakın) geniş ve yayvan bir tencereye dizin. Üzerine yarım demet taze soğan doğrayın. 1 limonun suyu, 1 kahve fincanı zeytinyağ, ağız tadınıza göre tuz ve 1-2 çay kaşığı toz şeker atın. Tencereyi kısık ateşte , enginarları yakmadan 5-10 dakika sararıncaya kadar tutun, sonra da 2 su bardağı kadar sıcak su koyup 45 dakika kısık ateşte pişirin. Ateşi kapatınca yarım demet ince kıyılmış dere otunu enginarların üzerine serpip yine kapağını kapatın. Bırakın servis yapana kadar öyle kalsın. Ama başka bir borcama falan aktaracaksanız, o zaman yemek pişince sıcakken borcama koyup dereotlarını o zaman serpin ama yine üzerini mutlaka kapatın. O buharla dere otları da yumuşuyor, güzel oluyor. Afiyet olsun. Yanına bol ekşili bir marul salatası, ohhh yeme de yanına yat.

Az önce en küçük halam aradı, aşure yapmış, gel al diye. Giderken doğalgaz faturasını da yatırıcam. İlk faturamız geldi. 21 güne 90 YTL: Bence süper. Çünkü ben onu, sırf elektrik parası olarak veriyorum, klima nedeni ile. Mazot parası cabası ki o da ayda 300 YTL falan tutuyor. Çok sevdim ben bu doğalgazı.(Dilimi ısırayım, şimdi zam mam yaparlar mazallah)

Teyzem pazar günü taşınıyor. Gerçi önce 2 oğlu ve gelini gidip evi yerleştirecekler, teyzem annemde kalacak. 10 gün kadar sonra onu da alıp götürecekler. 20 yıl sonra anneciğimle teyzem gene ayrı düşüyorlar. Gurbet, gurbet, gurbet. Çok üzülüyorum, özellikle annemin durumuna. Şimdi niyetim annemi bana yakın bir yere taşımak. Gerçi annem, ben burda doğdum, yaşadım, ana-baba toprağım diyor gelmek istemiyor ama benim her gün onlara gitmeme imkan yok. O da ayakları rahatsız diye dışarı çıkamıyor. Bütün gün evde tek başına çok sıkılacak. Halbuki bana yakın olursa her gün 5 dakikalığına bile olsa ona uğrarım. Koluna girer, dolaştırırım, bize gelir, bu civarda arkadaşları var, toplanırlar. Neyse , önce teyzem bir gitsin de sonra ben onu ikna ederim. Babam dünden hazır. O zaten çok istiyor bize yakın olmak. E, tabi o hanım köylü olmuş, evlenince annemin semtine gitmiş, o yüzden daha çabuk kabulleniyor. Her şeyin hayırlısı diyorum, zaman gösterecek herşeyi.

Herkese iyi tatiller, bol dinlenmeli ve güneşli bir hafta sonu:))