Cuma, Temmuz 28, 2006

Bu akÅŸam ne seyredelim?

Bu akşam 2 güzel program çakışıyor. NTV'de saat 21'de Beyaz ile Kadir Çöpdemir'in birlikte sundukları "Biri bana anlatsın" programı var. Saat 23'e dek sürüyor. CNN Türk'te ise 22'de Okan Bayülgen'in sunduğu "Haber Makinası " başlıyor. Eee, 2 programın 1 saati çakışıyor. Napçaz şimdi? Kadir Çöpdemir'i Number1 TV'deki Geyik Parkı programından beri izleyen biri olarak herhalde Okan'ın programının ilk 1 saati güme gidecek gibi görünüyor. Allahım, ne büyük sorunsal bu yane :))

Pazartesi, Temmuz 24, 2006

Kriz

Bakıyorum da yazılarım hep bi gittik, bi geldik şeklinde. Napayım ama yaz İzmir'de böyle geçiyor. Eşim yıllık iznini alamadığından yalvar yakar Cumayı kapmış.Biz de oğluşumun bir arkadaşını da alıp Perşembe akşamından Çeşme'ye gittik. İzmir yanarken orada geceleri battaniye örtünmek zorunda kalıyoruz. Nasıl serin ve güzel anlatamam. Cuma akşamı için eşimin kuzeni yemeğe çağırmıştı. Oraya gittik. Ankara'daki kuzenleri gelmiş, onlardaymış. Hep birlikte 10 kişilik koca bir masada gülüş ahenk yemek yedik. Ben de Cumartesi için onları yemeğe çağırdım. Cumartesi günüm o yüzden yemek hazırlığı ile geçti. Ama yine de bir ara kaçamak yapıp havuza bile girdim. Pazar günü ise tam bir gevşeme günü oldu. Akşam saat 9 gibi de evdeydik.

Şimdi başlığa bakıp kriz bunun neresinde diyeceksiniz ki, bi dakka geliyor, anlatıcam, sabırsızlanmayın. Cuma sabah 11 gibi telefon çaldı. Benim erkek ve bekar kuzenlerden biri aradı. Gelsem olur mu, siz döndükten sonra da ben haftaiçi kalmaya devam ederim dedi. Ben asla tek ayak üstünde 40 yalan uyduramam. Buyur gel dedim. Tabi eşim bunu duyunca kızılca kıyamet koptu. Kızmasının 2 nedeni var. Birincisi bu yıl yıllık izin anlamında yapacağımız tek tatil bu. Bırakın da şurda bir haftasonu ailecek kalalım diyor(ki tüm sülale bunun bizim tek iznimiz olduğunu biliyordu)İkinci ve önemli nedense kuzen biraz içkiye fazla düşkün. Sabah kalkıyor kahvaltı masasına bira şişesini koyuyor, tüm gün boyu bu demlenme sürüyor. Gün ortasında da rakıya geçiyor ve gece yarısı yatana kadar sürüyor bu durum. Gerçi ne sarhoş olur, ne dili dolanır ,ne de çevresini rahatsız eder. Bu arada benim eşim hiç içmez. Bense arkadaşlar varsa birkaç kadeh şarap ya da bir bira içerim. Eşim "Benim yetişme çağında oğlum var. Kötü örnek olmasını istemiyorum."diyor. Hak vermiyor değilim .Çünkü daha önce de oldu. Al sen de bir yudum muhabbetleri oluyor çocuğa. Ayrıca biz o sitede daimiyiz. Eşim biz yokken o orada tek başına sabahtan akşama verandada içecek, etraftakiler de rahatsız olacak diyor, falan filan. Velhasıl ben ona telefon açtım. İşte beklemiyorduk, bir arkadaşlar aniden geldi yatacak yer yok dedim. O da pazara gelirim, sizden anahtarı alırım dedi. Bu kez ona birşey diyemedim. Hadi 2. kriz patladı. Bu kez de anneme telefon açtım. Bu konuyu hallet. Ben aciz kaldım dedim. Neyse konuyu onlar halletti ama hepsi geçici çözüm. Yaz uzun . Her an bizden yine anahtarı isteyebilir. Ne yalan uydurucam, ne bahane bulucam bilmiyorum. Galiba sonunda bana bu yazlığı sattıracaklar.

Bu arada bu Cuma günü kardeşim, eşi ve bi tanecik yeğenim geliyor. Herhalde Cumartesi günü onlar ve biz annemle babamı da alıp Çeşmeye gideriz. Bu sefer 1 hafta kalacaklar. Çünkü gelinimizin kızkardeşi Eylül'de Antalya'da evlenecek. Kalan 1 haftalık iznini de o sırada kullanacak. Haklı kızcağız. İnsan böyle zamanda kardeşinin yanında olmak ister. Yeğenim bana şeşil (yani yeşil) dinazor ısmarladı. Onu da aldım, hazır bekliyoruz keratayı. Nasıl özledim, nasıl burnumda tütüyor anlatamam. Hem kardeşimle de azıcık dertleşmek istiyorum. Telefonlar yetmiyor. İnsan gözgöze dizdize konuşmak istiyor. Ne zaman bitecek bu hasretlik?

Cuma, Temmuz 14, 2006

Bu Kez Farklı

Bu haftasonu Çeşme'ye değil de Foça'ya gidiyoruz. Hem kayınvalideleri ziyaret edeceğiz , hem de zeytinleri sulayacak eşim(bahçede 100 kadar zeytin fidanı var da). Bu akşamdan gidiyoruz, yani 3 gün kafayı kırıcam. Pazar akşamı olsa da dönsek diyorum ve huzurlarınızdan çekiliyorum.

Pazartesi, Temmuz 10, 2006

Yeknesak

Sanırım bu yaz boyunca ben hep aynı şeyleri yazıcam. Gene cumadan yazlığa gidildi. Gene havuz, deniz, güneş. Bol bol yeme, içme, mangal. Eee işte hepsi bu. Programa ilaveten oğlumun bir arkadaşını da aldık bu kez. Sıkılmasın küçük bey diye. Ha bu arada karar verdim ben oğlumu kimselerin yanına gönderemem. Çünkü gelen arkadaşı yatağını topladı, sofradan kalkarken tabağını, bardağını kaldırdı. Bizimkinde maşallah tık yok. Sabah çarşaf ve pike top halinde yatağın ortasında duruyordu. İnsan arkadaşından utanır, toplar di mi ? Nerrdeee... Bu çocuk bir yere gitse rezil edecek beni. Üstelik gittiği yere ağırlık yapacak, zahmet verecek. Bu arada evlenince gelin hanımın çocuk yetiştirme konusunda hakkımda edeceği lafları yazamıyorum bile. Ben bir yerde yanlış yaptım ama ..?

Cuma, Temmuz 07, 2006

Nach puan

Bizim izin yalan oldu. Gene 2 günlük haftasonları ile idare edicez. Ben böyle işin de , şirketin de ..... gözlerinden öperim. (siz kötü niyetlisiniz)

Perşembe, Temmuz 06, 2006

Genel Durum

Cuma günü arkadaşımın babasının 40 lokması vardı. Ona gittim. Dağıtımda yardımcı oldum. Yardımcı derken arabada co-pilotluk yaptım. Ehliyeti eski olmasına rağmen azıcık cesaretsizdir benim canım arkadaşım. Benim tek yaptığımsa "sen aslansın,sen kaplansın,oraya da gideriz,buraya gideriz "diye moral vermek yanında. Biz o akşam 6 gibi Çeşme'ye gidecektik. Saat 5.30 gibi arkadaşım aradı. Biz de geliyoruz dediler. Yazlıklar kalabalıkla güzel oluyor. Tabi son dakikada programı değişince, anca 7 gibi çıkabildik yola. Yollar Cuma akşamı olması nedeni ile çok kalabalıktı. Yiyecek alışverişi falan derken biz saat 9.30 gibi eve ulaştık. Yemeğe oturduğumuzda saat 10'du. Haftasonu güzel geçti. Yedik, içtik, yüzdük, eğlendik. Pazartesi günü eşleri sabahtan gönderdik. Biz o gün de denize girip akşamüzeri geri döndük. Allahtan havalar biraz serinledi de İzmir de çok sıcak değildi.

Salı günü malum bende temizlik günü. Dün ise nihayet annemi kontrole götürdüm. Bu kez tansiyonu çok yüksekti. 21-10 gibi. Doktor acilen tansiyonu düşürmeliyiz dedi. Aksi takdirde beyin kanaması, felç, kalp krizi, bunama gibi sonuçlar doğurur dedi. Şimdi sıkı bir perhize girdi. İlaçları değiştirildi. Allah korusun, düşünmek bile istemiyorum o kötü sonuçları. . Ama sonuçta kendi sağlığı, dikkat etmesi gereken yine kendisi. Çok ihmalkardır benim anacım bu işlerde. Bu ilaçları kullansın ,10 gün sonra tekrar kontrole gidicez.

Eğer bir mani olmazsa bu haftasonu eşim 15 günlük izne çıkacak. Ama çok enteresan bir şirkette çalışıyor. Son dakikaya kadar ne olacağı belli değil. Cuma akşamı saat 6'da patronlar tamam derse izne çıkıyoruz, demezse gene kös kös İzmir bekliycez. Geçen sene de çıkamamıştı izne. Gerçi bizimkinde de kabahat var, biliyorum. İnsan ağzından girer, burnundan çıkar gene alır o izni ama erkek işte. Yapamıyorlar.

Bu 2 günde kuaför işlerini halledeceğim. Gölge zamanım geldi. Araya bir de istenmeyen tüylerden kurtulma operasyonu sığdıracağım. Bu sıcakta nasıl üşeniyorum anlatamam. 3-4 saat o kuaförde oturmak cehennem azabı gibi. Zaten gölge yaptırmamın nedeni o. Boya olsa 20 günde bir kuaföre gitmek lazım. Bari 3 ayda bir gidip zamandan kazanıyorum.Bu arada ben Karşıyaka'dayım, kuaförüm Göztepe'de. Gitmek bile iş yani (İstanbullular okuyunca çok kızacaklar. Çünkü en fazla 45 dakikalık yol.)

Bu arada sabah eşim işe gider gitmez bilgisayarın başına oturuyorum. Yoksa bir daha çok zor ele geçirmem. Malum okullar tatil. Bilgisayar küçükbeyin tekelinde. Ancak o uyurken ya da arkadaşları ile dışarı çıktığında girebiliyorum bilgisayara. Tabi bu arada akşamları da eşim ele geçiriyor bilgisayarı. Bana ya sabahın körü ya da gecenin bir yarısı kalıyor. Buna da ŞÜKÜR(!)

Cuma, Haziran 30, 2006

Zor Hayat :))

Hafta nasıl geçti anlamadım. Salı günü annemi doktora götüremedim. Çünkü doktorumuz bir seminere katılmak üzere şehir dışındaymış. Salı günü dönecekmiş. İnşallah önümüzdeki hafta gideceğiz. Zaten bir rahatsızlığı yok. Rutin kontrol. Ama annem çok stresli bir insandır. Her kontrol öncesi bizi de strese sokuyor. Zaten bu kontrol tarihine karar vermesi bile 1-2 ay önceden başlıyor. Babamın tabiri ile herşeyi çok "damtraklı", yani fazla kuralcı gibi bir şey demek oluyor. Bizim ailede böyle deyimler ve sözcükler çok fazladır. Biz birbirimizi anlıyoruz da bazen diğer insanlar ve aileye yeni katılanlar "ne diyo bunlar "der gibi bakıyorlar o zaman açıklama ihtiyacı duyuyoruz.

Çarşamba günü arkadaşımla birlikte AOS'a fabrika satış mağazalarına gittim. Kendime bir kot capri ve bluz, oğluma 3 tane tişort ve 1 plaj havlusu aldım. Arkadaşım da oğluna 1 mayo ve 2 tişort aldı. Ancak biz bunları yaklaşık 3-4 saat dolaşarak hallettik. Bu arada arabanın sıcaklık göstergesi sürekli 40-42,5 arasında gitti, geldi. Varın siz anlayın yani sıcağı, nemi. Oradan da bostanlı pazarına geçtik ama yorgunluktan tekstil kısmına giremedik bile. Biraz meyve-sebze alıp hemen döndük.

Dün akşamüzeri görümcem telefon etti,akşam napıyorsunuz diye. Evdeyiz dedim. Hadi birlikte bir yerlere gidelim dedi. O, kızı, kocam, ben, oğlum, kuzenleri, onun eşi ve kızı Bostanlı'da deniz kenarında bir yere gittik. Deniz püfür püfür esiyor. Yol trafiğe kapalı, gürültü yok. Balıklar, kalamarlar, midyeler. Onlar rakı içti, ben bira. Rakıyı bir türlü sevemedim gitti. Bu yaştan sonra da alışacak halim yok. 2 bira , deniz, balık derken bir de havai fişekler patlamaya başladı. 3 genç bizden ayrılıp başka bir kafeye oturmaya gittiler.Biz 5 yaşlı(!) başbaşa kaldık. Muhabbet güzeldi. Gece kendimi yatağa nasıl attığımı bilemedim. Sabah da kalıp gibi kalktım.

Şimdi ufak bir çanta hazırlamak lazım. Malum akşamüzeri Çeşmeye gidicez. Haftasonu yine deniz, havuz, güneş. Valla hayat zor be:))

Pazartesi, Haziran 26, 2006

Tatil

Geçtiğimiz hafta pazartesi günü arkadaşım arayarak Çarşamba günü Çeşme'ye bizim yazlığa çocukları da alıp gitmemizi teklif etti. Ben tabi hemen atladım ama önce ikna edilmesi gereken bir koca faktörü vardı. Benim koca biraz problemli. Gece evde yalnız başına kalamıyor. Tamamen psikolojik. Ya hastalanırsa, ya kalp krizi geçirirse gibi felaket senaryoları yazıyor ve bunlarda çok ciddi. Fakat bu arkadaşımız ve eşi onun üniversiteden arkadaşları (ben tanışınca kızı çok sevdim ve çok iyi anlaştık) onları kıramadı, kabul etmek zorunda kaldı. Ama bana vıdı vıdı yaptı, beni bırakıp gidiyorsun, ya başıma bir şey gelirse diye iç kurdu şeklinde beni yedi bitirdi. Bizim de böyle bir problemimiz var. Bi ton aidat ödediğimiz yazlık orada duruyor, biz yazın İzmir'i bekliyoruz. Haftsonundan haftasonuna Çeşme'ye gidebiliyoruz. Neyse, biz arkadaşla çarşamba sabahı çocukları da alıp yola çıktık. Ev tabi bu sezon ilk kez gidildiğinden rezil durumdaydı. Çocuklar hemen giyinip havuza, bizse temizliğe koyulduk. Ev tripleks olduğundan akşama kadar anca sildik süpürdük. Bu arada tüm tabak çanak bulaşık makinasına atıldı. 4-5 postada ancak onlar yıkandı. Tüm giysiler ve çarşaflar rutubetten küf kokmuştu. Onlar da 4-5 postada makinada yıkandı, asıldı, kurutuldu ama ütü kısmı daha sonraya bırakıldı. O akşam geç de olsa biz de bir havuz sefası yapabildik. Ertesi gün tamamen dinlenme üzerine kurulu bir gün ,akşamına Çeşme sefası, ertesi gün ise camları sildik. Evin camları o küçük kare kare camlardan. İnsana sanki yüzlerce cam silmiş hissi veriyor. Cuma akşamı beyler de geldi. Zaten harala gürele derken pazar oldu ve akşam saat 7 gibi çıkıp eve geldik. Orada üzerimize pike örterken İzmir cayır cayır yanıyordu ve beni bu cehenneme geri getiren eşime buradan tüm saygı ve sevgilerimi iletiyorum:D

Bu arada okullar kapandı, karnemizi aldık. Neyse bir son dakika sürprizi falan olmadı, teşekkürle geçti oğluşum. Şimdi de fm mi, tm mi seçilecek ikilemi var. O fm istiyor ama karne notlarına bakarsan tm'ci görünüyor. Derslere çalışacak olan o. Bu yüzden herhalde onun istediği gibi fm olacak. Ama işimiz zor. Düzenli ve çok çalışması lazım ama bizimki bu konuda çok rahattır.

Bugün herhalde anneme giderim. Yarın temizlik. Çarşamba da annemi rutin kontrolü için kalp doktorumuza götüreceğim. İnşallah herşey yolundadır. Sonrası için henüz program yok. Bu arada salı günü temizlik sonrası arkadaşla organizedeki fabrika satış mağazalarına gideceğiz. Geçen sefer gittiğim bir mağaza var. Adını unuttum ama yerini biliyorum. Yalnızca büyük beden çalışıyor. 40-56 arası. Bir yazlık pantolon aldım. Ben 44 giyiyorum. Oysa aldığım oradaki en küçük beden 40 bile hafif belden bol geldi. Yani hem morali düzeliyor insanın hem de cebi. Hem spor,hem günlük hem de abiye kıyafetler var. Eğer yarın bir terslik olmaz da gidersek bir sonraki postta firmanın adını da yazarım.

Hadi ben kaçtım, iş çok.

Salı, Haziran 13, 2006

Bunak Çenebaz

Bir önceki postta yazmıştım ya, Arka sayfa programı diye. Bunak Çenebaz olarak Cuma akşamı gözümden uyku aka aka bekledim, ha şimdi başladı, başlıyacak diye. Halbuki bir önceki hafta program tatile girdi ve hatta o nedenle daha fazla sayıda kitap ve albüm tanıttılar. Yuh olsun bana yani. Herhalde Eylül, Ekim gibi yeni yayın döneminde başlar yine. Sürç-ü hafıza ettik,affola

Cumartesi görümcemin doğumgünü idi. O yüzden sabah işlerimi hemen ayarlayıp, hediye alma faslına giriştim. Büyük bedende gidilebilecek mağazalar sınırlı. Önce birkaç yere baktım ama aklım Albey'deydi. Netekim(!) aradıklarımı buldum. Üstelik ( İzmir'li büyük bedenlere duyurulur) merserize ürünlerde büyük indirim var. 1. üründe %20 , 2. üründe ise %50 indirim yapıyorlar. Ben de 2 tane birden aldım. Biri bizden, biri de oğluşumdan diye. Tabi taksitli satışların dayanılmaz cazibesi de işin tadını ikiye katlıyor. Akşam da onda yemekteydik. Arkadaşı olan bir çiftte vardı. Bir sürü mezeler almış. Salatalar ve karides güveç ile çipura. Yanında şarap. Muhabbet iyi. Ooohhh, güpgüzel bir akşamdı. Ama merak etmeyin, doğumgünü kızı diye ona iş yaptırmadık. Sofrayı biz kurduk, biz kaldırdık, heryeri toplayıp öyle ayrıldık.

Pazar günü ise çocukları Çeşme'ye gittiğinden görümcem yalnızdı. Ben de kahvaltıya bize çağırdım. Biz görümcemle önce arkadaştık. Sonradan gelin-görümce olduk. O yüzden (tahtalara vurayım, Allah bozmasın) iyi anlaşırız. Kahvaltıdan sonra (maalesef oğlumun sınavları da bittiğinden) artık kaçarım yoktu, kayınvalideye yazlığa gittik. Zaten gittiğimizde saat 2'ye geliyordu. Hep birlikte bir yemek yedik, çay içtik ve 7 gibi geri döndük. Gelirken kayınpederim de bizle geldi ve bizde kalıyor. Kontrolleri var, onları yaptırmaya başladı. Herhalde Çarşamba'ya dönecek. Bu arada aman unutmayın , bu pazar babalar günü. Babalarımızın hediyeleri hazır da ben eşime ne alıcam,valla bilmiyorum. Doğumgününde aldığım koşu bandı çok pahalıydı. Bunu önümüzdeki 3-5 yılın bilumum özel günlerine say deyip çamura mı yatsam acaba ?

Cumartesi, Haziran 10, 2006

YaÄŸmur

Ne bu havalar böyle? Kış geri geldi. Tam deniz, meniz, kum, güneş derken etraf çamur deryası oldu. Bi de bu havaya askılı bluz ve terlikle yolda yakalanınca daha beter oluyor. Ayaklar çamur içinde kaldı, her yağmur damlası bıçak gibi batıyor insanın tenine. Üstelik öyle böyle değil, şakır şakır yağdı , ama uzun sürmedi ve yarım saat içinde dindi. Lakin bu bizim sıçan gibi olmamıza yetti de arttı bile. Bu olay dün oldu. Bugün de aynı hava devam ediyor. Buz gibi bir rüzgar var dışarıda. Bir ara yağdı geçti. Tabi bu tür hava koşulları benim gibi gezentileri yolundan ala koyamıyor.

Bugün bozulan telefonumuzu Alsancak'taki yetkili servise götürdüm. E Alsancak'a inmişken biraz vitrin bakmak lazım. O dükkan senin, bu dükkan benim derken epey bir dolaşmışım. Şimdi evdeyim, birazdan oğluşum gelir. Ona birşeyler hazırlarım. Sonra akşam yemeği hazırlığı. Akşamüzerleri genellikle TRT1 deki "Bizim evin halleri"dizisini izlemeye çalışıyorum. Bazı bölümlerde gereksiz uzatmalar olsa da seviyorum bu diziyi. Eğer o saatlerde evdeysem izlemeye çalışıyorum. Şaka maka 1200 bölümü geçtiler. Eski" Ferhunde hanımlar" dizisinin kadrosundan pekçok oyuncu var. Üstelik birkaç gün seyredemeyip kaçırsam bile dizi yavaş ilerlediğinden neler olduğunu kolayca anlıyorum ve kaldığım yerden aynen devam ediyorum.

Bu akşam (ve her Cuma ) NTV'de gece 11.30'da başlayan "Arka Sayfa" programı var. Kanat Atkaya(Hürriyet'te yazıyor) ve Can Kozanoğlu sunuyor. Muhabbetleri süper. Sanki 2 arkadaş salonlarında oturmuş muhabbet ediyorlar gibi. Ben çok severek izliyorum. Hatta bu yüzden Ihlamur Altında'nın genellikle sonlarını izleyemiyorum. Konukları ile sohbetleri, kitap ve albüm tanıtımları, bazen film tanıtımları derken programın nasıl ilerleyip nasıl bittiğini anlayamıyorum. Şiddetle tavsiye ederim. Günün sonunda çok dinlendirici bir program.

Herkese mükemmel bir haftasonu diliyorum.

Salı, Haziran 06, 2006

Salı, sallanır mı?

Yine Salı,yine temizlik günü. Birazdan kadın gelir ama her Salı eve bağlanmaktan sıkılıyorum da artık. Madem tembellik edip ben temizlik yapmıyorum, o zaman buna da katlanmam lazım,di mi? Herhalde yaz geldi, kapı baca açık diye, 1 hafta da bile ev nasıl toz oluyor anlatamam. Sanki hiç silinip süpürülmemiş gibi.

Geçtiğimiz haftasonuna gelince. Bu cumartesi eşim de izinliydi. Daha doğrusu patronları yazlığa gideceğinden personele "sizler de gelmeyin" demiş. Normalde kışın cumartesileri de çalışıyorlar. Yazın okulların kapanması ile cumartesileri tatil oluyor, taaa Eylül başına kadar. Neyse, cumartesi günü cümbür cemaat evdeydik. Sürekli bir yeme , içme ve yatma modu vardı. Tabi bu 2 beyefendi için geçerliydi. O yeme içme durumlarını ayarlayan sefil köle çenebaz olarak ben sürekli mutfaktaydım. Genelde herkes evde olunca insan da değişik bir şeyler yapmak istiyor. O gün Burcu'nun patlıcanlı böreğini denedim. Bir de yalancı fırında makarna yaptım. Yalancı olan makarna değil, yapılış şekli. Makarna haşlanıyor. 1 bardak süt, 2 yumurta, 1 çay bardağı sıvı yağ ve 200 gr. kadar rendelenmiş peynir karıştırılıp haşlanan makarna ile harmanlanıyor. Yağlanmış borcama dökülüp 200 derece fırında 30-40 dakika arası pişiriliyor. Gerçek fırında makarnadan daha pratik. Üstelik bu tarifte mutlaka fırın makarna çeşidi kullanmak gerekmiyor. Evde ne varsa (kelebek, fiyonk, burgu makarna) kullanabilirsiniz. Neyse, bu arada Burcu'nun patlıcanlı böreğini eşim ve ben çok sevdik. Ama 15 yaşında ve hayatı köfte, hamburger, pizza üçgeninde geçen biri için fazla komplikeydi. O çatalının ucu ile alıp,fırında makarna yemeyi tercih etti. Sonra çok vuracak o kafacığını duvarlara ama neyse,herşeyin zamanı var. Cumartesi akşamı telefon edip "anne size yemeğe geliyoruz" dedik ve annemlere yemeğe gittik. Gülüş , ahenk neşe içinde yemeğimizi yedik, muhabbetimizi yaptık ve 12'ye doğru eve döndük.

Pazar ise oğluşumun sınavları devam ettiğinden (çok şükür ki) eşim, yazlığa annelerine gitti, biz oğluşumla evde kaldık. Ona ders çalıştırdım, bilgisayara girdim, yine yemek pişirdim, pazartesi için gömlek ve pantolon ütüledim, ufak tefek eksikler için markete gittim. Pazar günü hayhuy içinde geçti, gitti.

İzmir'de artık sıcaklar iyice bastırdı. Denize girme vakti geldi ama şu oğluşumun sınavları bir bitse. Üstelik daha yazlığı temizletmedim. Belki bu cumartesi temizletirim. Hem de gitmişken, pazar günü de kalır bir denize gireriz. En çok özlediğim şey; şezlonga uzanıp, gözlerimi ufka dikip beynimi boşaltmak. Gerçi pazar günü Çeşme çok kalabalık oluyor ama akşamüzeri ortalık sakinleşir. Ben de o zaman sahile inerim. Bir de kış sonrası ilk denize girdiğimde o tuzlu suyun kokusu tadı bana hep çok güzel, çok özel gelir. Ay,canım şimdi deniz kenarında olmak istedi. Evet, evet ben bu haftasonu yazlığı temizleteyim. Bahaneyle de gitmiş oluruz.

Perşembe, Haziran 01, 2006

Ordan Burdan

Salı günü temizlik vardı bende. Mutfaktaki kilimi çamaşır makinesinde yıkamaya kalktım. Sonuç; Bir adet hurda çamaşır makinesi. Sanırım suya girince kilim iyice ağırlaştı ve makineyi bozdu. Kilimi atıp,yenisini alsam bana daha ucuza gelecekti. Servis Cuma günü gelecek. Bakalım neresine , kaç para sıkışmış keratanın?

Dün de bir arkadaşıma gittim. Biraz erken gittim ve kısır yaptım. Allahım bu kadar mı terslik olur? Her zaman diri diri olan kısır, lapa gibi oldu. Gerçi herkes silip süpürdü ama ben her zaman yaptığım şeyi bilirim. Olmadı yani. Zaten ne zaman özensem bi aksilik çıkar.

Oğluşumun son sınavları. Bu hafta ve haftaya Cumaya kadar her gün, kesintisiz sınav var. Tabi, artık altı okka yapıyoruz beyefendiyi. Aman paşam, canım paşam, ne yersin, ne içersin dedikçe tepeme çıkardım eşşeği. Hizmet sınırsız ama bendeki sinir %1500 oldu. Neyse şu sınavlar bitsin görüşeceğiz biz onunla.

Bugün anneme gideceğim. Geçen hafta Pazartesiden beri görmedim. 10 gün olmuş, çok özledim. Gerçi her gün telefonla görüşüyoruz ama anneciğimin (kulaklığa rağmen) kulakları iyi duymadığından kısa bir görüşme oluyor. Yüzyüze olunca bağırış, çağırış anlaşıyoruz. Giderken benim buradaki börekçiden de hem peynirli hem kıymalı böreklerden alacağım. Bayılıyor oranın böreklerine. El açması, çıtır çıtırlar. Hem ye hem de yanında yat misali.

Yarın ne yapacağıma dair bir program yapmadım ama Pazar belli. Eşim annesine yazlığa gidecek. Biz de oğluşumla evde oturup (allahtan şu sınavlar var da, gitmekten kurtuluyorum :D ) Tarih, Coğrafya ve İngilizce'ye birlikte bakacağız.

Okulların kapanmasına 2 hafta kaldı. Tozbezicimin kulaklarını çınlatıyorum. Yine tatil geldi ve yine 3 ay çocuklar evde. Bizde en büyük sorun bilgisayar paylaşımı. Bir çözüm bulucaz artık.

Hadi bana müsaade. Daha yemek yapılacak, anneye gidilecek. Ooooo iş çok,emeklinin işi bitmez!

Pazartesi, Mayıs 29, 2006

Arkadaşım

Çok sevdiğim bir arkadaşım, dostum babasını kaybetti. Beklenmeyen bir ölümdü.Çarşamba gününden beri onunlayım. Çok zormuş. Binlerce şükür ki annem de , babam da sağ ve o yaşta olabilecekleri kadar da sağlıklılar. Bu günlerini aramasınlar razıyım. Allah onlara uzun, sağlıklı bir ömür versin. İnşallah daha uzun yıllar onlarla birlikte olurum. Kendim anne olduktan sonra anladım ki bu koca dünyada insanı karşılıksız seven yalnızca 2 insan var;annemiz ve babamız. Onları kaybedince, insan yapayanlız kalıyor bu dünyada. Kaç yaşında olursan ol, sıkıntılarını gidip yine onlarla paylaşıyorsun. Onlarında yanında, dizinde huzur buluyorsun. Allahım, sen onlara daha nice sağlıklı ve mutlu yıllar ihsan eyle.

Çarşamba, Mayıs 24, 2006

Dekorasyon

Dün evde temizlik yapılırken, ben de blogumu temizledim daha doğrusu yeniden dekore ettim.

Zaten biyonikkedinin blogundaki bayrağı postuma ekleyemediğim için kendi kendime çok kızmıştım; bir insan bu kadar mı teknolojik özürlü olur diye. Dün bilgisayar başında geçen saatler sonuda bu işi kıvırdım. E tabi buldumcuk şeklinde de ne bulursam koydum bloğa. Bu arada o en tepedeki Miki ve Mini Mouse, ben ve kocamı temsil ediyor. Yanlarındaki minik köpecik ise oğluşum.

Bloğumun yeni hali nasıl olmuş? Beğendiniz mi?

Salı, Mayıs 23, 2006

KiÅŸisel Tarihim

Geçen haftasonunu yazmadım, yazamadım vakitsizlikten. Ha, çok önemli bir şeyler mi yaptım yazmaya değecek ? Yooo.. Ama bu raporu yazmazsam da ben rahat edemiyorum

Malum bu haftasonu erken başladı. Cuma günü 19 Mayıs ve evde yayılarak geçirdik. Zavallı kocam hergün kilometrelerce yol kattettiği için o gün evden dışarı adım atmak istemedi. Haklı, garibim. Oğluşum zaten dünden razı ( kesintisiz bilgisayar oyunu demek onun için bu) . Uzandık, yemek yedik, gazeteleri okuduk, televizyon izledik, bilgisayarda oyun oynadık vs,vs. Cumartesi günü kahvaltı sonrası oğlum derse gitti, biz de çıkıp biraz alışveriş yaptık. Daha sonra görümcemi de alıp birlikte kayınvalidenin yazlığa gittik. Yazlık = Mangal olduğundan akşam sofrası neşe ile geçti.

Pazar günü ise kayınvalidem pişi yaptı. Ama biraz kolaya kaçtı. Hazır ekmek hamuru alıp ondan hazırladı. Akşamüzeri eriklerimizi toplayıp, bu arada kayınvalidemin yaptığı sarmalardan koca bir tencere de alıp eve döndük. Kayınvalidem ne zaman ona gitsek mutlaka koca bir tencere sarma sarar(tabii başka yemeklerde yapar) , yenen yenir , dönerken de kalan sarmayı kızıyla bize eşit bölüştürür, eve getiririz. Çok da güzel yapar bu arada, tüm yemekleri lezzetlidir.

Dün anneme gidip, getirdiğimiz eriklerden onlara da verdim. Muhabbet, çay faslı falan filan

Bugünse Salı, temizlik günü. Evde kadın var. Ne tembelim , di mi? O temizliyor, bense bilgisayar başındayım. Öff n'apayım? Hayat, toz alarak harcanamayacak kadar kısa.

Pazartesi, Mayıs 22, 2006

Cumhuriyet Çocukları

Biyonikkedimin yazısındaki bayrağı kopyalamayı çok istedim ama ne yapayım ki teknoloji özürlü olduğumdan başaramadım.Ama niyete bakın siz.

Cumhuriyet ortamında doğmuş, büyümüş, ilkokul mezunu babası tarafından "zorunlu eğitimin üniversite bitimine dek" olduğu empoze edilmiş, çalışıp kendi ayaklarının üzerinde durması öğretilmiş, bu ülkeye , bu bayrağa ve Atatürk ilkelerine gönülden bağlı biri olarak ülkemin siyasi yaşamındaki bu kara lekelerden (ve temsil ettikleri kara, örümcek kafalardan) utanıyorum. Onları ikinci plana itmek isteyen bir zihniyeti alkışlayan, zorla taktıkları o sıkmabaşları kendi tercihi imiş gibi göstermeye çalışan hemcinslerimi de kınıyorum.

Cumhuriyet olmasa ibadetin bile özgürce yapılamayacağı bir ülkede olacaklarının farkında olmayan gafillere, dönüpte Kurtuluş Savaşını ve Cumhuriyetin kuruluşunu tekrar okumalarını öneriyorum.

Neyse ki son günlerdeki protestolar gösterdi ki bizler çoğunluğuz. Onların da bu acz uykusundan uyanacakları günü bekliyoruz.

Pazartesi, Mayıs 15, 2006

İyi ki Doğdun Oturan Boğa

Bugün eşimin doğumgünü. Kendisi, bir Boğa burcu ve tembel biri olarak "Oturan Boğa" lakabını fazlasıyla hakediyor. Bu yıl hediye seçimi çok kolay oldu. Çünkü baharın başından beri işlerinin yoğunluğu nedeni ile spor yapamadığından, kilo aldığından yakınıp duruyor ve koşu bandı almak için sürekli mağazaları dolanıyordu. Ama bir türlü karar veremiyordu. Ben ona söylemeden olaya el koydum ve aldım. Cuma günü eve teslim ettiler. Tabi, doğumgününden önce hediyesini görmüş oldu ama paket halinde. Servis bugün gelip kuracak ve kurulmuş hali tam doğumgününde hazır olacak. Çok sevindirik oldu. Sabırsızlıkla bekliyor. Ama ben de fırçamı attım tabi. "Bu koca şeye bir ton para bayıldım. Eh, sen bunu kullanma da, ben de bunu balkondan aşağı atmazsam "dedim. İyi demiş miyim?Çünkü bilirim, pek bir maymun iştahlıdır. 2 gün koşar, 3. gün yorgunum, morgunum diye savsaklar. Yok, verdiğimiz her kuruşun hakkını çıkarmalı.

Cumartesi günü her zamanki gibi hayhuyla geçti. Alışveriş, yemek, ortalık toplama, anneler günü hediyeleri alma vs,vs.. Akşam ise Bostanlı sahildeki Yasemin Cafeye gittik. Hava serin(çok severim böyle havaları. Ne sıcak, ne soğuk. Ama üzerinize en azından bir merserize ceket giymeniz gereken havalar) . Önümüz derya, deniz. Fonda güzel bir müzik. Birşeyler yedik. Ben biramı içtim. Muhabbet ettik. Oğlum bile çok hoşlandı. Bile diyorum çünkü evde çıkalım mı, çıkmayalım mı muhabbeti sırasında muhalefet şerhi koymuştu. Tek neden de bilgisayarından uzaklaşacak olması. Ama hepimize iyi geldi.

Pazar günü ise malum anneler günü. Önceki postta yazdığım gibi Cumartesi günü eşimle birlikte gidip bana dışarı giymek için terlik aldık. Ama ben 2 model arasında kararsız kalınca eşim "2'sini de alalım. Biri benden biri de oğlumdan" dedi. Böylece aklım hiçbirinde kalmamış oldu. Sabahleyin önce baba-oğul bana hediyelerini verdiler. Sonra annemlere kahvaltıya gittik. Teyzem de aşağı inmişti. Hep birlikte gülüş ahenk kahvaltı ettik. Oradan kayınvalidemlerin yazlığa geçtik. Ama geçerken eşimin içine sinmedi. Teyzesine de telefon edip, onu ve arkadaşını da aldık. Kayınvalidemde görümcem,onun kayınvalidesi ve kayınpederi ve onların da bir arkadaşı vardı. Her zamanki gibi yine 10 kişilik bir sofrada bu kez öğle yemeği (tabi o sırada saat 4 falandı) yedik. Bahçeden eriklerimizi topladık. Akşam yorgun argın eve geldik. Tatlı bir yorgunluk tabii. Sonra da bir duş, biraz tv ve tumba yatak. Bu arada oğluşum çok üzgündü. Malum Fenerbahçe şampiyonluğu kaçırdı. O üzülünce ben daha çok üzüldüm. Bu arada ben (sözde) Beşiktaşlıyım. Say desen 2 oyuncusunu bile bilmem ama çocukluktan gelen bir şey işte.
Allahtan o da öyle fanatik değildir de sabah neşe içinde kalktı. "Seneye 100.yılımızda şampiyonoluruz" dedi (inşallah) .

Cumartesi, Mayıs 13, 2006

Boşuna Yırtınıyoruz

Dün akşamüzeri saat 6'da MTV'de World Chart Express diye bir program var, ona bakıyordum listede Türkiye'den kimse var mı diye. 3. sırada Funda Arar "Karartma Günleri" ile çıktı. Bu sırada( diğer tüm ülkelerde olduğu gibi) alt yazı ile o ülkeye özgü garip denilebilecek bir olayı geçiyorlar. Efendim bizdeki olay şuymuş; İstanbul'da bir üniversitede 49 yaşında sakallı bir adam 19 yaşındaki bir kızın yerine sınava girerken yakalanmış. Nasıl mı? Aslında adam geleneksel(evet evet traditional diye geçti) giysi olan peçe ile yanaklarını ve sakalını örttüğünden anlaşılamazmış ama sesi onu ele vermiş. Türkiye'de üniversitelere türbanla bile girilemezken peçeyle içeri nasıl girmiş diye sormak lazım ama asıl acı olan tüm dünyaya yayın yapan bir kuruluşun bile böyle asparagas bir haber yapıyor olması ve daha da acısı biz istediğimiz kadar .ıçımızı yırtalım, onların gözünde bizlerin hala peçeli çarşaflı yaratıklar olmamız. Evet insan demedim, çünkü biz onlar için yaratığız. Dün sinirimden kudurdum ve hala sinirim geçmediğinden buradan paylaşmak istedim.

Cuma, Mayıs 12, 2006

Pazar

Dün Bospa'ya gittim. Bilmeyenlere anlatayım. Bostanlı'da Çarşamba günleri kurulan meşhur bir pazarımız var. Kısaca herkes Bospa diyor. Özellikle tekstil konusunda çok iyi. Hem çok kaliteli hem de çok ucuz şeyler bulabiliyorsunuz. Tabii meyve-sebze kısmıda da hem bol çeşitli, hem de çok taze oluyor.

Ben de dün gidip özellikle tişort bakayım dedim ama her zaman gittiğim yoldan gitmeyip başka bir yolu kullandım. Farklı bir kapıdan pazara girmişim. Direkt meyve sebzelerin arasında buldum kendimi. Oldum olası marullar, taze soğanlar, taze sarmısaklar mest eder beni. Dün de ben onu da alayım,bunu da alayım derken, elimi kolumu doldurmuşum. Giysilere bakacak halim kalmamış. Eeee, insan açgözlü olunca böyle oluyor. Ama napayım, bu aile geleneği herhalde. Hem anne tarafım hem de baba tarafım yemeğe biraz fazlaca düşkünüzdür. Eh görüntü olarak da bunu inkar etmeyiz zaten. Velhasıl ben gene haftaya erteledim tişort bakma işini. Hem canım daha tişort giyilecek kadar sıcaklar da bastırmadı , di mi?

Bu aralar yeni bir albümü sürekli dinliyorum. Ertuğ'un "Hayatım" adlı albümü. Burdan sanatçılar kısmından ulaşıp aynı adlı şarkıyı dinleyebilirsiniz. Zaten birçok müzik kanalında ilk klibi gösteriliyor , 2. klibi de yayınlanmaya başladı . Bence çok güzel bir ses, melodiler ve sözler de yürekten.

Pazar günü Anneler günü. Her yıl 4 hediye alıyoruz. Anneme, kayınvalideme, teyzeme ve eşimin teyzesine. Kayınvalidem sözde çaktırmadan isteğini belirttiğinden problem olmuyor. Annemle teyzeme ne alabileceğimi zaten biliyorum. Zevklerini, eksiklerini, ihtiyaçlarını bilirim hep. Eşimin teyzesine de klasik bir anne hediyesi ile işi bitiriyorum. Bana gelince. Hiçbir yıl sürpriz olmuyor. Şimdi Cumartesi günü eşim "Ne istiyorsun söyle de onu alalım. Gidip gereksiz birşey alacağıma ihtiyacın birşeyi alalım" diyecek ve biz gidip birlikte birşeyler alacağız. Oğlumun zaten aklında bile yok anneler günü. Babasıyla aldığımız hediyeyi pazar günü getirip bana verecek. Neyse , buna da şükür diyorum. Hiç olmazsa kocam hatırlıyor beni.

Salı, Mayıs 09, 2006

Başlıksız

Geçtiğimiz haftasonunu anlatalım bakalım önce. Cuma akşamının Hıdrellez olduğunu unuttum. Eşimin teyzesi yemeğe çağırmıştı, oraya gittik. Ama kendisi bizim 2 kat aşağımızda olduğundan sokağa çıkmadık. O yüzden de hiçbir şeyden haberimiz olmadı. Ertesi gün gazetelerde resimleri görünce olaya uyandım ama çok geçti. Cumartesi sabahı ise motor takılmış gibi saat 12'ye dek ortalık toplama,yemek yapma,banyo,kuaför faslı ile geçti. Öğleden sonra ise çeşitli nedenler yüzünden yaklaşık 3 haftadır ertelenen eski arkadaşlar toplantısına gittim. Gerçi yine 4 kişi olduk. Ama çok güzel bir gündü. Eski günler, anılar,bugünler, çocuklar derken vaktin nasıl geçtiğini anlamadık. Ev zaten bir ömre bedel. Deniz kenarında , balkonu boydan boya camla kapatıp salona eklemişler. Sanki denizin içinde oturuyorsun. Sağolsun, arkadaşımız da bir hazırlanmış ki sanki ordu gelecek. Velhasıl çok güzel bir gündü. Akşam da çıkıp biraz sahilde yürüyüş yaptık. Bir yerlerde oturup birşeyler içtik.

Pazar günü ise kahvaltıdan sonra yazlığa gittik. Kayınvalidemin doğumgünüydü. Görümcem, çocukları, onun kayınvalidesi falan derken 10-12 kişi olduk. Hemen mangal faslı başladı. Ardından pasta , çay. O gün 9'a geliyordu biz eve girdiğimizde. Tatlı bir yorgunluk vardı hepimizde. Temiz havanın da etkisi oluyor tabii.

Dün anneme gittim. teyzem de oradaydı. Bugün ise evdeyim çünkü Salı ve temizlik günü. Birazdan kadın gelecek. Benim şimdi gidip yemek hazırlamam lazım.

Şimdilik hoşçakalın,herkese kolay gelsin.