Cuma, Mart 02, 2007

Postane

Dün bankanın istediği bazı evrakları göndermek için postaneye gittim. Malum eski PTT'yi devlet onyüzbin parçaya böldü. Yok telekom, yok PTT yok kablonet vırt, zırt. Neyse uzun yıllar olmuş bir postaneye girmeyeli. Malum bankadayken bizim tahsildarlara verirdik, onlar postalardı, o yüzden şaşırdım biraz ve biraz da üzüldüm. Aynı bankalara benzemişler. Orada da sıra numarası alıyorsun, numaranın ekranda yanmasını bekliyorsun falan. Daha da önemlisi tahsilat yeri gibi olmuş ya da banka şubesi gibi. Benden başka mektup postalayan yoktu zaten. Herkesin elinde para, elektrik, su, kablolu tv yatırıyorlar ya da havale yapıyorlardı. Bankalar yüksek havale ücretleri aldığından artık çoğu yer posta çeki nosu alıyor ve masrafsız havale yapabiliyorsunuz.

Orada oturmuş sıramı beklerken çoook eski yıllara döndüm. Ben daha 4 yaşındayken teyzem gurbete çıktığından mektup ve telgraf işine çok alışığız. Sürekli mektuplar gelir, gider. Anneannem teyzemin yanına gitse hemen ertesi gün "salimen geldim, selamlar" telgrafı gelir (Bu arada bu konuda geçen gün Punto Bey de yazmıştı.). Bizim postanemiz eski bir Rum eviydi. Girince büyük bir sofa, karşı ki odanın kapısı iptal edilmiş , orada o zamanlar henüz boyumun yetmediği bir banko arkasında 2-3 çalışan, sağda büyük bir tahta dolap ,üzerinde alt alta 3 adet uzunlamasına delik. Üzerlerinde "adi, uçak postası bi de şimdi adını hatırlamadığım bir şey" yazardı. Bankodaki görevliye istediğin posta çeşidini söylerdin, o pulu verir, yapıştırırsın sonra da uygun delikten mektubunu atardın.

Hiç unutmuyorum Orta 1'yim. İngilizce öğretmenimiz, Attila İlhan'ın eşi Biket İlhan (şimdi yönetmen-Kayıkçı, Mavi Gözlü Dev, Ayın Karanlık Yüzü gibi filmleri var). Rahmetli Attila İlhan da o zamanlar Demokrat İzmir gazetesinde. Öğretmenimiz bize " Çocuklar , Demokrat İzmir gazetesi çocuk sayfası da yapıyor. Şiirlerinizi , eserlerinizi gönderin" demişti. O zaman pek çok çocuk gibi ben de şiir yazıyorum. Ben de yazdığım bir şiiri gazeteye gönderdim ama eve gelince aklıma geldi ki ben o mektuba adımı- soyadımı yazmadım. Anneme söyledim. Birlikte tekrar postaneye gittik. Postacılar zaten mahallelimiz, bizi tanıyorlar. O gözümde büyüttüğüm koca dolabı çevirdiler ki mektubumu bulalım diye.Aaaaa, meğer o dolabın arkasında 3 raf var, her rafta koca koca renkli leğenler, mektuplar onun içinde. Ben demek o çocuk kafamla nasıl bir mekanizma düşünüyorsam, mektuplar otomatik ayrılıyor falan. Bayağı bir hayal kırıklığı olmuştu benim için. Neyse mektup bulundu, tekrar açtım, adımı yazıp tekrar o leğene bırakmıştım. Ayrıca şiirim de gazetede yayınlanmıştı. Ama gazetenin o nüshasını saklamamışız. Belki kütüphaneye gitsem bulurum. Nasılsa yaklaşık tarihi belli.

Artık herşey otomasyona dönüyor, robotlaşıyoruz. Eski sıcak ilişkiler kalmıyor ya da ben yaşlanıyorum. Çok nostalcik gördüm kendimi yav:))

13 yorum:

annelog dedi ki...

:)))Çok hoş, leğenler haa:))Tam otomatik düşlerken sürpriz bir düzenek olmuş değil mi Çenebaz:)

kurunane dedi ki...

çenebazcım senin anlatım tarzına bayılıyorum. hepsi tek tek gözümde canlandı, görmüş gibi oldum.

artık mailler, smsler, yada tel. görüşmeleri ile bayramlar, yılbaşları kutlanıyor. ben çocukken en azından bayramlarda tebrik kartları gelirdi, yada annemler gidemedikleri düğünlere telgraf çekerlerdi. artık hiçbiri kalmadı.

cenebaz dedi ki...

Annelogmuş, evet. Ne hayal kırıklığı ki neredeyse 40 yıl geçmiş ama hala unutamamışım.

cenebaz dedi ki...

Kurunanecim, teknolojinin hem iyi hem de kötü tarafları var. İşleri çabuklaştırırken ilişkileri öldürüyor galiba.

fikriminincegülü dedi ki...

çenebazcııım.
Tam da bu yüzden teknoloji düşmanı olup çıkmıştım ben de..
Ama teknoloji bazen bize böyle güzel nimetler de sunabiliyo. Bkz.Blog kardeşliği.
Ayrıca şiirini bulup yayınlarsan tam süper olacak.

yalnızlar kraliçesi dedi ki...

Beni çooook eskilere götürdün çenebaz. Ben de yıllar var ki postaneye gitmemişim, düşündüm de... hey gidi günler heyy...

Punto dedi ki...

Postaneler evet, banka şubesine döndü.
Şiirinin bulunduğu gazeteyi Devlet Kütüphanesi'nde bulmak mümkün. Gazetelerin bir nüshası verilirdi kütüphanelere. Ama onlar cilt yaparlar, belki fotoğraf çekilebilir sanırım.

nimetpamuk dedi ki...

16 yaşımda benim mektup arkadaşım vardı. ptt yi çok severdim o yıllarda:) ankaradan mektup atınca 3. gün istanbulda olurdu. şimdilerde 3 haftada ancak ulaşıyor sanırım:)))))

nimet

cenebaz dedi ki...

Fikrişim, doğru söylüyorsun, bloglar sayesinde bir sürü arkadaşım oldu. Bu arada şiiri bulsam kendim içn de süper olacak ama bira uğraşmam lazım.

cenebaz dedi ki...

Yalnızlar Kraliçesi, sen olayı daha da iyi anlamışsındır. Ne de olsa kuşakdaşız:)

cenebaz dedi ki...

Punto Bey, kütüphanelerde fotokopi vardı bir zamanlar. Gerçi çok oldu gitmeyeli kütüphaneye de. Herhalde en son üniversitede gittim. Eh, oluyor bir 25 yıl kadar gitmeyeli kütüphaneye. Bulabilirsem çektiririm tabi. Hatta buraya yazıcam o şaheserimi:)

cenebaz dedi ki...

Nimetçim, benim de ortaokul, lise de yurtdışından mektup arkadaşlarım vardı. Sonra zaman içinde unutuldu, gitti. İnan şu an kaç günde gidiyor bir mektup bilmiyorum bile. O kadar uzun zaman olmuş yazmayalı.

Asortik Krep dedi ki...

Biz Mutfakcamı Burcuyla hala mektuplaşırız..Mailleşiriz de , telefonla da konuşuruz hala da bitmez konuşacaklarımız :)