Salı, Ocak 30, 2007

Son Günlerde

Uzun zamandır yazamadım ama koşuşturmacadan fırsat bulamadım. Bir de malum okullar tatil. Cumartesiden beri bilgisayara, oğlumdan fırsat bulabildiğim dakikalarda bakabiliyorum. Yani ancak o arkadaşları ile buluşursa. Eh, bir de dün kardeşim ve yeğenim İstanbul'dan gelince bilgisayarla olan bağım neredeyse sıfıra indi.

Şu anda da eşim ve oğlum "çıtır kızlar" filmini seyrettiklerinden fırsat bulup yazabiliyorum:)

Uzun uzun neler olup bittiğini yazamıyacağım. Özet geçersem; öncelikle oğlumun karnesini güzel. Teşekkür falan olmadı bu sömestrede ama en azından zayıfı yok, buna da şükür. Çünkü fen-matematik bölümünü seçmişti. Gerçekten zor bir bölüm.
Dün ise kardeşim ve yeğenim geldi. Gelinimiz yeni yılla birlikte banka değiştirdiğinden izni yok, o gelemedi. Yeğenim nasıl uzamış, nasıl dillenmiş anlatamam. Havanın güzel olmasından istifade bugün onu hayvanat bahçesine götürdük. İstanbul'da hem çok uzaktaymış(Darıca'da) hem de çok pahalıymış giriş ücreti falan. Burada giriş ücreti 1.25 YTL. Üstelik çocuklara para ödenmiyor. Bizim gibi güzel havadan yararlanmak isteyen bir sürü kişi de çocuğunu alıp gelmişti. Tabi, erkek çocuk olduğundan aslanların, kaplanların, fillerin ve yılanların önünden zor ayrıldı. Yanaklarını , dudaklarını şişire şişire "Ne kadar kocaman, ne kadar kuvvetli" diye diye dolaştı. Çıkışta da lunaparkta bir iki oyuncağa bindirdik. Eve gelince de bu kez gördüğü tüm hayvanları tek tek taklit etti. Babaannesi ve dedesine detayları ile anlattı. Perşembe günü de
"Neşeli Ayaklar" filmine gideceğiz. İlk kez sinemaya gidecek. Bakalım nasıl tepki verecek. Gerçi kendi gitmek istiyor. "Halacım, ben hiç sinemaya gitmedim. Beraber gidelim mi?" diye kendi teklif etti. Ama çocuk bu güven olmaz. İlk 5 dakikada korkup dışarıda çıkabiliriz. Bakalım, o nasıl isterse öyle olacak. Haftaya perşembeye kadar burdalar. Her anımızı birlikte değerlendimeye çalışıyoruz.

Şimdilik bu kadar. Herhalde bir daha onlar gittikten sonra yazabilirim. Çoğu bloğa giremiyorum bile, zamansızlıktan. Okullar açılınca ve bilgisayar bana kalınca hepsini okuycam. Hem biriktirip okumak daha zevkli oluyor.

Pazartesi, Ocak 22, 2007

Yolun Yarısı + 10

Bugün benim doğumgünüm. Başlıktan da anlaşılacağı üzere 45 yaşına giriyorum. Rüzgar gibi geçen bir 45 yıl. Ama ben memnunum bu 45 yıldan. Umarım ikinci 45 de :)) böyle güzel geçer. Bugün önce öğle tatilinde bir arkadaşımla buluşacağım. Cumartesiden telefon etti, mutlaka buluşalım diye. Ondan ayrılınca da annemlere gideceğim. Zaten hemen hemen her pazartesi anneme gidiyorum ama bugün gitmek farz oldu. Dünyaya gelme sebeplerime teşekkür etmeliyim. Akşam da bir yerlere gidip yemek yiyeceğiz herhalde.

Gelelim Pınar'ın sobesine. Malum ben teknoloji özürlüyüm, o yüzden resim koyamıyorum, kusura bakmayın ama herhalde resmin olmaması daha iyi. Çünkü baktım da çantamın içi çıfıt çarşısı gibi. Bahaneyle bir el de atmış oldum çantama. Çantamın içinden neler mi çıktı?
*Cüzdan . Gerçi içindeki nakit yok denecek kadar az. Oğluşumun resmi, nüfus cüzdanım, benim ve oğlumun kan grubu kartları,birkaç kartvizit.
*Kredi kartı cüzdanı. Hani o kredi kartı boyutunda küçücük olanlardan. 3 tane kk var. Onun dışında banka kartları (telekart yani) , mağaza kartları
*Şemsiye . Asşında eski şemsiyem baston şeklindeydi ve tabi çantama sığamıyordu. Bir gün laf arasında söylemişim . Arkadaşım da bana yılbaşı hediyesi olarak almış. Celal Birsen marka.
*Saç fırçası ve toka. Sıkıntılı olduğumdan saçım 10 dakika açık kalsa hemen at kuyruğu yaparım. Ensem ille açık olacak. Huyluyum.
*Sağlık karnesi. Bakınız doğumgünü yazısı. Eh, 45 yaşında olunca tedbirli olmak lazım
*Kalem ve küçük bir not defteri . Hala bankacılıktan emekli olamadım galiba.
*Evin, yazlığın ve annemlerin evin anahtarları
*Ruj. Pek süslüyüm de sanki. Çoğu zaman asansörde ,bazen bakmadan bile sürerim.
*Çakmak. Sigara içmedim, içmiyorum. Yalnızca tedbir. Elektrikler kesilir de merdivenlerde ya da asansörde kalırsam diye. Paranoyaklık diz boyu.
*4'lü kareler halinde kesilmiş aspirin(başağrısı için), novalgine(daha güçlü başağrısı için) , rennie (mide yanmalarında) Bunlar da aşırı tedbirlilikten.
*1 adet Orkid(n'olur, n'olur) Bazen arkadaşların bile işine yaramıştır.
* Cep telefonu. En az kullandığım şey. O yüzden en sonda.

Valla, başka birşey yok. Bu kadar. Çantam o büyük körüklü tip çantalardan. E zaten başkasına sığmazdı bunlar.

Ben de annelog'u,Ebru'yu ve Banu'yu sobeliyorum. Daha da sobeliyecektim ama diğer arkadaşlara da kalsın dedim.

Cuma, Ocak 19, 2007

Ümit Sayın'ın bir şarkısı vardı" Ben iyiyim" diye. Hah, ben yavaş yavaş o moda giriyorum işte. Bunun için biraz çaba gösterdim ama. Birşeyler yapıp bu ruh halinden çıkmam gerekiyordu. Önce cumartesi günü kızlarla bir öğle yemeği organize ettik. Orada hep birlikte birşeyler yiyip, hem de muhabbet ederken bir de baktık Aliye'nin Sinan'ı İzmir'li sevgilisi ile aynı restorana gelmez mi? Gelir. Biz de onun mavi gözlerine hasta mıyız? Hastayız. Neyse, bu herhalde allah tarafından bana gönderilen bir " kendini iyi hisset" hediyesiydi.
Pazar eşim annelerini yazlığa götürdü, oğlan kursa gitti. Ben tüm gazeteler ve pazar ilaveleri ile başbaşa kaldım, mutluydum.
Pazartesi arkadaşla buluşup Tatil filmine gittim. Romantik komedi, böyle yumuşak yumuşak , görüntüler oyuncular, mekanlar, herşey güzeldi. 2 saate yakın rüya aleminde yaşadık.
Salı günü temizlik sonrası alt komşuma bebek tebriğine indim. Tam yılbaşı günü doğum yapmıştı. Gerçi bana bir hoşgeldine bile gelmeyen komşular ama insanlık bende kalsın dedim. Bir de ne bileyim, o bebecik herşeyden habersiz. Kin gütmenin anlamı yok.
Çarşamba anneme gittim.
Dün önce bankaya gidip arabanın vergisini yatırdım, ufak tefek (çerçeve)alışveriş yaptım, işim bittikten sonra da halama uğradım, biraz da orda muhabbet ettik.
Yarın iki arkadaşım bana kahvaltıya gelecekler. Birazdan çıkıp kahvaltılık malzeme alacağım, sonra da azıcık süpürge, toz alma ve lavabo ovma faslı var. Akşamsa kuzenlere yemeğe gideceğiz. Eh, en azından yemekle uğraşma derdim yok.
Rutin değişti mi? Hayır, aynı şeyler ama o rutin kısmın arasına biraz değişik bir şeyler koymak istiyorum arada. Bu bir film de olabilir,arkadaşlarla dışarıda toplanmak da olabilir, işte birşeyler yapacağım.
Bu arada 29 Ocak'ta kardeşim ve yeğenim geliyorlar İstanbul'dan. 10 gün kalacaklar. Nasıl özledim keratayı. İşte benim moral kaynağım geliyor, daha ne isterim?

Cuma, Ocak 12, 2007

Geliyorlar

Bana gene, soldan soldan. Bilmiyorum niye ? Ruh halim çok karamsar. Günler aynı monotonlukta geçiyor.

Sabah 7 kalk, oğlanı ve kocayı uyandır. Sonra onlar bir 15 dakka daha uyumaya devam etsinler. Sen kalk. Her 2 tuvalet te kapılmadan acil tarafından işlerini gör. Saat 7'yi 7-8 geçe gibi TRT 1 de hava durumunu izle. 7.15 ,2 uyuyan güzeli 2. kez uyandır. Oğlana ve kocaya tost hazırla. Oğlanın okul giysilerini salona getir. Ayaklarının altından çekil. Bir habertürk, bir skytürk arasında git, gel. Her sabah habertürk'te o cadı saçlı astrolog kadını görüp küfret ve kanalı hızla değiştir. 8.15 gibi bizimkiler evden çıksın. Ardından ben ortalığı toplayıp, çayı demleyip, kahvaltı edeyim. Sonra bilgisayar başına otur. Blogları oku, yorum yaz, havandaysan post yaz. Günün geri kalanı için program yap. Akşamüzeri yemek pişir.Oğlana aperatif bir şeyler hazırla. Akşam koca gelsin, akşam yemeği yiyelim, sofrayı topla, dizi seyret, tumba yatak. Bu günlük rutinim.

Haftalık rutine gelince; pazartesi mümkünse anneyi ziyaret, salı temizlik var, kadın gelecek, çarşamba pazara git, perşembe 15 de bir arkadaşlarla buluş, cuma akşam mutlaka beyazlar yıkanacak, çünkü oğlanın 5 tane okul gömleği var, pazartesiye temiz olmaları lazım, cumartesi renklileri yıka, pazar da mutlaka ütü.

Üfff, yazarken bile sıkıldım. Neyse, ben biliyorum kendimi. Geçecek ama şu birkaç gün canımın sıkılması lazım. Ben şimdi bir yerlerden acıklı bir film bulayım da biraz ağlayıp, sıkıntımı dağıtayım. Ya da mutfağa girip birkaç çeşit yemek, tatlı bi şeyler yaparsam anca açılırım. Buraya yazmak ta iyi geldi sanki. En iyisi ben güneş çekilmeden bi dışarı çıkıp geleyim, açılırım.

Perşembe, Ocak 04, 2007

Yeni Yıla Merhaba

Yeni yılın ilk yazısı. Ama geçen yıldan anlatmaya başlayacağım.

Geçen hafta perşembe bir arkadaşım gelince kuaför işim kaldı. Cuma ve Cumartesi tam bir koşuşturmaca içinde geçti benim için.

Cuma sabah 8.30 vapuru ile önce Konak'a, oradan Göztepe'ye kuaförüme gittim. N'apayım yıllardır gölge için ona gidiyorum. Güzel de yapıyor. Değiştirmek istemiyorum. Neyse oradan çıktığımda saat 12 idi. Benim tekrar Bostanlı'ya gelmem saat 1'i buldu. Önce markete girip biraz alışveriş yaptım. Elimdekileri eve bırakıp bu kez A.O.S.'e gittim. Daha önce yazmıştım. Orada Billabong ve Ellesse'nin üretimlerini yapan fabrikanın satış mağazası var. Tüm gençlere (oğlum, oğlumun bir arkadaşı, 2 yeğen, 3 arkadaş çocuğu ve 1 arkadaş) oradan bir şeyler aldım. Oradan Karşıyaka'ya geçtim. Annemin ve görümcemin hediyesini aldım. Eve gelip onları bıraktım. Tekrar çıkıp bu kez eşime ve yılbaşı gecesi bize gelecek arkadaşın eşine hediye aldım. Kendi evim için çok beğendiğim papatyalı banyo paspasını aldım. Eve geldim.

Cumartesi ise arkadaşla birlikte 10 gibi markete gidip yılbaşı gecesi için tüm mezeleri, içkileri, yiyecekleri aldık. O gün benim için en önemli şey olan geleneksel yılbaşı kutlaması için arkadaşımla saat 1'de buluştuk. Beyaz şarabımızı içtik. Muhabbet ettik. Hediyelerimizi verdik birbirimize. Ondan saat 5 gibi ayrıldım. Bu kez kuzenimle buluştuk. Nişanlısına hediye alacaktı. Benden yardım istedi. Saat 6'dan sonra onunla alışveriş yaptık. Neyse ki istediğimiz gibi birşeyleri hemen bulduk şansımıza. O akşam haşadım çıkmıştı.

Bayram sabahı eşim erkenden teyzesini de alıp kurban kestirmeye gitti. Ben ondan sonra kuaföre gittim. Öğlene kadar onları bekledik. Öğleden sonra kayınvalideme, anneme, teyzeme ve eşimin teyzesine gittik. saat 7 'de evdeydik. Ben hemen pilav yaptım. Arkadaşlar 8 gibi geldiklerinde ben sofrayı hazırlamıştım. Biraz hoşbeşten sonra 9'a doğru sofraya oturduk. İşte o saatten sonra bir yeme maratonu başladı ki sormayın gitsin. Saat 2 gibi onlar gittiler. Ben ortalığı topla, vırt zırt derken 3 gibi yattım.

Bayramın 2. günü eşimin tembelliği üzerindeydi. Hiçbir yere çıkmadık. Bütün gün evde yayılıp bir gece önceden artanları tükettik. Bayramın 3. ve 4. günü de diğer büyükleri ziyaret ettik.

İşte koca tatil böyle geçti, gitti. Şimdi eşimin vergi iade zarflarını yazıcam. Gerçi daha fişleri bile ayırmadım. Akşam ona da biraz yazdırırım.

Herkese kolay gelsin. Özellikle böyle uzun bir tatilden sonra çalışanlara allah kuvvet ve sabır versin. Bilirim , çok zordur bugün geçmek bilmez.

Cuma, Aralık 29, 2006

İyi Bayramlar ve İyi Yıllar

image hosting file


HERKESE İYİ BAYRAMLAR VE İYİ YILLAR

2007 sizlere sağlık, mutluluk, huzur, başarı, sevgi,barış ve bol para getirsin. Tüm dilekleriniz gerçekleşsin.

Çarşamba, Aralık 27, 2006

Bırrrrr

Çok soğuk. Tamam, tamam, İstanbul'da, Ankara'da ya da yurdun diğer soğuk illerinde oturan arkadaşlardan özür diliyorum ama n'apayım? Biz alışık değiliz. Bir de deniz kenarının nemi ile birleşince insanın içine işliyor soğuk. Neyse, yarından itibaren biraz yükselecekmiş sıcaklıklar. Ah, güzelim yaz. Giy penyeyi çık sokağa.

Pazar günü sabah erkenden kalktım. Oğlumu kursa gönderdikten sonra o gelene kadar olur diye ekmek yaptım. Bu ekmek tarifi çok kolay ve garantili. Makineye falan gerek yok. Fırınınız olsun yeter.
Malzeme:
4 bardak un (2'si beyaz, diğerleri isteğe göre.Ben 1'er bardak kepek ve çavdar ekledim)
2 bardak ılık su ya da süt
Yarım çay bardağı sıvı yağ
1 çay kaşığı tuz
2 çay kaşığı kuru maya
2 çay kaşığı şeker
1 bardak ılık su yada sütün içine şeker ve mayayı koyup karıştırın ve 15-20 dakika bekletin. Daha sonra buna kalan tüm malzemeyi ekleyin.Yalnız hamur biraz cıvık olursa toparlayana dek biraz daha un ilave edebilirsiniz.Daha sonra hamuru sıcak bir yerde 1 saat kadar bekletin. Mutlaka çelik ya da alüminyum bir tepsiyi yağlayıp hamuru yayın. 150 derece fırında yarım saat 45 dakika arası pişirin. Borcama koyarsanız iyi pişmiyor benden söylemesi. Benim öyle tepsim yoktu. Ben de hamura hamburger ekmeği ve küçük somun şekilleri verip fırın tepsisine koydum. Öyle de oldu.

Kahvaltıdan sonra okulda veli toplantısı vardı. Oraya gittik. Genel olarak durumu iyi. Hepsinden önemlisi edebiyat öğretmeni bizi çok iyi ve terbiyeli bir çocuk yetiştirdiğimiz için kutladı. İnsan gerçekten oğlu ve kendi ile ilgili güzel şeyler duyunca çok gururlanıyor. Toplantı dönüşü kayınvalidelere uğradık. Sonra malum pazar ütüleri falan.

Pazartesi günü bankadan 2 arkadaşımla yılbaşı toplantımızı yaptık. Biz 3 samimi arkadaşız. İkimiz emekli, diğeri henüz değil. Öyle olunca çalışan arkadaşın şubesine yakın bir yerde buluştuk ama konum itibarı ile içki içmeye elverişli değildi. 2007'de ilk uygun cumarteside bir de alkollü bir buluşma yapmaya söz verdik:) O gün birbirimize hediyelerimizi verdik. Benim bir kitabım, bir yılbaşı süslü fiskos örtüm, çok güzel bir porselen servis tepsim ve yılbaşı çiçeklerim (ben kokina diye biliyorum adlarını ama emin değilim) oldu. Ben de onlara üzerlerinde kelebekler bulunan ikişer çay fincanı seti almıştım.
Oradan dönüşte de Burcu'nun Baharatlı yeniyıl kekini ama daha çok kendi yorumumla yaptım. Yorum ne derseniz? Rom yok, tüm baharatlar yok, yani bir çeşit kuntakinte dediğimiz ya da kimilerinin ıslak kek dediği gibi yaptım. Evdekiler bayıldı. Sağolasın Burcucum.

Dün temizlik vardı. Ayrıca kayınvalidemde gün varmış.Rica etti, kek yaptım götürdüm ona sabahtan. Ben gitmedim ama güne. Hiçbirini tanımıyorum çünkü.

Bugün anneme gideceğim. Yarın kuaföre , gölge zamanım geldi. Cuma ise kredi kartı ekstresi geçtiği için deli gibi yılbaşı hediyeliklerini almaya. Her yıl olduğu gibi bu yıl da önceden listemi yaptım, pazar araştırması sonucu herkese ne alacağıma karar verdim. Yalnızca gidip alması kaldı. Bizde kadro çok geniş. Annem, babam, kayınvalide, kayınpeder, eşimin teyzesi, benim teyzem, görümcem, eşi ve 2 çocuk(yani genç) , yılbaşında bize gelecek arkadaşlar ve 2 çocuğu, cumartesi buluşacağım arkadaşım ve oğlu, tabi eşim ve oğluma. Hem zaman hem de para lazım cuma günü bana.

Cumartesi ise her yıl yaptığımız gibi can dostumla her zamanki yerimizde buluşup birer kadeh beyaz şarap eşliğinde yeni yılın gelişini kutlayıp hediyelerimizi vereceğiz birbirimize. Bu bize çok uğurlu geliyor. Onunla saat 1'de buluşacağız. Sabahtan ise yılbaşı gecesi bize gelecek arkadaşla gidip yiyecekleri alacağız ve bize bırakacağız.

Pazar ise sabahtan eşim ve teyzesi gidip kurban kestirecekler. O gün en azından anneme ve kayınvalideye gitmek lazım. Akşama ise arkadaşlar bizde. Nasıl yetişecek bunca iş bilmiyorum. Yazarken bile şiştim.

Hadi bana kolay gelsin.

Cumartesi, Aralık 23, 2006

Deneme

Bir alttaki postta gün yazmışım ve Türkçe karakter çıkmış. Galiba eski postları düzeltemesem de yeni postlarda tekrardan Türkçe karakter kullanbileceğim. Şükür kavuşturana . Bu arada bu da deneme ; şğçöüi

Olmuyor

Blogumdaki sorunu bir turlu cozemedim. Ben de boyle Turkce karakterler olmadan yazmaya calisicam. Bu arada sorunu gidermek icin arama tarama calismalarina devam.

Zaten hayatimda pek de anlatmaya deger bi seyler olmadi. Sali gunu temizlik. O gun aksamuzeri oglumu ve babami goz doktoruna goturdum. Neyse oglumun gozleri yalnizca 0,25 ilerlemis. Babaminsa yakin gozlugu kirilmisti. Hem bir muayeneden gecmis oldu, hem de gozleri ilerlemismi bakildi. Ogluma lens ismarlandi, babamin yeni gozluklerini siparis verdik. Carsamba gunu buranin pazarina gittim. Hem yiyecek hem de giyecek bir seyler aldim. Persembe gunu annem,babam ve teyzem icin nufus dairesine gittik. Nufuslari cok eskiydi. Onları yenilettik. Yanliz gercekten tebrik ediyorum. Gittik, numara aldik, 10 dakika icinde siramiz geldi. İslemler hemen yapildi ve yeni nufus cuzdanlarini aldiklarinda yalnızca yarım saat olmustu biz oraya gideli. Gercekten Karsiyaka nufus idaresi cok mukemmel olmus. Bilmiyorum diger yerler de oylemidir. İsimiz erken bitince hadi bana gidelim dedim. Zaten sabahtan belki gelirler diye findikli kek yapmistim. Bir de lahmacun ismarladik. Hepsi Ora'nin( Ora Izmir'de, ozellikle lahmacunu ile unlu bir yerdir) lahmacununa bayiliyorlar. Cay yaptik, yani gene yeme-icme seansi seklindeydik. Dun ise evde mazot almak icin bekledim. Sonra babam geldi, birlikte gozluklerini almaya gittik. Aksam icin de alt katimizda oturan esimin teyzesi yemege cagirdi. Yemekte ne mi vardi? Sebze corbasi, papaz yahni(soganli et) , lahana sarma, marul salatasi, pancar salatasi, brokoli salatasi. Onun üzerine kestane kebap, meyve ve cay.

Artik bizim icin cumartesi,pazar da erken kalkma var. Oglum matematik dersi almaya basladi. Onceleri istememisti ama bakti basa cikamiyor, kabul etti. Simdi cumartesileri 10.30'da,pazarlari ise 8.30'da dersi var. Cumartesileri eşim de calismaya basladi. Yani 7 gün sabah 7'de kalkiyoruz artik. Haftaya arife. İs de, kurs da yok. İnsallah biraz uyuruz.

Bakalim postum nasil olacak? Ufff, cok zor oluyor boyle yazmak. Benim acilen bu sorunu cozmem lazim.

Çarşamba, Aralık 20, 2006

IMDAAAATTT

Postumda Turkce karakterler cikmiyor. Lutfen yardim edin. Tekrar Turkce karakterle yazabilmem icin ne yapmam lazim?

Pazartesi, Aralık 18, 2006

Kaza

Çarşamba günü nihayet İlk aşk filmine gittim. Ben çok beğendim. Oyuncular süper, Foça manzarası süper, konu da iyiydi. Ben çok zevk alarak seyrettim.

Perşembe günü şu bizim emekliler günü toplantımız vardı. Bu kez gideceğimiz arkadaş Hatay'daydı. Bir de olayı çaydan öğle yemeğine dönüştürmüştük. O yüzden saat 12 gibi 2 arkadaş yola çıktık. Yarımı biraz geçe oradaydık. Herşey gayet güzeldi. Ancak saat 4 gibi benim cep tel. çaldı. Arayan eşimdi. Çok kısaca kaza yaptım, araba mahvoldu, 112'yi aradım, cankurtaranı bekliyorum, ben seni sonra ararım deyip kapattı. Tabi ben meraktan çıldırdım. Arıyorum, tel. sürekli meşgul. O civardaki bir hastanede görevli olan eniştemizi aradım. Haberi varmış. Merak etme, ben 112'yi gönderdim dedi. Gerçi tel.la konuşmuştum ama yine de sağlığı konusunda endişeliydim. Üstelik de bilirim, eşim çok güzel ve sakin araba kullanır. Pek hız yapmaz. Neyse sonuçta ben hemen eve döndüm. Bu arada tel.dan birbirimize ulaştık. İyiydi, burnu bile kanamamıştı. Arabanın ön kaporta kısmı sürücü mahalline kadar yoktu. 8/8 karşıki suçluydu ve şükür karşıdakinde de bir şey yoktu. 112 güzelce muayene etmiş. Ayrıca enişteye de gidip muayene olmuş. İç kanama falan olasılığına karşı. Tüm doktorların dediği 2 gün tüm vücudun sızlayacak, merak etme, ağrı kesici al, geçer demişler. Sağolsun, patronu aradı, Cumayı izin verdi. Pazara kadar evde yattı. Cuma-cumartesi gerçekten ağrıları çok kötüydü. Pazar günü düzeldi. Bugün de işe gitti. Şükür iyi, verilmiş sadakamız varmış. Ama tabi bir de işin psikolojik tarafı var. Şimdi hep yine araba kazası yapıcam, ölücem diye tedirginliği var. Her ne kadar biz destek olsak ta herşey kendi beyninde bitiyor. Ama el mahkum, bugün yine araba kullanacak. Umarım çabuk atlatır.

Salı, Aralık 12, 2006

İYİ Kİ DOĞDUN KAAN

MySpace

Bugün benim birtanecik yeğenimin doğumgünü. Doğduğu günü unutamam. Hatta doğumgünü tarihi özellikli olsun diye doktoru ile konuşup 12.12.'de doğmasına annesi ile birlikte karar vermiştik. O gün sabahtan Çınarlı'daki doğum hastanesine gittik. Oğlumuz olacağını biliyorduk zaten. Sabah erkenden 7 gibi falandı doğuma aldılar. Daha doğumhaneye girdikten kısa bir süre sonra hemşire yeşil bir beze sardığı bebekle dışarı çıktı ve alt kattaki bebek odasına gitmeye başladı. Babam yok bu bizim bebek olamaz, daha kızcağız yeni girdi doğumhaneye diyordu. Tabi onlar alışmışlar saatlerce sancı çeken annelere, inanamadı. Ben baba çabuk takip et hemşireyi o bizim Kaanımız deyince merdivenleri nasıl ikişer, üçer atladı anlatamam. Biz camın arkasından onun silinişini, gözlerine ilaç damlatılışını, doktorun kontrolünü, ağlamalarını izledik. Sonra da giysilerini giydirip odaya getirdiler. Bu arada babası da sürekli kamera ile çekiyordu. Sonra anne de sağsalim aşağıya indi. Pespembe yumuk gözlü bir bebecikti. Meme almada biraz annesini zorladı ama sonra herşey yoluna girdi. Benim küçük kuzum büyüdü de 5 yaşına giriyor artık. Daha yaz sonu, telefonda konuşmak istemezken , 1 aydır her telefon ettiğimde hemen telefona geliyor, halacım ben seni çok özledim, babam beni İzmir'e getirsin söyle ona diye bana ne muhabbetler yapıyor anlatamam. Birkaç ay bile o kadar farkediyor ki çocuklarda. Nasıl hızla büyüdüğüne şaşırıyoruz. Tabi bir de biz onu aralıklarla gördüğümüzden büyüdüğünü daha da iyi gözlemliyoruz. Ah, bir de şu ayrılık olmasa. Ama napalım, sağolsunlar, iyi olsunlar da.

Kuzuma uzuuuuunnn, sağlıklı, mutlu, huzurlu, başarılı, tüm sevdikleri ile birlikte nice yıllar olsun inşallah. Çok yaşa sen Kaan paşa.

Cumartesi, Aralık 09, 2006

Fırsattan

İstifade Cumartesi olmasına rağmen yazıyorum. Eşim uzun bir aradan sonra ( taa Haziran'dan beri) tekrar cumartesi işe gitmeye başladı, oğlum uyuyor. Yaşasın bilgisayar bana kaldı, en azından oğluş uyanana kadar.

Perşembe sabahı alt katımızda oturan eşimin teyzesi telefon edip hemen gel dedi. Apar topar biraz da endişe içinde ve üstümde pijamalarla aşağıya inince güzel bir sürprizle karşılaştım. Eşimin Ankara'daki kuzeni gelmiş, sürpriz yapıp kimseye haber vermemiş. Otobüsten inince önce diğer kuzene gidip sabah sabah ona sürpriz yapmış. Ardından teyzesine, bana sonra kayınvalideme( ki teyzesi oluyor). Sonra beni de aldılar Manisa'ya görümceme sürpriz yapmaya gittik. Malum İzmir - Manisa arabayla yarım saat. Dönüşte İkea'ya uğradık. Oradan hazır İsveç köftelerinden aldım. Sonra da tüm sülaleyi bize yemeğe çağırdım. Onlar eve geçerken beni markete bıraktılar. Biraz hazır meze, şarap, kola falan aldım. Eve gelince pilav yaptım. Kuzen evdeki koca tencere mercimek çorbasını getirdi. Yine kalabalık sofrada, muhabbetle yedik, içtik. Salı günü dönücek kuzen. Pazar günü de görümcemde böyle bir yemek olayına daha giricez. Hem o gün meğer kuzenin doğumgünüymüşte. Hem kutlama, hem yemek olacak.

Salı günü de benim yeğenimin , ak kuzumun (oğlum karakuzu-esmer, yeğenim sarışın olduğundan - ak kuzu) doğumgünü. 4 bitip 5'e giriyor. Dün ona bir sürü hediye aldım. En sevdiği renk olan şeşilden (yeşil) bornoz (kapişonu kedi şeklinde ve kulakları var), süngerbob oyuncağı, özellikle ısmarladığı ses çıkaran büyük bir dinazor (niye bilmiyorum 2 senedir hep dinazor istiyor, hasta onlara) , bir torba dolusu küçük dinazor ve uzaktan kumandalı bir araba. Sonra onlarla annemlere gittim.Babamla bir koli yaptık. Babam bugün postaya vericek. Tam doğumgününde ellerine geçicek. Salı günü onun için ayrıca post yazıcam, benim güzel oğluşum. O da benim oğlum sayılır. Hatta torun niyetine bile. Ben hep kardeşime abladan çok anne gibi hissetmişimdir çünkü.

Bugün birazdan çıkıp kuzene doğumgünü için hediye bakıcam. Akşam da bir arkadaşlara gidicez. Yarın malum görümcemde yemek. Eee, pazartesiye yazacak bir şey kalmadı.

Herkese iyi bir haftasonu.

Çarşamba, Aralık 06, 2006

YENİYIL

Friendster

Dün akşam yılbaşı çamımızı çıkardım. Haftasonu aldığım yeni süslerle ve ışıklarla süsledim. Sonra da evin ışıklarını kapatıp bir süre ışıl ışıl olan çamı seyrettim. Nasıl dinlendirdi anlatamam. Yeniyıl gelirken hep içimde bir sevinç, heyecan olur. Gene başladı. Ben artık listelerimi yapmaya girişirim. Kime ne hediye alınacak listeleri.

Bu arada 18 Kasım'da benim bloğum da 1 yaşını doldurmuş. Diğer blogları okurken aklıma geldi, dur bi bakayım ,ben ne zaman açmışım bloğumu diye bakınca çoktan 1 yılı devirdiğimi gördüm. Nice yıllara inşallah .

Salı, Aralık 05, 2006

Geçen Hafta

Perşembe günü emekli bankacı bütün kızlar toplandık, toplandık, toplandık. E tabi bankacılıktan yıprandık, yıprandık, yıprandık. Güzel bir gündü. Muhabbet ettik, çaylar içtik, kekleri yedik. Bundan sonra 15'te bir Perşembeleri toplanmaya karar verdik. Ancak bir arkadaşın çocuğu daha doğrusu tekne kazıntısı o gün eve erken geliyormuş. Çocuk evde yalnız kalmasın diye toplantıları öğle yemeğine çevirdik ki herkes 4 gibi evine gidebilecek. Ben o gün (3 çeşitten fazla yapma diye bin kere tembihlediklerinden ve herkeste tansiyon, kolestrol gibi bilumum hastalıklar mevcut olduğundan) bir önceki postta tarifini yazdığım fındıklı keki, böreği ve pastabandan yaptığım muzlu pastayı ikram ettim. Bir sonraki toplantının menüsü tavuk,pilav, yoğurt. Yemek bahane, muhabbet şahane.

Cuma akşamı kayınvalidemde yemekteydik. Yine sülale boyu buluşuldu. Sicilyalılar gibi herkes bağıra çağıra aynı anda konuştu. Ama ben seviyorum bu gürültüyü.

Cumartesi günü yoğun bir gündü. O gün banyonun mermeri takıldı, tesisatçı geldi, çeşmeleri (pardon armatür diyeyim daha havalı oluyo) taktı, arabayı bakıma verdik ve akşamüzeri aldık falan filan. Yemeğim olmasına rağmen o akşam dışarıda ama gerçekten dışarıda yani açıkhavada yemek yemek istedim. Bostanlı'da bize yakın bir yerde dışarıda oturup birşeyler yedik. Hava gece olmasına rağmen hiçde öyle soğuk değildi. Rahatça oturabildik. Üşümedik. Üstelik bizim gibi dışarıda oturan en az 4-5 masa daha vardı. Bana bazen böyle soldan soldan geliyorlar. İçerilere sığamıyorum.

Pazar günü ise evde yayılarak geçti. Bir ara çıkıp market alışverişi yapıp döndük. Dün sabah banka işlerini halledip anneme gittim. Teyzeme çıktık. Kuzenleri de gelmişti. A. teyzeyi severim. Hasret giderdik. Onun tarafıyla ilgili son haberleri aldık. Valla dedikodu değil, kızlarından biri yeni ev almış, diğeri başka bir eve taşınmış, torununun yaramazlıkları falan.

Bugün de temizlik var. Post bitsin yemeği hazırlamam lazım. Daha ekmek de almadım. Çıkmam lazım. Hadi bana byeeee

Perşembe, Kasım 30, 2006

Kek

Salı günü temizlik sonrası halama gidip, geçen hafta bana verdiği ayva reçelini koyduğu kavanozu iade ettim. Dün ise sözde evde oturup bugün gelecek arkadaşlar için birşeyler hazırlayayım, yarın rahat ederim derken, hiçbir şey yapmadan saatlerce yayıldım evde. Bir tek kek yaptım ki onun da tarifini aşağıda vericem. Ama alıştığımız keklerden değil. Zaten içindeki fındıktan dolayı bomba etkisi var, ona göre. Bugün aynı yerden emekli olduğumuz 4 arkadaşım gelecek. Zaten niyetimiz bunu bir rutine dönüştürmek. Yani Türkçesi aramızda gün yapmak. Bakalım biz de ev hanımları gibi olabilecek miyiz? Bugün sabahtan beri popoma neft yağı sürülmüş gibi koşturuyorum tabi. Dünkü tembelliğin acısı çıkıyor. Neyse böreği de hazırladım, biraz dolapta dinlendirmek gerekiyor. O ara bir post attırayım dedim. Keke gelince;
4 yumurta
200 gr margarin (eritilecek, ılıtılacak)
200 gr un
200 gr ÅŸeker
200 gr fındık ya da ceviz (iri çekilmiş)
1 paket kabartma tozu / annemin pekin povderi:)
1 paket vanilya

Yumurta, yağ,şeker güzelce çırpılacak. Un, kabartma tozu ve vanilya elenerek bu karışıma eklenecek. En son fındık eklenip çok fazla çırpılmadan hemen yağlanmış kalıba dökülecek. 175 derecedeki fırında yaklaşık 40-45 dakika pişirilecek. Unu mutlaka eleyin. O zaman kek çok kabarıyor. Afiyet olsun.

Salı, Kasım 28, 2006

Yalan Oldu

İlk Aşk filmine gitmem yalan oldu.
Cuma sabahı kalktığımda banyoda lavabonun altındaki dolapların altından su geldiğini gördüm. Hemen tesisatçıyı çağırdım. Ancak saat 2'den sonra gelebileceklerini söylediler. Tamam dedim.(Ne diyebilirdim ki?) Saat 2-4-6 gibi çeşitli aralıklarla yaptığım tacizlere rağmen sonunda bugün gelemeyeceklerini ama c.tesi sabahtan geleceklerini söylediler. Gene tamam dedim. Yani cuma günüm evde tesisatçı beklemekle geçti.Bu arada o akşam görümceme yemeğe gittik. Kıymalı, peynirli ve ıspanaklı pidelerle birlikte marul salatası, brokoli salatası, karışık turşu, salatalık turşusu, taze soğanlar, rokalar, tereler ve toplam 11 kişilik bir çekirge sürüsü olarak masadakileri imha ettik. Ardından helva, çay ve gıyk olarak eve dönüş.

Cumartesi sabahtan şöyle 17-18 yaşlarında bir çocuk tesisatçı olarak gönderildi. Baktı, baktı, dolabın içine girdi ve dolabı çökertti. Ona bağlı duran üst mermer dengesi bozulduğu için önce 1 yerinden daha sonra da dayanamayıp 2. yerinden kırıldı. Hemen malzeme almam lazım deyip çocuk gitti ve bu kez ustası ile geldi. Yalandan bir kırık boru değişimi ile 35 YTL aldılar ve .iktir olup gittiler. Kusura bakmayın küfrettim ama sinirden kuduruyorum. Hemen tadilatçımı çağırdım. Eski dolap kapakları kalmak koşulu ile yeni gövde yapımı ve yeni mermer için 500 YTL'ye anlaştık. Şimdi ben bu tesisatçıyı ne yapayım? Tüketici derneği, merneği hak getire. Adam iplemez bile. Gidip kavga etsem, sinirimi bozduğumla kalacağım, kendimi biliyorum, hatta bi de ustanın yanında ağlar, 2 kere rezil olurum. Hırsımdan kuduruyorum.

Cumartesi günü akşam da annemlerde çinekop yaptık. Yine yanında envayi çeşit ot ve salata ile. Tabi biraları da unutmamak lazım. Ha, balık-rakı derseniz ben sevemedim rakıyı ya. İçemiyorum. Daha kokusundan midem bulanıyor.

Pazar günü uzuuun bir kahvaltıdan sonra biraz yürüyüş, alışveriş, yine gömlek ve pantolon ütüsü vs. vs.

Bugün sabahtan kayınvalidemin Foça'dan kendi bahçesinden getirdiği turp otlarını haşladım. Öğlen anneme gittim. Daha sonra akşam için kıymalı karnıbahar ve pilav yaptım ve şimdi bu postu yazıyorum.

Bu arada yeni dolap sanırım salı günü(umarım) takılacak ama mermerin ölçüsü takıldığı gün alınacak, o da daha sonra gelecek. Bu işler cumartesiye biter mi acaba? Tüm sinirlerim ayakta. Perşembe günü bankadan emekli 4 arkadaş bana gelecek. Belki o gün azıcık moralim düzelir, hem belki o güne dek bu dolap işi de biraz yoluna girer. Lütfen ya, lütfen böyle aksilikler olmasın. Ustalarla uğraşmaktan NEFRET EDİYO-RRR UUU MMM

Cuma, Kasım 24, 2006

ÖĞRETMENLER GÜNÜ

Bugün Öğretmenler günü. Hakeden tüm öğretmenlerin bu güzel gününü kutluyorum. Ve bu özel günde Başöğretmenimiz ATATÜRK'ü bir kez daha özlem, sevgi ve minnetle anıyorum.

Çarşamba, Kasım 22, 2006

Bugün

Arkadaşımla Alsancak'ta buluştuk. İkimiz de emekliyiz ve uzun yıllar birlikte çalışmıştık. Biraz vitrin baktık, sonra Efes pastanesinde oturup birşeyler yiyip içtik. Şimdi evdeyim. Oğlum öğretmeni ile ders çalışıyor, ben çay ve börek servisi yapıyorum.

Dün temizlik vardı. O ara halam telefon etti. "Oğlun ayva marmelatını çok seviyormuş.Yaptım, gel al" dedi. Sağolsun koca bir kavanoz yapmış. Ama işin aslı şu; benim oğlum çilek reçelini , özellikle de suyunu (terso işte, herkes tanesini yer) sever. Ben de büyük halama bir muhabbet sırasında bunu söylemişim. Benim lafım döne dolaşa bu hali almış ve ortanca halam ayva marmelatı yapmış. Düşünmesi bile yeter, sağolsun.Neredeyse 80 yaşında. Allah uzun ömürler versin ona ve tüm halalarıma.Şimdi bizde yaklaşık 3 yıllık reçel stoğu oldu. Anca bitiririz.

Yarın, annemlerdeyim. Annemle teyzemin genç kızlık arkadaşları gelecek. Malum, ikisinin de ayaklar kötü. Ben hizmet edeceğim. Ama seviyorum o altın kızları. Çok neşeliler. Ben de sabahtan börek yapıcam, giderken götürmek için.

Hadi, ben şimdi gidip bakayım, öğretmenimizin çayı bitmiş mi? Hizmete devam yani.

Pazartesi, Kasım 20, 2006

Geçen Hafta

Oğluşum yok diye kendimi sokaklara vurdum.Zaten salı akşamı gitmişti. Çarşamba günü eski mahalledeki komşuma gittim. Geçen hafta oğlunun doğumgünü vardı. Oğlum gitmiş ve hediyesini götürmüştü ama her yıl ben de ayrıca hediye alırım ona. Severim keratayı. Hem ziyaret oldu , hem de çocuğa da hediyesini verdim. Perşembe günü halamlara gittim. Kızlarla muhabbetin belini kırdık. Cuma günü ise 40 yıllık arkadaşıma (valla tam 40 yıl. 5 yaşından beri arkadaşız) gittim. Bunlar hep beni mutlu eden ziyaretlerdi. Cuma günü tüm hafta yaptığım gibi yine İzmir-Afyon- Uşak- Ankara 'nın hava durumlarını izledim. Malum cuma gecesi oğlum o güzergahtan dönecekti. Hep sis gösterdi. Tabi evhamdan uzun süre uyuyamadım. Biraz dalar gibi olmuşum, 2'ye yakın yine uyandım, sabahı sabah ettim. Saat 7'de zil çaldı. Nasıl biz karı-koca çığlık çığlığa kapıya koştuk. Güzel oğlum, karakuzum gelmişti. Çok eğlenmiş ama bu arada bizden kopamayacağını anladım. Ben Ankara'da falan okumam dedi. Bu arada Ankaralıları biraz kızdıracak belki ama oğlumun Ankara izlenimleri ;
1) Anıtkabire muhteşem
2) Bilkent güzel
3) Ankara çok soğuk
4) Ankara'da güzel kız çok az :)
5) Ankara'da deniz yok :)

Biliyorum hele şu son maddeye Ankaralılar çok kızıyorlar ama 15 yaşındaki birinin gözlemi bunlar, affola

O gün gece yolculuğunda pek uyuyamadığından oğlum saat 10 gibi bir yattı. Taaa 4.30' da uyandı. Bu arada biz eşimle dışarı çıktık, biraz yürüyüş yaptık, alışveriş yaptık, eve geldik. Biz uyandırdık ta anca uyandı. Bıraksak sabaha kadar uyurdu herhalde. Pazar günü de kahvaltıdan sonra İnciraltı'na gittik. Balık, midye, kalamar, bira yaptık. Hava da nasıl güzeldi, günlük güneşlik. Giderken problem yoktu ama dönüş işkence oldu. Normalde 5-10 dakikada gidilebilecek mesafeyi yaklaşık 40 dakika da aldık. Dönerken annemlere uğradık, çok sevindiler. Sonra da ev, gömlek-pantolon ütüsü ve yatış. Yeni bir hafta başladı yine. Bu hafta benim için en önemli şey, Cumaya "İlk Aşk" filmine gidicek olmak. Halit Ergenç'in hastasıyız da.