Cuma, Aralık 29, 2006

İyi Bayramlar ve İyi Yıllar

image hosting file


HERKESE İYİ BAYRAMLAR VE İYİ YILLAR

2007 sizlere sağlık, mutluluk, huzur, başarı, sevgi,barış ve bol para getirsin. Tüm dilekleriniz gerçekleşsin.

Çarşamba, Aralık 27, 2006

Bırrrrr

Çok soğuk. Tamam, tamam, İstanbul'da, Ankara'da ya da yurdun diğer soğuk illerinde oturan arkadaşlardan özür diliyorum ama n'apayım? Biz alışık değiliz. Bir de deniz kenarının nemi ile birleşince insanın içine işliyor soğuk. Neyse, yarından itibaren biraz yükselecekmiş sıcaklıklar. Ah, güzelim yaz. Giy penyeyi çık sokağa.

Pazar günü sabah erkenden kalktım. Oğlumu kursa gönderdikten sonra o gelene kadar olur diye ekmek yaptım. Bu ekmek tarifi çok kolay ve garantili. Makineye falan gerek yok. Fırınınız olsun yeter.
Malzeme:
4 bardak un (2'si beyaz, diğerleri isteğe göre.Ben 1'er bardak kepek ve çavdar ekledim)
2 bardak ılık su ya da süt
Yarım çay bardağı sıvı yağ
1 çay kaşığı tuz
2 çay kaşığı kuru maya
2 çay kaşığı şeker
1 bardak ılık su yada sütün içine şeker ve mayayı koyup karıştırın ve 15-20 dakika bekletin. Daha sonra buna kalan tüm malzemeyi ekleyin.Yalnız hamur biraz cıvık olursa toparlayana dek biraz daha un ilave edebilirsiniz.Daha sonra hamuru sıcak bir yerde 1 saat kadar bekletin. Mutlaka çelik ya da alüminyum bir tepsiyi yağlayıp hamuru yayın. 150 derece fırında yarım saat 45 dakika arası pişirin. Borcama koyarsanız iyi pişmiyor benden söylemesi. Benim öyle tepsim yoktu. Ben de hamura hamburger ekmeği ve küçük somun şekilleri verip fırın tepsisine koydum. Öyle de oldu.

Kahvaltıdan sonra okulda veli toplantısı vardı. Oraya gittik. Genel olarak durumu iyi. Hepsinden önemlisi edebiyat öğretmeni bizi çok iyi ve terbiyeli bir çocuk yetiştirdiğimiz için kutladı. İnsan gerçekten oğlu ve kendi ile ilgili güzel şeyler duyunca çok gururlanıyor. Toplantı dönüşü kayınvalidelere uğradık. Sonra malum pazar ütüleri falan.

Pazartesi günü bankadan 2 arkadaşımla yılbaşı toplantımızı yaptık. Biz 3 samimi arkadaşız. İkimiz emekli, diğeri henüz değil. Öyle olunca çalışan arkadaşın şubesine yakın bir yerde buluştuk ama konum itibarı ile içki içmeye elverişli değildi. 2007'de ilk uygun cumarteside bir de alkollü bir buluşma yapmaya söz verdik:) O gün birbirimize hediyelerimizi verdik. Benim bir kitabım, bir yılbaşı süslü fiskos örtüm, çok güzel bir porselen servis tepsim ve yılbaşı çiçeklerim (ben kokina diye biliyorum adlarını ama emin değilim) oldu. Ben de onlara üzerlerinde kelebekler bulunan ikişer çay fincanı seti almıştım.
Oradan dönüşte de Burcu'nun Baharatlı yeniyıl kekini ama daha çok kendi yorumumla yaptım. Yorum ne derseniz? Rom yok, tüm baharatlar yok, yani bir çeşit kuntakinte dediğimiz ya da kimilerinin ıslak kek dediği gibi yaptım. Evdekiler bayıldı. Sağolasın Burcucum.

Dün temizlik vardı. Ayrıca kayınvalidemde gün varmış.Rica etti, kek yaptım götürdüm ona sabahtan. Ben gitmedim ama güne. Hiçbirini tanımıyorum çünkü.

Bugün anneme gideceğim. Yarın kuaföre , gölge zamanım geldi. Cuma ise kredi kartı ekstresi geçtiği için deli gibi yılbaşı hediyeliklerini almaya. Her yıl olduğu gibi bu yıl da önceden listemi yaptım, pazar araştırması sonucu herkese ne alacağıma karar verdim. Yalnızca gidip alması kaldı. Bizde kadro çok geniş. Annem, babam, kayınvalide, kayınpeder, eşimin teyzesi, benim teyzem, görümcem, eşi ve 2 çocuk(yani genç) , yılbaşında bize gelecek arkadaşlar ve 2 çocuğu, cumartesi buluşacağım arkadaşım ve oğlu, tabi eşim ve oğluma. Hem zaman hem de para lazım cuma günü bana.

Cumartesi ise her yıl yaptığımız gibi can dostumla her zamanki yerimizde buluşup birer kadeh beyaz şarap eşliğinde yeni yılın gelişini kutlayıp hediyelerimizi vereceğiz birbirimize. Bu bize çok uğurlu geliyor. Onunla saat 1'de buluşacağız. Sabahtan ise yılbaşı gecesi bize gelecek arkadaşla gidip yiyecekleri alacağız ve bize bırakacağız.

Pazar ise sabahtan eşim ve teyzesi gidip kurban kestirecekler. O gün en azından anneme ve kayınvalideye gitmek lazım. Akşama ise arkadaşlar bizde. Nasıl yetişecek bunca iş bilmiyorum. Yazarken bile şiştim.

Hadi bana kolay gelsin.

Cumartesi, Aralık 23, 2006

Deneme

Bir alttaki postta gün yazmışım ve Türkçe karakter çıkmış. Galiba eski postları düzeltemesem de yeni postlarda tekrardan Türkçe karakter kullanbileceğim. Şükür kavuşturana . Bu arada bu da deneme ; şğçöüi

Olmuyor

Blogumdaki sorunu bir turlu cozemedim. Ben de boyle Turkce karakterler olmadan yazmaya calisicam. Bu arada sorunu gidermek icin arama tarama calismalarina devam.

Zaten hayatimda pek de anlatmaya deger bi seyler olmadi. Sali gunu temizlik. O gun aksamuzeri oglumu ve babami goz doktoruna goturdum. Neyse oglumun gozleri yalnizca 0,25 ilerlemis. Babaminsa yakin gozlugu kirilmisti. Hem bir muayeneden gecmis oldu, hem de gozleri ilerlemismi bakildi. Ogluma lens ismarlandi, babamin yeni gozluklerini siparis verdik. Carsamba gunu buranin pazarina gittim. Hem yiyecek hem de giyecek bir seyler aldim. Persembe gunu annem,babam ve teyzem icin nufus dairesine gittik. Nufuslari cok eskiydi. Onları yenilettik. Yanliz gercekten tebrik ediyorum. Gittik, numara aldik, 10 dakika icinde siramiz geldi. İslemler hemen yapildi ve yeni nufus cuzdanlarini aldiklarinda yalnızca yarım saat olmustu biz oraya gideli. Gercekten Karsiyaka nufus idaresi cok mukemmel olmus. Bilmiyorum diger yerler de oylemidir. İsimiz erken bitince hadi bana gidelim dedim. Zaten sabahtan belki gelirler diye findikli kek yapmistim. Bir de lahmacun ismarladik. Hepsi Ora'nin( Ora Izmir'de, ozellikle lahmacunu ile unlu bir yerdir) lahmacununa bayiliyorlar. Cay yaptik, yani gene yeme-icme seansi seklindeydik. Dun ise evde mazot almak icin bekledim. Sonra babam geldi, birlikte gozluklerini almaya gittik. Aksam icin de alt katimizda oturan esimin teyzesi yemege cagirdi. Yemekte ne mi vardi? Sebze corbasi, papaz yahni(soganli et) , lahana sarma, marul salatasi, pancar salatasi, brokoli salatasi. Onun üzerine kestane kebap, meyve ve cay.

Artik bizim icin cumartesi,pazar da erken kalkma var. Oglum matematik dersi almaya basladi. Onceleri istememisti ama bakti basa cikamiyor, kabul etti. Simdi cumartesileri 10.30'da,pazarlari ise 8.30'da dersi var. Cumartesileri eşim de calismaya basladi. Yani 7 gün sabah 7'de kalkiyoruz artik. Haftaya arife. İs de, kurs da yok. İnsallah biraz uyuruz.

Bakalim postum nasil olacak? Ufff, cok zor oluyor boyle yazmak. Benim acilen bu sorunu cozmem lazim.

Çarşamba, Aralık 20, 2006

IMDAAAATTT

Postumda Turkce karakterler cikmiyor. Lutfen yardim edin. Tekrar Turkce karakterle yazabilmem icin ne yapmam lazim?

Pazartesi, Aralık 18, 2006

Kaza

Çarşamba günü nihayet İlk aşk filmine gittim. Ben çok beğendim. Oyuncular süper, Foça manzarası süper, konu da iyiydi. Ben çok zevk alarak seyrettim.

Perşembe günü şu bizim emekliler günü toplantımız vardı. Bu kez gideceğimiz arkadaş Hatay'daydı. Bir de olayı çaydan öğle yemeğine dönüştürmüştük. O yüzden saat 12 gibi 2 arkadaş yola çıktık. Yarımı biraz geçe oradaydık. Herşey gayet güzeldi. Ancak saat 4 gibi benim cep tel. çaldı. Arayan eşimdi. Çok kısaca kaza yaptım, araba mahvoldu, 112'yi aradım, cankurtaranı bekliyorum, ben seni sonra ararım deyip kapattı. Tabi ben meraktan çıldırdım. Arıyorum, tel. sürekli meşgul. O civardaki bir hastanede görevli olan eniştemizi aradım. Haberi varmış. Merak etme, ben 112'yi gönderdim dedi. Gerçi tel.la konuşmuştum ama yine de sağlığı konusunda endişeliydim. Üstelik de bilirim, eşim çok güzel ve sakin araba kullanır. Pek hız yapmaz. Neyse sonuçta ben hemen eve döndüm. Bu arada tel.dan birbirimize ulaştık. İyiydi, burnu bile kanamamıştı. Arabanın ön kaporta kısmı sürücü mahalline kadar yoktu. 8/8 karşıki suçluydu ve şükür karşıdakinde de bir şey yoktu. 112 güzelce muayene etmiş. Ayrıca enişteye de gidip muayene olmuş. İç kanama falan olasılığına karşı. Tüm doktorların dediği 2 gün tüm vücudun sızlayacak, merak etme, ağrı kesici al, geçer demişler. Sağolsun, patronu aradı, Cumayı izin verdi. Pazara kadar evde yattı. Cuma-cumartesi gerçekten ağrıları çok kötüydü. Pazar günü düzeldi. Bugün de işe gitti. Şükür iyi, verilmiş sadakamız varmış. Ama tabi bir de işin psikolojik tarafı var. Şimdi hep yine araba kazası yapıcam, ölücem diye tedirginliği var. Her ne kadar biz destek olsak ta herşey kendi beyninde bitiyor. Ama el mahkum, bugün yine araba kullanacak. Umarım çabuk atlatır.

Salı, Aralık 12, 2006

İYİ Kİ DOĞDUN KAAN

MySpace

Bugün benim birtanecik yeğenimin doğumgünü. Doğduğu günü unutamam. Hatta doğumgünü tarihi özellikli olsun diye doktoru ile konuşup 12.12.'de doğmasına annesi ile birlikte karar vermiştik. O gün sabahtan Çınarlı'daki doğum hastanesine gittik. Oğlumuz olacağını biliyorduk zaten. Sabah erkenden 7 gibi falandı doğuma aldılar. Daha doğumhaneye girdikten kısa bir süre sonra hemşire yeşil bir beze sardığı bebekle dışarı çıktı ve alt kattaki bebek odasına gitmeye başladı. Babam yok bu bizim bebek olamaz, daha kızcağız yeni girdi doğumhaneye diyordu. Tabi onlar alışmışlar saatlerce sancı çeken annelere, inanamadı. Ben baba çabuk takip et hemşireyi o bizim Kaanımız deyince merdivenleri nasıl ikişer, üçer atladı anlatamam. Biz camın arkasından onun silinişini, gözlerine ilaç damlatılışını, doktorun kontrolünü, ağlamalarını izledik. Sonra da giysilerini giydirip odaya getirdiler. Bu arada babası da sürekli kamera ile çekiyordu. Sonra anne de sağsalim aşağıya indi. Pespembe yumuk gözlü bir bebecikti. Meme almada biraz annesini zorladı ama sonra herşey yoluna girdi. Benim küçük kuzum büyüdü de 5 yaşına giriyor artık. Daha yaz sonu, telefonda konuşmak istemezken , 1 aydır her telefon ettiğimde hemen telefona geliyor, halacım ben seni çok özledim, babam beni İzmir'e getirsin söyle ona diye bana ne muhabbetler yapıyor anlatamam. Birkaç ay bile o kadar farkediyor ki çocuklarda. Nasıl hızla büyüdüğüne şaşırıyoruz. Tabi bir de biz onu aralıklarla gördüğümüzden büyüdüğünü daha da iyi gözlemliyoruz. Ah, bir de şu ayrılık olmasa. Ama napalım, sağolsunlar, iyi olsunlar da.

Kuzuma uzuuuuunnn, sağlıklı, mutlu, huzurlu, başarılı, tüm sevdikleri ile birlikte nice yıllar olsun inşallah. Çok yaşa sen Kaan paşa.

Cumartesi, Aralık 09, 2006

Fırsattan

İstifade Cumartesi olmasına rağmen yazıyorum. Eşim uzun bir aradan sonra ( taa Haziran'dan beri) tekrar cumartesi işe gitmeye başladı, oğlum uyuyor. Yaşasın bilgisayar bana kaldı, en azından oğluş uyanana kadar.

Perşembe sabahı alt katımızda oturan eşimin teyzesi telefon edip hemen gel dedi. Apar topar biraz da endişe içinde ve üstümde pijamalarla aşağıya inince güzel bir sürprizle karşılaştım. Eşimin Ankara'daki kuzeni gelmiş, sürpriz yapıp kimseye haber vermemiş. Otobüsten inince önce diğer kuzene gidip sabah sabah ona sürpriz yapmış. Ardından teyzesine, bana sonra kayınvalideme( ki teyzesi oluyor). Sonra beni de aldılar Manisa'ya görümceme sürpriz yapmaya gittik. Malum İzmir - Manisa arabayla yarım saat. Dönüşte İkea'ya uğradık. Oradan hazır İsveç köftelerinden aldım. Sonra da tüm sülaleyi bize yemeğe çağırdım. Onlar eve geçerken beni markete bıraktılar. Biraz hazır meze, şarap, kola falan aldım. Eve gelince pilav yaptım. Kuzen evdeki koca tencere mercimek çorbasını getirdi. Yine kalabalık sofrada, muhabbetle yedik, içtik. Salı günü dönücek kuzen. Pazar günü de görümcemde böyle bir yemek olayına daha giricez. Hem o gün meğer kuzenin doğumgünüymüşte. Hem kutlama, hem yemek olacak.

Salı günü de benim yeğenimin , ak kuzumun (oğlum karakuzu-esmer, yeğenim sarışın olduğundan - ak kuzu) doğumgünü. 4 bitip 5'e giriyor. Dün ona bir sürü hediye aldım. En sevdiği renk olan şeşilden (yeşil) bornoz (kapişonu kedi şeklinde ve kulakları var), süngerbob oyuncağı, özellikle ısmarladığı ses çıkaran büyük bir dinazor (niye bilmiyorum 2 senedir hep dinazor istiyor, hasta onlara) , bir torba dolusu küçük dinazor ve uzaktan kumandalı bir araba. Sonra onlarla annemlere gittim.Babamla bir koli yaptık. Babam bugün postaya vericek. Tam doğumgününde ellerine geçicek. Salı günü onun için ayrıca post yazıcam, benim güzel oğluşum. O da benim oğlum sayılır. Hatta torun niyetine bile. Ben hep kardeşime abladan çok anne gibi hissetmişimdir çünkü.

Bugün birazdan çıkıp kuzene doğumgünü için hediye bakıcam. Akşam da bir arkadaşlara gidicez. Yarın malum görümcemde yemek. Eee, pazartesiye yazacak bir şey kalmadı.

Herkese iyi bir haftasonu.

Çarşamba, Aralık 06, 2006

YENİYIL

Friendster

Dün akşam yılbaşı çamımızı çıkardım. Haftasonu aldığım yeni süslerle ve ışıklarla süsledim. Sonra da evin ışıklarını kapatıp bir süre ışıl ışıl olan çamı seyrettim. Nasıl dinlendirdi anlatamam. Yeniyıl gelirken hep içimde bir sevinç, heyecan olur. Gene başladı. Ben artık listelerimi yapmaya girişirim. Kime ne hediye alınacak listeleri.

Bu arada 18 Kasım'da benim bloğum da 1 yaşını doldurmuş. Diğer blogları okurken aklıma geldi, dur bi bakayım ,ben ne zaman açmışım bloğumu diye bakınca çoktan 1 yılı devirdiğimi gördüm. Nice yıllara inşallah .

Salı, Aralık 05, 2006

Geçen Hafta

Perşembe günü emekli bankacı bütün kızlar toplandık, toplandık, toplandık. E tabi bankacılıktan yıprandık, yıprandık, yıprandık. Güzel bir gündü. Muhabbet ettik, çaylar içtik, kekleri yedik. Bundan sonra 15'te bir Perşembeleri toplanmaya karar verdik. Ancak bir arkadaşın çocuğu daha doğrusu tekne kazıntısı o gün eve erken geliyormuş. Çocuk evde yalnız kalmasın diye toplantıları öğle yemeğine çevirdik ki herkes 4 gibi evine gidebilecek. Ben o gün (3 çeşitten fazla yapma diye bin kere tembihlediklerinden ve herkeste tansiyon, kolestrol gibi bilumum hastalıklar mevcut olduğundan) bir önceki postta tarifini yazdığım fındıklı keki, böreği ve pastabandan yaptığım muzlu pastayı ikram ettim. Bir sonraki toplantının menüsü tavuk,pilav, yoğurt. Yemek bahane, muhabbet şahane.

Cuma akşamı kayınvalidemde yemekteydik. Yine sülale boyu buluşuldu. Sicilyalılar gibi herkes bağıra çağıra aynı anda konuştu. Ama ben seviyorum bu gürültüyü.

Cumartesi günü yoğun bir gündü. O gün banyonun mermeri takıldı, tesisatçı geldi, çeşmeleri (pardon armatür diyeyim daha havalı oluyo) taktı, arabayı bakıma verdik ve akşamüzeri aldık falan filan. Yemeğim olmasına rağmen o akşam dışarıda ama gerçekten dışarıda yani açıkhavada yemek yemek istedim. Bostanlı'da bize yakın bir yerde dışarıda oturup birşeyler yedik. Hava gece olmasına rağmen hiçde öyle soğuk değildi. Rahatça oturabildik. Üşümedik. Üstelik bizim gibi dışarıda oturan en az 4-5 masa daha vardı. Bana bazen böyle soldan soldan geliyorlar. İçerilere sığamıyorum.

Pazar günü ise evde yayılarak geçti. Bir ara çıkıp market alışverişi yapıp döndük. Dün sabah banka işlerini halledip anneme gittim. Teyzeme çıktık. Kuzenleri de gelmişti. A. teyzeyi severim. Hasret giderdik. Onun tarafıyla ilgili son haberleri aldık. Valla dedikodu değil, kızlarından biri yeni ev almış, diğeri başka bir eve taşınmış, torununun yaramazlıkları falan.

Bugün de temizlik var. Post bitsin yemeği hazırlamam lazım. Daha ekmek de almadım. Çıkmam lazım. Hadi bana byeeee

Perşembe, Kasım 30, 2006

Kek

Salı günü temizlik sonrası halama gidip, geçen hafta bana verdiği ayva reçelini koyduğu kavanozu iade ettim. Dün ise sözde evde oturup bugün gelecek arkadaşlar için birşeyler hazırlayayım, yarın rahat ederim derken, hiçbir şey yapmadan saatlerce yayıldım evde. Bir tek kek yaptım ki onun da tarifini aşağıda vericem. Ama alıştığımız keklerden değil. Zaten içindeki fındıktan dolayı bomba etkisi var, ona göre. Bugün aynı yerden emekli olduğumuz 4 arkadaşım gelecek. Zaten niyetimiz bunu bir rutine dönüştürmek. Yani Türkçesi aramızda gün yapmak. Bakalım biz de ev hanımları gibi olabilecek miyiz? Bugün sabahtan beri popoma neft yağı sürülmüş gibi koşturuyorum tabi. Dünkü tembelliğin acısı çıkıyor. Neyse böreği de hazırladım, biraz dolapta dinlendirmek gerekiyor. O ara bir post attırayım dedim. Keke gelince;
4 yumurta
200 gr margarin (eritilecek, ılıtılacak)
200 gr un
200 gr ÅŸeker
200 gr fındık ya da ceviz (iri çekilmiş)
1 paket kabartma tozu / annemin pekin povderi:)
1 paket vanilya

Yumurta, yağ,şeker güzelce çırpılacak. Un, kabartma tozu ve vanilya elenerek bu karışıma eklenecek. En son fındık eklenip çok fazla çırpılmadan hemen yağlanmış kalıba dökülecek. 175 derecedeki fırında yaklaşık 40-45 dakika pişirilecek. Unu mutlaka eleyin. O zaman kek çok kabarıyor. Afiyet olsun.

Salı, Kasım 28, 2006

Yalan Oldu

İlk Aşk filmine gitmem yalan oldu.
Cuma sabahı kalktığımda banyoda lavabonun altındaki dolapların altından su geldiğini gördüm. Hemen tesisatçıyı çağırdım. Ancak saat 2'den sonra gelebileceklerini söylediler. Tamam dedim.(Ne diyebilirdim ki?) Saat 2-4-6 gibi çeşitli aralıklarla yaptığım tacizlere rağmen sonunda bugün gelemeyeceklerini ama c.tesi sabahtan geleceklerini söylediler. Gene tamam dedim. Yani cuma günüm evde tesisatçı beklemekle geçti.Bu arada o akşam görümceme yemeğe gittik. Kıymalı, peynirli ve ıspanaklı pidelerle birlikte marul salatası, brokoli salatası, karışık turşu, salatalık turşusu, taze soğanlar, rokalar, tereler ve toplam 11 kişilik bir çekirge sürüsü olarak masadakileri imha ettik. Ardından helva, çay ve gıyk olarak eve dönüş.

Cumartesi sabahtan şöyle 17-18 yaşlarında bir çocuk tesisatçı olarak gönderildi. Baktı, baktı, dolabın içine girdi ve dolabı çökertti. Ona bağlı duran üst mermer dengesi bozulduğu için önce 1 yerinden daha sonra da dayanamayıp 2. yerinden kırıldı. Hemen malzeme almam lazım deyip çocuk gitti ve bu kez ustası ile geldi. Yalandan bir kırık boru değişimi ile 35 YTL aldılar ve .iktir olup gittiler. Kusura bakmayın küfrettim ama sinirden kuduruyorum. Hemen tadilatçımı çağırdım. Eski dolap kapakları kalmak koşulu ile yeni gövde yapımı ve yeni mermer için 500 YTL'ye anlaştık. Şimdi ben bu tesisatçıyı ne yapayım? Tüketici derneği, merneği hak getire. Adam iplemez bile. Gidip kavga etsem, sinirimi bozduğumla kalacağım, kendimi biliyorum, hatta bi de ustanın yanında ağlar, 2 kere rezil olurum. Hırsımdan kuduruyorum.

Cumartesi günü akşam da annemlerde çinekop yaptık. Yine yanında envayi çeşit ot ve salata ile. Tabi biraları da unutmamak lazım. Ha, balık-rakı derseniz ben sevemedim rakıyı ya. İçemiyorum. Daha kokusundan midem bulanıyor.

Pazar günü uzuuun bir kahvaltıdan sonra biraz yürüyüş, alışveriş, yine gömlek ve pantolon ütüsü vs. vs.

Bugün sabahtan kayınvalidemin Foça'dan kendi bahçesinden getirdiği turp otlarını haşladım. Öğlen anneme gittim. Daha sonra akşam için kıymalı karnıbahar ve pilav yaptım ve şimdi bu postu yazıyorum.

Bu arada yeni dolap sanırım salı günü(umarım) takılacak ama mermerin ölçüsü takıldığı gün alınacak, o da daha sonra gelecek. Bu işler cumartesiye biter mi acaba? Tüm sinirlerim ayakta. Perşembe günü bankadan emekli 4 arkadaş bana gelecek. Belki o gün azıcık moralim düzelir, hem belki o güne dek bu dolap işi de biraz yoluna girer. Lütfen ya, lütfen böyle aksilikler olmasın. Ustalarla uğraşmaktan NEFRET EDİYO-RRR UUU MMM

Cuma, Kasım 24, 2006

ÖĞRETMENLER GÜNÜ

Bugün Öğretmenler günü. Hakeden tüm öğretmenlerin bu güzel gününü kutluyorum. Ve bu özel günde Başöğretmenimiz ATATÜRK'ü bir kez daha özlem, sevgi ve minnetle anıyorum.

Çarşamba, Kasım 22, 2006

Bugün

Arkadaşımla Alsancak'ta buluştuk. İkimiz de emekliyiz ve uzun yıllar birlikte çalışmıştık. Biraz vitrin baktık, sonra Efes pastanesinde oturup birşeyler yiyip içtik. Şimdi evdeyim. Oğlum öğretmeni ile ders çalışıyor, ben çay ve börek servisi yapıyorum.

Dün temizlik vardı. O ara halam telefon etti. "Oğlun ayva marmelatını çok seviyormuş.Yaptım, gel al" dedi. Sağolsun koca bir kavanoz yapmış. Ama işin aslı şu; benim oğlum çilek reçelini , özellikle de suyunu (terso işte, herkes tanesini yer) sever. Ben de büyük halama bir muhabbet sırasında bunu söylemişim. Benim lafım döne dolaşa bu hali almış ve ortanca halam ayva marmelatı yapmış. Düşünmesi bile yeter, sağolsun.Neredeyse 80 yaşında. Allah uzun ömürler versin ona ve tüm halalarıma.Şimdi bizde yaklaşık 3 yıllık reçel stoğu oldu. Anca bitiririz.

Yarın, annemlerdeyim. Annemle teyzemin genç kızlık arkadaşları gelecek. Malum, ikisinin de ayaklar kötü. Ben hizmet edeceğim. Ama seviyorum o altın kızları. Çok neşeliler. Ben de sabahtan börek yapıcam, giderken götürmek için.

Hadi, ben şimdi gidip bakayım, öğretmenimizin çayı bitmiş mi? Hizmete devam yani.

Pazartesi, Kasım 20, 2006

Geçen Hafta

Oğluşum yok diye kendimi sokaklara vurdum.Zaten salı akşamı gitmişti. Çarşamba günü eski mahalledeki komşuma gittim. Geçen hafta oğlunun doğumgünü vardı. Oğlum gitmiş ve hediyesini götürmüştü ama her yıl ben de ayrıca hediye alırım ona. Severim keratayı. Hem ziyaret oldu , hem de çocuğa da hediyesini verdim. Perşembe günü halamlara gittim. Kızlarla muhabbetin belini kırdık. Cuma günü ise 40 yıllık arkadaşıma (valla tam 40 yıl. 5 yaşından beri arkadaşız) gittim. Bunlar hep beni mutlu eden ziyaretlerdi. Cuma günü tüm hafta yaptığım gibi yine İzmir-Afyon- Uşak- Ankara 'nın hava durumlarını izledim. Malum cuma gecesi oğlum o güzergahtan dönecekti. Hep sis gösterdi. Tabi evhamdan uzun süre uyuyamadım. Biraz dalar gibi olmuşum, 2'ye yakın yine uyandım, sabahı sabah ettim. Saat 7'de zil çaldı. Nasıl biz karı-koca çığlık çığlığa kapıya koştuk. Güzel oğlum, karakuzum gelmişti. Çok eğlenmiş ama bu arada bizden kopamayacağını anladım. Ben Ankara'da falan okumam dedi. Bu arada Ankaralıları biraz kızdıracak belki ama oğlumun Ankara izlenimleri ;
1) Anıtkabire muhteşem
2) Bilkent güzel
3) Ankara çok soğuk
4) Ankara'da güzel kız çok az :)
5) Ankara'da deniz yok :)

Biliyorum hele şu son maddeye Ankaralılar çok kızıyorlar ama 15 yaşındaki birinin gözlemi bunlar, affola

O gün gece yolculuğunda pek uyuyamadığından oğlum saat 10 gibi bir yattı. Taaa 4.30' da uyandı. Bu arada biz eşimle dışarı çıktık, biraz yürüyüş yaptık, alışveriş yaptık, eve geldik. Biz uyandırdık ta anca uyandı. Bıraksak sabaha kadar uyurdu herhalde. Pazar günü de kahvaltıdan sonra İnciraltı'na gittik. Balık, midye, kalamar, bira yaptık. Hava da nasıl güzeldi, günlük güneşlik. Giderken problem yoktu ama dönüş işkence oldu. Normalde 5-10 dakikada gidilebilecek mesafeyi yaklaşık 40 dakika da aldık. Dönerken annemlere uğradık, çok sevindiler. Sonra da ev, gömlek-pantolon ütüsü ve yatış. Yeni bir hafta başladı yine. Bu hafta benim için en önemli şey, Cumaya "İlk Aşk" filmine gidicek olmak. Halit Ergenç'in hastasıyız da.

Perşembe, Kasım 16, 2006

Bir sürü

sağlık problemi ile uğraşıyorum geçen haftadan beri. Genetik karnem zaten çok kötü. Hepsi birbir çıkmaya başladı. Geçen hafta tansiyonum çok yüksekti. Geçiştirmeye çalışırken benden 5-6 yaş küçük 2 kişinin beyin kanaması nedeni öldüklerini duyunca cumartesi soluğu doktorda aldım. Artık düzenli olarak tansiyon ilacı kullanmaya başladım( Ay, ne gıcık. Tam emekli ve yaşlı yazısı oldu bu) Tahlillerde kolestrol de yüksek çıktı. Doktor ayrıca şeker yükleme istedi. Yarın da onu yaptıracağım. O yüzden zaman bulup yazamıyorum. Hatta çoğu zaman bloglara bile girecek zamanım olmadı. Bu arada oğlum Salı akşamından beri Ankara'da. Okul gezisi nedeni ile. Cumartesi sabah dönecekler. Onu çok özledim. Bizden ilk kez ayrılıyor. Ben çalışırken yazın anneannesi ya da babaannesi ile yazlıkta kalıyordu ama yine yanında bizden bir büyük oluyordu. Bu ilk kez kendi kanatları ile uçtuğu gezi. Allahtan cep telefonları var.[Bu vesile ile Nokia ve Sony Ericsson'a binlerce teşekkür. Allah onlara zeval vermesin:))] Ama bunaltmamaya da çalışıyoruz. Yalnızca akşamları arıyoruz ama aklım hep onda. Canım oğluşum, çok özledim ya. Akşamları onun yastığıyla uyuyorum, bari kokusunu içime çekeyim.

Pazartesi, Kasım 06, 2006

BÜLENT ECEVİT

Önce dürüsttü, sonra şairdi, eşine aşıktı, maviydi, Karaoğlandı, ak güvercindi, parti başkanıydı, başbakandı ve umudumuzdu.

O umut, dün akşam söndü.

Allah rahmet eylesin sana ve allah sabırlar versin Rahşan Hanıma.

Pazartesi, Ekim 30, 2006

Merhaba

Öncelikle herkesin geçmiş bayramını ve Cumhuriyet Bayramını kutluyorum. Bayram öncesinden beri çok yoğun günler yaşadık. Anca bugün zaman bulabildim yeni bir posta. Taaa bayram öncesi Cuma'dan anlatmaya başlayayım.Neden mi? Bi dakka, anlatıyorum

O Cuma günü akşamüzeri işler bittikten sonra bloga yeni bir post yazayım, hem de herkesin bayramını kutlayayım diyordum. Bilgisayarın açma düğmesine basmamla çat diye bir ses geldi. Önce asfalyalar attı sandım ama baktım elektrikler yanıyor. Ana kasa gitmiş. Nasıl üzüldüm ve sıkıldım anlatamam. Ertesi gün, oğlum hemen bir tamirciye götürdü. Neyse ki basit bir şeymiş. Hem zaman açısından çabucak yapıldı hem de maddi olarak öyle pek pahalı bir zarar değilmiş. Cumartesi günü eşimin kuzenleri Ankara'dan geliyordu. Akşam üzerine doğru geldiler. O gün hep birlikte, kalacakları diğer kuzenin evindeydik. Gece dönerken ertesi gün için de ben çağırdım. Ama bizim sülalede öyle 3-5 kişi olunmaz. Tüm anneler,teyzeler derken cumartesi günü 15 kişiydik. Oruçlulara bir posta sofra kuruldu. Bazı hanımlar alışverişteydi. Erkekler onları beklemek istemedi, onlara ayrı bir posta sofra kuruldu. En son saat 9 gibi gelen hanımlara ayrı bir sofra kuruldu. O günüm sabahtan akşama kadar yemek hazırlamakla, akşamdan sonra da sofra kurmakla geçti . Sakın sözlerim şikayet gibi anlaşılmasın. Ben hem yemek yapmayı hem de yemeyi ve yedirmeyi çok severim. Ben çok mutluydum.

Ertesi gün bayramın ilk günü idi. Aynı takım bu kez kayınvalidemde kahvaltıdaydık. Hatta bu kez görümcemin kayınvalidesi ve kayınpederi de eklendiğinden sayı 17 olmuştu. Ama kalabalıklar çok güzel oluyor, hele de bayram sabahları. Hep birlikte topluca bayramlaşıldı. Oradan herkes ziyaret yerlerine dağıldı. Biz Ankara'dan gelen kuzenleri de alıp önce Ege Parka gittik ama herhalde ilk gün olduğundan tüm dükkanlar kapalıydı. Starbucks'da oturup bir kahve içtik, oradan deniz kenarı bir yere gittik. Orada da sıcacık güneşin altında birer bira yuvarladık. Akşamüzeri onlar Çeşme'ye biz ise annemlere akşam yemeğine geçtik.

Bayramın ikinci günü biz de Çeşme'ye gittik. Önce kuzenlerde kahvaltı ettik. Hazır Çeşmeye gitmişken bizim yazlığa da bir baktık. Neyse o yağmurlarda akma falan olmamış. Öğle yemeğimizi Kumrucu Şevki'de yedik. Deniz kenarında bol bol yürüdük. Akşam da hava güzel olduğundan bahçede mangal yaptık. Biz yine kalmadık ve eve döndük. Ankaradan gelen kuzenlerimiz Çarşamba sabahı erkenden Çeşme'den yola çıkmışlar. Biz de o gün gezemediğimiz akrabalara gittik. Benim 2 hala, 1 amca ve eşimin amcası ile halası. Bu tempoya akşam biraz ütü faslından sonra benim vücut nezle sinyalleri vermeye başladı. Sabah kalktığımda boğazım feci yanıyordu ve sesim kargalarla yarışacak düzeydeydi. 2 gün hasta yattım.

Geçtiğimiz Cumartesi ise benim nişanlanan kuzenin müstakbel kayınvalidesi ve kayınpederi iade-i ziyarete gelecekti. Teyzem akrabalardan bazı kişileri de çağırdı tanışma olsun diye. O gün benim için çok yoğun geçti. Sabahtan mazot alındı (malum kış geliyor) , kat kaloriferine bakım yaptırıldı, oğlumun matematik hocası geldi, kek ve kısır yaptım, banyo yaptım, fön çektirdim. Akşam 7 gibi teyzeme gittik. Orada tüm hizmet bendeydi. Sağolsun gelin kızımız da çok yardım etti, hakkını yemiyeyim.

Dün ise canım babamın doğum günü idi. Allah uzun ve sağlıklı ömürler versin ona. Güzel gözlü babacım benim. Allahım, inşallah daha uzun yıllar birlikte oluruz. Bu yoğunlukta çıkıp hediyesini alamamıştım. Önce onun hediye ve pastasını aldım. Öğleden sonra da oraya gittik. Gideceğimizi bilmesine rağmen nasıl sevindi anlatamam. Akşam evdeydik. Yine okul ve iş gömleği ütüleri, yemek ve yatış.

Yeni bir hafta başlıyor. Herşey gönlünüzce olsun. İyi haftalar.

Pazartesi, Ekim 16, 2006

Tüm haftasonu yayıldık, ailecek. Sabahları geç kalktık, uzun kahvaltılar yaptık, gazete okuduk, bilgisayarda oyun oynadık, tv seyrettik. Akşamları çıkıp biraz sahilde dolaştık, kafelerde oturup çay, kahve birşeyler içtik. Tek yorucu faaliyetim ütü yapmaktı. Malum pazartesi iş ve okul günü. Ama ben hazır girişmişken oğluma ve eşime 5'er gömlek ütüledim yani haftayı kurtardım. Bu sırada da tv'de saçma bir Türk filminin izledim. Yoksa başka türlü çekilmiyor.

Birazdan çarşıya gidicem. Akşam için palamut almayı düşünüyorum, oğlum çok seviyor. Neden özellikle pazartesi derseniz, tembellikten. Yarın kadın gelicek , temizlik var ya, ondan. Bari o balık kokuları falan gider. Fırını da ovar, temizler.

Bayram için Ankara'dan eşimin kuzeni, eşi ve kızı gelicekler. Çok sevindik. 2 sene falan olmuştur görüşmeyeli. Hem bize de değişiklik olacak. Bu arada belki kardeşim de gelecek bayrama. Ama onun gelişi Perşembe ve Cumanın tatil oluşuna bağlı. Öğretmen olduğu için okullar kapanmazsa gelemez. İnşallah tatil olur da gelir, çok özledim keratayı. Kerata denen adam 39 yaşında ama o hala benim küçük kardeşim. Ey Milli Eğitim Bakanı, tatil yapacaksan hemen açıkla. Yoksa kardeşim bilet bulamayacak gelmek için.

Herkese iyi bir hafta diliyorum.

Cuma, Ekim 13, 2006

Orhan Pamuk

Kim ne derse desin, ben Nobel Edebiyat Ödülünü (sonunda) bir Türk'ün almasından dolayı gurur duyuyorum. Edebiyata girişi ödüllerle olmuş (Cevdet Bey ve Oğulları romanı hem Milliyet Roman hem de Orhan Kemal Roman ödüllerini kazanmıştır), yıllarını bu işe vermiş, kitapları uzun yıllardır ülkemizde çok satan bir yazarın , yalnızca bir düşüncesinden dolayı halkımızca ellerinin tersi ile bir kenara itilmesini anlıyamıyorum, algılayamıyorum. Orhan Pamuk'un suçu Sözde Ermeni Soykırımı vardı demek (ki) bu onu bağlayan bir görüş. Yıllardır çok satan ve çok sevilen yazarı son zamanlarda yalnızca bu düşüncesinden dolayı kendimizce mahkum ettik ama Fransa aynı soykırıma yok diyenleri suçlu sayan kanunu kabul etti diye düşünce özgürlüğünden dem vuruyoruz. Düşünceleri ne olursa olsun bunlar Orhan Pamuk'un ne yazarlık yeteneğini ne de edebi kişiliğini değiştirmez, azaltmaz. Kendisini kutluyorum ve ülkemize böyle bir ödülü getirdiği için de gurur duyuyorum.