Dün bankanın istediği bazı evrakları göndermek için postaneye gittim. Malum eski PTT'yi devlet onyüzbin parçaya böldü. Yok telekom, yok PTT yok kablonet vırt, zırt. Neyse uzun yıllar olmuş bir postaneye girmeyeli. Malum bankadayken bizim tahsildarlara verirdik, onlar postalardı, o yüzden şaşırdım biraz ve biraz da üzüldüm. Aynı bankalara benzemişler. Orada da sıra numarası alıyorsun, numaranın ekranda yanmasını bekliyorsun falan. Daha da önemlisi tahsilat yeri gibi olmuş ya da banka şubesi gibi. Benden başka mektup postalayan yoktu zaten. Herkesin elinde para, elektrik, su, kablolu tv yatırıyorlar ya da havale yapıyorlardı. Bankalar yüksek havale ücretleri aldığından artık çoğu yer posta çeki nosu alıyor ve masrafsız havale yapabiliyorsunuz.
Orada oturmuş sıramı beklerken çoook eski yıllara döndüm. Ben daha 4 yaşındayken teyzem gurbete çıktığından mektup ve telgraf işine çok alışığız. Sürekli mektuplar gelir, gider. Anneannem teyzemin yanına gitse hemen ertesi gün "salimen geldim, selamlar" telgrafı gelir (Bu arada bu konuda geçen gün Punto Bey de yazmıştı.). Bizim postanemiz eski bir Rum eviydi. Girince büyük bir sofa, karşı ki odanın kapısı iptal edilmiş , orada o zamanlar henüz boyumun yetmediği bir banko arkasında 2-3 çalışan, sağda büyük bir tahta dolap ,üzerinde alt alta 3 adet uzunlamasına delik. Üzerlerinde "adi, uçak postası bi de şimdi adını hatırlamadığım bir şey" yazardı. Bankodaki görevliye istediğin posta çeşidini söylerdin, o pulu verir, yapıştırırsın sonra da uygun delikten mektubunu atardın.
Hiç unutmuyorum Orta 1'yim. İngilizce öğretmenimiz, Attila İlhan'ın eşi Biket İlhan (şimdi yönetmen-Kayıkçı, Mavi Gözlü Dev, Ayın Karanlık Yüzü gibi filmleri var). Rahmetli Attila İlhan da o zamanlar Demokrat İzmir gazetesinde. Öğretmenimiz bize " Çocuklar , Demokrat İzmir gazetesi çocuk sayfası da yapıyor. Şiirlerinizi , eserlerinizi gönderin" demişti. O zaman pek çok çocuk gibi ben de şiir yazıyorum. Ben de yazdığım bir şiiri gazeteye gönderdim ama eve gelince aklıma geldi ki ben o mektuba adımı- soyadımı yazmadım. Anneme söyledim. Birlikte tekrar postaneye gittik. Postacılar zaten mahallelimiz, bizi tanıyorlar. O gözümde büyüttüğüm koca dolabı çevirdiler ki mektubumu bulalım diye.Aaaaa, meğer o dolabın arkasında 3 raf var, her rafta koca koca renkli leğenler, mektuplar onun içinde. Ben demek o çocuk kafamla nasıl bir mekanizma düşünüyorsam, mektuplar otomatik ayrılıyor falan. Bayağı bir hayal kırıklığı olmuştu benim için. Neyse mektup bulundu, tekrar açtım, adımı yazıp tekrar o leğene bırakmıştım. Ayrıca şiirim de gazetede yayınlanmıştı. Ama gazetenin o nüshasını saklamamışız. Belki kütüphaneye gitsem bulurum. Nasılsa yaklaşık tarihi belli.
Artık herşey otomasyona dönüyor, robotlaşıyoruz. Eski sıcak ilişkiler kalmıyor ya da ben yaşlanıyorum. Çok nostalcik gördüm kendimi yav:))
Temmuzun Yirmi Sekizi - 2026
4 saat önce
Sevgililer gününüz kutlu olsun. Kimi, neyi seviyorsanız, onunla olan sevginiz hiç bitmesin. Bu eşiniz, arkadaşınız, evladınız, kediniz ya da ana-babanız olabilir. Ben evlat sevgisini tattıktan sonra hiçbir aşkın bunun önüne geçemeyeceğine inanıyorum. Allah herkese bunu tatmayı nasip etsin. Neyse, uzun lafın kısası;




