Cumartesi, Nisan 24, 2010

Veni, Vidi, Vici


Yok, ben geldim( daha doğrusu gittim), gördüm ama kimseyi yenmedim. Kitap Fuarından döner dönmez yazayım dedim çünkü yarın gene Ç.eşme yolları taştan deyip yollara düşeceğiz, o yüzden yazacak vakit bulamayabilirim. Hafta sonu olmasından dolayı yine çok kalabalıktı fuar. En uzun kuyruk Turgut Özakman, İclal Aydın ve Ayşe Kulin'deydi. Nedim Gürsel Paris'ten gelememiş, o yüzden ondan imza alamadım. İhsan Oktay Anar (İzmir'de yaşıyor kendisi) sanki o da ziyaretçiymişçesine eli kolu kitap dolu standları geziyordu. Ben önce Selim İleri'ye gittim. Kuyruk falan yoktu. 25 yıllık bir kitabımı götürüp imzalattım "Hatırlıyorum". Oradan Aydın Boysan'a ve en son da Ayşe Kulin'e kitaplarını imzalattım. Yalnız Ayşe Kulin'de yukarıda da yazdığım gibi imza kuyruğu çook uzundu. Yarım saate yakın bekledim. Şimdi evdeyim, bir yandan yazıyorum bir yandan da dün getirdiğimiz erikleri yiyorum. Bu yazı biter bitmezde salona geçip şööyle bir ayaklarımı uzatıp dinlenicem, ayacıklarım ayakta durmaktan ve dolaşmaktan 45 numara oldular:))

Günün Fotosu Leylak Dalı'na Gelsin:)




Şu blog alemi ne ilginçtir ki insana yeni dostlar, arkadaşlar kazandırıyor. Artık leylak görünce direkt "Leylak Dalı" geliyor aklıma. Dün (yine) F.oça'ya gittik. K.valide yazlığın çerçevelerini değiştirmek istiyordu, buradan tanıdık bir usta götürdük . Gidince bir de baktım ki leylağımız çiçek açmış. Hemen aklıma Leylak Dalım geldi. Biraz toplayıp eve getirdim, vazoda da hemen fotoladım. Ama cep tel.ile çektiğimden renkler biraz soluk gibi. Dün yalnız leylaklar değil, tüm bahçe muhteşemdi. Güller açmış, bir kısmı da gonca. Onları da aşağıdaki fotoda görüyorsunuz. Her ne kadar GS'li olmasam da en öndeki sarı-kırmızı güle bayıldım. Tek gülde 2 renk, çok güzel.


Tabii, bi de en önemlisi eriklerimiz var, henüz çekirdekleri tam sertleşmese de yenecek kıvama gelmişler. Bir torba kadar topladık. Özellikle oğlum için getirdim eve. Dün gece arkadaşları ile gezdiğinden geç geldi, gelince de hemen yattı. O yüzden henüz erikleri görmedi, sabah(daha doğrusu bize öğlen) görünce saldıracaktır. Hiç dayanamaz, en sevdiği meyve.
Bugün yine Kitap fuarına gitmek istiyorum. N.edim G.ürsel ve S.elim İ.leri için. Gerçi henüz çok erken, daha kahvaltı bile etmedim. İlerleyen saatlerde bir program yaparız artık. Herkese iyi hafta sonları...

Cuma, Nisan 23, 2010

23 Nisan Kutlu Olsun



Google da kutluyor çocukların 23 Nisan'ını. Sabah google'a girince bununla karşılaştım, çok hoşuma gitti, sizlerle de paylaşmak istedim.

Tüm yavru bloggerların 23 Nisan bayramı kutlu olsun. Anneler , Çenebaz teyzelerinin mesajını iletin ha bebelerinize. Hepsini öpüyorum.

Çarşamba, Nisan 21, 2010

Foto


Cumartesiden başlayayım anlatmaya. Sabah kalktım, önce banyo, ardından hızlı bir kahvaltı ve kuaför. Daha sonra arkadaş toplantısına gittim. Uzun süredir görmediğim bazı arkadaşlarımı gördüm, güzel bir gün geçirdik. Oradan döndüm, bu kez akşam oturmasına geçtik. O arkadaşları da uzun süredir görmemiştik. Kahkaha dolu bir akşamdı. Ayrıca arkadaşım( ellerine sağlık) çok da güzel şeyler yapmıştı.

Pazar günü ise beklenen gündü. Kahvaltıdan sonra eşimle birlikte hemen fırladık. Hava nasıl sıcak anlatamam, doğru kitap fuarına. Yukarıdaki resmi, Oya Baydar'a evden götürdüğüm kitaplarımı imzalatırken eşim çekmiş. Ondan böyle bir şey istememiştim, haberim olmadan çekmiş. Sonradan evde gösterdi, çoookk sevindim. Fotoğrafta yandan çarklı görünen gıdılı şahıs benim.(Şöyle akşam yatıp, sabah kalksam, bi baksam eski kilomdayım, yok mu bööle bi hap, ot filan ya) Ayla Kutlu'ya "Bir Göçmen Kuştu O", İnci Aral'a "Sadakat" ve Altan Öymen'e "Öfkeli Yıllar" kitaplarını imzalattım. Kitapları o gün fuarda satın aldım. Oğluma da "Uykusuz" ciltlerinden aldık. Aslında daha bir çok kitapta aklım kaldı ama önce bunları bir bitireyim bakalım diye düşündüm. Diğer yazarlara ise zamanım yetmedi, bazılarının saatleri çakışıyordu. Aldığım ilk 2 kitabı anneme verdim, bense Öfkeli Yıllar'ı okumaya başladım. 600 sayfa, biraz zaman alacak gibi.

Pazartesi günü anneme gittim. Artık düzelmiş, o nedenle k.validem de geldi benimle. Onlara tavada börek pişirdim, hep birlikte çay keyfi yaptık. Salı günü malum bizde temizlik günü. Öğleden sonra da blog açmak isteyen bir arkadaşa gittim, yardımcı olmak için. Ama pek sınırlı oldu yardımım. Onun isteği daha geniş kapsamlı bir blog. Ama vesile oldu, uzun süredir görüşmemiştik, bahaneyle görmüş oldum onu da.

Bugün de Ç.eşme'ye yazlığa gittik. K.valide, annem, babam da bizle geldiler. Yaz geldi derken dün gece şakır şakır yağmur yağdı, bu sabahta çok serindi. Ama hiç bir şey bizi durduramadı:) Önce kale altında dönerlerimizi yedik( pek meşhurdur T.okmak H.asan), sonra belediyede ev vergimizi yatırdık, bankaya gidip site aidatını ödedik, oradan da eve geçtik. Evde akan, kokan bir yer yok ama tabi içerisi rezil gibi. Temizlik için sitenin bahçıvanına anahtar bıraktık, eşi yapacak. Cumartesi ya da pazar günü de gidip anahtarı alacağız. Bu yıl sezonu erken açacak gibiyiz. Ben genelde ilk temizliği Haziran'da yaptırırdım. Bu yıl eşim emekli de olduğundan erkenden gitmek istiyor, en azından hafta sonlarında. Gerçi daha sitede kimseler yok ama Mayıs başı gelecek emekliler varmış. Biz oğlumun okulu bitmeden hafta içi gidemesekte , programı uygun olduğundan cuma öğleden sonra gidip pazartesi öğlen dönebiliriz, bakalım o gün ola hayrola.

Yarın bir arkadaşımı çağırdım ama gelmesi kesin değil. Gelirse iyi olur, hasret gideririz. O hala çalıştığından, hafta sonları da ev işi, çoluk çocuk derken görüşmelerimiz çok aralıklı oluyor.

Cuma ise hem bayram hem de yine F.oça yolları görünüyor bize. K.validem de temizlik için birilerini ayarlayacak, önümüzdeki hafta da (eğer havalar çok soğuk olmazsa) uzun süre kalmalı gitme ihtimali var. Bahçedeki erikler geçen hafta çok küçüktü, umarım bu sefer yenecek hale gelmişlerdir. Bakıp bakıp yiyememek çok kötü:))

Şimdiden herkesin, özellikle de tüm blog çocuklarının 23 Nisan'ı kutlu olsun. Bize bu güzel bayramı, bu güzel vatanı bırakanların ruhu şad olsun.

Cuma, Nisan 16, 2010

Pazar Randevusu


Güzel bir hafta. İzmir'e resmen yaz geldi. Hele son 2 gündür ben kısa kollu tişörtlere geçtim. Bugün anneme giderken otobüsün elektronik panosu dışarıdaki sıcaklığı 32 derece gösteriyordu, yaz sanki.

Bugün gelin(!) kızımızın doğum günü. Oğlumla dışarıdalar. Bu akşam baş başa kalmak istediklerini bildiğimizden çarşamba günü bize akşam yemeğine çağırdık. Hem bir arada olduk, hem hediyelerimizi verdik. Seviyorum kızı, iyi niyetli, neşeli, hoş sohbet. Haklarında hayırlı olsun. Henüz bazı şeyler için erken ama yine de bu işler belli olmaz.

Perşembe günü F.oçaya, k.validenin yazlığa gittik. Yollar çok güzeldi. Kayınvalidem çok güzel bir bakla- enginar yemeği yapmış, çok lezzetliydi. Üstüne çaylar, kekler. Akşam üzeri döndük. Bugün de anneme gittim. Zehirlenme olayından beri epeyce toparlandı ama yine de tam iyi değil. Hala çabuk yoruluyor falan. Yaş ilerleyince toparlanmak da zaman alıyor. Yarın öğleden sonra bir arkadaş toplantısına gidicem, akşama ise başka bir arkadaşlara. Akşam gideceğimiz arkadaşlar, bize neredeyse 1-1,5 yıl önce geldiler ama biz anca fırsat bulup gidebiliyoruz. Biraz bizim oğlanın sınav hazırlığı, sonra da onların çocuğun sınavı derken bir araya gelememiştik.

Pazar günü ise Kit.ap Fu.arındayım. Aslında yarın açılıyor fuar ama o toplantıya gitmem gerekiyor, hem de asıl istediğim yazarlar Pazar günü geliyorlar;Altan Öymen, Ataol Behramoğlu, Ayla Kutlu, Deniz Kavukçuoğlu, İnci Aral, İsmet Kabaağaç Noonan, Oya Baydar, Tahsin Yücel. Bakalım hepsini görmeye ve imza almaya zaman yetecek mi? Ama ilk sıramda Oya Baydar var. Daha önceden okuduğum 2 kitabını,"Çöplüğün Generali" ve "Sıcak Külleri Kaldı" yı imzalatmak istiyorum, ilki annem , ikincisi ise benim için.

Perşembe, Nisan 15, 2010

Romantik


Bugün nedense romantikliğim tuttu. Yo.utube'da öylesine gezinirken bunu buldum.Şarkı güzel, klip güzel (Dio come ti amo filminden -miş-), sözler çok çok güzel(Türkçesi aşağıda). Hepinize mutlu, romantik dakikalar...


"tanrım! nasıl da seviyorum seni

mümkün değil
bu kadar mutluluğu kollarının arasına almak
rüzgar kokan dudaklarını öpmek
biz dünyada eşi benzeri olmayan iki aşık
tanrım! nasıl da seviyorum seni
ağlamak geliyor içimden
bütün hayatım boyunca hiç böylesini görmedim ben
böyle sevgi dolu böyle doğru
kim durdurabilir denize akar nehri
gökyüzünde güneşe doğru giden kırlangıçları
kim değiştirebilir aşkı, benim sana aşkımı
tanrım nasıl da seviyorum seni"

Not:Çeviri ek.şi söz.lükten

Pazartesi, Nisan 12, 2010

Başlıksız


Pazar günü yaptığım ekmek. Geceden makineyi kurdum. S.öke unun yeni çıkan, mayası da içine katılmış 1 kg. luk unlarından 7 tahıllı olanı almışdım. Onunla yaptım yalnız paketin yarısını kullanmak gerekiyor. Sabah misss kokulara uyandık. Sonuç her zamanki gibi mükemmeldi. Yanına sahanda yumurta, sucuk, biraz acukamsı kahvaltılıktan, peynir, zeytin, reçeller, zeytinyağlı domates ve sıcacık demli çay. Tabi ipin ucu kaçtı. Gerçi o ipin ucunu kaçırmak için bahane arıyorum ben de ya, hatta baksanıza kendi bahanemi kendim pişiriyorum:)),

Yukarıdaki yazıda makine yazarken daha doğrusu makine mi, makina mı yazmalıyım diye düşünürken, TDK imla kılavuzundan aklıma takılan diğer maddelere de baktım. Doğruları makine (makina), meyve (meyva), fasulye (fasulya) imiş. Ben hepsini parantez içindeki yazılışları gibi yani yanlış kullanıyormuşum bugüne dek. Bakalım bu saatten sonra dilimi nasıl düzelteceğim?

Cumartesi günü annem bakladan zehirlenmiş. Tüm gece kusmuş. Ama her zamanki gibi üzülmeyelim diye bize söylememişler. Pazar günü aradığımda öğrendim, apar topar gittim. Halsiz, serapa yatıyordu. Bugün tekrar gittiğimde biraz daha iyiydi, toparlanmıştı ama henüz tam iyileşememiş. Baklanın içindeki bir madde anneme dokunuyor. Bunu bilmesine rağmen yemiş. İnsanlar yaşlandıkça çocuklaşıyorlar galiba. Tabi, ona bir şey demedim. O sıkıntısı içinde bir de benim lafıma üzülmesin şimdi.

Son günlerde okuduğum en iyi yazılardan biri, uyanmak, aymak için. Ülkeme, yapılanlara çok üzülüyorum ve gelecekten korkuyorum. Umarım insanlar artık takım tutar gibi parti tutmaktan vazgeçer de gerçekleri görür, çok zayıf bir ihtimal de olsa.

Perşembe, Nisan 08, 2010

Yeni bir şey yok


Gene uzun süre yazmayı unutmuşum buraya. Ama herkesi okuyorum, ara sıra yorum bırakıyorum. Bazı günler kafamda çok güzel sıralıyorum yazacaklarımı, sonra ne oluyorsa bilmiyorum, hepsi uçup gidiyor kafamdan. Bahar yorgunluğu da var herhalde, bir isteksizlik.
İşte böyle, yuvarlanıp gidiyorum. Bu aralar oğlumun vizeleri var, ona hizmet veriyorum. Arkadaş toplantılarımız oldu, onlara gidiyorum, vs.vs. Çenebaz cephesinde yeni bir şey yok yani ya da ben ne olacağını umuyorsam artık...

Yazı özledim, gelsin artık deniz, yazlık mevsimi. Yukarıdaki resmi de ondan koydum. beni her zaman en çok dinlendiren görüntü;deniz

Cumartesi, Mart 27, 2010

İyi ki Doğdun Oğlum


Bugün Karakuzumun doğum günü. İyi ki doğdun güzel oğlum, iyi ki oğlumsun, iyi ki bizimlesin. Sana mutlu, sağlıklı, başarılı nice yıllar. Kötülükler, kötüler senden uzak olsun. Hep iyilerle, iyi şeylerle karşılaş. Şansın bol olsun.

Bir de bizi üzmeden ders çalışsan:))

Perşembe, Mart 25, 2010

Bugünün Şarkısı


Canım çok sıkkın, sanki göğsümün üzerinde bir fil var. Kendimi avutmak için internetten müzik videoları izlerken birden çooookkkk eskilerden bir dostla karşılaştım. Dinlerken ne düşüneceğiniz size kalmış ama dinleyin, pişman olmayacaksınız. Bu arada şarkı 78 yılından.

Not: Youtube herkeste olmayabilir diye bu sitede olan videoyu koydum.

Salı, Mart 16, 2010

Erikler:))


















Emre Aydın'ın şarkılarını çok severim. Epeydir sesi soluğu çıkmıyordu. Bu linkten yeni şarkısını dinleyebilirsiniz. Birazdan temizlik için kadın gelecek. Eşim F.oça'ya gidecekti, ağaçların ilaçlanması lazım ama yarın yağmur varmış, programı iptal oldu. Bugün ilaç attırırsa yarın yağmurda bütün ilaçlar akıp gidecek, boşuna emek olacak. Belki perşembe günü gider.

Geçen hafta hem koşuşturmacalı, hem de keyifliydi, hastalığa rağmen. Geçen hafta salı günü arkadaşımla buluşup Al.sancak'ta C.afe B.onjoura gittik. Ben o gün banyo yapıp sokağa çıktım. İnadına da o gün hava nasıl rüzgarlıydı ve serindi anlatamam. Tabi ben şifayı kapmışım. Akşam eve bir geldim, tir tir titriyorum. Perşembeye de başka bir toplantı var, iyi olmam lazım. Hemen ilaçlar, sıcak içecekler, tavuk suyu çorbalar. Çarşamba tüm günü evde yatarak, dinlenerek geçirdim. Tabi, bu arada sinemaya gidip " Eyvah eyvah" ı izlemek yalan oldu. Perşembe günü iyiydim:)) Tabi hemen arkadaş toplantısına. Gerçi ne olur olmaz, onlara da bulaştırmayayım diye kimseyi öpmedim. Hep birlikte yine güzel bir gün oldu. Arkadaşım çok uğraşmış, neler neler yapmış. Cuma günü de F.oçaya gittik, eşim, ben, k.valide ve teyze. O gün de hava çok güzeldi, her yer yemyeşil, erikler çiçek açmış, gelin gibi olmuşlardı. Resimlerden de görüyorsunuz zaten ama cep tel. ile bu kadar çıkıyor.

Umarım bu hafta sinemaya gidebilirim. Hala ziyaretim var. Doktora gidip rapor yeniletme işim var, emeklilik zor zenaaat canım:))

Son dakika notu: Eşim yine karar değiştirdi ve F.oça'ya gitti.

Salı, Mart 09, 2010

Yüzük


Farkındayım yine ihmal ettim burayı diycem şimdi; sanki milyonlarca hayranım varmış gibi havaya girmiş olucam:)) Millet her gün bloğa bakıyor ve "aman Çenebaz yine yazmamış" diye gam ve kasavet içine giriyor. Tüm yurtta ve dış temsilciliklerde yas ilan edilecek neredeyse:)) Tekel işçileri bu kez benim için ayaklanacaklar.

Neyse, bu girizgahtan sonra gelelim benim hayatıma; Teyzem annemde kalıyor, kalp işini çözümlemeye çalışırken bir de grip girdi olayın içine, ilaveten de ağır bir öksürük. Tabi öksürük biraz da kalbe bağlıymış, doktor öyle söyledi. Şimdi şimdi biraz toparladı ama hala tam iyi değil. Annem zaten yarım, kulak duymuyor, bir göz iyi görmüyor, ayaklar iyi değil, babam geçen yılki kırılma olayından beri tam düzelemedi, ayağı aksıyor. Bir de teyzem geldi, ben elimden geldiğince gidip onlara yardımcı olmaya çalışıyorum ama 7/24 orada olamayacağımdan ben yokken nasıl idare ediyorlar bilmiyor. Hayır, birini düzeltirken diğerini hasta etmeyelim de. Tam körlerle sağırlar, birbirini ağırlar durumundalar.

Beni çok sarsan bir başka olaysa;hayatımın en büyük kazığını dost arkadaş diye evimi açtığım insanlardan yedim. Geçen ay bende yemekli toplantı vardı yazmıştım. O gün benim alyansım ve 7 taşlı yüzüğüm kayboldu. Diyeceksiniz ki niye parmağında değil. Ben gece yatarken çıkarır aynanın önündeki tablanın içine koyarım. Sabah kalkınca takarım ama o gün çok işim olduğundan takmayı unutmuşum. İşte bu misafirler cumartesi günü geldi, gitti, yüzükler kayboldu. Cuma gününden beri benim evime onlar dışında hiç kimse girmedi, eşim ve benden başka. Oğlum bile bir arkadaşına kalmaya gitmişti, çocuk cuma sabah evden çıktı taa, pazar günü akşam üzeri geldi eve. Gerçi grup içinde geçmişten gelen bazı şüpheler de vardı ama ben yine de inanmıyordum. Kısacası gitti yüzükler. Maddi ve manevi (evlenirken takılmıştı) kaybıma üzülüyorum ama asıl üzüldüğüm dost bildiğim birinin bana bunu yapması. Hepsine durumu anlattım, üzüntümü bildirdim. Bir sonraki toplantı da konuşup özellikle kuşkulanılan kişinin üzerine gidilecek ama ben o toplantıya katılmak istemiyorum. Gözümle görmeden kimseyi suçlayamam. O kişi de yaptım diye itiraf etmeyeceğine göre boşuna.Orada oluşacak ortam, o kavga gürültü, düşüncesi bile hasta ediyor. Belki çok pasifçe olacak ama ben gruptan ayrılıcam, o toplantıya bile gitmeyeceğim. Belki 1 kişi için diğerlerini de kaybetmiş olucam ama hangisi bunu yaptı hiç bir zaman emin olamayacağım için ilişkiyi toptan kesmek daha iyi gibi geliyor bana. Hala düşündükçe yüzümü ateş basıyor, üzülüyorum.

Hiç mi güzel bir şey yok hayatında derseniz, aslında güzel şeyler de oluyor. Havanın güzel olduğu günler eşimle yürüyüş yapıyoruz, artık 10.000 adımı buldum, evdekiler hariç. Dün anneme gittim, kuzenleri de geldi, güzel muhabbetli bir gün geçirdik. Bugün arkadaşımla buluşup Al.sancak taraflarında dolanacağız. Perşembe günü emekli bankacılar toplantımız var. Dün akşam için yaptığım yemek, k.validem bizi yemeğe çağırdığından bugüne kaldı, bugün ne pişirsem derdim yok.Geçen pazar F.oçaydık, her yer, yollar yemyeşil, badem ağaçları çiçek çiçekti. Tüm bunlar bile benim mutlu olmama yetiyor. Allah hastalık ve ölüm kederi vermesin, nasılsa her şeye çare bulunuyor.

Not: Resmi internette bir pırlanta satış sitesinden buldum. Çalınan yüzüğümün hemen hemen aynısı. Diğeri zaten bildiğiniz alyans.

Cumartesi, Şubat 27, 2010

Dün gece

Dün gece H.aneleri izlerken reklam arasında diğer kanalları da gezeyim dedim, ne iyi etmişim. Bir baktım V.olkan K.onak'ın programında E.dip Ak.bayram yine o güzel sesi ile kalpleri dağlıyor. V.olkan K.onak tarzım olan bir şarkıcı değil, o yüzden normal koşullarda programına da bakmam. Ama E.dip Ak.bayram nedeni ile dün gece program bitene dek yani 1.20'ye kadar ekranın başından ayrılamadım. Çok seviyorum E.dip Ak.bayram'ı. Yıllardır değişmeyen duruşu, o güzel billur sesi ve şarkıları. Şarkıları hep hüzün verir ve ruhumun en derin yerlerine dokunur. Dün gece de öyle oldu. Bazı şarkılarda hem ağladım hem eşlik ettim ama yine de yatarken sanki üstümden büyük bir yük kalkmış gibi hafiftim. Sağol, varol güzel insan.

Cuma, Şubat 19, 2010

1 Numara

Sonunda biri çıkıp adını koymuş. Lütfen buradan okuyun.

Perşembe, Şubat 18, 2010

Bospa


Dün bankadan arkadaşlarla toplantımız vardı. Toplantı Hatay tarafında olduğundan araba vapuru ile Üç.kuyulara geçtik. Bazı arkadaşlar geçen toplantıya katılamadığından onlarla neredeyse 1,5-2 aydır görüşememiştik. Güzel bir gün oldu. Ama ikram konusundaki ilkemizden ufak ufak sapmalar başladı.1 tatlı, 1 tuzlu, 1 de salata derken, şimdi tuzlu olarak börek yapıp onu da hem kıymalı hem de peynirli olarak 2 çeşide çıkarttılar. Neyse, uyardık arkadaşları, yapmayın yediğimiz zarar diye:) Dönüşte yine araba vapuru ile döndük. 6 gibi evdeydim. Hemen üzerimi değişip doğruuu Bospa'ya(yukardaki resmin esbab-ı mucibesi) Benim pazara gitme nedenim, özellikle enginar için. Market ve manavdakiler o kadar taze olmuyor, olsa da 2 katı fiyata oluyor. Eh mevsim geldi, bol bol yiyelim, karaciğerimizin yüzünü güldürelim.

Bugün de hava güneşli ama rüzgarlıydı. Eşimle K.onak tarafına gittik, alışveriş sonrası İzmir'de özellikle P.asaport civarında çalışanlar arasında pek meşhur olan D.önerci Or.han'a gittik, üstüne yine meşhur Ş.işman'ın Ha.lep tatlısından yedik, tabii arası kaymaklı. Ohhh, tekrar iskeleye yürüyüp vapurla döndük, rüzgar müzgar vapurun arkasında dışarıda oturduk. Ama eve geldiğimizde ikimizin de ayaklar pamuk atıyordu. O, odadaki b.sayarın başına geçti, ben salonda tv'nin karşısına kuruldum, TNT'deki Türk filmini açtım, kucağıma da laptopumu aldım, post yazıyorum.

Yarın biraz yoğun geçecek. Cumartesi günü bende yemekli toplantı var, ama allahtan onda da karar verildi, herkes pide yaptırıyor. Yarın alışveriş ve tatlı kısmı var. Cumartesi sabahtan da içi hazırlayıp pideciye göndereceğim.

Alakasız bir konu ama yazayım dedim, arayan varsa diye; pedometre ya da diğer adı ile adım ölçer hem de vo.it marka Te.knosa'larda 9,90. Bana çok uygun geldi, hemen hem kendime hem de 2 arkadaşıma aldım, aklınızda bulunsun.

Not:Resim internetten, google'da görselde Bospa diye aradım,bunu buldum. Kim çekmiş bilmiyorum, çekenin eline sağlık, umarım resmi koydum diye telif istemez:))

Salı, Şubat 16, 2010

Bahar


İzmir'e bahar geldi. Dün hava limonata gibiydi. Ilık bir hava, ortalık günlük güneşlik. Sanırım önümüzdeki 3-4 gün de böyle geçecekmiş. Biz de fırsattan istifade eşimle Karşıyaka'ya yürüdük. Sahile gelince yukarıda resmini gördüğünüz yerde biraz mola verdik. Burayı çok seviyoruz biz ama dışarıda oturmayı. Karı koca ikimiz de sıkıntılıyızdır, çok soğuk ve sağanak yağış olmadıktan sonra hep açık yerlerde oturmayı tercih ederiz.Çay içtik, muhabbet ettik, sonra aynı yoldan geri döndük. Yol üzerinden balık aldık, maruldur, yeşilliktir tabi bi de susamlı çıtır çıtır ekmekler. Eve gidince ben hemen balıkları ayıkladım, çıtır çıtır kızarttım, yanına bol marul salatası bi de ligt bira. Ooooh, yeme de yanında yat. Akşam onlar maç izlerken ben de aşağıya eşimin teyzesine indim,k.valide de oradaydı. Biraz yeni başlayan takasa baktık, biraz ar.ka sokak.lar , salep içtik, 11 gibi eve çıktım. Evde bu aralar ki hastalığım F.ishville'e takıldım. Sonra TNT'deki si.lent w.itness dizisini izledim ki geçen haftadan devam bölümüydü. Ama sanırım uzun yıllardır polisiye diziler izlemekten bu tür dizi ya da filmler başladıktan 10 dakika sonra yalnızca karakterlere bakarak katili söylüyorum ve istinasız hep doğru çıkıyor. Hatta oğlum anne bu senaryoyu sen mi yazdın diye takılıyor:))

Birazdan kadın gelecek, temizlik var, sonra da anneme gideceğim. O detaylar bir sonraki postta.

Pazartesi, Şubat 15, 2010

Tuğba Karademir



Ben Hedikli Ev'in bloğunda gördüm, o da Pratik Anne'de okumuş. Ülkemizi 2010 kış olimpiyatlarında buz pateni dalında temsil eden Tuğba Karademir'in bloğuna başarı dileklerimi gönderdim, belki siz de bir şeyler yazmak istersiniz...

Pazar, Şubat 14, 2010


Sevgililer gününüz kutlu olsunnnnnn..........

Cumartesi, Şubat 13, 2010



Her gün post yazabilenlere, hatta aynı gün içinde bir kaç tane birden post attırabilenlere hayranım. Emeklisin, işin ne, yaz sen de her gün," nazar etme ne olur, post yaz senin de olur" demeyin, yok valla , zaman bulamıyorum. Söylerlerdi de inanmazdım, emekli olunca daha az zaman bulabiliyor insan bir çok şey için. Çünkü yalnız kendinin değil, çevrenin de angaryaları nasılsa emeklisin diye sana yükleniyor, bazen nefes alacak zaman bulamıyor insan.

Dün yine öyle bir gündü. Sabah erken kalk, daha kahvaltı etmeden 2 çeşit yemeği ocağa at, sonra ayaküstü bir kahvaltı, sonra koştur, koştur bankaya git, para çek, oğlanın okulunun ödemesinde son gün, okula git, parayı yatır, ordan hayda anneme geç, teyzem hastaneye gelecekti, onlarla bağlantı kur, annene durumu anlat, onu sakinleştir, annemlerin ufak tefeklerini al, eve git, akşam yemeğini hazırla, sofra topla, çamaşır makinasını çalıştır, eşime bitki çayı servisi yap, çamaşırı as, ayaklarım arkamda koşup duruyorum. Hayır bu tempoya bi de kilo versem ya, yok o kiloda mıh gibi yerinde.

Bu gün de tempoda bir değişiklik yoktu. Önce oğlanla sevgililer günü alıverişine çık, tabi kredi kartı ile sponsor olarak, oradan anneme git, teyzemi ziyaret et, onlara 1-2 çeşit yemek yap, dönüşte k.valideye uğra, yine akşam yemeği. Bu arada eşim Be.şiktaş maçını izliyor, oğlum kendi b.sayarında. Ben de fırsattan istifade biraz içimi dökeyim dedim.

Herkese iyi pazarlar

Pazar, Şubat 07, 2010

Sömestr Bitti:((


Soğuk-yağmur-soğuk derken sömestr tatili bitti. Kardeşim, gelinimiz ve yeğenim perşembe günü döndüler. İstediğimiz pek çok şeyi yapamadık, istediğimiz yerleri gezemedik ama birlikte olmak bile güzeldi. Transformers kültürüm acaip arttı:)) Bi de B.akugan mı ne, yeni bir şeyler çıkmış. Tabi bi de B.en 10 çılgınlığı. Uzun bir aradan sonra yine böyle şeyler görmek güzeldi, oğlumun çocukluğunu hatırladık hep:) Tam onların gidecekleri gün babam grip oldu. Neyse ki şimdi daha iyi. Cuma günü önce onlara gittim, ufak tefek alınacaklarını aldım, günlük işlerini hallettim, oradan da halamlara geçtim.

Cumartesi günü eşimle yürüyüş yaptık. Kendime pedometre aldım. Gidiş dönüş 7500 adım kadar atmışım. Aslında ideali 10.000 adımdan başlıyor ama bu başlangıç, iyi sayılır (kendini kandıran çenebaz) . Kayınvalideme uğradık, biraz da onda oturduk. Sonra eve dönüş. Eşim maç seyretti , bense cnbc-e'deki polisiyelere vurdum kendimi. Oğlumun sınavları bitti. O yüzden dün bize çok yakın oturan bir arkadaşına gidip kaldı. Sabah 7'ye kadar internette oyun oynamışlar, allah akıl fikir versin:))

Bugünse nasıl bir yağmur var anlatamam, her şey çürüyecek sanki. Kötü haberler üstüste gelirmiş. Önce kiracı aradı, banyo alt kata su akıtıyormuş, pazar günü usta bulamayacağımızdan pazartesi için sözleştik. Bugünse yağmurdan sonra bizim evin tavanında 3 yerdebirden kocaman lekeler oluştu. Bizim üstümüzde asansörden dolayı çatı arası gibi bir boşluk var. Allahtan karşı dairedeki hanım bu konuda tecrübeli. Bize hemen geçici çözüm olarak akan yerlere naylon sermemizi önerdi. Bu arada o da kendi evini kontrol etti, onda da 2 yerde leke varmış. Büyük çöp torbalarını ıslak yerlere serdik. Yarın da bir çatı tamircisi bulup en kısa sürede tamir ettireceğiz. Bu nedenle canım çok sıkkın. Usta ile uğraşmak kadar zor bi şey yok. Söz verir gelmez, işi yarım yamalak yapar. Neyse ben iyi düşüneyim, iyi şeyler olsun, di mi?

Herkese iyi haftalar.