Cuma, Ekim 31, 2008

200.Yazı


Neredeyse 1 ayı geçmiş yazmayalı.Önce bizim b.sayar tekrar bozuldu. Ardından bloglar kapatıldı. Velhasıl uzadı, gitti, yazamadım. Bu arada da 200. yazıya ulaşmışım. Bloğun 3.yıldönümü de geliyor. Zaman gerçekten çok hızlı akıyor.

Yıldönümü demişken, Cumhuriyetimizi 85., Canım babamınsa 75. yıldönümlerini kutladık. Evet, 29 Ekim de babam 75 yaşını bitirdi. Sağlıkla daha nice yıllara inşallah. Cumhuriyetimiz de nice 85 yıllara ulaşır umarım. Evladımın, torunlarımın, onların çocularının hep Cumhuriyet rejiminde yaşamasını diliyorum.

Kardeşim, kendi doktoruna da göründü. Çok şükür her şey iyi. Sigara hariç (ki hiç içmedi şimdiye dek) her şey serbest. Tabi 3 ayda bir kontrolleri var. İlki Ocak'ta. Biletini almış. Kurban Bayramında geliyor. Annem, artık sokaktan geçen herkesi kardeşime benzetmeye başlamıştı. Çok özledi, çok. Babam da mutlaka çok özledi ama anneler duygularını daha bir belli ediyor. Allah sağlıkla kavuşmak nasip etsin inşallah.

Şimdilik bu kadar. Yazmaya uzak kaldıkça, yazacak şey bulmakta da zorlanıyorum. Herkese iyi hafta sonları:))

Cumartesi, Eylül 27, 2008

Müjdeler Olsun ve Çok Şükür



Arkadaşlar, sevincimi nasıl ve hangi kelimelerle anlatayım, bilemiyorum şu anda. Ama anlayacağınız üzere kardeşimin (çok şükür) iyi haberleri geldi. Hastalığı ve diğer detayları kendimde güç hissettiğim bir gün yazarım ama tahmin edebileceğiniz gibi o kötü hastalık kardeşimi de bulmuştu.Pazartesi günü tomografi çekilmişti ve perşembe günü sonuçlar alınacaktı. Perşembe günü de biz eşimin amcasını Foça'da toprağa verdik, tam dönüş yolundayız kardeşim aradı.Sonuçları almış ve anladığım kadarı ile her şey temiz ve mevcutlar da yok olmuş ama sen bir de enişteye sor bakalım, sana raporları b.sayardan gönderiyorum dedi. Eniştemiz doktor. Ben tabi nasıl döndük, yol nasıldı anlayamadım. Gelince enişteye tüm raporu okudum, evet herşey temiz, gözünüz aydın bu iş bitmiş dedi. Sevinç gözyaşları içinde kardeşimi aradım. Zaten tahmin ettiği şeyi bir de ben teyit etmiş oldum. Doktoru bayram sonrası dönecek, tabi asıl ona gösterilecek ama sonuçta bir başka doktordan da onay almış olduk.

Eh, artık Allahtan ne isterim. Öğrendim ki(gerçi biraz üzücü bir şekilde oldu) en önemli şey; sağlık. Yemin ederim ki ne oğlumun ÖSS'si, ne para, ne pul ne de başka bir şey. Artık herkese hep sağlık diliyorum. Gerisi nasılsa bir şekilde halloluyor.

Sevinçten içim içime sığmıyor. Radyoda açtım bir kanalı. Hem bağıra bağıra şarkılara eşlik ediyorum, bir taraftan da sevinç göz yaşları döküyorum.

Dün de annemlere gittim. Rol kesmeden, gerçekten neşe ile muhabbet ettim. Çünkü hep bir tarafım buruktu ve daha önceleri biz orada gülüşüp konuşurken kardeşim neler çekiyor diye içim kan ağlıyordu.

Çok şükür, çok şükür, hepsi bitti, gitti inşallah. Bundan sonra sanırım çok sıkı takibte olacak ve kendine dikkat edecek. Rutin kontrollerini aksatmayacak. Neyse, en önemli kısmı geçtik, o mereti yok ettik ya.

Herkese iyi, mutlu, sağlıklı bayramlar pardon Şeker (!) Bayramı diliyorum.(Yani çenebaz gene duramadı, tuttu gene siyasi damarı) Ohh, hiç bir şey neşemi bozamaz:)))))

Perşembe, Eylül 25, 2008

Meğer

Meğer ben bi internet bağımlısıymışım. Bir akşam aniden b.sayar gümledi. Aldığımız yerin servisi de vardı, oraya götürdük. Ana kart yanmış. Neredeyse 1 ay olacaktı tamir edene kadar. O kadar özledim ki bu dünyayı, anlatamam. Hani çok sevdiğiniz arkadaşlarınızla bir toplantı yaparsınız da en tatlı yerinde kalkmak zorunda kalırsınız ama aklınız orada kalır. Aynen o durumdaydım.Çok özledim hepinizi. Şimdi aradaki farkı kapatmaya uğraşıyorum, izlediğim blogları geriye dönük okumaya çalışıyorum.

Bendeki gelişmelerse; Öncelikle kardeşim pazartesi günü b.sayarlı tomografi çektirdi ve kan tahlillerini yaptırdı. Bugün sonuçlar belli olacak. Doktoru yurt dışında olduğundan detayları bayram sonrası öğreneceğiz ama özellikle b.sayarlı tomografi raporundan az buçuk bir şeyler belli olur. İnşallah hayırlı haberler gelecek bugün. Aklım orada.

Dün akşam eşimin amcası vefat etti, oradaydık. Birazdan da camiye gidicem. İyi, kibar, centilmen, efendi bir insandı, allah rahmet eylesin. Ama sonuçta 88 yaşında , torununun çocuğunu görmüş, maddi olarak sıkıntı çekmeden yaşadı ve uzun süre yatmadan, hastalanmadan, çekmeden- çektirmeden öldü rahmetli. O yüzden ne mutlu ona diyorum. Son 15 gün yaşlılıktan kaynaklanan solunum yetmezliği oldu ve çok acı çekmeden öldü. Bir yerde sıralı ölüm. Tekrar allah rahmet eylesin.

12 Eylül annemin, 14 Eylül kardeşimin doğumgünleri idi. Onlara sağlık, sağlık, sağlık diliyorum.

Lost'un 4.sezonunu da nefes nefese bitirdim. Bu Amerikalı senaristler uyuyollağ mı? Tiz zamanda 5. sezon çekile. Yoksa meraktan çatlayacağım.

Geçen hafta ve evvelki hafta arkadaşlarımla buluştum. Hepsi de kardeşimin durumunu bilen insanlardı. Onlarla dertleşerek biraz deşarj oldum.

Bu arada havalar felaket soğudu. Burada ne giyeceğimizi şaşırmış vaziyetteyiz. Uzun kollu giyiyorsun terletiyor, kısa kollu ile üşüyorsun. Çorap giyince pişiyorum, çorapsız terlikle ayaklarım donuyor. Gelsin kış ta napçağmızı bilelim. Çok güzel yağmurlar yağdı, inşallah daha da yağsın da barajlarımız dolsun.

İşte 20 gün böyle geçmiş. Yarın güzel haberlerle dönmek umuduyla:))

Cuma, Eylül 05, 2008

Hayat




Hayat devam ediyor.Bir yandan sıkıntılar, üzüntüler, bir yandan da sevinçler, mutlululuklar. Şu an zaten bekleme modundayız, kardeşim için. İlaç tedavileri bitti. 10 gün geçtikten sonra yani haftaya çarşambadan sonra tahlilleri ve MR'ları çekilecek. Ondan sonra doktora gidip, durum değerlendirilmesi yapılacak. İnşallah her şey yolundadır.

Bu aralar, Lost'un 3. sezonunu bitirdim. Bir kaç gün beynimi ve gözlerimi dinlendirip 4. sezona geçmek istiyorum. Üst üste bir kaç bölüm(4-5 bölüm yani) izleyince resmen gerçeklikten kopuyorum. Ben kimim, nerdeyim,(Sawyer nerde:)) olmaya başlıyorum.

Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi kitabını yayınlandığı ilk gün alıp, kitaba da not düştüm. Bana bir kitabı yalnızca okumak yetmiyor, kütüphanemde de olmalı, o kitaba sahip olma, mülkiyet duygusu var bende. Bazen düşünmüyorum da benden sonra ne olacak ki o kitaplar diye. Oğlum zaten okumayı pek sevmediğinden büyük ihtimalle dağıtacak birilerine o kitapları. Böyle düşündüğüm zamanlarda kitaplarımı vermek istiyorum birilerine ama bir türlü kıyamıyorum. Napayım ya, benden sonra tufan.

Kitaba gelince; bazı eleştirmenlerin dediği gibi diğer eserlerine göre çok daha kolay okunan bir kitap ama bazı yerler çiklet gibi uzamış , valla itiraf ediyorum, atladım o kısımları. Ama bazı yerlerde hayat hakkındaki duygularımın aynılarını yazarın satırları arasında görmek de hoşuma gitti. Hani sanki bir fikir birliği, kader ortaklığı gibi. Örneğin 96 sayfada 3. paragraftaki" 20 yaşımdan beri üzerimde beni her türlü beladan ve mutsuzluktan koruyan görünmez bir zırh olduğu duygusu var içimde"

Kitabı ne öneriyorum, ne de önermiyorum. İsteyen, merak eden, ilgi duyan, Orhan Pamuk'u seven alsın okusun. Ben genel olarak kitabı beğendim. Okudum, pişman değilim, gene olsa gene okurum:))

Herkese iyi hafta sonları. Gerçi pazartesi okullar açılıyor, o nedenle hepimiz için oldukça yoğun bir hafta sonu olacak belli.

Tüm öğretmen bloggerlara ve tüm bloggerların öğrenci evlatlarına ve tabii benim oğluma da iyi bir ders yılı dileği ile...

Salı, Ağustos 26, 2008

Öneri



Halit Hüseyni, Afgan bir yazar. Yukarıda kapağını gördüğünüz "Uçurtma Avcısı" onun ilk romanı. Bence bir ilk roman için muhteşem, ötesi yok. İstanbul yolculuğu sırasında (otobüsle) bitirdim. Olaylar, kahramanlar, romanın akışı, insanı içine çekiyor ve bırakmıyor. Her sayfayı okurken diğer sayfada ne olacak diye merakla okudum. Şiddetle, şiddetle, şiddetle öneririm. .



Bu da aynı yazarın 2. romanı; Bin Muhteşem Güneş. Benim böyle bir hastalığım vardır. Bir yazarı tuttummu tüm eserlerini almak isterim. Gerçi tereddütlerim de vardı. Aynı zevki, tadı alabilecekmiyim diye ama pişman olmadım. Aynı tad, aynı merak, aynı insanı romana katma duygusu bu romanda da var. Okuyun, okutun, asla pişman olmayacaksınız, yani bu kadar da iddaalı konuştum ya, inşallah beğenmeyen çıkmaz.

Pazartesi, Ağustos 18, 2008

İç Döküş


Çoookk uzun zaman olmuş yazmayalı. Aslında hala da içimde yazma hevesi pek yok ama bu sıcak öğleden sonrasında hadi bi şeyler yazayım bakayım, belki yazmaya başlayınca arkası da gelir diye düşündüm.

Son postta yazmıştım, kardeşimin hastalığı nedeni ile 2 kez İstanbul'a gittim. Yanında olmak iyiydi, hem kardeşime destek oldum, hem de gözümle gördüm. İnsan uzakta olunca farklı şeyler düşünüyor. Annem-babam ve tüm sülale , hiç kimse hiçbir şey bilmiyor. Uzaklığın belki de tek yararı bu. Annemlere kardeşimin yaz okulundaki görevi nedeni ile bu yaz İzmir'e gelemeyeceğini söyledik. Annem çok bozuldu (malum annelerin oğullarına farklı bir düşkünlükleri vardır), babamsa ekmek parası, napalım dedi ve kabullendi. Bir şekilde kulaklarına gider diye de sülaleden hiç ama hiç kimseye söylemedik. Hatta annem şüphelenmesin diye 2. gidişimde Ankara'ya gidiyorum yalanını söyledim. Sağolsun eşim ve oğlum da bana bu konuda destek oldular. Şimdi 1 Eylül'ü bekliyoruz. O tarihten sonra tekrar tetkikler falan yapılacak. İnşallah çok çok iyi sonuçlar alıp, bu derdi başımızdan def edeceğiz. Kardeşimin doğumgünü 14 Eylül. Hep duam o gün 2. kez doğması, iyi haberler almamız.

Bu elbetteki benim için en ama en önemli dert, diğer hiç bir şeyle kıyaslanamaz bile ama bir diğer sıkıntımız da teyzemin taşınması idi. Daha önce yazmıştım, evlatları yüzünden evini sattı, 80 yaşında kiraya çıktı diye. Elde kalan çok az bir parayı da bana verdi, bankaya yatırıp oradan en azından faizle kirayı karşılayayım diye ama küçük oğlu ona da rahat vermiyor. Para tırtıklana tırtıklana artık kirayı da karşılamaz hale geldi. Buna rağmen ne iş bakıyor oğlu, ne bir hareket gösteriyor. Üstelik huyu bile değişti. Daha önceleri annesine sevgi dolu olan bu çocuk şimdi para için annesine çok sert ve kaba davranıyor. Teyzem bir ara rahatsızlandı, İzmir'e gelip 1 ay kadar annemde kaldı. Annem yeğenininin ablasına yaptıklarını gördükçe nasıl kahroluyor, anlatamam. Ama teyzem oğluna toz kondurmuyor, o ayrı. İş bulamıyormuş, çok şanssızmış, vs. vs.

Kısaca bu yaz pek tatsız tuzsuz geçti benim için. Bu yıl hemen geçsin istiyorum , sanki her şey 2008'den kaynaklanırmış gibi. İşte insan dara düşünce böyle abuk sabuk düşünceler geliyor aklına.

Oğlum bu yıl son sınıf, ÖSS'ye hazırlanmaya başladılar bile. Ağustos başından beri haftada 6 gün dersaneye gidiyor. Haftaiçi dışında cumartesileri de ders var. Her sabah 6.30'da kalkıyoruz. 7.30'da evden çıkıyor. Saat 15.30'da ders bitiyor, 8 saat ders görüyorlar. Umarım uğraşlarının sonucunu alır. Ha, ama eşimle karar verdik. O elinden geleni yapsın, ama puanı düşük olur ve dandik bir bölüm olursa özel üniversiteye göndereceğiz, tabii İzmir'de. İzmir dışına maddi olarak yetişemeyiz ama İzmir'deki özel üniversite fiyatları neredeyse kolejlerle aynı . İstanbul'daki pek çok özel lisenin fiyatından bile ucuz. Tek evlat, onu da okutamayacaksak, niye çalıştık onca sene? Zaten kardeşimden beri bana bi adam sendecilik geldi. Herşey gittiği yere kadar, fazla kasmanın alemi yok, çünkü yarın ne olacağımız belli değil.

Biliyorum, bu güzel yaz günlerinde biraz iç karartıcı ve kasvetli bir yazı oldu ama içimi buraya da dökmezsem çatlayacağım. Sürekli rol yapmaktan, İstanbul dönüşlerinde bana kardeşimi soran herkese yalanlar dizmekten, sahte gülücüklerle, neşeli neşeli sahte maceralar anlatmaktan yorgun düştüm.

Resim mi? Ne alaka diyorsunuz, buraya benim ve kardeşimin resmini koyamazdım ama baktım g.etty'de bize en uygun(sarı kız ve kara oğlan- üstelik kız pek bi anaç sarılmış kardeşine) resim buydu. Canım böyle bir resim koymak istedi buraya, öyle işte. Görüşmek üzere...

Salı, Temmuz 01, 2008

1 Temmuz



Bugün 1 Temmuz, Kabotaj Bayramı. Neredeyse tüm limanları yabancılara satılmış bir ülkede ne kadar anlamlıysa artık:((

Tatil bitti. 13 Haziran akşamı eşim izin aldım diye geldi. Ancak pazar günü babalar günü olduğundan hemen gidemedik yazlığa. Pazar günü de önce babama , sonra Foça'ya k.pedere gittik. Pazartesi günü de sabahtan küçük bir çanta yapıp kahvaltı sonrası Çeşme'ye gittik. Diyebilirim ki uzun bir süredir ilk kez 3 kişilik bir izin yaptık. Deniz, havuz, kum, güneş derken sakin ve çok dinlendirici bir tatil oldu. Bu kısım iyi de tatilin ikinci haftası kardeşimle ilgili bir telefon aldım. Bazı sağlık sorunları var. Zaten bu haftasonu İstanbul'a gidiyorum, onun yanına. Burada detay vermek istemiyorum, sanki dillendikçe daha kötü olacak gibi ama canım çok yanıyor. İnşallah en kısa sürede kolayca atlatıcak bunu. Ama üzülmesinler diye annemlerden ve bir şekilde onların kulağına gitmesin diye de tüm akrabalardan sakladık, kardeşim öyle istedi. Duyulur diye eşimin tarafından da saklıyoruz, velhasıl bu yük çok ağır geliyor. Çok yakın bir kaç arkadaşımla paylaştım, yoksa kalbim duracak gibi. Sanki bir mengenin içinde sıkıyorlar kalbimi. Dün annemlere gittim, 15 gündür görüşmemişiz, özleştik. Ama ben duygularını saklayabilen bir insan değilim. Annem sesimden bile anlar ne olduğunu. Dün bütün gün çaktırmamak için rol yaptım. Tatilden dönmüşüz, neşemiz yerinde, dinlenmişiz, enerji doluyuz gibi davrandım. Onlarla konuşurken gülüp, eğleniyor gibi yaparken bile vicdan azabı çektim. Benim kardeşim orada neler çekiyor, ben burada gülüş ahenk , her şey yolunda gibi davranıyorum diye. Allah ömür versin babam 75, annemse 73 yaşındalar. Her ikisinde de hem kalp hem de yüksek tansiyon var. En önemlisi de insanın evladının bir yeri bile çizilse içi acıyor, değil ki böyle bir hastalık. Onları bu yaşta üzmek istemiyoruz. Çünkü yapabilecekleri bir şey yok. Bir de üzüp onları da daha kötü yapmayalım. Velhasıl, bu yaz benim için çok sıkıntılı geçecek ama inşallah sonu iyi olacak. Ara ara İstanbul'a gideceğim. Onun yanında olmak istiyorum. Tamam, eşi ve eşinin ailesi yanında ama herhalde insan zor günlerinde kendi kanından canından birilerini ister yanında.

Buralara ara sıra uğrayacağım, üstü kapalı da olsa gelişmelerden söz ederim. Hepinizin yanımda olduğunu biliyorum. Güzel haberlerle dönmek dileği ile...

Pazartesi, Haziran 09, 2008

Danalar:))



Şu an benim salonda da böyle 4 adet dana toplanmış kuduruşuyorlar:)) Bir yanda tv açık, diğer yanda play station, bilgisayar açık ama şu an ben el koymuş durumdayım, masada pizza parçaları, bayatlamış patatesler ve sidik kıvamına gelmiş kolalar. Ev çık akıl bin kaza. Bu arada ayarlanamayan ses tonları ile "ho, ha, hadi be" gibi anlamsız nidalar:))Eee, yaz geldi böyle oldu. Ha, ama ben kızgın mıyım? Yoo, oğluşum mutlu, ben mutlu. Seviyorum bu danaları:))

Çarşamba, Haziran 04, 2008

Karpuz kabuğu..


Bloğu çok boşladım ama biraz koşuşturmaca, biraz da yaz rehavetinden olsa gerek, hiç içimden yazmak gelmedi. Bizim evde bilgisayar küçük odada duruyor. Kışın iyi de, yazın o odaya tıkılmak istemiyorum. Bu arada biraz işlerim vardı, bir arkadaşım dün ameliyat oldu, onunla ilgilendim, arabamızı sattık, araba benim üzerimeydi, onun satış işlemlerine koşuşturdum falan derken bir baktım son posttan bu yana 8 gün geçmiş.

Bir önceki hafta Çeşme'ye gidip temizlik için anahtar bırakmıştık. Bu hafta sonu yazlığa gittik. Her yer temizlenmiş. Ama tabi beni bekleyen işler de vardı. Tüm mutfak malzemelerinin(tabak, bardak, tencere,işte aklınıza gelen her şey çay süzgüsüne dek) yıkanabilenlerini bulaşık makinesine attım, yıkanamayanları elde yıkadım. Tüm yastıklar, kilimler ve birkaç parça nevresim çamaşır makinesinde yıkandı. Tabi bunlar bir kerede bitmedi. Çamaşır makinesi 9-10 kez, bulaşık mak. ise 5-6 kez dönmüştür, tabi 2 gün boyunca. Ama biz yine de oğlumla fırsat yaratıp denize de girdik. Normalde çok rüzgarlı ve dalgalı olan deniz 2 gün boyunca çarşaf gibi ve ılıktı. Yüzdük, biraz güneşlendik, sezonu açtık. Pazar günü de yorgun ama mutlu bir şekilde evimize döndük. Önümüzdeki hafta sonu Foça'ya gitmemiz gerekiyor, bir sonraki pazar da babalar günü olduğundan 2 hafta daha Çeşme'ye gidemeyiz. Artık 20 gün sonra falan gidebileceğiz. Neyse ki daha yazın başı, daha çok zaman var, bol bol yüzeriz.

Salı, Mayıs 27, 2008

LOST



Lost yüzünden, yalnız blogdan değil, bilgisayardan ve pek çok şeyden uzak kaldım. Ben daha önce 1. sezonu izlemiştim. Oğlum arkadaşından 2. sezonu bulmuş. Eşim diziyi pek sevmediğinden gündüzleri izliyorum. E, tabi günlük işler, gelen, giden ya da benim gitmek zorunda olduğum yerler, gün içinde zaten bana pek zaman kalmıyordu. Kalan zamanda da diziyi izlemeye çalışıyorum. Şu an evde temizlik var da o yüzden yazabiliyorum. Salon temizlendiğinden ben seyredemiyorum, bari hem 2 satır yazıp, hem millet neler yapmış bloglara bir bakayım dedim. Bu arada oğlumun aynı arkadaşında 3. sezon da varmış. 2. sezon bitsin, onu da izleyeceğiz.

Perşembe, Mayıs 22, 2008

Perde



Sabahtan beri bir sürü iş yaptım. Oğluma kısır, akşam için ayşe kadın fasulye, yatakları topladım, yorganları artık tamamen kaldırdım, pikeleri çıkardım, çıkan nevresimleri makineye attım. Bu arada biraz dinleneyim diye sudoku çözerken koltukta hafiften içim geçmiş. Herhalde bi 15 dakika kadar uyuyakalmışım. Gözümü araladığımda perdeler tatlı tatlı uçuşuyordu, mutfaktaki radyodan P.o.wer T.ü.rk'ün sesi hafiften geliyor, evde soğan, domates, fasulye kokusu. Çocukluğumun yazları gibi geldi bir an. Çok mutlu oldum. Yazı seviyorum ya, bambaşka. Hayat Bilgisi kitaplarına göre 1 Haziran'da gelmesi gereken yaz, İzmir'e geldi bile. Askılılar, şortlar giyilmeye başlandı burada. Yazlığı temizletmenin de zamanı gelmiş demek ki.

İşte bu perdeli resmin esbabımucibesi de bu. İnsanın içine bir hafiflik hissi veriyor.

Herkese hafiflik hissi dolu, mutlu bir gün olsun:))

Salı, Mayıs 20, 2008

Kraliçe



Ne alaka di mi Kraliçe Elizabeth? Anılarım canlandı. 1971'de Kraliçe Elizabeth Türkiye'yi ziyaret ettiğinde İzmir'e de gelmişti. Ben o tarihte 5. sınıftayım(sizin için hiç bir fedakarlıktan kaçınmadım, oturdum, hesapladım)Öğlenciyim ki zaten tüm ilkokul hayatım boyunca öğlenciydim.(Şu öğleci lafına kılım, öğlenci kardeşim)Ben okula giderken ki o zamanlar ilkokul çocuklarının büyük kısmı evlerine en yakın okula yazdırılırlardı ve dolayısıyla yürüyerek okullarına giderlerdi. Neyse, işte bir gün okula giderken, her şeye dikkat ederken bir baktım Altınyol tarafında bir faaliyet var. Bizm tüm okul ve sabahçı öğrenciler Altınyol'a dizilmişler. Meğer Kraliçe Elizabeth oradan geçecekmiş. Büyük ihtimalle o zamanlar Çiğli Havaalanı vardı, oraya indi ve Efes ya da Selçuk gibi bir yerlere gitmek için de o yoldan geçmek zorundaydı. Gene lafı dolandırdım. Bizim sabahçı 5'lerden biri de (keşke burayı okuyor olsa da o bendim dese) Kraliçeye çiçek verecekmiş. Ama Altınyol'a geçmek için tren yolunu geçmek lazım ki annem bana zinhar(!) yasaklamış, Yanımda annem ya da babam ya da başka bir büyük olmadan tren yolundan geçmek yasak.Ben de tam kurallara uyan, asla büyüklerine yalan söyleyemeyen bir çocuk olarak uzaktan bakmıştım. Tabi o kalabalıktan ve o uzaklıktan hiç bir şey görmedim, sadece öğrenciler, asker, polis, öğretmenler. Sanki bir araba durdu(bu bana hafızamın bir oyunu da olabilir) ve tekrar hemen uzaklaştı,o kadar. Bu da böyle bir anım olsun diye yazdım. " Tanrı Kraliçe'yi korusun". Bana neyse.O ikisinin arasındaki sorun:)))

Pazartesi, Mayıs 19, 2008

19 Mayıs Kutlu Olsun



Kurtuluş Savaşının ilk kıvılcımı olan bugün, bu bayram herkese kutlu olsun.

Salı, Mayıs 06, 2008

İyi ki Doğdun YAĞMUR




Bugün Pınar'ın kızı Yağmur 2 yaşına basıyor, kocamaaannn bir kız oluyor artık. Nice sağlıklı, mutlu yıllar diliyorum ona

Hem annesini hem Yağmur'u öpüyorum:))

Çarşamba, Nisan 30, 2008

Nişan



Bugün bizim nişan yıldönümümüz. Tam 19 yıl bitiyor,20'ye giriyoruz. Ne heyecanlı, ne güzel bir gündü. Evde aile arasında yapmıştık. Onun tarafı da bizim taraf ta pek öyle tantanayı sevmiyoruz. O gün, biz sanki o gün nişanlanmayacamışız gibi gene dışarı çıkmıştık. Bir arkadaşımızı da alıp Kordon'da bir yerlerde oturmuştuk. Ben herhalde biraz da mutluluktan 2 birayla kafayı bulmuştum. Benim de sarhoş olunca hemen uykum gelir. Yazık, beni zar zor eve bıraktı. Ben vurdum kafayı yattım. Kardeşim anlatıyor. O bana hadi kalk akşama nişanın var dedikçe ben ona bankada yaptığım işleri anlatıyormuşum;kartonları şurdan alıcan, printer'a şöyle takıcan falan diye:)) Tabi sonra bi uyandım saat 6 falan. Apar topar berbere gittim, o zamanlar saçlarım kısa olduğundan kısa sürede fön çekildi. Eve geldim, giyindim, kardeşim ısmarladığımız pastayı aldı, geldi. Saat 8 gibi geldiklerinde ben zımba gibiydim. Güzel bir kristal tabağa çikolata yaptırmışlar,içinde minicik nazar boncukları vardı, çiçek falan. Biraz hoşbeşten sonra ben kahveleri yaptım, babası beni istedi, babam klasik eh çocuklar anlaşmışlar, verdim gitti gibi bi şeyler dedi(pek hatırlayamıyorum) Yüzüklerimiz takıldı. Pastayı kestik. İkramlar yapıldı. Muhabbet falan, sonra gittiler. Bütün gece yüzüklerimize bakıp durduk, ya biz gerçekten nişanlandık mı diye? Bu inanamama durumu bi kaç hafta devam etti. Bi de yüzükleri alışımız var. Eşim, klasik yukarıdaki resimdeki gibi yuvarlak alyans istemişti. Bense o dönem pek moda olan kare tipi bir model. Kuyumcunun kapısında hangisi diye konuşuyoruz, bir türlü anlaşamadık. Eşim yazı tura atalım mı, kazananın istediği yüzüğü alırız dedi. Ben de "tamam, şansıma güveniyorum, sen baştan kaybettin, yazı olsun benimki" dedim ve ben kazandım:)) Benim istediğim yüzükleri aldık. Gerçi artık şişmanlıktan o yüzükler takılamıyor, daha doğrusu ikimiz de yüzük takmıyoruz. Ben de yüzüğün bağlayıcılığına inanmıyorum. Yeter ki gönüller bağlı olsun.

Daha dün gibi geliyor bu dediklerim ama baksanıza 20 yıl olmuş. İnşallah daha nice 20 yıllar görürüz.

Salı, Nisan 29, 2008

Yağmur



O deli sıcaklardan sonra tekrar yağmurlar başladı ama güzeldi be! Gelelim geçen haftaya. Salı günü arkadaşımla kitap fuarına gittik. Hem kendimize hem birbirimize hem de bizle daha sonra buluşacak arkadaşımıza kitaplar aldık. Ha, ben bi de oğluma Yiğit Özgür'ün karikatür kitabını aldım. Orada 2 güzel saat geçirdik. Oradan R.eyhan pastanesine gittik. A.hmet Ö.zhan da oradaydı. Ay, ne kocaman surat o öyle. Ah, ah yıllar çok acımasız ya. Neyse sonra arkadaşımız da geldi, uzun uzun muhabbetler R.eyhan'ın güzel pastaları eşliğinde yapıldı:)) Saat 7 gibi kalktık oradan. Çarşamba günü biz oğluşumla evde yayıldık ama eşim duramadı, anneciğine gitti, Foça'ya. Selametle... ben daha pazar günü oradaydım, bu kadar samimiyet fazla, di mi kızlar? Eşim çıkınca ben de arkadaşımı aradım. O da ne yapayım diye düşünüyormuş. Atladı vapura , Bostanlı'ya geldi: İskeleden yürüyerek benim meşhur Y.asemin K.afeye gittik. Saat 1.30 falandı geldiğinde , 5 gibi kalktık, Bostanlı pazarına uğradık ama bir şey almadık. Onu 6 vapuruna bindirdim tekrar. Oradan da dönüp tekrar pazara gittim. Biraz sebze-meyve aldım. Perşembe günü biraz ev toparlama, cuma halam gittim. Cumartesi günü eşim önce elektrik süpürgesi yaptı. Olay şu; belki duymuşsunuzdur Rainbow diye bir süpürge var. Hediyesi 3.300 Avro. Kendileri hijyen manyağı olarak aldı. Ben de protesto ediyorum. Madem aldın, sen kullan. Ben bu paraya daha yararlı şeyler yapardım diye. İşi bitince eşimle birlikte biraz alışveriş yaptık, oğlanın ders aldığı büroya gidip hocalarla konuştuk, akşam da bir arkadaşımıza oturmaya gittik. Pazar günü eşim yine Foça'ya, biz oğlumla evdeydik. onun sınavı ve kursu vardı. O kurstayken ben "İçimdeki Deniz" filmini hem ağladım hem seyrettim. Dün annemdeydim. Bugün temizlik yok. Bana gelen kadın bugün doktor işi için izin istedi, perşembeye gelecekmiş. Ben de evde biraz ortalık toparladım, etli türlü yapmak istiyorum fırın torbasında, bi de pilav yanına.Valla pirinci yeni almadım, taa aybaşında aldığım pirinç:))

Günler böyle geçip gidiyor. Aslında teyzemin tarafında bir sürü olumsuz gelişme var ama ben bunları yazmak istemiyorum, zaten dün annemle konuşup yeterince üzüldük, kahrolduk. ne diyeyim, allah o hayırsız oğlanlara akıl fikir versin ama 55 sene gelmeyen akıl bu saatten sonra da gelmez herhalde.

Salı, Nisan 22, 2008

23 Nisan Kutlu Olsun



Yarın 23 Nisan. Hepimize kutlu olsun. Bu güzel günü bize armağan eden Atamız da var olsun. Bu arada balkonlarınıza bayraklarımızı asmayı da unutmayalım:))

Ülkede çok acaip şeyler oluyor, burayı lütfen okuyun, özellikle bu günlerde:(

Pazar günü.k.valideleri Foça'ya götürdük, yerleştirdik. Onlar yazlık sezonunu açtılar. Gerçi ertesi gün temizliğe kadın gelecekti ama o pis evde yatılmaz diye görümcemle biraz evi toparladık. Tabi alışık olmayan bünye hemen yoruldu. Neyse ki hasta falan olmadım. Akşamüzeri, bizden 1 hafta önce yazlığa gelen k.validemin arkadaşı bizi çaya çağırdı. Valla kuş sütü eksik denir ya, öyle bir sofra donatmıştı. Çaylar içildi, kekler, poğaçalar, sarmalar yenildi, muhabbetler edildi. Bu arada görümcemin diyet yine yalan oldu:)) O, böyle her 2-3 haftada bir diyete başlar, sonra bırakır. Tabi sonuçta değişen bir şey olmaz.

O gece dönüşte o kadar yorgundum ki ütü falan yapamadım. Sabah bizimkiler kalkmadan oğlana 1 gömlek, 1 pantalon, eşime de 1 gömlek ütüledim. Onlar gittikten sonra da kalanları hallettim. Öğleden sonra anneme gittim.

Bugün izne çıkabilen arkadaşımla kitap fuarına gidiyoruz. Oradan da Alsancak'a geçip bir yerlerde oturacağız, diğer arkadaşımız da o zaman bize katılacak. Onun 3'e kadar başka bir işi varmış, o yüzden fuara gelemiyor.

Yarınsa malum tatil, herkes evde. Aslında Çeşme'ye gidelim diyorduk ama hepimiz gevşedik. Çünkü Çeşme'ye gidelim denince gene nerden baksan en geç 9'da kalkmak lazım. Yarın ailecek yayılalım azıcık. Geç kalkalım, uzun uzun kahvaltı edelim, gazetelerimizi okuyalım istiyoruz.

Ben artık kaçayım, daha hazırlanıcam, arkadaşıma gidicem. Herkese iyi bayramlar....

ÖNEMLİ NOT:Bundan sonra cuma güzeli yayınlamayacağım. Onları her daim sağ köşede görebilirsiniz. Çünkü dönüp dolaşıp bakıyorum da bu ikiliden daha güzeli yok kardeşim:))

Cuma, Nisan 18, 2008

Burada



Sawyer burada, Türkiye'de. Eh, bu hafta başkasının resmi konmazdı, ayıp olurdu:))

Geçen hafta koşuşturmacalı geçti. Cumartesi sabah arkadaşıma kahvaltıya gittim. Diğer arkadaşımız da geldi. Ayrıca ev sahibi arkadaşımızın annesi ve kızkardeşi de vardı. Güzel bir gündü. Giderken gene makinada ekmek yapıp götürdüm, pamuk gibiydi, bayıldılar. 2,5'a kadar falan oturduk orada. Oradan malum kayınvalidelere geçtim. Orada da şaka,şamata, muhabbet. Akşam eve döndük. Zaten yorulmuştum. Ayaklarımı uzatıp tv seyrettim, dinlendim. Ertesi gün, teyzemi yeni taşınacağı yere götürdük. İzmir'e 2-2,5 saat mesafede yazlık bir yer. Ama bir gittik ki, ev dandini. Oğlanlar eşyaları yerleştirmemişler bile. Çöp ev gibi. O kadın o vaziyette o evi nasıl yerleştirecek bilemiyorum. Biz biraz düzeltmeye, en azından yatacak yer açmaya çalıştık ama en az 2 günlük iş var orada. Yanımızda kayınvalideler de vardı, tekrar Foça'ya döndük. Bahçeden erik ve çağla topladık. İzmirliler bilir, o tarafta S.akıpağa'nın tesisleri var, "Rumeli köftesi" meşhurdur, oraya uğradık köfte yedik, akşam da eve döndük. Malum pazartesi için ütü yaptım, nevresimleri değiştirdim falan.

Pazartesi günü aslında anneme gitmeyi düşünmüyordum ama teyzem evden ayrıldı, şimdi mahzunlaşmıştır diye gevrek alıp sabah (yani annemlerin sabahı;12) kahvaltıya gittim onlara. Çok kalmadım ama, bir-iki saat sonra eve döndüm. Akşam kuzen ve aileyi pide yemeye davet etmiştim. Biraz meze türü şeyler yaptım. Pide içlerini hazırladım. Oğlumla eşim pideciye gitti, ben masayı kurdum, akşam gene gülüş ahenk kalabalık bir sofraydık.

Salı günü ise temizlik vardı, yarım gün geldi, sonra o kapıdan ben bacadan gene anneme gittim. Annemler uzun bir gurbet sonrası (eniştemin işinden dolayı) 20 yıldır ilk kez teyzemle alt-üst oturuyorlardı. İşte hayırsız evlat durumlarından teyzecim evini satmak zorunda kaldı ve kiraya çıktı. Hem de buradan uzaklaştılar. Ev taşınalı 1 ay olmuştu. Oğlanlar biz evi yerleştirelim öyle gelirsin demişlerdi. Gerçi gidince gördüm ki taş taş üstüne koymamışlar.O süre zarfında da teyzem annemlerde kalıyordu. Gidince anneme çok zor oldu. Zaten çok bağlıdırlar birbirlerine. Biraz ona destek olmak için gidiyorum anneme. Aslında bana yakın bir eve taşımak istiyorum onları ama onlar da kendi evleri duruken kiraya çıkmak istemiyorlar. Bu yaştan sonra ev sahibi kahrımı çekicez diyorlar. Evlerini satsak buradan ev alamayız, onu da biliyorum. Ben şimdilik kiralıklara şöyle bir göz gezdiriyorum, inşallah hem kesemize hem de gönlümüze göre bir yer buluruz.

Çarşamba malum, Bospadaydım, biraz tekstil- biraz sebze alışverişi. Dün de ameliyat olan bir arkadaşıma hastaneye ziyarete gittim. Ondan dönüşte de başka bir arkadaşın şubesine uğradım. Biraz da onunla sohbet. Eve geldim, biraz yemek,biraz ütü(yastık kılıfları, havlular, tişortlar falan)

Bugün oğlum seviyor diye birazdan kısır yapıcam, sonra da biraz çıkıp yürüyüş yapmak istiyorum. İşte günler böyle geçip gidiyor. Bu arada kitap okuyorum. Oya Baydar'ın "Kayıp Söz" kitabı. Diğer romanları kadar( Sıcak Külleri Kaldı ve Erguvan Kapısı ) sarmadı ama zorluyorum kendimi. DVD'de "Anlat İstanbul"u sakin kafayla izledim. Sırada "Uzak" var. Yani kültür hareketlerinden de uzak durmamaya gayret ediyorum.

Gene cuma olmuş. Herkese iyi tatiller, iyi hafta sonları...