Çarşamba, Nisan 25, 2007
Hah, Şimdi Tam Oldu
Evet, tam padişahın hınk deyicisi şeklinde bir çözüm buldular. Başbakanı yasayı çıkaracak , cumhurbaşkanı onaylayacak ve istedikleri gib at koşturacaklar. Milyonlarca insanın karşı olduğu yalnızca rte değildi ki, temsil ettiği zihniyetti. Bu yapılan da ne demek; bağırsanız da çağırsanız da biz istediğimiz gibi bu memleketi yönetir, istediğimizi başa getiririz. Yani halkın sesine önem vermemek. Bir laf vardır; Gün olur, devran döner diye. Bu günler de geçecek.
Neyse dünden beri yatışmayan sinirlerimi boşverelim de geçen haftayı anlatayım. Cuma günü sarmalar yapıldı. Öğleden sonra kayınvalidem ve kardeşi de geldi. Çaylarımızı içtik. Yanında meşhur fındıklı kekim ve milföy börek de vardı. Fakat akşam saat 7 gibi ben de bir baş dönmesi başladı ki yanı sıra mide bulantısı,kafamı kaldıramıyorum. Saat 8 gibi yattım. Uyuyup uyanarak ertesi gün sabah 8'e dek yataktaydım. Ama o gün de sersem gibiydim. Bu benim kulağımdan kaynaklanan ve "menier" denen bir hastalık. Tam kesin tedavisi yok. Neyse, o kısım uzun, girmeyeyim. O 2 gün boyunca sesimdeki keyifsizliği anlar,üzülür diye annemleri aramadım. Pazar günü konuştuğumuzda gördüm kü babam da Cumadan beri hastaymış. O da hem alttan hem üstten feci durumdaymış. Hemen onlara gittim. Yaşlılar da aynı çocuklar gibi oluyor. 2 günde resmen süzülmüş, rengi kireç gibiydi. Ama artık çıkarmaları ve ishali kesilmişti. Halbuki pazartesi Çeşme'ye onlarla gideriz diyorduk, bize hazırlanmak iyi gelmiyor. Pazartesi biz üçümüz yola çıktık. Önce Altınoluk'ta ballı-kaymaklı, sucuklu, kaşarlı-yumurtalı mükemmel bir kahvaltı yaptık. Çeşme'ye gidince önce seralara uğradık. Fiyatlar hiç korktuğum gibi değildi. Neredeyse pazar fiyatı ile aynıydı. Çim tohumu aldık. Ayrıca ön taraf için ortanca, yan taraf içinse beyaz ve pembe papatyalar aldık. Ben ilk baktığımız serada gül beğenmiştim ama diğer çiçekleri iyideğildi. Dönüşte de yolumuzun üzerinde değildi, alamadık. Ama bahçıvana sordum, daha zamanı var, ekilir deyince bir sonraki gidişte 2 gül bir de begonvil almaya karar verdim. Orada rengarenk çiçekleri görünce insan kendinden geçiyor. Hepsini almak istiyor ama zaten el kadar bahçe. Nereye ekecesin? Biz o işleri yaparken eşimin kuzeni aradı."Biz de Çeşme'deyiz dolu balık var, 2 kişiyiz. Hadi gelin, beraber yiyelim" dedi. Bal-kaymaklar daha erimemiş, biz çatlamak üzereyiz. Onlar da geç kahvaltı etmişler. "5 gibi yaparız balıkları, hem akşam yemeği gibi olur hem de biz de erken dönmek istiyoruz, yarın iş var" deyince tamam dedik. İşlerimiz bitince marul alıp( herşey var, yalnızca ilave marul lazım dedi) onlara gittik. Bahçe güneş içindeydi. 2 koca kase salata yaptık. İçinde marul, roka, tere, dere otu, nane, taze soğan, bol yağ-limon ve nar ekşisi ile nefisti. Valla hala ağzım sulanıyor. Balıkların bir kısmı yenemedi, kediler yaşadı. Birer kadeh te şarap içtik (fazla içmedim, malum başım dönmüştü, pek alkol almamak lazım). Herşeyi toparlayıp saat 7 gibi evden çıktık. İzmir'e dönüşte geçerken annemlere yine uğradık. Babam bayağı toparlanmıştı. Dün de önce bir arkadaşa gidip oğluna İngilizce çalıştırdım. Bugün sınavı vardı, inşallah iyi geçer. Oradan yine annemlere gittim. Babam çıkamadığı için bazı alınacaklarını aldım. Annemin ayakları ağrıdığı için dış işleri babam yapar. O da hasta olunca evde özellikle meyva namına bir şey kalmamış. Normalde temizlik salı günleri ama pazartesi 23 Nisan olduğundan birer gün kaydı. Ben de bugün temizlik var. Onun dışında bu hafta ile ilgili hiç program yapmadım. Belki yarın kitap fuarına giderim, daha gidemedim. Olmazsa Cuma'ya.
Neyse dünden beri yatışmayan sinirlerimi boşverelim de geçen haftayı anlatayım. Cuma günü sarmalar yapıldı. Öğleden sonra kayınvalidem ve kardeşi de geldi. Çaylarımızı içtik. Yanında meşhur fındıklı kekim ve milföy börek de vardı. Fakat akşam saat 7 gibi ben de bir baş dönmesi başladı ki yanı sıra mide bulantısı,kafamı kaldıramıyorum. Saat 8 gibi yattım. Uyuyup uyanarak ertesi gün sabah 8'e dek yataktaydım. Ama o gün de sersem gibiydim. Bu benim kulağımdan kaynaklanan ve "menier" denen bir hastalık. Tam kesin tedavisi yok. Neyse, o kısım uzun, girmeyeyim. O 2 gün boyunca sesimdeki keyifsizliği anlar,üzülür diye annemleri aramadım. Pazar günü konuştuğumuzda gördüm kü babam da Cumadan beri hastaymış. O da hem alttan hem üstten feci durumdaymış. Hemen onlara gittim. Yaşlılar da aynı çocuklar gibi oluyor. 2 günde resmen süzülmüş, rengi kireç gibiydi. Ama artık çıkarmaları ve ishali kesilmişti. Halbuki pazartesi Çeşme'ye onlarla gideriz diyorduk, bize hazırlanmak iyi gelmiyor. Pazartesi biz üçümüz yola çıktık. Önce Altınoluk'ta ballı-kaymaklı, sucuklu, kaşarlı-yumurtalı mükemmel bir kahvaltı yaptık. Çeşme'ye gidince önce seralara uğradık. Fiyatlar hiç korktuğum gibi değildi. Neredeyse pazar fiyatı ile aynıydı. Çim tohumu aldık. Ayrıca ön taraf için ortanca, yan taraf içinse beyaz ve pembe papatyalar aldık. Ben ilk baktığımız serada gül beğenmiştim ama diğer çiçekleri iyideğildi. Dönüşte de yolumuzun üzerinde değildi, alamadık. Ama bahçıvana sordum, daha zamanı var, ekilir deyince bir sonraki gidişte 2 gül bir de begonvil almaya karar verdim. Orada rengarenk çiçekleri görünce insan kendinden geçiyor. Hepsini almak istiyor ama zaten el kadar bahçe. Nereye ekecesin? Biz o işleri yaparken eşimin kuzeni aradı."Biz de Çeşme'deyiz dolu balık var, 2 kişiyiz. Hadi gelin, beraber yiyelim" dedi. Bal-kaymaklar daha erimemiş, biz çatlamak üzereyiz. Onlar da geç kahvaltı etmişler. "5 gibi yaparız balıkları, hem akşam yemeği gibi olur hem de biz de erken dönmek istiyoruz, yarın iş var" deyince tamam dedik. İşlerimiz bitince marul alıp( herşey var, yalnızca ilave marul lazım dedi) onlara gittik. Bahçe güneş içindeydi. 2 koca kase salata yaptık. İçinde marul, roka, tere, dere otu, nane, taze soğan, bol yağ-limon ve nar ekşisi ile nefisti. Valla hala ağzım sulanıyor. Balıkların bir kısmı yenemedi, kediler yaşadı. Birer kadeh te şarap içtik (fazla içmedim, malum başım dönmüştü, pek alkol almamak lazım). Herşeyi toparlayıp saat 7 gibi evden çıktık. İzmir'e dönüşte geçerken annemlere yine uğradık. Babam bayağı toparlanmıştı. Dün de önce bir arkadaşa gidip oğluna İngilizce çalıştırdım. Bugün sınavı vardı, inşallah iyi geçer. Oradan yine annemlere gittim. Babam çıkamadığı için bazı alınacaklarını aldım. Annemin ayakları ağrıdığı için dış işleri babam yapar. O da hasta olunca evde özellikle meyva namına bir şey kalmamış. Normalde temizlik salı günleri ama pazartesi 23 Nisan olduğundan birer gün kaydı. Ben de bugün temizlik var. Onun dışında bu hafta ile ilgili hiç program yapmadım. Belki yarın kitap fuarına giderim, daha gidemedim. Olmazsa Cuma'ya.
Cuma, Nisan 20, 2007
Nimet'e
>
Bugün senin için yayınlıyorum Cuma Güzelini. Ve tabii tüm Ethan Hawk hayranları için.
Dün "Ben Sana Söylemiştim-Because I said so" filmine gittim. Yine hava civa, kakara kikirilik bir filmdi. En azından insanı 1,5-2 saat herşeyden uzaklaştırıyor. Çıkışta canım arkadaşımla(burayı okuyor musun H.?) deniz kenarında bir yerlerde oturup bir şeyler yiyip muhabbet ettik, güldük. Tam terapi oldu. Akşam ise B.usiness C.hannel'da "Roma Tatili" filmi vardı. Yüzlerce kez seyretsem bıkmayacağım bir film. Audrey Hepburn'un güzelliği, zarafeti, Gregory Peck'in yakışıklılığı ve romantizm. Bir de bunlar Roma'da olunca filmi onyüzmilyonbininci kez ,ilk kez seyredermişcesine seyrettim. Bu arada neden bu kısık gözlü erkekler çok yakışıklı oluyorlar ya. Gregory Peck, Richard Gere. Normalde herkes iri gözlüleri beğenir ama bunların o 2 çizgi gibi duran gözleri muhteşem. Neyse, biz gene normal konulara dönelim.
Haftasonu programımız değişti. Malum Çeşme'ye 3 günlüğüne yatılı gidecektik. Oğlumun kursu vardı, biz de bu hafta gitmez diyorduk ama oğlum gözlerimi yaşartacak bir şekilde en zor konuda olduklarını(trigonometri), o yüzden bu hafta dersi ekmek istemediğini söyledi. İlk kez böyle bir taleple karşılaşınca biz de Çeşme'ye yatılı gitmekten vazgeçtik. Pazartesiye günü birlik gidip dönücez. Çimleri, çiçekleri bahçıvana bırakırız. Öbür hafta da gidip ne olup bittiğine bakarız.
Bugün çok iyi görüştüğüm, uzaktan da akrabamız olan bir abla var, o gelip yaprak sarması yapıcak bana. Kendi teklif etti. Ben zaten bu tür şeyleri teklif etmem, edemem. Dün uğradı, hadi yarın geleyim, yaprak sarayım sana dedi. Bayıla bayıla kabul ettim. Bende öyle marifetler yok çünkü. Eh, yemek işi de çözüldüğüne göre bana ense yapmaktan başka bir şey kalmıyor.
Herkese iyi haftasonları.
Bugün senin için yayınlıyorum Cuma Güzelini. Ve tabii tüm Ethan Hawk hayranları için.
Dün "Ben Sana Söylemiştim-Because I said so" filmine gittim. Yine hava civa, kakara kikirilik bir filmdi. En azından insanı 1,5-2 saat herşeyden uzaklaştırıyor. Çıkışta canım arkadaşımla(burayı okuyor musun H.?) deniz kenarında bir yerlerde oturup bir şeyler yiyip muhabbet ettik, güldük. Tam terapi oldu. Akşam ise B.usiness C.hannel'da "Roma Tatili" filmi vardı. Yüzlerce kez seyretsem bıkmayacağım bir film. Audrey Hepburn'un güzelliği, zarafeti, Gregory Peck'in yakışıklılığı ve romantizm. Bir de bunlar Roma'da olunca filmi onyüzmilyonbininci kez ,ilk kez seyredermişcesine seyrettim. Bu arada neden bu kısık gözlü erkekler çok yakışıklı oluyorlar ya. Gregory Peck, Richard Gere. Normalde herkes iri gözlüleri beğenir ama bunların o 2 çizgi gibi duran gözleri muhteşem. Neyse, biz gene normal konulara dönelim.
Haftasonu programımız değişti. Malum Çeşme'ye 3 günlüğüne yatılı gidecektik. Oğlumun kursu vardı, biz de bu hafta gitmez diyorduk ama oğlum gözlerimi yaşartacak bir şekilde en zor konuda olduklarını(trigonometri), o yüzden bu hafta dersi ekmek istemediğini söyledi. İlk kez böyle bir taleple karşılaşınca biz de Çeşme'ye yatılı gitmekten vazgeçtik. Pazartesiye günü birlik gidip dönücez. Çimleri, çiçekleri bahçıvana bırakırız. Öbür hafta da gidip ne olup bittiğine bakarız.
Bugün çok iyi görüştüğüm, uzaktan da akrabamız olan bir abla var, o gelip yaprak sarması yapıcak bana. Kendi teklif etti. Ben zaten bu tür şeyleri teklif etmem, edemem. Dün uğradı, hadi yarın geleyim, yaprak sarayım sana dedi. Bayıla bayıla kabul ettim. Bende öyle marifetler yok çünkü. Eh, yemek işi de çözüldüğüne göre bana ense yapmaktan başka bir şey kalmıyor.
Herkese iyi haftasonları.
Pazartesi, Nisan 16, 2007
Karmaşık Duygular
Cumartesi günü tv karşısında hem mitingi izleyip, hem de kahvaltı ettik. Nasıl duygulandım, nasıl sevindim, nasıl gurur duydum anlatamam. Hem benim gibi düşünen insanlar olduğunu görmek, hem nasıl uygar bir miting yapılırmış göstermek, hem de birilerine uyarı anlamında çok güzel bir miting oldu.Bizler de evlerimizde bayrak asarak destek olduk onlara. İzmir gelincik tarlası gibiydi. Heryer kırmızı-beyazdı. Muhteşemdi. Bu güzel duygularla tv karşısında oturuken o uğursuz kaza haberi ile boğazıma bir yumruk geldi oturdu sanki. Haberi gözyaşları içinde izledim, hala da her gördüğümde gözlerim doluyor. O küçücük evlatları her gördüğümde içim acıyor.Allah kimseye evlat acısı vermesin. Çok acı, allah kimsenin başına vermesin. Hele aynı aileden birkaç kişinin birden öldüğü durumlar var ki, insan ne diyeceğini şaşırıyor. Allah ailelerine sabır, ölenlere rahmet versin.
Bu haberle sıkılınca hava değişsin diye akşam eşimle biraz sahilde dolaştık, bir yerlerde oturup biraz bir şeyler atıştırdık. Hava yumuşacıktı. Sahil, deniz, lacivert gökyüzü, yemyeşil çimenler, sessizlik biraz olsun iyi geldi.
Pazar günü eşim annelerini yazlığa götürürken biz de onlara takıldık. Foça yolu üzerinde S.akıpağa diye bir yer var. Rumeli köftesi meşhurdur. Orada durup köfte yedik. Foça'da erik topladık. Ama daha erikler leblebi kadar. Küçük bir torba topladık. 15 gün sonra irileşir, güzel olurlar. O zaman daha fazla toplarız dedik. Sonra eve dönüş yemek, ütü falan.
Bugün anneme gidicem. Yarın ÖSS deneme sınavı olduğundan liseler tatil( en azından oğlumun okulu), oğlum evde olacak. Buradan çıkan sonuç, ben yarın bilgisayarın yanından bile geçemem:)) Yarın aynı zamanda temizlik de var. Çarşamba emekli kızlar toplantısı. Perşembe günü "Bir ömür yetmez" e gitmek istiyoruz arkadaşımla. Cuma geldi bile, hafta bitti. Bu hafta sonu malum 23 Nisan nedeni ile tatil 3 gün olacak. Annemleri de alıp Çeşme'ye yazlığa gidelim diyoruz. Aslında kalmak için gidiyoruz ama soğuk olursa kalmaz geri geliriz. Haftasonu sitenin bahçıvanı aradı. Yeni çim ekicektik. Artık zamanı, çim tohumlarını getirin dedi. Ben biraz da yeni çiçekler istiyorum ama buradan götürülmez, Çeşme'den alıcaz. Orası da çok kazık oluyor. Mevsim diye de herşey 2-3 kat daha pahalı. İzmirli arkadaşlar. Çeşme'de en ucuz çiçek satan yer neresi? Rehber olun bana:))
Bu haberle sıkılınca hava değişsin diye akşam eşimle biraz sahilde dolaştık, bir yerlerde oturup biraz bir şeyler atıştırdık. Hava yumuşacıktı. Sahil, deniz, lacivert gökyüzü, yemyeşil çimenler, sessizlik biraz olsun iyi geldi.
Pazar günü eşim annelerini yazlığa götürürken biz de onlara takıldık. Foça yolu üzerinde S.akıpağa diye bir yer var. Rumeli köftesi meşhurdur. Orada durup köfte yedik. Foça'da erik topladık. Ama daha erikler leblebi kadar. Küçük bir torba topladık. 15 gün sonra irileşir, güzel olurlar. O zaman daha fazla toplarız dedik. Sonra eve dönüş yemek, ütü falan.
Bugün anneme gidicem. Yarın ÖSS deneme sınavı olduğundan liseler tatil( en azından oğlumun okulu), oğlum evde olacak. Buradan çıkan sonuç, ben yarın bilgisayarın yanından bile geçemem:)) Yarın aynı zamanda temizlik de var. Çarşamba emekli kızlar toplantısı. Perşembe günü "Bir ömür yetmez" e gitmek istiyoruz arkadaşımla. Cuma geldi bile, hafta bitti. Bu hafta sonu malum 23 Nisan nedeni ile tatil 3 gün olacak. Annemleri de alıp Çeşme'ye yazlığa gidelim diyoruz. Aslında kalmak için gidiyoruz ama soğuk olursa kalmaz geri geliriz. Haftasonu sitenin bahçıvanı aradı. Yeni çim ekicektik. Artık zamanı, çim tohumlarını getirin dedi. Ben biraz da yeni çiçekler istiyorum ama buradan götürülmez, Çeşme'den alıcaz. Orası da çok kazık oluyor. Mevsim diye de herşey 2-3 kat daha pahalı. İzmirli arkadaşlar. Çeşme'de en ucuz çiçek satan yer neresi? Rehber olun bana:))
Cuma, Nisan 13, 2007
Perşembe, Nisan 12, 2007
Hislerimin Tercümanı, Teşekkürler Bekir Coşkun
" İstemem...
BEN Tayyip Erdoğan’ı "cumhurbaşkanı" görmek istemem.
Çünkü:
367 sayısı, her şarta uyan maddeler, kılıflar, kalıplar, uydurmalar benim umurumda değil.
Ben; bir siyasetçinin yüzde 30 küsur oy ile TBMM’nin yüzde 60’ına sahip olup ülkeyi beş yıl yönetmesi bile tartışılırken... Aynı kişinin beş yıl önceki aynı oy ile, bu kez artı 7 yıl cumhurbaşkanı olmasını demokrasinin hiçbir yerine sığdıramam.
Beş yıl önce AKP’ye oy veren birisine sorsalar:
"Bu seninki nasıl bir oy ki, arkadaşı beş yıl başbakan yapmaya yettiği gibi, şimdi de artı yedi yıl cumhurbaşkanı yapmaya yetiyor?.."
*
Ben Tayyip Erdoğan’ı "cumhurbaşkanı" görmek istemem.
Çünkü:
Ağızlarındaki "Atatürk" sözcükleri, dillerindeki "cumhuriyet" kelimeleri, söylemlerindeki "laiklik-maiklik" lafları umurumda değil.
Ben; Türkiye’nin türbanlı bir hanım tarafından temsil edilmesini, tüm dünyanın karşısına "Türkiye’nin first leydisi" olarak bir tesettürlü-türbanlı kadının çıkmasını istemem...
*
Ben Tayyip Erdoğan’ın "cumhurbaşkanı" olmasını istemem.
Çünkü:
Onun "yıldız ülke" müjdeleri benim umurumda değil.
Ben; daha geçtiğimiz cuma günü Kırıkkale’de "Bir çocuğum var" diyen kadına dönüp "Bir tane yetmez, yola devam" diyen... "Bakabildiğiniz kadar değil, doğurabildiğiniz kadar doğurun" diye düşünen bir zihniyetin ülkenin tepesine oturmasını istemem...
*
Bizim aydınlık umutlarımız, ışığa doğru bir yolumuz vardı.
Bizler her şeye rağmen çağdaş, uygar, Batılı bir toplum olmak için çırpınıp durduk.
Çocuklarımıza "Dağ başını duman almış" olsa bile, Mustafa Kemal’in tasarladığı parlak bir geleceğe doğru "yürümeyi" şarkılarla öğrettik.
Şimdi ise; tarikat okulları ile donatılmış bir Anadolu’yu, türbanlılara vaat edilmiş üniversiteleri, laikliği değiştirme olanağı sunulmuş devlet adamlarını, ulema özlemlerini, imamlar tarafından yönetilen bir Türkiye’yi istemem...
O "istikrar" denilen süreç umurumda değil.
Çünkü:
Benim için bir tek Türkiye var.
Onun başına Tayyip Erdoğan’ı "cumhurbaşkanı" istemem. "
Bu yazıdan sonra başka da bir şey demiyorum. Ellerine sağlık Bekir Coşkun.
BEN Tayyip Erdoğan’ı "cumhurbaşkanı" görmek istemem.
Çünkü:
367 sayısı, her şarta uyan maddeler, kılıflar, kalıplar, uydurmalar benim umurumda değil.
Ben; bir siyasetçinin yüzde 30 küsur oy ile TBMM’nin yüzde 60’ına sahip olup ülkeyi beş yıl yönetmesi bile tartışılırken... Aynı kişinin beş yıl önceki aynı oy ile, bu kez artı 7 yıl cumhurbaşkanı olmasını demokrasinin hiçbir yerine sığdıramam.
Beş yıl önce AKP’ye oy veren birisine sorsalar:
"Bu seninki nasıl bir oy ki, arkadaşı beş yıl başbakan yapmaya yettiği gibi, şimdi de artı yedi yıl cumhurbaşkanı yapmaya yetiyor?.."
*
Ben Tayyip Erdoğan’ı "cumhurbaşkanı" görmek istemem.
Çünkü:
Ağızlarındaki "Atatürk" sözcükleri, dillerindeki "cumhuriyet" kelimeleri, söylemlerindeki "laiklik-maiklik" lafları umurumda değil.
Ben; Türkiye’nin türbanlı bir hanım tarafından temsil edilmesini, tüm dünyanın karşısına "Türkiye’nin first leydisi" olarak bir tesettürlü-türbanlı kadının çıkmasını istemem...
*
Ben Tayyip Erdoğan’ın "cumhurbaşkanı" olmasını istemem.
Çünkü:
Onun "yıldız ülke" müjdeleri benim umurumda değil.
Ben; daha geçtiğimiz cuma günü Kırıkkale’de "Bir çocuğum var" diyen kadına dönüp "Bir tane yetmez, yola devam" diyen... "Bakabildiğiniz kadar değil, doğurabildiğiniz kadar doğurun" diye düşünen bir zihniyetin ülkenin tepesine oturmasını istemem...
*
Bizim aydınlık umutlarımız, ışığa doğru bir yolumuz vardı.
Bizler her şeye rağmen çağdaş, uygar, Batılı bir toplum olmak için çırpınıp durduk.
Çocuklarımıza "Dağ başını duman almış" olsa bile, Mustafa Kemal’in tasarladığı parlak bir geleceğe doğru "yürümeyi" şarkılarla öğrettik.
Şimdi ise; tarikat okulları ile donatılmış bir Anadolu’yu, türbanlılara vaat edilmiş üniversiteleri, laikliği değiştirme olanağı sunulmuş devlet adamlarını, ulema özlemlerini, imamlar tarafından yönetilen bir Türkiye’yi istemem...
O "istikrar" denilen süreç umurumda değil.
Çünkü:
Benim için bir tek Türkiye var.
Onun başına Tayyip Erdoğan’ı "cumhurbaşkanı" istemem. "
Bu yazıdan sonra başka da bir şey demiyorum. Ellerine sağlık Bekir Coşkun.
Çarşamba, Nisan 11, 2007
3 x 3 'lük Yeni Bir Sobe
Mutfak Robotu sobelemiş beni. Gerçi her zamanki gibi foto koyamıyorum ama tariflerimi verip cevaplarıma geçeyim.
Fındıklı Kek
Malzeme: 200 gr dövülmüş fındık ya da ceviz
200 gr eritilmiş margarin ya da tereyağı
200 gr un
200 gr şeker
4 yumurta
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
Önce yağ ve şeker çırpılır. Yumurta eklenir. Daha sonra elenmiş un, k.tozu ve vanilya eklenip çırpılır ve en son fındıklar eklenir. Yağlanmış kalıba dökülüp, 175 derece fırında 40-45 dakika pişirilir. Ertesi güne daha güzel oluyor.
Bu kek: Fikrişe,Renklere ve Çiçeklibahçeye gitsin.
Fırında Kabak
Malzeme: 1 kg. kabak
1 büyük soğan
1 demet dere otu
7-8 diş sarmısak
2-3 domates
tuz, karabiber,nane, zeytinyağı
Kabakların kabuklarını kazıyın. Sonra küp küp doğrayın. Derin bir kaba koyun. Üzerine soğanları iri iri doğrayın. Dere otunu kıyın. Domateslerin kabuklarını soyup küp küp doğrayın. Sarmısakları soyup, ikiye bölüp ekleyin. Tuz, karabiber, nane ve bir çay bardağı kadar zeytinyağını ekleyip güzelce harmanlayın. Yağlanmış borcama dökün. Kabak kendi su saldığından 1 çay bardağı kadar su da ekleyip 200 derece fırında kabaklar yumuşayana kadar pişirin. (yaklaşık 45 dakika) Bu arada fırına vermeden önce borcamın üzerini alüminyum folyo ile kaplayın. Kabaklar yumuşayınca folyoyu alıp, kabakların üzeri kızarana kadar 10-15 dakika daha pişirin ve fırından çıkarıp soğumaya bırakın. Bu yemeği sıcak, ılık, soğuk her türlü yiyebilirsiniz. Ayrıca sade yiyebileceğiniz gibi üzerine sarmısaklı yoğurt döküp de yiyebilirsiniz.
Bu yemek te Mutfak Camı Burcu'ya, Asortik Krep'e ve Sümüklüböceğe gitsin.
Fırında Hamsi
Malzeme: 1 kg. hamsi(aslında sardalya da olabilir)
Yarım demet maydanoz
Yarım paket galeta unu
Bir kaç parça margarin
Balıklar fileto şeklinde ayıklanır, yani başları, kuyrukları ve kılçıkları çıkarılır, yıkanır. Maydanoz ve galeta unu birlikte robottan geçirilir. Balıklar ile bu yeşil unumsu karışım güzelce karıştırılır. Borcam yağlanır, Balıklar düzgün bir şekilde içine sıralanır. Enson kalan galeta karışımı üzerlerine dökülür. En üste fındık büyüklüğünde bir kaç parça margarin konur. 150 derecede en fazla yarım saatte pişiyor. Yalnız yanına bira zorunlu , ona göre:))
Bu hamsi de Pınar'a, Kurunane'ye ve Annelog'a gitsin.
Gelelim diğer sorulara;
1.1 Daha önce yaşadığınız 3 şehir
İzmir:Doğduğum büyüdüğüm ve 1 yıl dışında hiç ayrılmadığım şehir. Umarım burada da ölürüm
İstanbul: İlk yıl ünüversiteyi kazanıp gittiğim, 1 öğrenim yılı boyunca kaldığım sonunda yapamayıp döndüğüm yer. Yok, ben almayayım kalsın. Çok güzel olabilir ama çok yorucu.
Aslında başka uzun süreli yaşadığım bir yer yok. Eşim askerdi ve oğlum doğmuştu. Oğlum 1,5 aylıkken yanına Malatya'ya gidip 1,5 ay orada kalmıştık. Sonra da
tezkeresini almıştı ve birlikte İzmir'e dönmüştük. Sayılır mı ki bu şimdi?
1.2 Tatil için gittiğiniz, gördüğünüz ve önermek istediğiniz 3 yer
Çeşme:Yalnızca yazlık orada diye değil, yazlığımız olmadan önce de gittiğimiz yer. Bekarken Bodrum iyi olabilir ama çocukla olunca daha düzenli yerler iyi oluyor. O yüzden Çeşme'yi kesinlikle öneririm.
Rodos: Sahilleri aynı Didim- Altınkum'a benzeyen bir yer. Belki ilk yurtdışı seyahatim olduğundan bayılmıştım. Yazın gitmenizi öneririm.
Prag: Kesinlikle ilkbaharda gidilmesi, nehir turu atılması, geceleri sokakları
arşınlanması gereken, tarih dolu müthiş bir yer.
1.3 Yaşamak istediğiniz (görmediğiniz olur) 3 şehir
İzmir: Zaten oradayım, şükürler olsun.
Diğer seçenekleri ben yaşamaktan ziyade gezmek olarak yorumluyorum ve diğer 2 şehir olarak Roma ve New York diyorum.
2.1 Şu an ki mesleğiniz nedir?
Emekli, çok komik. Böyle meslek mi olur, di mi? Aslında bankacıydım. Çok sevdim,hala seviyorum. Özellikle ihracat bölümünü. Kolay değil, 20 yıl. İnsanın kanına işliyor. Belki bunda genellikle iyi insanlarla çalışmamın da etkisi olmuştur.
2.2 Dünyaya yeniden gelseydiniz , hangi mesleği yapmak isterdiniz?
Yine bankacı olabilirim. Ya da İngilizceyi kullanabileceğim her iş. Ama rehberlik
falan değilde, mesela spontane tercümanlık, heyetlere çevirmenlik gibi.
2.3 Kesinlikle ben yapamazdım dediğiniz meslek nedir?
Öncelikle cerrahlık. Kan tutmaz beni ama iyilik için bile olsa kesemem kimseyi.Bir de ticaret. Biz alışmışız ay başında belli bir para almaya. Belirsizlik beni mahfeder. Bir de çek ertelet, Alininkini Veliye, Velininkini Aliye, aaaa bana gelmez böyle katakulliler.
3.1 Yaşam felsefenizi oluşturan sözlerden biri
Biraz kaba olacak ama " Kurda sormuşlar ensen niye kalın, kendi işimi kendim görürüm de ondan " demiş. Ama burdan şu sonucu çıkarmayın;Kimseye de yardım etmez. Asla. Kim isterse hemen koşarım. Ama huy işte, ben birilerinden bir şey istemeyi sevmiyorum. Sonuna kadar her şeyi kendim halletmeye çalışırım.
3.2 Bir kitaptan alınan çok sevdiğiniz bir cümle veya paragraf veya bölüm
"İntihar etmeyeceksek içelim bari!"
En sevdiğim yazarlardan biri olan Adalet Ağaoğlu'nun "Bir Düğün Gecesi" romanının ilk cümlesi, sanırım kitapseverler arasında en fazla bilinen cümle de aynı zamanda.
3.3 Çok sevdiğiniz bir şiirin bir parçası
Orhan Veli'yi çok severim. Özellikle de o kısa şiirleri; bir değil 2 tane yazdım aşağıya
Bekliyorum,
Öyle bir havada gel ki
Vazgeçmek mümkün olmasın
Baka kalırım giden geminin ardından;
Atamam kendimi denize, dünya güzel
Serde erkeklik var, ağlayamam
Sobelediğim arkadaşlarım. 3 gün içinde sobeye cevap vermeniz lazım. Bu bir. Bu sobenin ilk şartı, bu. 3 yemek tarifi yazacaksınız. Bu iki. Yemek tariflerine isterseniz foto koyabilirsiniz(ben malum koyamıyorum). Her yemekle de 3 kişiyi, toplamda 9 kişiyi sobelemeniz lazım. Bu da üç. Hadi bakalım kolay gelsin.
Fındıklı Kek
Malzeme: 200 gr dövülmüş fındık ya da ceviz
200 gr eritilmiş margarin ya da tereyağı
200 gr un
200 gr şeker
4 yumurta
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
Önce yağ ve şeker çırpılır. Yumurta eklenir. Daha sonra elenmiş un, k.tozu ve vanilya eklenip çırpılır ve en son fındıklar eklenir. Yağlanmış kalıba dökülüp, 175 derece fırında 40-45 dakika pişirilir. Ertesi güne daha güzel oluyor.
Bu kek: Fikrişe,Renklere ve Çiçeklibahçeye gitsin.
Fırında Kabak
Malzeme: 1 kg. kabak
1 büyük soğan
1 demet dere otu
7-8 diş sarmısak
2-3 domates
tuz, karabiber,nane, zeytinyağı
Kabakların kabuklarını kazıyın. Sonra küp küp doğrayın. Derin bir kaba koyun. Üzerine soğanları iri iri doğrayın. Dere otunu kıyın. Domateslerin kabuklarını soyup küp küp doğrayın. Sarmısakları soyup, ikiye bölüp ekleyin. Tuz, karabiber, nane ve bir çay bardağı kadar zeytinyağını ekleyip güzelce harmanlayın. Yağlanmış borcama dökün. Kabak kendi su saldığından 1 çay bardağı kadar su da ekleyip 200 derece fırında kabaklar yumuşayana kadar pişirin. (yaklaşık 45 dakika) Bu arada fırına vermeden önce borcamın üzerini alüminyum folyo ile kaplayın. Kabaklar yumuşayınca folyoyu alıp, kabakların üzeri kızarana kadar 10-15 dakika daha pişirin ve fırından çıkarıp soğumaya bırakın. Bu yemeği sıcak, ılık, soğuk her türlü yiyebilirsiniz. Ayrıca sade yiyebileceğiniz gibi üzerine sarmısaklı yoğurt döküp de yiyebilirsiniz.
Bu yemek te Mutfak Camı Burcu'ya, Asortik Krep'e ve Sümüklüböceğe gitsin.
Fırında Hamsi
Malzeme: 1 kg. hamsi(aslında sardalya da olabilir)
Yarım demet maydanoz
Yarım paket galeta unu
Bir kaç parça margarin
Balıklar fileto şeklinde ayıklanır, yani başları, kuyrukları ve kılçıkları çıkarılır, yıkanır. Maydanoz ve galeta unu birlikte robottan geçirilir. Balıklar ile bu yeşil unumsu karışım güzelce karıştırılır. Borcam yağlanır, Balıklar düzgün bir şekilde içine sıralanır. Enson kalan galeta karışımı üzerlerine dökülür. En üste fındık büyüklüğünde bir kaç parça margarin konur. 150 derecede en fazla yarım saatte pişiyor. Yalnız yanına bira zorunlu , ona göre:))
Bu hamsi de Pınar'a, Kurunane'ye ve Annelog'a gitsin.
Gelelim diğer sorulara;
1.1 Daha önce yaşadığınız 3 şehir
İzmir:Doğduğum büyüdüğüm ve 1 yıl dışında hiç ayrılmadığım şehir. Umarım burada da ölürüm
İstanbul: İlk yıl ünüversiteyi kazanıp gittiğim, 1 öğrenim yılı boyunca kaldığım sonunda yapamayıp döndüğüm yer. Yok, ben almayayım kalsın. Çok güzel olabilir ama çok yorucu.
Aslında başka uzun süreli yaşadığım bir yer yok. Eşim askerdi ve oğlum doğmuştu. Oğlum 1,5 aylıkken yanına Malatya'ya gidip 1,5 ay orada kalmıştık. Sonra da
tezkeresini almıştı ve birlikte İzmir'e dönmüştük. Sayılır mı ki bu şimdi?
1.2 Tatil için gittiğiniz, gördüğünüz ve önermek istediğiniz 3 yer
Çeşme:Yalnızca yazlık orada diye değil, yazlığımız olmadan önce de gittiğimiz yer. Bekarken Bodrum iyi olabilir ama çocukla olunca daha düzenli yerler iyi oluyor. O yüzden Çeşme'yi kesinlikle öneririm.
Rodos: Sahilleri aynı Didim- Altınkum'a benzeyen bir yer. Belki ilk yurtdışı seyahatim olduğundan bayılmıştım. Yazın gitmenizi öneririm.
Prag: Kesinlikle ilkbaharda gidilmesi, nehir turu atılması, geceleri sokakları
arşınlanması gereken, tarih dolu müthiş bir yer.
1.3 Yaşamak istediğiniz (görmediğiniz olur) 3 şehir
İzmir: Zaten oradayım, şükürler olsun.
Diğer seçenekleri ben yaşamaktan ziyade gezmek olarak yorumluyorum ve diğer 2 şehir olarak Roma ve New York diyorum.
2.1 Şu an ki mesleğiniz nedir?
Emekli, çok komik. Böyle meslek mi olur, di mi? Aslında bankacıydım. Çok sevdim,hala seviyorum. Özellikle ihracat bölümünü. Kolay değil, 20 yıl. İnsanın kanına işliyor. Belki bunda genellikle iyi insanlarla çalışmamın da etkisi olmuştur.
2.2 Dünyaya yeniden gelseydiniz , hangi mesleği yapmak isterdiniz?
Yine bankacı olabilirim. Ya da İngilizceyi kullanabileceğim her iş. Ama rehberlik
falan değilde, mesela spontane tercümanlık, heyetlere çevirmenlik gibi.
2.3 Kesinlikle ben yapamazdım dediğiniz meslek nedir?
Öncelikle cerrahlık. Kan tutmaz beni ama iyilik için bile olsa kesemem kimseyi.Bir de ticaret. Biz alışmışız ay başında belli bir para almaya. Belirsizlik beni mahfeder. Bir de çek ertelet, Alininkini Veliye, Velininkini Aliye, aaaa bana gelmez böyle katakulliler.
3.1 Yaşam felsefenizi oluşturan sözlerden biri
Biraz kaba olacak ama " Kurda sormuşlar ensen niye kalın, kendi işimi kendim görürüm de ondan " demiş. Ama burdan şu sonucu çıkarmayın;Kimseye de yardım etmez. Asla. Kim isterse hemen koşarım. Ama huy işte, ben birilerinden bir şey istemeyi sevmiyorum. Sonuna kadar her şeyi kendim halletmeye çalışırım.
3.2 Bir kitaptan alınan çok sevdiğiniz bir cümle veya paragraf veya bölüm
"İntihar etmeyeceksek içelim bari!"
En sevdiğim yazarlardan biri olan Adalet Ağaoğlu'nun "Bir Düğün Gecesi" romanının ilk cümlesi, sanırım kitapseverler arasında en fazla bilinen cümle de aynı zamanda.
3.3 Çok sevdiğiniz bir şiirin bir parçası
Orhan Veli'yi çok severim. Özellikle de o kısa şiirleri; bir değil 2 tane yazdım aşağıya
Bekliyorum,
Öyle bir havada gel ki
Vazgeçmek mümkün olmasın
Baka kalırım giden geminin ardından;
Atamam kendimi denize, dünya güzel
Serde erkeklik var, ağlayamam
Sobelediğim arkadaşlarım. 3 gün içinde sobeye cevap vermeniz lazım. Bu bir. Bu sobenin ilk şartı, bu. 3 yemek tarifi yazacaksınız. Bu iki. Yemek tariflerine isterseniz foto koyabilirsiniz(ben malum koyamıyorum). Her yemekle de 3 kişiyi, toplamda 9 kişiyi sobelemeniz lazım. Bu da üç. Hadi bakalım kolay gelsin.
Salı, Nisan 10, 2007
Geçen Hafta ve Bu Hafta
Geçen hafta çarşamba günü halamlara gittim ziyarete. Perşembe günü ise emekliler toplantımız vardı. Hatay tarafındaydık. O kadar fırtına vardı ki araba vapuru bile çalışmadı. Çevre yolundan geldik. O gün çok güzel geçti. Kız kıza muhabbetin yeri ayrı. Cuma resmen ense yaptım, yayıldım evde. Cumartesi günü oğlumla biraz alışveriş yaptık. Akşamüzeri de eşimle sahilde dolaştık. Dolaşırken kuzen aradı. Kızı Ankara'dan tatil için gelmiş(Bilkent'te paskalya tatili varmış) Bu akşam yemeğe bize gelin dedi ama dediği saat 7,30. Ben saat 6 gibi yumurtalı ekmek yapmıştım. Yanında yumuşacık, yağlı beyaz peynir, ayva reçeli ve çay eşliğinde götürmüştük. Gıgığımıza kadar doluyuz zaten ama maksat birarada olmak. O gece yine 10 kişiydik. Üstelik gelemeyen bir kuzen grubu daha vardı.Ben yalnızca yeşilliklerden oluşan bir tabak ve 1 kadeh kırmızı şarap aldım. Yok, gitmiyo çünkü. Ertesi gün de eşim annelerini yazlığa götürürken oğlumla ben de gideriz diyorduk. Ama ay akşamdan doğdu gene ve oğlumun her pazar sabahı 9'da olan kursu öğretmeninin ricası nedeni ile öğlen 2.30'a kaydı. Yani tam günü ortadan bölüyor. Biz gidemedik. hava da nasıl güzel. Hem azıcık erik de yerdik. Gerçi henüz çok küçükler, annem yemeyin safra o diye çocukken bize kızardı. Ama annem görmeden bir kaç tane yerdim canım:))
Dün haftabaşı, ilaç yazdırmaya doktora gitmiştim. Biraz laflarken "sen 45 yaşındasın ve hiç mamografi çektirmemişsin, hemen gitmen lazım"dedi. Haydaaa, nerden çıktı şimdi bu. Gerçi annemin halası meme kanserinden ölmüş ama bu dediğim 1950'ler falan. Ben de ne doktora gitmeyi ne de kendimi bu kadar (affedersiniz) kurcalatmayı sevmem. Aradıkça bulunuyor çünkü. Tövbe tövbe, başıma bir de mamografi işi çıktı şimdi. Tamam, cahil değilim, gerekliliğini biliyorum ama bünye reddediyor işte. Neyse, gitçez sonuçta da bi daha artık 50'de falan giderim herhalde. Sevmiyorum böyle işleri. Allah doktorlara ne muhtaç etsin, ne de başımızdan eksik etsin. Ben artık son noktaya gelmeden doktora gitmeyi sevmem. Mecburiyetten bir tansiyon ilacı kullanıyorum o kadar. Kullandığım en ağır ilaç aspirindir. Her derde deva:)) O da hastaysam, ağrım falan varsa. Yoksa onu da öyle düzenli içmiyorum. Ay, hep hastalık, tam emekli muhabbeti oldu. Ordan çıktım kafayı dağıtmak için markete girdim. Yazlığa fenerler, rüzgar çanı(eskisi rüzgardan parçalandı) , mum ve şamdanlar aldım. Oradan da anneme geçtim. Hiç mamografi işini söylemedim. Çünkü evham eder,"ne oldu, bir şeyden mi kuşkulandı ki çektirtiyor" diye ahret soruları sorup, kendi kendini perişan eder.
Bugünse temizlik var. Perşembe günü bir arkadaşla buluşup önce biraz birşeyler yiyip oradan "söz ve müzik" filmine gitmeyi düşünüyoruz. Hem romantik, hem komedi. Tam kafa dağıtmak için. İşte hafta bitti bile sayılır. Zaman mı hızlı geçiyor,biz mi hızlı yaşıyoruz, çözemedim gitti.
Dün haftabaşı, ilaç yazdırmaya doktora gitmiştim. Biraz laflarken "sen 45 yaşındasın ve hiç mamografi çektirmemişsin, hemen gitmen lazım"dedi. Haydaaa, nerden çıktı şimdi bu. Gerçi annemin halası meme kanserinden ölmüş ama bu dediğim 1950'ler falan. Ben de ne doktora gitmeyi ne de kendimi bu kadar (affedersiniz) kurcalatmayı sevmem. Aradıkça bulunuyor çünkü. Tövbe tövbe, başıma bir de mamografi işi çıktı şimdi. Tamam, cahil değilim, gerekliliğini biliyorum ama bünye reddediyor işte. Neyse, gitçez sonuçta da bi daha artık 50'de falan giderim herhalde. Sevmiyorum böyle işleri. Allah doktorlara ne muhtaç etsin, ne de başımızdan eksik etsin. Ben artık son noktaya gelmeden doktora gitmeyi sevmem. Mecburiyetten bir tansiyon ilacı kullanıyorum o kadar. Kullandığım en ağır ilaç aspirindir. Her derde deva:)) O da hastaysam, ağrım falan varsa. Yoksa onu da öyle düzenli içmiyorum. Ay, hep hastalık, tam emekli muhabbeti oldu. Ordan çıktım kafayı dağıtmak için markete girdim. Yazlığa fenerler, rüzgar çanı(eskisi rüzgardan parçalandı) , mum ve şamdanlar aldım. Oradan da anneme geçtim. Hiç mamografi işini söylemedim. Çünkü evham eder,"ne oldu, bir şeyden mi kuşkulandı ki çektirtiyor" diye ahret soruları sorup, kendi kendini perişan eder.
Bugünse temizlik var. Perşembe günü bir arkadaşla buluşup önce biraz birşeyler yiyip oradan "söz ve müzik" filmine gitmeyi düşünüyoruz. Hem romantik, hem komedi. Tam kafa dağıtmak için. İşte hafta bitti bile sayılır. Zaman mı hızlı geçiyor,biz mi hızlı yaşıyoruz, çözemedim gitti.
Cuma, Nisan 06, 2007
Pazartesi, Nisan 02, 2007
Kültür Böceği
Geçen hafta kültür böceği Çenebaz şeklindeydim. Gerçi buna en büyük katkıyı sağlayan gençturksel'den allah razı olsun. Biz 2 emekli arkadaş önce pazartesi günü "Mutluluk " filmine, perşembe günü de " Mavi Gözlü Dev" filmine gittik. İlkini çok beğenirken, 2.si için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Mutluluk'ta hem oyuncular, hem konu hem de görüntüler güzeldi.Ha, bu arada ben sinema eleştirmeni filan değilim. Tamamen kişisel görüşlerim. Ama diğer film bir kere çok durağan, ilerlemek bilmiyor. Belki ben de çok yüksek beklentilerle gittim, onun da etkisi var mı bilmiyorum ama dediğim gibi sıkıcı bir film. Üstelik Nazım Hikmet'in şair ve politik kişiliği dururken en kötü yanı olan aşk hayatını anlatmakla hata etmişler. Bence çok da kabul edilebilir şeyler değil yaşadıkları. Piraye ile evliyken halasının kızı Münevver'in ona aşkını itiraf etmesi ile hop ona döndü. Üstelik o kadın da evli ve 1 çocuğu var. Piraye soğukmuş falan filan. İyi de tam da 2. Dünya savaşı nedeni ile Türkiye'nin yokluklarla boğuştuğu bir dönemde, doğru dürüst bir geliri olmayan kadın 2 çocuğunu yetiştirmeye, hapisteki eşine yardım etmeye çalışıyor. Üstelik eşinin politik görüşleri nedeni ile polis tarafından sürekli taciz ediliyorlar. O kadının 2 yanını görecek durumu hali mi var, aşk şöyle dursun. Velhasıl filmde Nazım Hikmet'e kızdım bile diyebilirim. (Evli kadın sendromu). Neyse siz yine de gerçek eleştirmenleri okumadan buradan fikir sahibi olmaya çalışmayın. Ya da en iyisi görüp kendiniz karar verin.
Onun dışında Salı günü malum oğluşumun doğumgünü idi. Akşam birlikte dışarıda bir şeyler yedik. Perşembe günü de babaannesi çağırdı. Tüm akrabalar oradaydık. Birlikte yemek yedik. Sonra da oğlum pastasını kesti. Babası oğluma Adidas'tan eşofman takım ve birkaç tişört aldı. Ben i-pod aldım. Genelde diğerleri para verip , sen ne istersen al dediler. O, bu durumdan memnun. Çünkü bilgisayarına bir şeyler almak istiyormuş.
Cumartesi günü biraz market alışverişi yaptık. Sonra oradan pizza almış eve dönerken eşimin kuzenine uğrayalım dedik. Saat 4 gibi falandı birlikte pizzaları yedik. Sonra gitmeyin, akşam da beraber olalım deyince onlarda kaldık. Akşam da muhabbet içinde yedik,içtik. Pazar günü ise güneşli ama serin bir hava vardı. Biraz sahilde dolaştık. Sonra bir cafeye oturup bira-patates yaptık. Dönüşte ben biraz ütü faslına giriştim ama bu kez az ütüledim. Yarın kadın temizlik yaparken ben de ütü yaparım diye düşündüm.
Bugün anneme gidicem birazdan. Ama sabahtan yemek yaptım, oğluma ıslak keke yaptım, bir de puding karıştırdım. Dün akşam bizimkiler abur cubur bir şeyler aradılar ama pek bir şey yoktu evde, ben de vicdan yaptım. Bugün sabahtan hazır ettim hepsini. Akşam dönerken biraz da çerez alırım, beylerin keyfi yerine gelsin.
İşte böyle. Hadi herkese iyi haftalar olsun.
Onun dışında Salı günü malum oğluşumun doğumgünü idi. Akşam birlikte dışarıda bir şeyler yedik. Perşembe günü de babaannesi çağırdı. Tüm akrabalar oradaydık. Birlikte yemek yedik. Sonra da oğlum pastasını kesti. Babası oğluma Adidas'tan eşofman takım ve birkaç tişört aldı. Ben i-pod aldım. Genelde diğerleri para verip , sen ne istersen al dediler. O, bu durumdan memnun. Çünkü bilgisayarına bir şeyler almak istiyormuş.
Cumartesi günü biraz market alışverişi yaptık. Sonra oradan pizza almış eve dönerken eşimin kuzenine uğrayalım dedik. Saat 4 gibi falandı birlikte pizzaları yedik. Sonra gitmeyin, akşam da beraber olalım deyince onlarda kaldık. Akşam da muhabbet içinde yedik,içtik. Pazar günü ise güneşli ama serin bir hava vardı. Biraz sahilde dolaştık. Sonra bir cafeye oturup bira-patates yaptık. Dönüşte ben biraz ütü faslına giriştim ama bu kez az ütüledim. Yarın kadın temizlik yaparken ben de ütü yaparım diye düşündüm.
Bugün anneme gidicem birazdan. Ama sabahtan yemek yaptım, oğluma ıslak keke yaptım, bir de puding karıştırdım. Dün akşam bizimkiler abur cubur bir şeyler aradılar ama pek bir şey yoktu evde, ben de vicdan yaptım. Bugün sabahtan hazır ettim hepsini. Akşam dönerken biraz da çerez alırım, beylerin keyfi yerine gelsin.
İşte böyle. Hadi herkese iyi haftalar olsun.
Cuma, Mart 30, 2007
Salı, Mart 27, 2007
Oğluşuma
Bugün canımın içinin, bi tanemin, dünyamın, yaşama amacımın, karakuzumun yaşgünü. 16 bitiyor, 17 oluyor. Artık delikanlı yani. Nasıl geçti Tanrım bu yıllar, ne bu hız? Daha dün kucağımda değil miydi? İlk aşısını olurken iğneye ne olduğunu anlamadan bakan, iğne vurulduktan sonra da yaygarayı koparan o tombik yanaklı oğlan ne zaman 17 oldu? Seneye 18 mi olacak? Reşit olacak, ehliyet alabilecek, oy kullanabilecek yani. Oysa doğduğunda etraftaki 1-2 yaşındaki çocuklara bakıp ne zaman bu kadar büyüyecek diye hayal kuran ben değil miydim?
Sabah onu öpe koklaya (aslında diğer sabahlar da pek farklı olmuyor ya) uyandırdım. Sonra ona doğum hikayesini anlattım. Gülerek dinledi. Oysa benim gözlerim dolu dolu idi. Ama sevinçtendi onlar. Zaten o hiç üzülmesin, hep gülsün istiyorum. Tanrım ne olur bana onun acısını gösterme. Yaşamı boyunca hayatı su gibi gitsin. Kötülerle, engellerle karşılaşmasın. Sağlıklı olsun, şanslı olsun, bahtı açık olsun. Kadir kıymet bilenlere düşsün. Üzmesin, üzülmesin. Tanrım onu kötülüklerden koru. Hep iyilik yapsın, iyilik bulsun.
Ne diyeyim daha, bilmiyorum.
Canım oğlum, seni çok seviyorum. İyi ki seni doğurdum, iyi ki sen benim oğlumsun. Bi tanem, birlikte daha nice yıllara
Sabah onu öpe koklaya (aslında diğer sabahlar da pek farklı olmuyor ya) uyandırdım. Sonra ona doğum hikayesini anlattım. Gülerek dinledi. Oysa benim gözlerim dolu dolu idi. Ama sevinçtendi onlar. Zaten o hiç üzülmesin, hep gülsün istiyorum. Tanrım ne olur bana onun acısını gösterme. Yaşamı boyunca hayatı su gibi gitsin. Kötülerle, engellerle karşılaşmasın. Sağlıklı olsun, şanslı olsun, bahtı açık olsun. Kadir kıymet bilenlere düşsün. Üzmesin, üzülmesin. Tanrım onu kötülüklerden koru. Hep iyilik yapsın, iyilik bulsun.
Ne diyeyim daha, bilmiyorum.
Canım oğlum, seni çok seviyorum. İyi ki seni doğurdum, iyi ki sen benim oğlumsun. Bi tanem, birlikte daha nice yıllara
Perşembe, Mart 22, 2007
Yine ben
Ay, hızımı alamadım, bir post daha attırıvereyim bugün dedim. Öncelikle o ÖSS başvuru formunu buldum. Bazen kafam sonradan çalışır. Okula gitmeden önce telefonla sorayım dedim. Oğlumun okulunda kalmamış ama başka bir okul adı verdiler. Orada olabilirmiş. Oraya da tel. ettim, varmış. Önce otobüse, sonra dolmuşa binip gittim. Formu alıp anneme bıraktım. Çocuk da (biz ona delikanlı diyelim artık) annemden gelip alıcak. İnşallah sınava da böyle gevşek hazırlanmıyordur. Şansı bol olsun.
Dışarıda hava çok kapalıydı. Yağmur çisil çisil yağıyordu(ki hala yağıyor) . Yürüdüğüm anlarda özellikle şemsiyemi açmadım ki azıcık ıslanayım dedim. Herşeyi zamanında yaşamak lazım herhalde. Bu yıl doğru dürüst kış, yağmur görmediğimizden, ben bile yağmuru özlemişim. Göztepe, Konak tarafı görünmüyordu pustan. Çok hoşuma gitti. E kurt dumanlı havayı severmiş te benden de ne kurt olur ya. Ben yalnız eşime:) dişlerimi gösteririm. Eh, o kadar da olucak di mi? Bunlar evliliğin tuzu biberiymiş. Ama bizim tuz acuh fazla kaçıyo arada. Neyse bu konulara girmeyelim.
Ben böyle hep havadan sudan yazıyorum ya. Aslında biliyorum, çok daha önemli sorunlarımız var; ama RTE'nin cumhurbaşkanı seçilme olasılığı ve ardından gelebilecek felaketler, kendilerini 2. sınıf vatandaş yapmak isteyen bir düzeni savunan sıkmabaş genç kızlarımız, Atatürk'ümün kemiklerini sızlatan uygulamalar, bizi bir yüzyıl geriye götürecek işler, eften püften şeyleri bile diyanete danışan insanlarımız, doğuda yaşananlar, küresel ısınma, çocuklarımıza yaşanabilecek bir dünya bırakabilecek miyiz kaygıları gibi konularda yazmak istemiyorum. Ben bu tür şeyleri çevremdekilerle, konuşarak paylaşmayı seviyorum. Burası benim için bir günlük, yani gün içinde yaşadıklarımı, yaptıklarımı yazdığım bir yer. Bu tür konulara burada girmek istemiyorum. Ha, neden mi yazdım bunları? Bilmem, canım öyle istedi. Bu da böyle bir post olsun dedim.
Dışarıda hava çok kapalıydı. Yağmur çisil çisil yağıyordu(ki hala yağıyor) . Yürüdüğüm anlarda özellikle şemsiyemi açmadım ki azıcık ıslanayım dedim. Herşeyi zamanında yaşamak lazım herhalde. Bu yıl doğru dürüst kış, yağmur görmediğimizden, ben bile yağmuru özlemişim. Göztepe, Konak tarafı görünmüyordu pustan. Çok hoşuma gitti. E kurt dumanlı havayı severmiş te benden de ne kurt olur ya. Ben yalnız eşime:) dişlerimi gösteririm. Eh, o kadar da olucak di mi? Bunlar evliliğin tuzu biberiymiş. Ama bizim tuz acuh fazla kaçıyo arada. Neyse bu konulara girmeyelim.
Ben böyle hep havadan sudan yazıyorum ya. Aslında biliyorum, çok daha önemli sorunlarımız var; ama RTE'nin cumhurbaşkanı seçilme olasılığı ve ardından gelebilecek felaketler, kendilerini 2. sınıf vatandaş yapmak isteyen bir düzeni savunan sıkmabaş genç kızlarımız, Atatürk'ümün kemiklerini sızlatan uygulamalar, bizi bir yüzyıl geriye götürecek işler, eften püften şeyleri bile diyanete danışan insanlarımız, doğuda yaşananlar, küresel ısınma, çocuklarımıza yaşanabilecek bir dünya bırakabilecek miyiz kaygıları gibi konularda yazmak istemiyorum. Ben bu tür şeyleri çevremdekilerle, konuşarak paylaşmayı seviyorum. Burası benim için bir günlük, yani gün içinde yaşadıklarımı, yaptıklarımı yazdığım bir yer. Bu tür konulara burada girmek istemiyorum. Ha, neden mi yazdım bunları? Bilmem, canım öyle istedi. Bu da böyle bir post olsun dedim.
Türkçemiz
Bu sabah yağmur var İzmir'de. Azıcık yağsın ya. Yoksa bütün yaz susuzluktan leş gibi olucaz valla. Dün arkadaşlar bana gelicekti. O yüzden salıdan beri ayaklarım ardıma vuruyor. Salı günü temizlikten sonra market alışverişine gittim. Akşam zeytinyağlı enginar, tatlı olarak limonlu pelte yaptım. Dün ise sabahtan yoğurtlu kabak ve kereviz salatalarını yaptım. Pirincimi ıslattım. Ana yemek olarak Mutfak Robotunun daha önce de denediğim patatesli tavuğunu yaptım. Tabi etrafı topla falan derken zaman hızla geçti ve saat 12'de kızlar geldi. Bu arada onlara bir de sürpriz yaptım. Gelen kızlardan birinin eşi halen bizim bankada çalışıyor , şubesi bana çok yakın ve gelen herkesin de çok eski arkadaşı. Eşinin bile haberi yoktu, kocasını karşısında görünce o da şaşırdı. Saat 12.30 da o da öğle tatilinden istifade geldi. Kakara kikiri yemek yedik, kahveden sonra o gitti. Biz kızlar kaldığımız yerden muhabbete devam ettik. Güzel bir gündü.
Bugün de oğlumun okuluna gidip ÖSS başvuru formu kalmış mı sorucam. Bir tanıdığın oğlunun formunun başına bir kaza gelmiş, şimdi acilen yenisini alıp doldurmaları gerekiyor. Umarım vardır ama onlar dün Balçova tarafındaki tüm liselere bakmışlar, bulamamışlar. Yarın da son gün. Boşu boşuna bir senesi gidecek. Biz bu durumlara ulukluk deriz. Herkesin başına gelebilir ama bu kadar hayati bir şeye de biraz özen göstermek gerekir. Neyse, büyük konuşmamak lazım, hayatta insanın başına herşey gelebiliyor.
Dün duyduğum bir deyim çok hoşuma gitti, sizlerle de paylaşmak istedim. Belki sizler duymuşsunuzdur da ben ilk kez duydum. Hani bazen eşiniz ya da evladınız gecikir de merak edersiniz ya. O durumlar için" anamın aklına gelen değil, eşimin aklına gel başıma gelsin" denirmiş. Çünkü bir kadın eşi gecikince hemen zamparalık yapıyordur der. Oysa analar hemen acaba başına bir şey mi geldi, kaza mı oldu diye kötü şeyler düşünür. Bir de halamdan duyduğum " Ha dediği yere han yapmış "lafı çok hoşuma gitti. Özellikle benim gibi tek çocuğu olup, onun her isteğini hemen yerine getirenler için çok hoş bir laf. Türkçemiz ne kadar zengin. Çok fazla deyim var ve ben bunları kullanmayı çok seviyorum. Ha, bu arada Türkçemiz demişken şu Gülşen'in "Şahane" şarkısındaki şahane kelimesini telaffuzuna kıl oluyorum. İlk heceyi kısa okuyup ikinci heceyi uzatıyor. Halbuki her iki hecenin de uzun okunması lazım. Ve eminim onu duyan birçok insan bu kelimeyi yanlış telaffuz edecekler. Bir de gardolap(gardrop), fortmanto(portmanto) gibi yanlış kelimelere de dayanamıyorum. Emin olmadığımız yerde tdk.org.tr sitesine girip bakabiliriz. Ayrıca aynı siteye
e-posta adresini bildirirseniz size her gün 2 kelime gönderiliyor. Öneririm.
Bugün de oğlumun okuluna gidip ÖSS başvuru formu kalmış mı sorucam. Bir tanıdığın oğlunun formunun başına bir kaza gelmiş, şimdi acilen yenisini alıp doldurmaları gerekiyor. Umarım vardır ama onlar dün Balçova tarafındaki tüm liselere bakmışlar, bulamamışlar. Yarın da son gün. Boşu boşuna bir senesi gidecek. Biz bu durumlara ulukluk deriz. Herkesin başına gelebilir ama bu kadar hayati bir şeye de biraz özen göstermek gerekir. Neyse, büyük konuşmamak lazım, hayatta insanın başına herşey gelebiliyor.
Dün duyduğum bir deyim çok hoşuma gitti, sizlerle de paylaşmak istedim. Belki sizler duymuşsunuzdur da ben ilk kez duydum. Hani bazen eşiniz ya da evladınız gecikir de merak edersiniz ya. O durumlar için" anamın aklına gelen değil, eşimin aklına gel başıma gelsin" denirmiş. Çünkü bir kadın eşi gecikince hemen zamparalık yapıyordur der. Oysa analar hemen acaba başına bir şey mi geldi, kaza mı oldu diye kötü şeyler düşünür. Bir de halamdan duyduğum " Ha dediği yere han yapmış "lafı çok hoşuma gitti. Özellikle benim gibi tek çocuğu olup, onun her isteğini hemen yerine getirenler için çok hoş bir laf. Türkçemiz ne kadar zengin. Çok fazla deyim var ve ben bunları kullanmayı çok seviyorum. Ha, bu arada Türkçemiz demişken şu Gülşen'in "Şahane" şarkısındaki şahane kelimesini telaffuzuna kıl oluyorum. İlk heceyi kısa okuyup ikinci heceyi uzatıyor. Halbuki her iki hecenin de uzun okunması lazım. Ve eminim onu duyan birçok insan bu kelimeyi yanlış telaffuz edecekler. Bir de gardolap(gardrop), fortmanto(portmanto) gibi yanlış kelimelere de dayanamıyorum. Emin olmadığımız yerde tdk.org.tr sitesine girip bakabiliriz. Ayrıca aynı siteye
e-posta adresini bildirirseniz size her gün 2 kelime gönderiliyor. Öneririm.
Perşembe, Mart 15, 2007
Daldan Dala
Günler güzel geçiyor bu aralar. Dün yıllık iznine ayrılmış bir arkadaşımla buluştuk. O benden 2 yıl sonra falan bankaya girmişti ama yeni çıkan kanun onun emekliliğine 6-7 yıl kadar ekledi. O yüzden ben emekliyim, o ise hala çalışıyor. Biraz uzak bir şubede de olduğundan çok fazla gidemiyorum ona. Neyse dün Ege Park'a gittik. Çaylarımızı , kahvelerimizi içtik, güzelce sohbet ettik. Daha çok oğlanlardan konuştuk. Onunki bu yıl OKS sınavına giriyor. Kazanırsa ve kazanamazsa olarak farklı senaryolar yazdık. Devlet okulu mu, kolej mi derken biraz da kitaplar ve müzik, zamanın nasıl geçtiğini anlamadık. 13.30 gibi buluştuk. 17'de zor ayrıldık. Yaz izinlerinde pek görüşemiyoruz. Haklı olarak onlar tatile gidiyor, falan filan. Yani dün çok iyi geldi.
Pazartesi günü her zamanki gibi anneme gitmiştim. Hem ziyaret, hem ticaret oldu. Nohut götürmüştüm, düdüklüde haşladık. Benim düdüklüm yok. Büyük söylemeyeyim ama her halde hiçbir zaman da olmayacak. Zaten mutfağıma sokmayacağım 3 adet ürün var;
1) Düdüklü tencere: Çocukluktan kalma bir korku. Sadece duyduklarımdan dolayı, yoksa öyle düdüklü faciası falan yaşamadık ama hep o patlayan düdüklü tencere hikayelerinden dolayı alamıyorum. Alsam da kullanamayacağım biliyorum.
2) Fritöz: Tamamen sağlıksal nedenlerle. Aynı yanmış yağı defalarca kullanmamak için. Zaten kızartma bizde çok fazla yapılan bir şey de değil. Eşim yemez. Bu durumda almak akıl karı değil.
3) Mikrodalga: Bu da sağlıksal nedenlerle almadığım bir şey. Işınların kanser yapıcı etkisi olabileceği gerekçesiyle bunu da almıyorum. Belki zaman kazandırıyor ama ömrü kısaltınca kazanılan zaman neye yarar.
"Soydur çeker, .oktur kokar "demişler. Ben de biraz anneme çekmişim bu konularda. Onun da bazı önyargıları vardır (ilaç kullanmayla ilgili) ve asla kıramazsınız bunları. Benimkiler de bunlar. Ya da bazıları diyelim. Düşünsem mutlaka vardır daha bir sürü gıcıklıklarım .
Bu hafta Salı günü kadın gelmedi temizliğe. Bugün gelicek. Dün de arkadaşımla buluşmadan önce Bostanlı pazarına gittim. Mevsimi diye yine enginar aldım. Kayınvalidem de dondurulmuş içbakla vermişti. Bugün ikisini birlikte pişiricem. Tabi gitmişken diğer yeşilliklerden de aldım. Patates, soğan gibi şeyleri taaa pazardan eve taşımak zor geliyor. Onları yakındaki marketten alıyorum. O yüzden benim pazar alışverişim genelde yeşil sebze-meyve ağırlıklı oluyor. Hem elimde de çok fazla yük olmamış oluyor.
Burada hava çok soğuk. Nasıl sert bir rüzgar var anlatamam. İnsanın yüzünü bıçak gibi kesiyor. Mart kapıdan baktıracak yani. Allah vere hasta olmayalım da bahar bahar. Zaten haftasonuna doğru buralar tekrardan ısınmaya başlıyormuş. Sözde bu sene kış olmadı dedik gene de 750 litre mazot yakmışız. Bi de kış olsaydı ne olacaktı bilmiyorum. Hala şu doğal gaz da gelmedi. Bizim karşı sokağımızda var, bizde yok. Üstelik hiçbir çalışma da yok. Belediye ile doğal gaz şirketi arasında anlaşmazlık varmış diyorlar. Bari önümüzdeki yıla yetiştirseler. Yoksa ben kışın her ay emekli maaşının tamamını mazotçuya havale edicem.
Bu da böyle bir post oldu. Daldan dala, daldan dala
Pazartesi günü her zamanki gibi anneme gitmiştim. Hem ziyaret, hem ticaret oldu. Nohut götürmüştüm, düdüklüde haşladık. Benim düdüklüm yok. Büyük söylemeyeyim ama her halde hiçbir zaman da olmayacak. Zaten mutfağıma sokmayacağım 3 adet ürün var;
1) Düdüklü tencere: Çocukluktan kalma bir korku. Sadece duyduklarımdan dolayı, yoksa öyle düdüklü faciası falan yaşamadık ama hep o patlayan düdüklü tencere hikayelerinden dolayı alamıyorum. Alsam da kullanamayacağım biliyorum.
2) Fritöz: Tamamen sağlıksal nedenlerle. Aynı yanmış yağı defalarca kullanmamak için. Zaten kızartma bizde çok fazla yapılan bir şey de değil. Eşim yemez. Bu durumda almak akıl karı değil.
3) Mikrodalga: Bu da sağlıksal nedenlerle almadığım bir şey. Işınların kanser yapıcı etkisi olabileceği gerekçesiyle bunu da almıyorum. Belki zaman kazandırıyor ama ömrü kısaltınca kazanılan zaman neye yarar.
"Soydur çeker, .oktur kokar "demişler. Ben de biraz anneme çekmişim bu konularda. Onun da bazı önyargıları vardır (ilaç kullanmayla ilgili) ve asla kıramazsınız bunları. Benimkiler de bunlar. Ya da bazıları diyelim. Düşünsem mutlaka vardır daha bir sürü gıcıklıklarım .
Bu hafta Salı günü kadın gelmedi temizliğe. Bugün gelicek. Dün de arkadaşımla buluşmadan önce Bostanlı pazarına gittim. Mevsimi diye yine enginar aldım. Kayınvalidem de dondurulmuş içbakla vermişti. Bugün ikisini birlikte pişiricem. Tabi gitmişken diğer yeşilliklerden de aldım. Patates, soğan gibi şeyleri taaa pazardan eve taşımak zor geliyor. Onları yakındaki marketten alıyorum. O yüzden benim pazar alışverişim genelde yeşil sebze-meyve ağırlıklı oluyor. Hem elimde de çok fazla yük olmamış oluyor.
Burada hava çok soğuk. Nasıl sert bir rüzgar var anlatamam. İnsanın yüzünü bıçak gibi kesiyor. Mart kapıdan baktıracak yani. Allah vere hasta olmayalım da bahar bahar. Zaten haftasonuna doğru buralar tekrardan ısınmaya başlıyormuş. Sözde bu sene kış olmadı dedik gene de 750 litre mazot yakmışız. Bi de kış olsaydı ne olacaktı bilmiyorum. Hala şu doğal gaz da gelmedi. Bizim karşı sokağımızda var, bizde yok. Üstelik hiçbir çalışma da yok. Belediye ile doğal gaz şirketi arasında anlaşmazlık varmış diyorlar. Bari önümüzdeki yıla yetiştirseler. Yoksa ben kışın her ay emekli maaşının tamamını mazotçuya havale edicem.
Bu da böyle bir post oldu. Daldan dala, daldan dala
Pazartesi, Mart 12, 2007
Sobe
Sobe sobe üstüne geldi. Bakalım benim için hayattaki en önemli şeyler nelermiş?
1) Oğlum, oğlum, oğlum. Açık ara önde diğer herşeye göre. Allah acısını göstermesin.
2) Eşim, annem, babam, kardeşim, bitanecik yeğenim, teyzem ve kuzenler
3) Büyük halam ve kuzenler
4) Arkadaşlarım. Şanslıyım diye düşünüyorum. Hepsi çok uzun yıllara dayanan güzel ve sağlam dostluklarım var. Allah bizleri ayırmasın.
5) Para. Çok mu maddiyatçı göründüm? (Material girl). Maalesef onsuz olmuyor. Ama burcumun özelliği olarak biriktirmeyi değil, harcamayı seviyorum. Ben hep "Gelsin de gitsin" derim.Üstelik de yalnız kendim için değil, tüm çevrem, arkadaşlarım için de harcarım . Hediye vermek en sevdiğim şeydir.
6) Bilgisayarım.(Yoksa bu emeklilik nasıl geçerdi?) Artık onsuz bir hayat düşünemiyorum.
7) İzmir . Herhalde bu saatten sonra olmaz ama bir gün başka bir yerlerde yaşamak zorunda kalmam umarım. Seviyorum memleketimi.
8) Müzik . Özellikle yeni akım Türkçe Rockçılar çok hoşuma gidiyor. Gerçi her tür müzik içinde sevdiğim şarkılar var. Klasikten Türk Sanat Müziğine kadar. Evde her zaman müzik açıktır.
9) Kitaplarım. Yalnız okumak yetmez. Bir de mutlaka sahip olmalıyım. Mutlaka kütüphanemde olmalılar.
10) Saat. Her türü. Kol saati, duvar saati, masa saati. Zaten evde saat olmayan yer yok. Ayrıca ben de takı olarak yalnız saat sevdiğimden çeşitli saatlerim vardır. Ama onları değişik değişik takmam. Birini bir takmaya başlarım, birkaç ay gider. Hep zamanı görmek isterim.
Şimdilik aklıma gelenler bunlar.Mutlaka unuttuğum bir şeyler vardır. Sabah sabah bu kadar anımsayabiliyorum.
Gelelim alıp ta memnun kaldıklarıma;(Bu arada tabi bende foto moto yok. Artık düz yazı ile idare ediverin)
1) Sokaktaki bir tezgahtan yani işportadan aldığım bir çift siyah süet bot. Dağa, taşa, yokuşa, bayıra, yağmura, çamura rağmen o kadar dayanıklı çıktı ki. Artık ağzı burnu döndü ama. Birlikte 7. yılımız falan herhalde. Aynısından bulsam yenisini alıcam ama valla o kadar baktım bulamadım.
2) Bavul çantam. Çantalarım illa kocaman olacak ki herşeyi içine atabileyim(sonra da aradığımı bulamayıp kafayı yiyeyim)
3) Fırınım. Yalnız kek, çörek, börek değil , bizim evde et, balık, tavuk türü yemeklerin de çoğu fırında pişirildiğinden (eşim aşırı sağlık düşkünüdür, kızartma yemez) benim elim ayağım gibidir.
4) Gerçi tüm ev aletleri öyle. Kendimi elde çamaşır yıkarken düşünemiyorum. Ya da elde çalı süpürgesi fars fars diye evi süpürürken. Allah bunları bulanlardan bin kere razı olsun.
5) Su ısıtıcısı (Kettle) Zırt pırt herşeye sıcak su gerekiyor. Yemek yaparken, çay ya da bitki çayları için, bazen termofora koymak için. Çok büyük kolaylık.
6) Valla buna ne deniyor bilmiyorum ama hani küçük tepsi gibi olur ahşaptan, altında da kucağınıza koyabilmek için minderi var. Tepsinin üstünde de desenler vardır. İşte ben onu da çok kullanıyorum. Örn; sabahları tv karşısında kahvaltı ederken, akşamları koltuğa kıvrılmış bir taraftan tv bakıp diğer taraftan bulmaca çözerken filan. Çok rahat.
İsteyen herkes kendini sobelenmiş kabul etsin. Ben hepsini sobeliyorum.
1) Oğlum, oğlum, oğlum. Açık ara önde diğer herşeye göre. Allah acısını göstermesin.
2) Eşim, annem, babam, kardeşim, bitanecik yeğenim, teyzem ve kuzenler
3) Büyük halam ve kuzenler
4) Arkadaşlarım. Şanslıyım diye düşünüyorum. Hepsi çok uzun yıllara dayanan güzel ve sağlam dostluklarım var. Allah bizleri ayırmasın.
5) Para. Çok mu maddiyatçı göründüm? (Material girl). Maalesef onsuz olmuyor. Ama burcumun özelliği olarak biriktirmeyi değil, harcamayı seviyorum. Ben hep "Gelsin de gitsin" derim.Üstelik de yalnız kendim için değil, tüm çevrem, arkadaşlarım için de harcarım . Hediye vermek en sevdiğim şeydir.
6) Bilgisayarım.(Yoksa bu emeklilik nasıl geçerdi?) Artık onsuz bir hayat düşünemiyorum.
7) İzmir . Herhalde bu saatten sonra olmaz ama bir gün başka bir yerlerde yaşamak zorunda kalmam umarım. Seviyorum memleketimi.
8) Müzik . Özellikle yeni akım Türkçe Rockçılar çok hoşuma gidiyor. Gerçi her tür müzik içinde sevdiğim şarkılar var. Klasikten Türk Sanat Müziğine kadar. Evde her zaman müzik açıktır.
9) Kitaplarım. Yalnız okumak yetmez. Bir de mutlaka sahip olmalıyım. Mutlaka kütüphanemde olmalılar.
10) Saat. Her türü. Kol saati, duvar saati, masa saati. Zaten evde saat olmayan yer yok. Ayrıca ben de takı olarak yalnız saat sevdiğimden çeşitli saatlerim vardır. Ama onları değişik değişik takmam. Birini bir takmaya başlarım, birkaç ay gider. Hep zamanı görmek isterim.
Şimdilik aklıma gelenler bunlar.Mutlaka unuttuğum bir şeyler vardır. Sabah sabah bu kadar anımsayabiliyorum.
Gelelim alıp ta memnun kaldıklarıma;(Bu arada tabi bende foto moto yok. Artık düz yazı ile idare ediverin)
1) Sokaktaki bir tezgahtan yani işportadan aldığım bir çift siyah süet bot. Dağa, taşa, yokuşa, bayıra, yağmura, çamura rağmen o kadar dayanıklı çıktı ki. Artık ağzı burnu döndü ama. Birlikte 7. yılımız falan herhalde. Aynısından bulsam yenisini alıcam ama valla o kadar baktım bulamadım.
2) Bavul çantam. Çantalarım illa kocaman olacak ki herşeyi içine atabileyim(sonra da aradığımı bulamayıp kafayı yiyeyim)
3) Fırınım. Yalnız kek, çörek, börek değil , bizim evde et, balık, tavuk türü yemeklerin de çoğu fırında pişirildiğinden (eşim aşırı sağlık düşkünüdür, kızartma yemez) benim elim ayağım gibidir.
4) Gerçi tüm ev aletleri öyle. Kendimi elde çamaşır yıkarken düşünemiyorum. Ya da elde çalı süpürgesi fars fars diye evi süpürürken. Allah bunları bulanlardan bin kere razı olsun.
5) Su ısıtıcısı (Kettle) Zırt pırt herşeye sıcak su gerekiyor. Yemek yaparken, çay ya da bitki çayları için, bazen termofora koymak için. Çok büyük kolaylık.
6) Valla buna ne deniyor bilmiyorum ama hani küçük tepsi gibi olur ahşaptan, altında da kucağınıza koyabilmek için minderi var. Tepsinin üstünde de desenler vardır. İşte ben onu da çok kullanıyorum. Örn; sabahları tv karşısında kahvaltı ederken, akşamları koltuğa kıvrılmış bir taraftan tv bakıp diğer taraftan bulmaca çözerken filan. Çok rahat.
İsteyen herkes kendini sobelenmiş kabul etsin. Ben hepsini sobeliyorum.
Pazartesi, Mart 05, 2007
Değişik bir şey yok
Olağan haftasonu raporumu veriyorum;
Cumartesi günü, daha önceden sözleştiğimiz gibi bir arkadaşım ve eşimle birlikte Gaziemir tarafındaki outletlere bakmaya gittik. Hem oğluma, hem de o akşam doğumgünü olan eşimin yeğenine bir şeyler alacaktık. Oğluma spor ayakkabı aldım, yeğene de Mudo'dan bir kazak. Bu arada eşim de bir ceket beğendi, onu aldı. Fakat oğlum ayakkabının modelini beğenmedi. Neyse, o gün biz yaklaşık 3-4 saat gezmişiz. Dönüşte ben bir şeyler yiyip yattım, 1,5 saat kadar uyumuşum. Akşam da yeğenin doğumgününe gittik. Annesi muhteşem bir sofra hazırlamıştı sağolsun. Bir de herhalde o kadar yorgunluğa önüne hizmet edilince insanın hoşuna gidiyor. Yine kayınvalideler, görümcemler, teyzemiz aynı gruptuk. Muhabbet iyiydi. Dönüşte bizimkiler uyudu ama ben gündüz uyuduğumdan uyku tutmadı. Ben de kalktım, CNN Türk'te "Bir yudum insan" vardı. Nilüfer'i anlatıyordu. Nilüfer'i severim. Onu izledim. Ardından Business Channel'da "Ladies Room" diye bir film vardı. Adamın eşi ve sevgilisi aynı tuvalette karşılaşıp , önce bilmeden arkadaş oluyorlar, sonra durumu anlayıp adama karşı cephe alıyorlar. Eğlenceliydi. Onu da izledim. 2,5 gibi yattım. Sabah oğlanın kursu olduğundan yine 8 gibi kalktık. Kurs çıkışı onu alıp ayakkabıyı değiştirmek için tekrar Gaziemir'e gittik. Ayakkabı beğenemedi. Onun yerine 2 tişört, 2 spor çorabı, bir de basket şortu aldı. Bahaneyle 2 yeni yazlık tişörtü oldu. Bu durumda yine ayakkabı almak gerekiyor. Artık o da önümüzdeki haftasonuna kaldı. Oradan dönerken annemlere uğradık. Oradan da eve. Ben malum ütücü başı olarak yine haftaiçi için gerekli 10 adet gömleği ütüledim. Yemek yapacak gücüm kalmamıştı. Zaten oğlum da sevdiğinden pizza istedik. Sonra biraz buzda dans ve tumba yatak.
Yeni bir hafta yine. Havalar da çok güzel. Kendini sokağa atmak lazım. Herkese iyi haftalar.
Not:Şu an Emre Aydın'dan Git çalıyor. Bu çocuğun şarkılarını çok beğeniyorum, özellikle bangır bangır dinlemeyi.
Cumartesi günü, daha önceden sözleştiğimiz gibi bir arkadaşım ve eşimle birlikte Gaziemir tarafındaki outletlere bakmaya gittik. Hem oğluma, hem de o akşam doğumgünü olan eşimin yeğenine bir şeyler alacaktık. Oğluma spor ayakkabı aldım, yeğene de Mudo'dan bir kazak. Bu arada eşim de bir ceket beğendi, onu aldı. Fakat oğlum ayakkabının modelini beğenmedi. Neyse, o gün biz yaklaşık 3-4 saat gezmişiz. Dönüşte ben bir şeyler yiyip yattım, 1,5 saat kadar uyumuşum. Akşam da yeğenin doğumgününe gittik. Annesi muhteşem bir sofra hazırlamıştı sağolsun. Bir de herhalde o kadar yorgunluğa önüne hizmet edilince insanın hoşuna gidiyor. Yine kayınvalideler, görümcemler, teyzemiz aynı gruptuk. Muhabbet iyiydi. Dönüşte bizimkiler uyudu ama ben gündüz uyuduğumdan uyku tutmadı. Ben de kalktım, CNN Türk'te "Bir yudum insan" vardı. Nilüfer'i anlatıyordu. Nilüfer'i severim. Onu izledim. Ardından Business Channel'da "Ladies Room" diye bir film vardı. Adamın eşi ve sevgilisi aynı tuvalette karşılaşıp , önce bilmeden arkadaş oluyorlar, sonra durumu anlayıp adama karşı cephe alıyorlar. Eğlenceliydi. Onu da izledim. 2,5 gibi yattım. Sabah oğlanın kursu olduğundan yine 8 gibi kalktık. Kurs çıkışı onu alıp ayakkabıyı değiştirmek için tekrar Gaziemir'e gittik. Ayakkabı beğenemedi. Onun yerine 2 tişört, 2 spor çorabı, bir de basket şortu aldı. Bahaneyle 2 yeni yazlık tişörtü oldu. Bu durumda yine ayakkabı almak gerekiyor. Artık o da önümüzdeki haftasonuna kaldı. Oradan dönerken annemlere uğradık. Oradan da eve. Ben malum ütücü başı olarak yine haftaiçi için gerekli 10 adet gömleği ütüledim. Yemek yapacak gücüm kalmamıştı. Zaten oğlum da sevdiğinden pizza istedik. Sonra biraz buzda dans ve tumba yatak.
Yeni bir hafta yine. Havalar da çok güzel. Kendini sokağa atmak lazım. Herkese iyi haftalar.
Not:Şu an Emre Aydın'dan Git çalıyor. Bu çocuğun şarkılarını çok beğeniyorum, özellikle bangır bangır dinlemeyi.
Cuma, Mart 02, 2007
Postane
Dün bankanın istediği bazı evrakları göndermek için postaneye gittim. Malum eski PTT'yi devlet onyüzbin parçaya böldü. Yok telekom, yok PTT yok kablonet vırt, zırt. Neyse uzun yıllar olmuş bir postaneye girmeyeli. Malum bankadayken bizim tahsildarlara verirdik, onlar postalardı, o yüzden şaşırdım biraz ve biraz da üzüldüm. Aynı bankalara benzemişler. Orada da sıra numarası alıyorsun, numaranın ekranda yanmasını bekliyorsun falan. Daha da önemlisi tahsilat yeri gibi olmuş ya da banka şubesi gibi. Benden başka mektup postalayan yoktu zaten. Herkesin elinde para, elektrik, su, kablolu tv yatırıyorlar ya da havale yapıyorlardı. Bankalar yüksek havale ücretleri aldığından artık çoğu yer posta çeki nosu alıyor ve masrafsız havale yapabiliyorsunuz.
Orada oturmuş sıramı beklerken çoook eski yıllara döndüm. Ben daha 4 yaşındayken teyzem gurbete çıktığından mektup ve telgraf işine çok alışığız. Sürekli mektuplar gelir, gider. Anneannem teyzemin yanına gitse hemen ertesi gün "salimen geldim, selamlar" telgrafı gelir (Bu arada bu konuda geçen gün Punto Bey de yazmıştı.). Bizim postanemiz eski bir Rum eviydi. Girince büyük bir sofa, karşı ki odanın kapısı iptal edilmiş , orada o zamanlar henüz boyumun yetmediği bir banko arkasında 2-3 çalışan, sağda büyük bir tahta dolap ,üzerinde alt alta 3 adet uzunlamasına delik. Üzerlerinde "adi, uçak postası bi de şimdi adını hatırlamadığım bir şey" yazardı. Bankodaki görevliye istediğin posta çeşidini söylerdin, o pulu verir, yapıştırırsın sonra da uygun delikten mektubunu atardın.
Hiç unutmuyorum Orta 1'yim. İngilizce öğretmenimiz, Attila İlhan'ın eşi Biket İlhan (şimdi yönetmen-Kayıkçı, Mavi Gözlü Dev, Ayın Karanlık Yüzü gibi filmleri var). Rahmetli Attila İlhan da o zamanlar Demokrat İzmir gazetesinde. Öğretmenimiz bize " Çocuklar , Demokrat İzmir gazetesi çocuk sayfası da yapıyor. Şiirlerinizi , eserlerinizi gönderin" demişti. O zaman pek çok çocuk gibi ben de şiir yazıyorum. Ben de yazdığım bir şiiri gazeteye gönderdim ama eve gelince aklıma geldi ki ben o mektuba adımı- soyadımı yazmadım. Anneme söyledim. Birlikte tekrar postaneye gittik. Postacılar zaten mahallelimiz, bizi tanıyorlar. O gözümde büyüttüğüm koca dolabı çevirdiler ki mektubumu bulalım diye.Aaaaa, meğer o dolabın arkasında 3 raf var, her rafta koca koca renkli leğenler, mektuplar onun içinde. Ben demek o çocuk kafamla nasıl bir mekanizma düşünüyorsam, mektuplar otomatik ayrılıyor falan. Bayağı bir hayal kırıklığı olmuştu benim için. Neyse mektup bulundu, tekrar açtım, adımı yazıp tekrar o leğene bırakmıştım. Ayrıca şiirim de gazetede yayınlanmıştı. Ama gazetenin o nüshasını saklamamışız. Belki kütüphaneye gitsem bulurum. Nasılsa yaklaşık tarihi belli.
Artık herşey otomasyona dönüyor, robotlaşıyoruz. Eski sıcak ilişkiler kalmıyor ya da ben yaşlanıyorum. Çok nostalcik gördüm kendimi yav:))
Orada oturmuş sıramı beklerken çoook eski yıllara döndüm. Ben daha 4 yaşındayken teyzem gurbete çıktığından mektup ve telgraf işine çok alışığız. Sürekli mektuplar gelir, gider. Anneannem teyzemin yanına gitse hemen ertesi gün "salimen geldim, selamlar" telgrafı gelir (Bu arada bu konuda geçen gün Punto Bey de yazmıştı.). Bizim postanemiz eski bir Rum eviydi. Girince büyük bir sofa, karşı ki odanın kapısı iptal edilmiş , orada o zamanlar henüz boyumun yetmediği bir banko arkasında 2-3 çalışan, sağda büyük bir tahta dolap ,üzerinde alt alta 3 adet uzunlamasına delik. Üzerlerinde "adi, uçak postası bi de şimdi adını hatırlamadığım bir şey" yazardı. Bankodaki görevliye istediğin posta çeşidini söylerdin, o pulu verir, yapıştırırsın sonra da uygun delikten mektubunu atardın.
Hiç unutmuyorum Orta 1'yim. İngilizce öğretmenimiz, Attila İlhan'ın eşi Biket İlhan (şimdi yönetmen-Kayıkçı, Mavi Gözlü Dev, Ayın Karanlık Yüzü gibi filmleri var). Rahmetli Attila İlhan da o zamanlar Demokrat İzmir gazetesinde. Öğretmenimiz bize " Çocuklar , Demokrat İzmir gazetesi çocuk sayfası da yapıyor. Şiirlerinizi , eserlerinizi gönderin" demişti. O zaman pek çok çocuk gibi ben de şiir yazıyorum. Ben de yazdığım bir şiiri gazeteye gönderdim ama eve gelince aklıma geldi ki ben o mektuba adımı- soyadımı yazmadım. Anneme söyledim. Birlikte tekrar postaneye gittik. Postacılar zaten mahallelimiz, bizi tanıyorlar. O gözümde büyüttüğüm koca dolabı çevirdiler ki mektubumu bulalım diye.Aaaaa, meğer o dolabın arkasında 3 raf var, her rafta koca koca renkli leğenler, mektuplar onun içinde. Ben demek o çocuk kafamla nasıl bir mekanizma düşünüyorsam, mektuplar otomatik ayrılıyor falan. Bayağı bir hayal kırıklığı olmuştu benim için. Neyse mektup bulundu, tekrar açtım, adımı yazıp tekrar o leğene bırakmıştım. Ayrıca şiirim de gazetede yayınlanmıştı. Ama gazetenin o nüshasını saklamamışız. Belki kütüphaneye gitsem bulurum. Nasılsa yaklaşık tarihi belli.
Artık herşey otomasyona dönüyor, robotlaşıyoruz. Eski sıcak ilişkiler kalmıyor ya da ben yaşlanıyorum. Çok nostalcik gördüm kendimi yav:))
Perşembe, Mart 01, 2007
İlkbahar Geldi
Bugün 1 Mart. Benim için yaz geldi artık. En sevdiğim 6 aya girdik. Zaten havalar bir süredir yaz gibi gidiyor. Bugün 23 Nisan , neşe doluyor insan modundayım.
Salı günü istediğim herşeyi yaptım. Okula da gittim, fönümü de çektirdim. Hatta sabahın köründe( 7 gibi) yemek bile yaptım akşam için. Toplantımız her zamanki gibi güzel geçti. Karar verdik. Havalar güzelleştiği için bundan sonraki turları dışarıda yapıcaz. Yemek+ Sinema+ çıkışta çay/kahve şeklinde.
Dün ise pazara gittim. Malum Bostanlı'nın meşhur Bospa'sı. Ama ben tekstilden çok yeşillik manyağı şeklinde alışveriş yaptım. O marullar, taze soğanlar tablo gibiydi valla. Ağzımın suları aktı. Enginar çok ucuzlamış. Tanesi 75 kuruştu. Yer elması, pıras, brokoli, bakla falan da aldım. Bugün enginar yapıcam. Eşim de, ben de bayılıyoruz. Mevsimi gelince haftada en az 1 kez yapıyorum, bazen 2 bile oluyor. Mevsim de geldiğine göre. Bu arada bugün okulda toplantı var. Ona da gidicem.
Ama önce D-Max kanalında 9.30 da başlayan "sultan makamı" dizisi var, onu seyredicem. Ben o diziyi ilk oynadığında seyretmemiştim. Şansına ilk bölümünü izledim geçenlerde. Çok beğendim. Şimdi mümkün olduğunca kaçırmamaya çalışıyorum. Hadi ben şimdi gidip kendime kahvaltı hazırlayayım ve tv karşına kurulayım.
Dip Not: (İzledikten sonra yazıyorum)Sultan Makamının senaristi Ali Ulvi Hünkar'mış. Aynı zamanda Yeditepe İstanbul, Güz Yangını(ki yarıda kesilince çok üzülmüştüm),Cesur Kuşku, Gözyaşı Çetesi dizilerinin de senaristi. Bunların hepsi beni kalbimden yakalamış dizilerdir. Özellikle Sultan Makamı ve Yeditepe İstanbul dizilerini (aslında mekan ve insan ilişkileri bakımından benziyor iki dizi) belki bana çocukluğumun komşuluk, dostluk, mahalle ilişkilerini anımsattığı, bir yerlerde hala insani duyguların var olduğunu gösterdiği için daha çok seviyorum.
Salı günü istediğim herşeyi yaptım. Okula da gittim, fönümü de çektirdim. Hatta sabahın köründe( 7 gibi) yemek bile yaptım akşam için. Toplantımız her zamanki gibi güzel geçti. Karar verdik. Havalar güzelleştiği için bundan sonraki turları dışarıda yapıcaz. Yemek+ Sinema+ çıkışta çay/kahve şeklinde.
Dün ise pazara gittim. Malum Bostanlı'nın meşhur Bospa'sı. Ama ben tekstilden çok yeşillik manyağı şeklinde alışveriş yaptım. O marullar, taze soğanlar tablo gibiydi valla. Ağzımın suları aktı. Enginar çok ucuzlamış. Tanesi 75 kuruştu. Yer elması, pıras, brokoli, bakla falan da aldım. Bugün enginar yapıcam. Eşim de, ben de bayılıyoruz. Mevsimi gelince haftada en az 1 kez yapıyorum, bazen 2 bile oluyor. Mevsim de geldiğine göre. Bu arada bugün okulda toplantı var. Ona da gidicem.
Ama önce D-Max kanalında 9.30 da başlayan "sultan makamı" dizisi var, onu seyredicem. Ben o diziyi ilk oynadığında seyretmemiştim. Şansına ilk bölümünü izledim geçenlerde. Çok beğendim. Şimdi mümkün olduğunca kaçırmamaya çalışıyorum. Hadi ben şimdi gidip kendime kahvaltı hazırlayayım ve tv karşına kurulayım.
Dip Not: (İzledikten sonra yazıyorum)Sultan Makamının senaristi Ali Ulvi Hünkar'mış. Aynı zamanda Yeditepe İstanbul, Güz Yangını(ki yarıda kesilince çok üzülmüştüm),Cesur Kuşku, Gözyaşı Çetesi dizilerinin de senaristi. Bunların hepsi beni kalbimden yakalamış dizilerdir. Özellikle Sultan Makamı ve Yeditepe İstanbul dizilerini (aslında mekan ve insan ilişkileri bakımından benziyor iki dizi) belki bana çocukluğumun komşuluk, dostluk, mahalle ilişkilerini anımsattığı, bir yerlerde hala insani duyguların var olduğunu gösterdiği için daha çok seviyorum.
Pazartesi, Şubat 26, 2007
Neler Yaptım?
Geçen hafta gezmekten yorgun düşen Çenebaz olarak, Perşembe ve Cuma günleri evde dinlendim. Cumartesi eşim annelerini yazlığa götürecekti ama son anda vazgeçtiler. Oysa onlar gidiyor diye ben de kızlarla Alsancak'ta buluşmak için sözleşmiştim. Kayınpeder de bize geldi, baba oğul onlar evde oturdular, ben arkadaşlarla buluştum. Ha, bu arada sabah eski apt.dan komşum aradı, akşam size gelmek istiyoruz diye. Ben de buyrun dedim. Hemen çıkıp yufka aldım, böreği hazırlayıp dolaba attım. Cumadan yaptığım ıslak kekim vardı. Bir de lor kurabiyesi aldım. Zaten çerez, meyva falan var. Neyse, oradan föne , oradan da Alsancak'a. Hiç aklımda yokken kendime bir çanta aldım. Yargıcı'da inanılmaz ucuzluk vardı. Herşey %70 indirimdeydi. 180 liralık çantayı 53 liraya aldım. Gerçi daha kullanamam, baharlık bir model. Kızlarla bir yerlerde oturduk, yedik, içtik, muhabbet ettik. Akşamüzeri dönüşte doğru mutfağa, böreği attım hemen. Zaten 8.30 gibi geldiler. Akşam da ortam güzeldi. Eski dostları görmek güzel oluyor.
Eşim ve anneleri pazar günü Foça'ya gittiler. Ben oğlanın kursunu bahane ettim, gitmedim. Ama 10 tane gömlek, 5 tişört ve sayısını anımsayamadığım kadar havlu, yastık kılıfı, ıvır zıvır ütüledim. Biraz yemek yaptım. Sonra da birkaç dizi izleyip, kitap okudum. Akşamüzeri eşim gelince çıkıp biraz dolaştık ama hava çok rüzgarlıydı. Sersem ediyor insanı rüzgar. Turu kısa kesip eve döndük. Akşam da teyzesi geldi oturmaya. Buz patenini seyrettik.
Bugün devlet daireleri ile işim var. Önce Taşıtlar vergi dairesinden "borcu yoktur" yazısı alıcam, arabanın vizesi gelmiş. Sonra da nüfus dairesine gidip vukuatlı nüfus cüzdan örneği alıcam, onu da bankadan istediler. Halbuki emekli olurken ki Mart sonu tam 3 yıl olacak, vermiştik. Ne değişti ki sanki? Devlet dairesi ile uğraşmak zor, inşallah çabuk biter işlerim. Eğer öğlene kadar biterse anneme gidicem.
Yarın da 9 ayın çarşambası biraraya gelecek. Önceden kararlaştırılmış bir klasik emekliler toplantısı var,allahtan evi bana yakın bir arkadaşta. Ama ben karşıdan gelenleri gidip iskeleden alıcam. Bu arada okuldan aradılar. Yarın gidip çocuklardan aidat toplanacakmış(oğlumun sınıfında ben temsilci oldum) Onları okul aile birliğine teslim edip, makbuzunu alıp, tekrar sınıfa götürmek lazım. Onun için de bir teneffüs para topla, ikinci teneffüs makbuzu götür, vakit alıyor. E, toplantı var, bi fön çektirmek lazım:) , kızlara güzel görünelim, yaşlılığı azıcık kapatalım.
Yani emeklilik zor, hep koşuşturma hep koşuşturma:))
Eşim ve anneleri pazar günü Foça'ya gittiler. Ben oğlanın kursunu bahane ettim, gitmedim. Ama 10 tane gömlek, 5 tişört ve sayısını anımsayamadığım kadar havlu, yastık kılıfı, ıvır zıvır ütüledim. Biraz yemek yaptım. Sonra da birkaç dizi izleyip, kitap okudum. Akşamüzeri eşim gelince çıkıp biraz dolaştık ama hava çok rüzgarlıydı. Sersem ediyor insanı rüzgar. Turu kısa kesip eve döndük. Akşam da teyzesi geldi oturmaya. Buz patenini seyrettik.
Bugün devlet daireleri ile işim var. Önce Taşıtlar vergi dairesinden "borcu yoktur" yazısı alıcam, arabanın vizesi gelmiş. Sonra da nüfus dairesine gidip vukuatlı nüfus cüzdan örneği alıcam, onu da bankadan istediler. Halbuki emekli olurken ki Mart sonu tam 3 yıl olacak, vermiştik. Ne değişti ki sanki? Devlet dairesi ile uğraşmak zor, inşallah çabuk biter işlerim. Eğer öğlene kadar biterse anneme gidicem.
Yarın da 9 ayın çarşambası biraraya gelecek. Önceden kararlaştırılmış bir klasik emekliler toplantısı var,allahtan evi bana yakın bir arkadaşta. Ama ben karşıdan gelenleri gidip iskeleden alıcam. Bu arada okuldan aradılar. Yarın gidip çocuklardan aidat toplanacakmış(oğlumun sınıfında ben temsilci oldum) Onları okul aile birliğine teslim edip, makbuzunu alıp, tekrar sınıfa götürmek lazım. Onun için de bir teneffüs para topla, ikinci teneffüs makbuzu götür, vakit alıyor. E, toplantı var, bi fön çektirmek lazım:) , kızlara güzel görünelim, yaşlılığı azıcık kapatalım.
Yani emeklilik zor, hep koşuşturma hep koşuşturma:))
Perşembe, Şubat 22, 2007
Cebren
Ve hile ile beni yeni bir versiyona geçirdi bu adi blog. Direkt olarak blogun adını yazıp girdiğimde yine Türkçe karakterleri göremiyorum, yazı kargacık burgacık çıkıyor. Ama sign in yapıp oradaki görüntülemeden girdikten sonra Türkçe karakterleri de görebiliyorum. Benim merak ettiğim sizler bloğa girdiğinizde nasıl görünüyor? Türkçe karakterler düzgün çıkıyor mu? Bu arada bu yeni versiyonda Çenebaz olarak kimseye yorum bırakamamaya başladım. Ama ona da şöyle bir çözüm buldum. Anonim olarak yorum bırakıp altına Çenebaz diye yazıyorum, böyle biline. Her türlü öneri, yorum ve yardımlara açığım bu yeni versiyon konusunda. HHEEEELLLPPP
Cuma, Şubat 16, 2007
Bugün
Bugün hava inanılmaz güzel, güneşli ve sıcaktı. Bu hafta sürekli dışarıda olduğumdan(eşim ayağı kırık tavuk gibi diyor) dün gece "artık Cuma günü bütün gün evde yatar, keyif yaparım" derken, telefon çaldı ve her daim ayartılmaya hazır ve de nazır Çenebaz arkadaşının yarın Pier'e gidelim mi teklifine hayır diyemedi. Öğlen vapurla Bostanlı'dan Konak'a geçerken deniz nasıl, çarşaf misali dümdüz anlatamam. Uzaklarda 8-10 balıkçı kayığı , her kayıkta bir balıkçı silueti görülüyor. Güneş denizde gözünüzü alan pırıltılar yaratmış. Biri martılara gevrek atıyor, onlar da yol boyu bize eşlik ediyor. Ay, dedim. Allahım öyle bir günde asla canımı alma. Aklım kalır sonra burda benim. Hani cnbc-e'de ghost whisperer diye bir dizi var. Yarım kalan işleri nedeni ile öte tarafa geçemeyip bu tarafta hayalet olarak kalanlar. Öyle olurum herhalde. Ben kasvetli, yağmurlu bir günde ölmeliyim ki öldüğüme üzülmeyeyim. Neyse, bu kadar karamsarlık yeter ki bu güzel günde karamsar olunamaz zaten, ben Konak'a geçtim. Gittim Pier'e, arkadaşım da geldi. Bir şeyler yedik, içtik, muhabbet ettik, bol bol güldük. En önemlisi canım arkadaşım bana sürpriz yaptı. Benim doğumgünümde görüşememiştik. Bana hediye almış. Ayrıca bir de küçük bir pasta almış. Küçük bir doğum günü kutlaması yaptık. Nasıl mutlu oldum anlatamam. Bana hayatımda ilk kez böyle bir sürpriz düzenleniyor. Aklımın ucundan, kıyısından geçmemişti böyle bir şey. Çok sevindim. Ordan kalkınca önce Pier'deki Remzi Kitapevine, sonra da Kabile kitapevine gittik. Ben yeni çıkan Yılmaz Gürbüz'ün "Mübadiller" kitabını aldım (e kan çekiyo tabi) , sonra da vapurla tekrar döndüm. Döndüğümde babam da tam bizim evin kapısındaydı. Bana uğramış. Neyse ki tam zamanında gelmişim. Bize çıktık, biraz oturup çene çaldık. Ben aldığım kitabı anneme yolladım, önce o okusun, benim elimde var zaten 2 tane. İşte böyle de güzel bir gündü.
Derseniz ki 15 tatil ve sonrasında neler yaptın diye; yeğenimle hayvanat bahçesine, neşeli ayaklar filmine gittik. Bostanlı'da sahilde dolaştık, parka gittik. Biz kafede 2 kardeş oturup muhabbet ederken o önümüzde oynadı , toprakla boğuştu. Tabi bu arada klan halinde (biz, kardeşim, annemler, teyzemler) her gün birinde akşam yemeği yedik. Ama sayılı gün, perşembe günü döndüler. Cuma günü eski bir arkadaşım bana geldi. Cumartesi yeni ev alan(bugün de buluştuğum) arkadaşıma ev tebriğine gittim. Pazartesi annem, salı temizlik ve biraz alışveriş, çarşamba halamları ziyaret, perşembe emekli altın kızlar toplantısı. Hafta bitti bile.
Haftasonu dinlenmek istiyorum ama evde 2 erkekle nasıl dinlenilebilinirse o kadar. Ben gene hevesimi önümüzdeki haftaya saklasam iyi olacak galiba.
Derseniz ki 15 tatil ve sonrasında neler yaptın diye; yeğenimle hayvanat bahçesine, neşeli ayaklar filmine gittik. Bostanlı'da sahilde dolaştık, parka gittik. Biz kafede 2 kardeş oturup muhabbet ederken o önümüzde oynadı , toprakla boğuştu. Tabi bu arada klan halinde (biz, kardeşim, annemler, teyzemler) her gün birinde akşam yemeği yedik. Ama sayılı gün, perşembe günü döndüler. Cuma günü eski bir arkadaşım bana geldi. Cumartesi yeni ev alan(bugün de buluştuğum) arkadaşıma ev tebriğine gittim. Pazartesi annem, salı temizlik ve biraz alışveriş, çarşamba halamları ziyaret, perşembe emekli altın kızlar toplantısı. Hafta bitti bile.
Haftasonu dinlenmek istiyorum ama evde 2 erkekle nasıl dinlenilebilinirse o kadar. Ben gene hevesimi önümüzdeki haftaya saklasam iyi olacak galiba.
Çarşamba, Şubat 14, 2007
Sevgililer Günü
SEVGİLİLER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN
Salı, Ocak 30, 2007
Son Günlerde
Uzun zamandır yazamadım ama koşuşturmacadan fırsat bulamadım. Bir de malum okullar tatil. Cumartesiden beri bilgisayara, oğlumdan fırsat bulabildiğim dakikalarda bakabiliyorum. Yani ancak o arkadaşları ile buluşursa. Eh, bir de dün kardeşim ve yeğenim İstanbul'dan gelince bilgisayarla olan bağım neredeyse sıfıra indi.
Şu anda da eşim ve oğlum "çıtır kızlar" filmini seyrettiklerinden fırsat bulup yazabiliyorum:)
Uzun uzun neler olup bittiğini yazamıyacağım. Özet geçersem; öncelikle oğlumun karnesini güzel. Teşekkür falan olmadı bu sömestrede ama en azından zayıfı yok, buna da şükür. Çünkü fen-matematik bölümünü seçmişti. Gerçekten zor bir bölüm.
Dün ise kardeşim ve yeğenim geldi. Gelinimiz yeni yılla birlikte banka değiştirdiğinden izni yok, o gelemedi. Yeğenim nasıl uzamış, nasıl dillenmiş anlatamam. Havanın güzel olmasından istifade bugün onu hayvanat bahçesine götürdük. İstanbul'da hem çok uzaktaymış(Darıca'da) hem de çok pahalıymış giriş ücreti falan. Burada giriş ücreti 1.25 YTL. Üstelik çocuklara para ödenmiyor. Bizim gibi güzel havadan yararlanmak isteyen bir sürü kişi de çocuğunu alıp gelmişti. Tabi, erkek çocuk olduğundan aslanların, kaplanların, fillerin ve yılanların önünden zor ayrıldı. Yanaklarını , dudaklarını şişire şişire "Ne kadar kocaman, ne kadar kuvvetli" diye diye dolaştı. Çıkışta da lunaparkta bir iki oyuncağa bindirdik. Eve gelince de bu kez gördüğü tüm hayvanları tek tek taklit etti. Babaannesi ve dedesine detayları ile anlattı. Perşembe günü de
"Neşeli Ayaklar" filmine gideceğiz. İlk kez sinemaya gidecek. Bakalım nasıl tepki verecek. Gerçi kendi gitmek istiyor. "Halacım, ben hiç sinemaya gitmedim. Beraber gidelim mi?" diye kendi teklif etti. Ama çocuk bu güven olmaz. İlk 5 dakikada korkup dışarıda çıkabiliriz. Bakalım, o nasıl isterse öyle olacak. Haftaya perşembeye kadar burdalar. Her anımızı birlikte değerlendimeye çalışıyoruz.
Şimdilik bu kadar. Herhalde bir daha onlar gittikten sonra yazabilirim. Çoğu bloğa giremiyorum bile, zamansızlıktan. Okullar açılınca ve bilgisayar bana kalınca hepsini okuycam. Hem biriktirip okumak daha zevkli oluyor.
Şu anda da eşim ve oğlum "çıtır kızlar" filmini seyrettiklerinden fırsat bulup yazabiliyorum:)
Uzun uzun neler olup bittiğini yazamıyacağım. Özet geçersem; öncelikle oğlumun karnesini güzel. Teşekkür falan olmadı bu sömestrede ama en azından zayıfı yok, buna da şükür. Çünkü fen-matematik bölümünü seçmişti. Gerçekten zor bir bölüm.
Dün ise kardeşim ve yeğenim geldi. Gelinimiz yeni yılla birlikte banka değiştirdiğinden izni yok, o gelemedi. Yeğenim nasıl uzamış, nasıl dillenmiş anlatamam. Havanın güzel olmasından istifade bugün onu hayvanat bahçesine götürdük. İstanbul'da hem çok uzaktaymış(Darıca'da) hem de çok pahalıymış giriş ücreti falan. Burada giriş ücreti 1.25 YTL. Üstelik çocuklara para ödenmiyor. Bizim gibi güzel havadan yararlanmak isteyen bir sürü kişi de çocuğunu alıp gelmişti. Tabi, erkek çocuk olduğundan aslanların, kaplanların, fillerin ve yılanların önünden zor ayrıldı. Yanaklarını , dudaklarını şişire şişire "Ne kadar kocaman, ne kadar kuvvetli" diye diye dolaştı. Çıkışta da lunaparkta bir iki oyuncağa bindirdik. Eve gelince de bu kez gördüğü tüm hayvanları tek tek taklit etti. Babaannesi ve dedesine detayları ile anlattı. Perşembe günü de
"Neşeli Ayaklar" filmine gideceğiz. İlk kez sinemaya gidecek. Bakalım nasıl tepki verecek. Gerçi kendi gitmek istiyor. "Halacım, ben hiç sinemaya gitmedim. Beraber gidelim mi?" diye kendi teklif etti. Ama çocuk bu güven olmaz. İlk 5 dakikada korkup dışarıda çıkabiliriz. Bakalım, o nasıl isterse öyle olacak. Haftaya perşembeye kadar burdalar. Her anımızı birlikte değerlendimeye çalışıyoruz.
Şimdilik bu kadar. Herhalde bir daha onlar gittikten sonra yazabilirim. Çoğu bloğa giremiyorum bile, zamansızlıktan. Okullar açılınca ve bilgisayar bana kalınca hepsini okuycam. Hem biriktirip okumak daha zevkli oluyor.
Pazartesi, Ocak 22, 2007
Yolun Yarısı + 10
Bugün benim doğumgünüm. Başlıktan da anlaşılacağı üzere 45 yaşına giriyorum. Rüzgar gibi geçen bir 45 yıl. Ama ben memnunum bu 45 yıldan. Umarım ikinci 45 de :)) böyle güzel geçer. Bugün önce öğle tatilinde bir arkadaşımla buluşacağım. Cumartesiden telefon etti, mutlaka buluşalım diye. Ondan ayrılınca da annemlere gideceğim. Zaten hemen hemen her pazartesi anneme gidiyorum ama bugün gitmek farz oldu. Dünyaya gelme sebeplerime teşekkür etmeliyim. Akşam da bir yerlere gidip yemek yiyeceğiz herhalde.
Gelelim Pınar'ın sobesine. Malum ben teknoloji özürlüyüm, o yüzden resim koyamıyorum, kusura bakmayın ama herhalde resmin olmaması daha iyi. Çünkü baktım da çantamın içi çıfıt çarşısı gibi. Bahaneyle bir el de atmış oldum çantama. Çantamın içinden neler mi çıktı?
*Cüzdan . Gerçi içindeki nakit yok denecek kadar az. Oğluşumun resmi, nüfus cüzdanım, benim ve oğlumun kan grubu kartları,birkaç kartvizit.
*Kredi kartı cüzdanı. Hani o kredi kartı boyutunda küçücük olanlardan. 3 tane kk var. Onun dışında banka kartları (telekart yani) , mağaza kartları
*Şemsiye . Asşında eski şemsiyem baston şeklindeydi ve tabi çantama sığamıyordu. Bir gün laf arasında söylemişim . Arkadaşım da bana yılbaşı hediyesi olarak almış. Celal Birsen marka.
*Saç fırçası ve toka. Sıkıntılı olduğumdan saçım 10 dakika açık kalsa hemen at kuyruğu yaparım. Ensem ille açık olacak. Huyluyum.
*Sağlık karnesi. Bakınız doğumgünü yazısı. Eh, 45 yaşında olunca tedbirli olmak lazım
*Kalem ve küçük bir not defteri . Hala bankacılıktan emekli olamadım galiba.
*Evin, yazlığın ve annemlerin evin anahtarları
*Ruj. Pek süslüyüm de sanki. Çoğu zaman asansörde ,bazen bakmadan bile sürerim.
*Çakmak. Sigara içmedim, içmiyorum. Yalnızca tedbir. Elektrikler kesilir de merdivenlerde ya da asansörde kalırsam diye. Paranoyaklık diz boyu.
*4'lü kareler halinde kesilmiş aspirin(başağrısı için), novalgine(daha güçlü başağrısı için) , rennie (mide yanmalarında) Bunlar da aşırı tedbirlilikten.
*1 adet Orkid(n'olur, n'olur) Bazen arkadaşların bile işine yaramıştır.
* Cep telefonu. En az kullandığım şey. O yüzden en sonda.
Valla, başka birşey yok. Bu kadar. Çantam o büyük körüklü tip çantalardan. E zaten başkasına sığmazdı bunlar.
Ben de annelog'u,Ebru'yu ve Banu'yu sobeliyorum. Daha da sobeliyecektim ama diğer arkadaşlara da kalsın dedim.
Gelelim Pınar'ın sobesine. Malum ben teknoloji özürlüyüm, o yüzden resim koyamıyorum, kusura bakmayın ama herhalde resmin olmaması daha iyi. Çünkü baktım da çantamın içi çıfıt çarşısı gibi. Bahaneyle bir el de atmış oldum çantama. Çantamın içinden neler mi çıktı?
*Cüzdan . Gerçi içindeki nakit yok denecek kadar az. Oğluşumun resmi, nüfus cüzdanım, benim ve oğlumun kan grubu kartları,birkaç kartvizit.
*Kredi kartı cüzdanı. Hani o kredi kartı boyutunda küçücük olanlardan. 3 tane kk var. Onun dışında banka kartları (telekart yani) , mağaza kartları
*Şemsiye . Asşında eski şemsiyem baston şeklindeydi ve tabi çantama sığamıyordu. Bir gün laf arasında söylemişim . Arkadaşım da bana yılbaşı hediyesi olarak almış. Celal Birsen marka.
*Saç fırçası ve toka. Sıkıntılı olduğumdan saçım 10 dakika açık kalsa hemen at kuyruğu yaparım. Ensem ille açık olacak. Huyluyum.
*Sağlık karnesi. Bakınız doğumgünü yazısı. Eh, 45 yaşında olunca tedbirli olmak lazım
*Kalem ve küçük bir not defteri . Hala bankacılıktan emekli olamadım galiba.
*Evin, yazlığın ve annemlerin evin anahtarları
*Ruj. Pek süslüyüm de sanki. Çoğu zaman asansörde ,bazen bakmadan bile sürerim.
*Çakmak. Sigara içmedim, içmiyorum. Yalnızca tedbir. Elektrikler kesilir de merdivenlerde ya da asansörde kalırsam diye. Paranoyaklık diz boyu.
*4'lü kareler halinde kesilmiş aspirin(başağrısı için), novalgine(daha güçlü başağrısı için) , rennie (mide yanmalarında) Bunlar da aşırı tedbirlilikten.
*1 adet Orkid(n'olur, n'olur) Bazen arkadaşların bile işine yaramıştır.
* Cep telefonu. En az kullandığım şey. O yüzden en sonda.
Valla, başka birşey yok. Bu kadar. Çantam o büyük körüklü tip çantalardan. E zaten başkasına sığmazdı bunlar.
Ben de annelog'u,Ebru'yu ve Banu'yu sobeliyorum. Daha da sobeliyecektim ama diğer arkadaşlara da kalsın dedim.
Cuma, Ocak 19, 2007
Ümit Sayın'ın bir şarkısı vardı" Ben iyiyim" diye. Hah, ben yavaş yavaş o moda giriyorum işte. Bunun için biraz çaba gösterdim ama. Birşeyler yapıp bu ruh halinden çıkmam gerekiyordu. Önce cumartesi günü kızlarla bir öğle yemeği organize ettik. Orada hep birlikte birşeyler yiyip, hem de muhabbet ederken bir de baktık Aliye'nin Sinan'ı İzmir'li sevgilisi ile aynı restorana gelmez mi? Gelir. Biz de onun mavi gözlerine hasta mıyız? Hastayız. Neyse, bu herhalde allah tarafından bana gönderilen bir " kendini iyi hisset" hediyesiydi.
Pazar eşim annelerini yazlığa götürdü, oğlan kursa gitti. Ben tüm gazeteler ve pazar ilaveleri ile başbaşa kaldım, mutluydum.
Pazartesi arkadaşla buluşup Tatil filmine gittim. Romantik komedi, böyle yumuşak yumuşak , görüntüler oyuncular, mekanlar, herşey güzeldi. 2 saate yakın rüya aleminde yaşadık.
Salı günü temizlik sonrası alt komşuma bebek tebriğine indim. Tam yılbaşı günü doğum yapmıştı. Gerçi bana bir hoşgeldine bile gelmeyen komşular ama insanlık bende kalsın dedim. Bir de ne bileyim, o bebecik herşeyden habersiz. Kin gütmenin anlamı yok.
Çarşamba anneme gittim.
Dün önce bankaya gidip arabanın vergisini yatırdım, ufak tefek (çerçeve)alışveriş yaptım, işim bittikten sonra da halama uğradım, biraz da orda muhabbet ettik.
Yarın iki arkadaşım bana kahvaltıya gelecekler. Birazdan çıkıp kahvaltılık malzeme alacağım, sonra da azıcık süpürge, toz alma ve lavabo ovma faslı var. Akşamsa kuzenlere yemeğe gideceğiz. Eh, en azından yemekle uğraşma derdim yok.
Rutin değişti mi? Hayır, aynı şeyler ama o rutin kısmın arasına biraz değişik bir şeyler koymak istiyorum arada. Bu bir film de olabilir,arkadaşlarla dışarıda toplanmak da olabilir, işte birşeyler yapacağım.
Bu arada 29 Ocak'ta kardeşim ve yeğenim geliyorlar İstanbul'dan. 10 gün kalacaklar. Nasıl özledim keratayı. İşte benim moral kaynağım geliyor, daha ne isterim?
Pazar eşim annelerini yazlığa götürdü, oğlan kursa gitti. Ben tüm gazeteler ve pazar ilaveleri ile başbaşa kaldım, mutluydum.
Pazartesi arkadaşla buluşup Tatil filmine gittim. Romantik komedi, böyle yumuşak yumuşak , görüntüler oyuncular, mekanlar, herşey güzeldi. 2 saate yakın rüya aleminde yaşadık.
Salı günü temizlik sonrası alt komşuma bebek tebriğine indim. Tam yılbaşı günü doğum yapmıştı. Gerçi bana bir hoşgeldine bile gelmeyen komşular ama insanlık bende kalsın dedim. Bir de ne bileyim, o bebecik herşeyden habersiz. Kin gütmenin anlamı yok.
Çarşamba anneme gittim.
Dün önce bankaya gidip arabanın vergisini yatırdım, ufak tefek (çerçeve)alışveriş yaptım, işim bittikten sonra da halama uğradım, biraz da orda muhabbet ettik.
Yarın iki arkadaşım bana kahvaltıya gelecekler. Birazdan çıkıp kahvaltılık malzeme alacağım, sonra da azıcık süpürge, toz alma ve lavabo ovma faslı var. Akşamsa kuzenlere yemeğe gideceğiz. Eh, en azından yemekle uğraşma derdim yok.
Rutin değişti mi? Hayır, aynı şeyler ama o rutin kısmın arasına biraz değişik bir şeyler koymak istiyorum arada. Bu bir film de olabilir,arkadaşlarla dışarıda toplanmak da olabilir, işte birşeyler yapacağım.
Bu arada 29 Ocak'ta kardeşim ve yeğenim geliyorlar İstanbul'dan. 10 gün kalacaklar. Nasıl özledim keratayı. İşte benim moral kaynağım geliyor, daha ne isterim?
Cuma, Ocak 12, 2007
Geliyorlar
Bana gene, soldan soldan. Bilmiyorum niye ? Ruh halim çok karamsar. Günler aynı monotonlukta geçiyor.
Sabah 7 kalk, oğlanı ve kocayı uyandır. Sonra onlar bir 15 dakka daha uyumaya devam etsinler. Sen kalk. Her 2 tuvalet te kapılmadan acil tarafından işlerini gör. Saat 7'yi 7-8 geçe gibi TRT 1 de hava durumunu izle. 7.15 ,2 uyuyan güzeli 2. kez uyandır. Oğlana ve kocaya tost hazırla. Oğlanın okul giysilerini salona getir. Ayaklarının altından çekil. Bir habertürk, bir skytürk arasında git, gel. Her sabah habertürk'te o cadı saçlı astrolog kadını görüp küfret ve kanalı hızla değiştir. 8.15 gibi bizimkiler evden çıksın. Ardından ben ortalığı toplayıp, çayı demleyip, kahvaltı edeyim. Sonra bilgisayar başına otur. Blogları oku, yorum yaz, havandaysan post yaz. Günün geri kalanı için program yap. Akşamüzeri yemek pişir.Oğlana aperatif bir şeyler hazırla. Akşam koca gelsin, akşam yemeği yiyelim, sofrayı topla, dizi seyret, tumba yatak. Bu günlük rutinim.
Haftalık rutine gelince; pazartesi mümkünse anneyi ziyaret, salı temizlik var, kadın gelecek, çarşamba pazara git, perşembe 15 de bir arkadaşlarla buluş, cuma akşam mutlaka beyazlar yıkanacak, çünkü oğlanın 5 tane okul gömleği var, pazartesiye temiz olmaları lazım, cumartesi renklileri yıka, pazar da mutlaka ütü.
Üfff, yazarken bile sıkıldım. Neyse, ben biliyorum kendimi. Geçecek ama şu birkaç gün canımın sıkılması lazım. Ben şimdi bir yerlerden acıklı bir film bulayım da biraz ağlayıp, sıkıntımı dağıtayım. Ya da mutfağa girip birkaç çeşit yemek, tatlı bi şeyler yaparsam anca açılırım. Buraya yazmak ta iyi geldi sanki. En iyisi ben güneş çekilmeden bi dışarı çıkıp geleyim, açılırım.
Sabah 7 kalk, oğlanı ve kocayı uyandır. Sonra onlar bir 15 dakka daha uyumaya devam etsinler. Sen kalk. Her 2 tuvalet te kapılmadan acil tarafından işlerini gör. Saat 7'yi 7-8 geçe gibi TRT 1 de hava durumunu izle. 7.15 ,2 uyuyan güzeli 2. kez uyandır. Oğlana ve kocaya tost hazırla. Oğlanın okul giysilerini salona getir. Ayaklarının altından çekil. Bir habertürk, bir skytürk arasında git, gel. Her sabah habertürk'te o cadı saçlı astrolog kadını görüp küfret ve kanalı hızla değiştir. 8.15 gibi bizimkiler evden çıksın. Ardından ben ortalığı toplayıp, çayı demleyip, kahvaltı edeyim. Sonra bilgisayar başına otur. Blogları oku, yorum yaz, havandaysan post yaz. Günün geri kalanı için program yap. Akşamüzeri yemek pişir.Oğlana aperatif bir şeyler hazırla. Akşam koca gelsin, akşam yemeği yiyelim, sofrayı topla, dizi seyret, tumba yatak. Bu günlük rutinim.
Haftalık rutine gelince; pazartesi mümkünse anneyi ziyaret, salı temizlik var, kadın gelecek, çarşamba pazara git, perşembe 15 de bir arkadaşlarla buluş, cuma akşam mutlaka beyazlar yıkanacak, çünkü oğlanın 5 tane okul gömleği var, pazartesiye temiz olmaları lazım, cumartesi renklileri yıka, pazar da mutlaka ütü.
Üfff, yazarken bile sıkıldım. Neyse, ben biliyorum kendimi. Geçecek ama şu birkaç gün canımın sıkılması lazım. Ben şimdi bir yerlerden acıklı bir film bulayım da biraz ağlayıp, sıkıntımı dağıtayım. Ya da mutfağa girip birkaç çeşit yemek, tatlı bi şeyler yaparsam anca açılırım. Buraya yazmak ta iyi geldi sanki. En iyisi ben güneş çekilmeden bi dışarı çıkıp geleyim, açılırım.
Perşembe, Ocak 04, 2007
Yeni Yıla Merhaba
Yeni yılın ilk yazısı. Ama geçen yıldan anlatmaya başlayacağım.
Geçen hafta perşembe bir arkadaşım gelince kuaför işim kaldı. Cuma ve Cumartesi tam bir koşuşturmaca içinde geçti benim için.
Cuma sabah 8.30 vapuru ile önce Konak'a, oradan Göztepe'ye kuaförüme gittim. N'apayım yıllardır gölge için ona gidiyorum. Güzel de yapıyor. Değiştirmek istemiyorum. Neyse oradan çıktığımda saat 12 idi. Benim tekrar Bostanlı'ya gelmem saat 1'i buldu. Önce markete girip biraz alışveriş yaptım. Elimdekileri eve bırakıp bu kez A.O.S.'e gittim. Daha önce yazmıştım. Orada Billabong ve Ellesse'nin üretimlerini yapan fabrikanın satış mağazası var. Tüm gençlere (oğlum, oğlumun bir arkadaşı, 2 yeğen, 3 arkadaş çocuğu ve 1 arkadaş) oradan bir şeyler aldım. Oradan Karşıyaka'ya geçtim. Annemin ve görümcemin hediyesini aldım. Eve gelip onları bıraktım. Tekrar çıkıp bu kez eşime ve yılbaşı gecesi bize gelecek arkadaşın eşine hediye aldım. Kendi evim için çok beğendiğim papatyalı banyo paspasını aldım. Eve geldim.
Cumartesi ise arkadaşla birlikte 10 gibi markete gidip yılbaşı gecesi için tüm mezeleri, içkileri, yiyecekleri aldık. O gün benim için en önemli şey olan geleneksel yılbaşı kutlaması için arkadaşımla saat 1'de buluştuk. Beyaz şarabımızı içtik. Muhabbet ettik. Hediyelerimizi verdik birbirimize. Ondan saat 5 gibi ayrıldım. Bu kez kuzenimle buluştuk. Nişanlısına hediye alacaktı. Benden yardım istedi. Saat 6'dan sonra onunla alışveriş yaptık. Neyse ki istediğimiz gibi birşeyleri hemen bulduk şansımıza. O akşam haşadım çıkmıştı.
Bayram sabahı eşim erkenden teyzesini de alıp kurban kestirmeye gitti. Ben ondan sonra kuaföre gittim. Öğlene kadar onları bekledik. Öğleden sonra kayınvalideme, anneme, teyzeme ve eşimin teyzesine gittik. saat 7 'de evdeydik. Ben hemen pilav yaptım. Arkadaşlar 8 gibi geldiklerinde ben sofrayı hazırlamıştım. Biraz hoşbeşten sonra 9'a doğru sofraya oturduk. İşte o saatten sonra bir yeme maratonu başladı ki sormayın gitsin. Saat 2 gibi onlar gittiler. Ben ortalığı topla, vırt zırt derken 3 gibi yattım.
Bayramın 2. günü eşimin tembelliği üzerindeydi. Hiçbir yere çıkmadık. Bütün gün evde yayılıp bir gece önceden artanları tükettik. Bayramın 3. ve 4. günü de diğer büyükleri ziyaret ettik.
İşte koca tatil böyle geçti, gitti. Şimdi eşimin vergi iade zarflarını yazıcam. Gerçi daha fişleri bile ayırmadım. Akşam ona da biraz yazdırırım.
Herkese kolay gelsin. Özellikle böyle uzun bir tatilden sonra çalışanlara allah kuvvet ve sabır versin. Bilirim , çok zordur bugün geçmek bilmez.
Geçen hafta perşembe bir arkadaşım gelince kuaför işim kaldı. Cuma ve Cumartesi tam bir koşuşturmaca içinde geçti benim için.
Cuma sabah 8.30 vapuru ile önce Konak'a, oradan Göztepe'ye kuaförüme gittim. N'apayım yıllardır gölge için ona gidiyorum. Güzel de yapıyor. Değiştirmek istemiyorum. Neyse oradan çıktığımda saat 12 idi. Benim tekrar Bostanlı'ya gelmem saat 1'i buldu. Önce markete girip biraz alışveriş yaptım. Elimdekileri eve bırakıp bu kez A.O.S.'e gittim. Daha önce yazmıştım. Orada Billabong ve Ellesse'nin üretimlerini yapan fabrikanın satış mağazası var. Tüm gençlere (oğlum, oğlumun bir arkadaşı, 2 yeğen, 3 arkadaş çocuğu ve 1 arkadaş) oradan bir şeyler aldım. Oradan Karşıyaka'ya geçtim. Annemin ve görümcemin hediyesini aldım. Eve gelip onları bıraktım. Tekrar çıkıp bu kez eşime ve yılbaşı gecesi bize gelecek arkadaşın eşine hediye aldım. Kendi evim için çok beğendiğim papatyalı banyo paspasını aldım. Eve geldim.
Cumartesi ise arkadaşla birlikte 10 gibi markete gidip yılbaşı gecesi için tüm mezeleri, içkileri, yiyecekleri aldık. O gün benim için en önemli şey olan geleneksel yılbaşı kutlaması için arkadaşımla saat 1'de buluştuk. Beyaz şarabımızı içtik. Muhabbet ettik. Hediyelerimizi verdik birbirimize. Ondan saat 5 gibi ayrıldım. Bu kez kuzenimle buluştuk. Nişanlısına hediye alacaktı. Benden yardım istedi. Saat 6'dan sonra onunla alışveriş yaptık. Neyse ki istediğimiz gibi birşeyleri hemen bulduk şansımıza. O akşam haşadım çıkmıştı.
Bayram sabahı eşim erkenden teyzesini de alıp kurban kestirmeye gitti. Ben ondan sonra kuaföre gittim. Öğlene kadar onları bekledik. Öğleden sonra kayınvalideme, anneme, teyzeme ve eşimin teyzesine gittik. saat 7 'de evdeydik. Ben hemen pilav yaptım. Arkadaşlar 8 gibi geldiklerinde ben sofrayı hazırlamıştım. Biraz hoşbeşten sonra 9'a doğru sofraya oturduk. İşte o saatten sonra bir yeme maratonu başladı ki sormayın gitsin. Saat 2 gibi onlar gittiler. Ben ortalığı topla, vırt zırt derken 3 gibi yattım.
Bayramın 2. günü eşimin tembelliği üzerindeydi. Hiçbir yere çıkmadık. Bütün gün evde yayılıp bir gece önceden artanları tükettik. Bayramın 3. ve 4. günü de diğer büyükleri ziyaret ettik.
İşte koca tatil böyle geçti, gitti. Şimdi eşimin vergi iade zarflarını yazıcam. Gerçi daha fişleri bile ayırmadım. Akşam ona da biraz yazdırırım.
Herkese kolay gelsin. Özellikle böyle uzun bir tatilden sonra çalışanlara allah kuvvet ve sabır versin. Bilirim , çok zordur bugün geçmek bilmez.
Cuma, Aralık 29, 2006
İyi Bayramlar ve İyi Yıllar
HERKESE İYİ BAYRAMLAR VE İYİ YILLAR
2007 sizlere sağlık, mutluluk, huzur, başarı, sevgi,barış ve bol para getirsin. Tüm dilekleriniz gerçekleşsin.
Çarşamba, Aralık 27, 2006
Bırrrrr
Çok soğuk. Tamam, tamam, İstanbul'da, Ankara'da ya da yurdun diğer soğuk illerinde oturan arkadaşlardan özür diliyorum ama n'apayım? Biz alışık değiliz. Bir de deniz kenarının nemi ile birleşince insanın içine işliyor soğuk. Neyse, yarından itibaren biraz yükselecekmiş sıcaklıklar. Ah, güzelim yaz. Giy penyeyi çık sokağa.
Pazar günü sabah erkenden kalktım. Oğlumu kursa gönderdikten sonra o gelene kadar olur diye ekmek yaptım. Bu ekmek tarifi çok kolay ve garantili. Makineye falan gerek yok. Fırınınız olsun yeter.
Malzeme:
4 bardak un (2'si beyaz, diğerleri isteğe göre.Ben 1'er bardak kepek ve çavdar ekledim)
2 bardak ılık su ya da süt
Yarım çay bardağı sıvı yağ
1 çay kaşığı tuz
2 çay kaşığı kuru maya
2 çay kaşığı şeker
1 bardak ılık su yada sütün içine şeker ve mayayı koyup karıştırın ve 15-20 dakika bekletin. Daha sonra buna kalan tüm malzemeyi ekleyin.Yalnız hamur biraz cıvık olursa toparlayana dek biraz daha un ilave edebilirsiniz.Daha sonra hamuru sıcak bir yerde 1 saat kadar bekletin. Mutlaka çelik ya da alüminyum bir tepsiyi yağlayıp hamuru yayın. 150 derece fırında yarım saat 45 dakika arası pişirin. Borcama koyarsanız iyi pişmiyor benden söylemesi. Benim öyle tepsim yoktu. Ben de hamura hamburger ekmeği ve küçük somun şekilleri verip fırın tepsisine koydum. Öyle de oldu.
Kahvaltıdan sonra okulda veli toplantısı vardı. Oraya gittik. Genel olarak durumu iyi. Hepsinden önemlisi edebiyat öğretmeni bizi çok iyi ve terbiyeli bir çocuk yetiştirdiğimiz için kutladı. İnsan gerçekten oğlu ve kendi ile ilgili güzel şeyler duyunca çok gururlanıyor. Toplantı dönüşü kayınvalidelere uğradık. Sonra malum pazar ütüleri falan.
Pazartesi günü bankadan 2 arkadaşımla yılbaşı toplantımızı yaptık. Biz 3 samimi arkadaşız. İkimiz emekli, diğeri henüz değil. Öyle olunca çalışan arkadaşın şubesine yakın bir yerde buluştuk ama konum itibarı ile içki içmeye elverişli değildi. 2007'de ilk uygun cumarteside bir de alkollü bir buluşma yapmaya söz verdik:) O gün birbirimize hediyelerimizi verdik. Benim bir kitabım, bir yılbaşı süslü fiskos örtüm, çok güzel bir porselen servis tepsim ve yılbaşı çiçeklerim (ben kokina diye biliyorum adlarını ama emin değilim) oldu. Ben de onlara üzerlerinde kelebekler bulunan ikişer çay fincanı seti almıştım.
Oradan dönüşte de Burcu'nun Baharatlı yeniyıl kekini ama daha çok kendi yorumumla yaptım. Yorum ne derseniz? Rom yok, tüm baharatlar yok, yani bir çeşit kuntakinte dediğimiz ya da kimilerinin ıslak kek dediği gibi yaptım. Evdekiler bayıldı. Sağolasın Burcucum.
Dün temizlik vardı. Ayrıca kayınvalidemde gün varmış.Rica etti, kek yaptım götürdüm ona sabahtan. Ben gitmedim ama güne. Hiçbirini tanımıyorum çünkü.
Bugün anneme gideceğim. Yarın kuaföre , gölge zamanım geldi. Cuma ise kredi kartı ekstresi geçtiği için deli gibi yılbaşı hediyeliklerini almaya. Her yıl olduğu gibi bu yıl da önceden listemi yaptım, pazar araştırması sonucu herkese ne alacağıma karar verdim. Yalnızca gidip alması kaldı. Bizde kadro çok geniş. Annem, babam, kayınvalide, kayınpeder, eşimin teyzesi, benim teyzem, görümcem, eşi ve 2 çocuk(yani genç) , yılbaşında bize gelecek arkadaşlar ve 2 çocuğu, cumartesi buluşacağım arkadaşım ve oğlu, tabi eşim ve oğluma. Hem zaman hem de para lazım cuma günü bana.
Cumartesi ise her yıl yaptığımız gibi can dostumla her zamanki yerimizde buluşup birer kadeh beyaz şarap eşliğinde yeni yılın gelişini kutlayıp hediyelerimizi vereceğiz birbirimize. Bu bize çok uğurlu geliyor. Onunla saat 1'de buluşacağız. Sabahtan ise yılbaşı gecesi bize gelecek arkadaşla gidip yiyecekleri alacağız ve bize bırakacağız.
Pazar ise sabahtan eşim ve teyzesi gidip kurban kestirecekler. O gün en azından anneme ve kayınvalideye gitmek lazım. Akşama ise arkadaşlar bizde. Nasıl yetişecek bunca iş bilmiyorum. Yazarken bile şiştim.
Hadi bana kolay gelsin.
Pazar günü sabah erkenden kalktım. Oğlumu kursa gönderdikten sonra o gelene kadar olur diye ekmek yaptım. Bu ekmek tarifi çok kolay ve garantili. Makineye falan gerek yok. Fırınınız olsun yeter.
Malzeme:
4 bardak un (2'si beyaz, diğerleri isteğe göre.Ben 1'er bardak kepek ve çavdar ekledim)
2 bardak ılık su ya da süt
Yarım çay bardağı sıvı yağ
1 çay kaşığı tuz
2 çay kaşığı kuru maya
2 çay kaşığı şeker
1 bardak ılık su yada sütün içine şeker ve mayayı koyup karıştırın ve 15-20 dakika bekletin. Daha sonra buna kalan tüm malzemeyi ekleyin.Yalnız hamur biraz cıvık olursa toparlayana dek biraz daha un ilave edebilirsiniz.Daha sonra hamuru sıcak bir yerde 1 saat kadar bekletin. Mutlaka çelik ya da alüminyum bir tepsiyi yağlayıp hamuru yayın. 150 derece fırında yarım saat 45 dakika arası pişirin. Borcama koyarsanız iyi pişmiyor benden söylemesi. Benim öyle tepsim yoktu. Ben de hamura hamburger ekmeği ve küçük somun şekilleri verip fırın tepsisine koydum. Öyle de oldu.
Kahvaltıdan sonra okulda veli toplantısı vardı. Oraya gittik. Genel olarak durumu iyi. Hepsinden önemlisi edebiyat öğretmeni bizi çok iyi ve terbiyeli bir çocuk yetiştirdiğimiz için kutladı. İnsan gerçekten oğlu ve kendi ile ilgili güzel şeyler duyunca çok gururlanıyor. Toplantı dönüşü kayınvalidelere uğradık. Sonra malum pazar ütüleri falan.
Pazartesi günü bankadan 2 arkadaşımla yılbaşı toplantımızı yaptık. Biz 3 samimi arkadaşız. İkimiz emekli, diğeri henüz değil. Öyle olunca çalışan arkadaşın şubesine yakın bir yerde buluştuk ama konum itibarı ile içki içmeye elverişli değildi. 2007'de ilk uygun cumarteside bir de alkollü bir buluşma yapmaya söz verdik:) O gün birbirimize hediyelerimizi verdik. Benim bir kitabım, bir yılbaşı süslü fiskos örtüm, çok güzel bir porselen servis tepsim ve yılbaşı çiçeklerim (ben kokina diye biliyorum adlarını ama emin değilim) oldu. Ben de onlara üzerlerinde kelebekler bulunan ikişer çay fincanı seti almıştım.
Oradan dönüşte de Burcu'nun Baharatlı yeniyıl kekini ama daha çok kendi yorumumla yaptım. Yorum ne derseniz? Rom yok, tüm baharatlar yok, yani bir çeşit kuntakinte dediğimiz ya da kimilerinin ıslak kek dediği gibi yaptım. Evdekiler bayıldı. Sağolasın Burcucum.
Dün temizlik vardı. Ayrıca kayınvalidemde gün varmış.Rica etti, kek yaptım götürdüm ona sabahtan. Ben gitmedim ama güne. Hiçbirini tanımıyorum çünkü.
Bugün anneme gideceğim. Yarın kuaföre , gölge zamanım geldi. Cuma ise kredi kartı ekstresi geçtiği için deli gibi yılbaşı hediyeliklerini almaya. Her yıl olduğu gibi bu yıl da önceden listemi yaptım, pazar araştırması sonucu herkese ne alacağıma karar verdim. Yalnızca gidip alması kaldı. Bizde kadro çok geniş. Annem, babam, kayınvalide, kayınpeder, eşimin teyzesi, benim teyzem, görümcem, eşi ve 2 çocuk(yani genç) , yılbaşında bize gelecek arkadaşlar ve 2 çocuğu, cumartesi buluşacağım arkadaşım ve oğlu, tabi eşim ve oğluma. Hem zaman hem de para lazım cuma günü bana.
Cumartesi ise her yıl yaptığımız gibi can dostumla her zamanki yerimizde buluşup birer kadeh beyaz şarap eşliğinde yeni yılın gelişini kutlayıp hediyelerimizi vereceğiz birbirimize. Bu bize çok uğurlu geliyor. Onunla saat 1'de buluşacağız. Sabahtan ise yılbaşı gecesi bize gelecek arkadaşla gidip yiyecekleri alacağız ve bize bırakacağız.
Pazar ise sabahtan eşim ve teyzesi gidip kurban kestirecekler. O gün en azından anneme ve kayınvalideye gitmek lazım. Akşama ise arkadaşlar bizde. Nasıl yetişecek bunca iş bilmiyorum. Yazarken bile şiştim.
Hadi bana kolay gelsin.
Cumartesi, Aralık 23, 2006
Olmuyor
Blogumdaki sorunu bir turlu cozemedim. Ben de boyle Turkce karakterler olmadan yazmaya calisicam. Bu arada sorunu gidermek icin arama tarama calismalarina devam.
Zaten hayatimda pek de anlatmaya deger bi seyler olmadi. Sali gunu temizlik. O gun aksamuzeri oglumu ve babami goz doktoruna goturdum. Neyse oglumun gozleri yalnizca 0,25 ilerlemis. Babaminsa yakin gozlugu kirilmisti. Hem bir muayeneden gecmis oldu, hem de gozleri ilerlemismi bakildi. Ogluma lens ismarlandi, babamin yeni gozluklerini siparis verdik. Carsamba gunu buranin pazarina gittim. Hem yiyecek hem de giyecek bir seyler aldim. Persembe gunu annem,babam ve teyzem icin nufus dairesine gittik. Nufuslari cok eskiydi. Onları yenilettik. Yanliz gercekten tebrik ediyorum. Gittik, numara aldik, 10 dakika icinde siramiz geldi. İslemler hemen yapildi ve yeni nufus cuzdanlarini aldiklarinda yalnızca yarım saat olmustu biz oraya gideli. Gercekten Karsiyaka nufus idaresi cok mukemmel olmus. Bilmiyorum diger yerler de oylemidir. İsimiz erken bitince hadi bana gidelim dedim. Zaten sabahtan belki gelirler diye findikli kek yapmistim. Bir de lahmacun ismarladik. Hepsi Ora'nin( Ora Izmir'de, ozellikle lahmacunu ile unlu bir yerdir) lahmacununa bayiliyorlar. Cay yaptik, yani gene yeme-icme seansi seklindeydik. Dun ise evde mazot almak icin bekledim. Sonra babam geldi, birlikte gozluklerini almaya gittik. Aksam icin de alt katimizda oturan esimin teyzesi yemege cagirdi. Yemekte ne mi vardi? Sebze corbasi, papaz yahni(soganli et) , lahana sarma, marul salatasi, pancar salatasi, brokoli salatasi. Onun üzerine kestane kebap, meyve ve cay.
Artik bizim icin cumartesi,pazar da erken kalkma var. Oglum matematik dersi almaya basladi. Onceleri istememisti ama bakti basa cikamiyor, kabul etti. Simdi cumartesileri 10.30'da,pazarlari ise 8.30'da dersi var. Cumartesileri eşim de calismaya basladi. Yani 7 gün sabah 7'de kalkiyoruz artik. Haftaya arife. İs de, kurs da yok. İnsallah biraz uyuruz.
Bakalim postum nasil olacak? Ufff, cok zor oluyor boyle yazmak. Benim acilen bu sorunu cozmem lazim.
Zaten hayatimda pek de anlatmaya deger bi seyler olmadi. Sali gunu temizlik. O gun aksamuzeri oglumu ve babami goz doktoruna goturdum. Neyse oglumun gozleri yalnizca 0,25 ilerlemis. Babaminsa yakin gozlugu kirilmisti. Hem bir muayeneden gecmis oldu, hem de gozleri ilerlemismi bakildi. Ogluma lens ismarlandi, babamin yeni gozluklerini siparis verdik. Carsamba gunu buranin pazarina gittim. Hem yiyecek hem de giyecek bir seyler aldim. Persembe gunu annem,babam ve teyzem icin nufus dairesine gittik. Nufuslari cok eskiydi. Onları yenilettik. Yanliz gercekten tebrik ediyorum. Gittik, numara aldik, 10 dakika icinde siramiz geldi. İslemler hemen yapildi ve yeni nufus cuzdanlarini aldiklarinda yalnızca yarım saat olmustu biz oraya gideli. Gercekten Karsiyaka nufus idaresi cok mukemmel olmus. Bilmiyorum diger yerler de oylemidir. İsimiz erken bitince hadi bana gidelim dedim. Zaten sabahtan belki gelirler diye findikli kek yapmistim. Bir de lahmacun ismarladik. Hepsi Ora'nin( Ora Izmir'de, ozellikle lahmacunu ile unlu bir yerdir) lahmacununa bayiliyorlar. Cay yaptik, yani gene yeme-icme seansi seklindeydik. Dun ise evde mazot almak icin bekledim. Sonra babam geldi, birlikte gozluklerini almaya gittik. Aksam icin de alt katimizda oturan esimin teyzesi yemege cagirdi. Yemekte ne mi vardi? Sebze corbasi, papaz yahni(soganli et) , lahana sarma, marul salatasi, pancar salatasi, brokoli salatasi. Onun üzerine kestane kebap, meyve ve cay.
Artik bizim icin cumartesi,pazar da erken kalkma var. Oglum matematik dersi almaya basladi. Onceleri istememisti ama bakti basa cikamiyor, kabul etti. Simdi cumartesileri 10.30'da,pazarlari ise 8.30'da dersi var. Cumartesileri eşim de calismaya basladi. Yani 7 gün sabah 7'de kalkiyoruz artik. Haftaya arife. İs de, kurs da yok. İnsallah biraz uyuruz.
Bakalim postum nasil olacak? Ufff, cok zor oluyor boyle yazmak. Benim acilen bu sorunu cozmem lazim.
Çarşamba, Aralık 20, 2006
IMDAAAATTT
Postumda Turkce karakterler cikmiyor. Lutfen yardim edin. Tekrar Turkce karakterle yazabilmem icin ne yapmam lazim?
Pazartesi, Aralık 18, 2006
Kaza
ÃarÅamba günü nihayet İlk aÅk filmine gittim. Ben çok beÄendim. Oyuncular süper, Foça manzarası süper, konu da iyiydi. Ben çok zevk alarak seyrettim.
PerÅembe günü Åu bizim emekliler günü toplantımız vardı. Bu kez gideceÄimiz arkadaÅ Hatay'daydı. Bir de olayı çaydan öÄle yemeÄine dönüÅtürmüÅtük. O yüzden saat 12 gibi 2 arkadaÅ yola çıktık. Yarımı biraz geçe oradaydık. HerÅey gayet güzeldi. Ancak saat 4 gibi benim cep tel. çaldı. Arayan eÅimdi. Ãok kısaca kaza yaptım, araba mahvoldu, 112'yi aradım, cankurtaranı bekliyorum, ben seni sonra ararım deyip kapattı. Tabi ben meraktan çıldırdım. Arıyorum, tel. sürekli meÅgul. O civardaki bir hastanede görevli olan eniÅtemizi aradım. Haberi varmıÅ. Merak etme, ben 112'yi gönderdim dedi. Gerçi tel.la konuÅmuÅtum ama yine de saÄlıÄı konusunda endiÅeliydim. Ãstelik de bilirim, eÅim çok güzel ve sakin araba kullanır. Pek hız yapmaz. Neyse sonuçta ben hemen eve döndüm. Bu arada tel.dan birbirimize ulaÅtık. İyiydi, burnu bile kanamamıÅtı. Arabanın ön kaporta kısmı sürücü mahalline kadar yoktu. 8/8 karÅıki suçluydu ve Åükür karÅıdakinde de bir Åey yoktu. 112 güzelce muayene etmiÅ. Ayrıca eniÅteye de gidip muayene olmuÅ. İç kanama falan olasılıÄına karÅı. Tüm doktorların dediÄi 2 gün tüm vücudun sızlayacak, merak etme, aÄrı kesici al, geçer demiÅler. SaÄolsun, patronu aradı, Cumayı izin verdi. Pazara kadar evde yattı. Cuma-cumartesi gerçekten aÄrıları çok kötüydü. Pazar günü düzeldi. Bugün de iÅe gitti. Åükür iyi, verilmiÅ sadakamız varmıÅ. Ama tabi bir de iÅin psikolojik tarafı var. Åimdi hep yine araba kazası yapıcam, ölücem diye tedirginliÄi var. Her ne kadar biz destek olsak ta herÅey kendi beyninde bitiyor. Ama el mahkum, bugün yine araba kullanacak. Umarım çabuk atlatır.
PerÅembe günü Åu bizim emekliler günü toplantımız vardı. Bu kez gideceÄimiz arkadaÅ Hatay'daydı. Bir de olayı çaydan öÄle yemeÄine dönüÅtürmüÅtük. O yüzden saat 12 gibi 2 arkadaÅ yola çıktık. Yarımı biraz geçe oradaydık. HerÅey gayet güzeldi. Ancak saat 4 gibi benim cep tel. çaldı. Arayan eÅimdi. Ãok kısaca kaza yaptım, araba mahvoldu, 112'yi aradım, cankurtaranı bekliyorum, ben seni sonra ararım deyip kapattı. Tabi ben meraktan çıldırdım. Arıyorum, tel. sürekli meÅgul. O civardaki bir hastanede görevli olan eniÅtemizi aradım. Haberi varmıÅ. Merak etme, ben 112'yi gönderdim dedi. Gerçi tel.la konuÅmuÅtum ama yine de saÄlıÄı konusunda endiÅeliydim. Ãstelik de bilirim, eÅim çok güzel ve sakin araba kullanır. Pek hız yapmaz. Neyse sonuçta ben hemen eve döndüm. Bu arada tel.dan birbirimize ulaÅtık. İyiydi, burnu bile kanamamıÅtı. Arabanın ön kaporta kısmı sürücü mahalline kadar yoktu. 8/8 karÅıki suçluydu ve Åükür karÅıdakinde de bir Åey yoktu. 112 güzelce muayene etmiÅ. Ayrıca eniÅteye de gidip muayene olmuÅ. İç kanama falan olasılıÄına karÅı. Tüm doktorların dediÄi 2 gün tüm vücudun sızlayacak, merak etme, aÄrı kesici al, geçer demiÅler. SaÄolsun, patronu aradı, Cumayı izin verdi. Pazara kadar evde yattı. Cuma-cumartesi gerçekten aÄrıları çok kötüydü. Pazar günü düzeldi. Bugün de iÅe gitti. Åükür iyi, verilmiÅ sadakamız varmıÅ. Ama tabi bir de iÅin psikolojik tarafı var. Åimdi hep yine araba kazası yapıcam, ölücem diye tedirginliÄi var. Her ne kadar biz destek olsak ta herÅey kendi beyninde bitiyor. Ama el mahkum, bugün yine araba kullanacak. Umarım çabuk atlatır.
Salı, Aralık 12, 2006
İYİ Kİ DOÄDUN KAAN
Bugün benim birtanecik yeÄenimin doÄumgünü. DoÄduÄu günü unutamam. Hatta doÄumgünü tarihi özellikli olsun diye doktoru ile konuÅup 12.12.'de doÄmasına annesi ile birlikte karar vermiÅtik. O gün sabahtan Ãınarlı'daki doÄum hastanesine gittik. OÄlumuz olacaÄını biliyorduk zaten. Sabah erkenden 7 gibi falandı doÄuma aldılar. Daha doÄumhaneye girdikten kısa bir süre sonra hemÅire yeÅil bir beze sardıÄı bebekle dıÅarı çıktı ve alt kattaki bebek odasına gitmeye baÅladı. Babam yok bu bizim bebek olamaz, daha kızcaÄız yeni girdi doÄumhaneye diyordu. Tabi onlar alıÅmıÅlar saatlerce sancı çeken annelere, inanamadı. Ben baba çabuk takip et hemÅireyi o bizim Kaanımız deyince merdivenleri nasıl ikiÅer, üçer atladı anlatamam. Biz camın arkasından onun siliniÅini, gözlerine ilaç damlatılıÅını, doktorun kontrolünü, aÄlamalarını izledik. Sonra da giysilerini giydirip odaya getirdiler. Bu arada babası da sürekli kamera ile çekiyordu. Sonra anne de saÄsalim aÅaÄıya indi. Pespembe yumuk gözlü bir bebecikti. Meme almada biraz annesini zorladı ama sonra herÅey yoluna girdi. Benim küçük kuzum büyüdü de 5 yaÅına giriyor artık. Daha yaz sonu, telefonda konuÅmak istemezken , 1 aydır her telefon ettiÄimde hemen telefona geliyor, halacım ben seni çok özledim, babam beni İzmir'e getirsin söyle ona diye bana ne muhabbetler yapıyor anlatamam. Birkaç ay bile o kadar farkediyor ki çocuklarda. Nasıl hızla büyüdüÄüne ÅaÅırıyoruz. Tabi bir de biz onu aralıklarla gördüÄümüzden büyüdüÄünü daha da iyi gözlemliyoruz. Ah, bir de Åu ayrılık olmasa. Ama napalım, saÄolsunlar, iyi olsunlar da.
Kuzuma uzuuuuunnn, saÄlıklı, mutlu, huzurlu, baÅarılı, tüm sevdikleri ile birlikte nice yıllar olsun inÅallah. Ãok yaÅa sen Kaan paÅa.
Cumartesi, Aralık 09, 2006
Fırsattan
İstifade Cumartesi olmasına raÄmen yazıyorum. EÅim uzun bir aradan sonra ( taa Haziran'dan beri) tekrar cumartesi iÅe gitmeye baÅladı, oÄlum uyuyor. YaÅasın bilgisayar bana kaldı, en azından oÄluÅ uyanana kadar.
PerÅembe sabahı alt katımızda oturan eÅimin teyzesi telefon edip hemen gel dedi. Apar topar biraz da endiÅe içinde ve üstümde pijamalarla aÅaÄıya inince güzel bir sürprizle karÅılaÅtım. EÅimin Ankara'daki kuzeni gelmiÅ, sürpriz yapıp kimseye haber vermemiÅ. Otobüsten inince önce diÄer kuzene gidip sabah sabah ona sürpriz yapmıÅ. Ardından teyzesine, bana sonra kayınvalideme( ki teyzesi oluyor). Sonra beni de aldılar Manisa'ya görümceme sürpriz yapmaya gittik. Malum İzmir - Manisa arabayla yarım saat. DönüÅte İkea'ya uÄradık. Oradan hazır İsveç köftelerinden aldım. Sonra da tüm sülaleyi bize yemeÄe çaÄırdım. Onlar eve geçerken beni markete bıraktılar. Biraz hazır meze, Åarap, kola falan aldım. Eve gelince pilav yaptım. Kuzen evdeki koca tencere mercimek çorbasını getirdi. Yine kalabalık sofrada, muhabbetle yedik, içtik. Salı günü dönücek kuzen. Pazar günü de görümcemde böyle bir yemek olayına daha giricez. Hem o gün meÄer kuzenin doÄumgünüymüÅte. Hem kutlama, hem yemek olacak.
Salı günü de benim yeÄenimin , ak kuzumun (oÄlum karakuzu-esmer, yeÄenim sarıÅın olduÄundan - ak kuzu) doÄumgünü. 4 bitip 5'e giriyor. Dün ona bir sürü hediye aldım. En sevdiÄi renk olan ÅeÅilden (yeÅil) bornoz (kapiÅonu kedi Åeklinde ve kulakları var), süngerbob oyuncaÄı, özellikle ısmarladıÄı ses çıkaran büyük bir dinazor (niye bilmiyorum 2 senedir hep dinazor istiyor, hasta onlara) , bir torba dolusu küçük dinazor ve uzaktan kumandalı bir araba. Sonra onlarla annemlere gittim.Babamla bir koli yaptık. Babam bugün postaya vericek. Tam doÄumgününde ellerine geçicek. Salı günü onun için ayrıca post yazıcam, benim güzel oÄluÅum. O da benim oÄlum sayılır. Hatta torun niyetine bile. Ben hep kardeÅime abladan çok anne gibi hissetmiÅimdir çünkü.
Bugün birazdan çıkıp kuzene doÄumgünü için hediye bakıcam. AkÅam da bir arkadaÅlara gidicez. Yarın malum görümcemde yemek. Eee, pazartesiye yazacak bir Åey kalmadı.
Herkese iyi bir haftasonu.
PerÅembe sabahı alt katımızda oturan eÅimin teyzesi telefon edip hemen gel dedi. Apar topar biraz da endiÅe içinde ve üstümde pijamalarla aÅaÄıya inince güzel bir sürprizle karÅılaÅtım. EÅimin Ankara'daki kuzeni gelmiÅ, sürpriz yapıp kimseye haber vermemiÅ. Otobüsten inince önce diÄer kuzene gidip sabah sabah ona sürpriz yapmıÅ. Ardından teyzesine, bana sonra kayınvalideme( ki teyzesi oluyor). Sonra beni de aldılar Manisa'ya görümceme sürpriz yapmaya gittik. Malum İzmir - Manisa arabayla yarım saat. DönüÅte İkea'ya uÄradık. Oradan hazır İsveç köftelerinden aldım. Sonra da tüm sülaleyi bize yemeÄe çaÄırdım. Onlar eve geçerken beni markete bıraktılar. Biraz hazır meze, Åarap, kola falan aldım. Eve gelince pilav yaptım. Kuzen evdeki koca tencere mercimek çorbasını getirdi. Yine kalabalık sofrada, muhabbetle yedik, içtik. Salı günü dönücek kuzen. Pazar günü de görümcemde böyle bir yemek olayına daha giricez. Hem o gün meÄer kuzenin doÄumgünüymüÅte. Hem kutlama, hem yemek olacak.
Salı günü de benim yeÄenimin , ak kuzumun (oÄlum karakuzu-esmer, yeÄenim sarıÅın olduÄundan - ak kuzu) doÄumgünü. 4 bitip 5'e giriyor. Dün ona bir sürü hediye aldım. En sevdiÄi renk olan ÅeÅilden (yeÅil) bornoz (kapiÅonu kedi Åeklinde ve kulakları var), süngerbob oyuncaÄı, özellikle ısmarladıÄı ses çıkaran büyük bir dinazor (niye bilmiyorum 2 senedir hep dinazor istiyor, hasta onlara) , bir torba dolusu küçük dinazor ve uzaktan kumandalı bir araba. Sonra onlarla annemlere gittim.Babamla bir koli yaptık. Babam bugün postaya vericek. Tam doÄumgününde ellerine geçicek. Salı günü onun için ayrıca post yazıcam, benim güzel oÄluÅum. O da benim oÄlum sayılır. Hatta torun niyetine bile. Ben hep kardeÅime abladan çok anne gibi hissetmiÅimdir çünkü.
Bugün birazdan çıkıp kuzene doÄumgünü için hediye bakıcam. AkÅam da bir arkadaÅlara gidicez. Yarın malum görümcemde yemek. Eee, pazartesiye yazacak bir Åey kalmadı.
Herkese iyi bir haftasonu.
Çarşamba, Aralık 06, 2006
YENİYIL
Dün akÅam yılbaÅı çamımızı çıkardım. Haftasonu aldıÄım yeni süslerle ve ıÅıklarla süsledim. Sonra da evin ıÅıklarını kapatıp bir süre ıÅıl ıÅıl olan çamı seyrettim. Nasıl dinlendirdi anlatamam. Yeniyıl gelirken hep içimde bir sevinç, heyecan olur. Gene baÅladı. Ben artık listelerimi yapmaya giriÅirim. Kime ne hediye alınacak listeleri.
Bu arada 18 Kasım'da benim bloÄum da 1 yaÅını doldurmuÅ. DiÄer blogları okurken aklıma geldi, dur bi bakayım ,ben ne zaman açmıÅım bloÄumu diye bakınca çoktan 1 yılı devirdiÄimi gördüm. Nice yıllara inÅallah .
Salı, Aralık 05, 2006
Geçen Hafta
PerÅembe günü emekli bankacı bütün kızlar toplandık, toplandık, toplandık. E tabi bankacılıktan yıprandık, yıprandık, yıprandık. Güzel bir gündü. Muhabbet ettik, çaylar içtik, kekleri yedik. Bundan sonra 15'te bir PerÅembeleri toplanmaya karar verdik. Ancak bir arkadaÅın çocuÄu daha doÄrusu tekne kazıntısı o gün eve erken geliyormuÅ. Ãocuk evde yalnız kalmasın diye toplantıları öÄle yemeÄine çevirdik ki herkes 4 gibi evine gidebilecek. Ben o gün (3 çeÅitten fazla yapma diye bin kere tembihlediklerinden ve herkeste tansiyon, kolestrol gibi bilumum hastalıklar mevcut olduÄundan) bir önceki postta tarifini yazdıÄım fındıklı keki, böreÄi ve pastabandan yaptıÄım muzlu pastayı ikram ettim. Bir sonraki toplantının menüsü tavuk,pilav, yoÄurt. Yemek bahane, muhabbet Åahane.
Cuma akÅamı kayınvalidemde yemekteydik. Yine sülale boyu buluÅuldu. Sicilyalılar gibi herkes baÄıra çaÄıra aynı anda konuÅtu. Ama ben seviyorum bu gürültüyü.
Cumartesi günü yoÄun bir gündü. O gün banyonun mermeri takıldı, tesisatçı geldi, çeÅmeleri (pardon armatür diyeyim daha havalı oluyo) taktı, arabayı bakıma verdik ve akÅamüzeri aldık falan filan. YemeÄim olmasına raÄmen o akÅam dıÅarıda ama gerçekten dıÅarıda yani açıkhavada yemek yemek istedim. Bostanlı'da bize yakın bir yerde dıÅarıda oturup birÅeyler yedik. Hava gece olmasına raÄmen hiçde öyle soÄuk deÄildi. Rahatça oturabildik. ÃÅümedik. Ãstelik bizim gibi dıÅarıda oturan en az 4-5 masa daha vardı. Bana bazen böyle soldan soldan geliyorlar. İçerilere sıÄamıyorum.
Pazar günü ise evde yayılarak geçti. Bir ara çıkıp market alıÅveriÅi yapıp döndük. Dün sabah banka iÅlerini halledip anneme gittim. Teyzeme çıktık. Kuzenleri de gelmiÅti. A. teyzeyi severim. Hasret giderdik. Onun tarafıyla ilgili son haberleri aldık. Valla dedikodu deÄil, kızlarından biri yeni ev almıÅ, diÄeri baÅka bir eve taÅınmıÅ, torununun yaramazlıkları falan.
Bugün de temizlik var. Post bitsin yemeÄi hazırlamam lazım. Daha ekmek de almadım. Ãıkmam lazım. Hadi bana byeeee
Cuma akÅamı kayınvalidemde yemekteydik. Yine sülale boyu buluÅuldu. Sicilyalılar gibi herkes baÄıra çaÄıra aynı anda konuÅtu. Ama ben seviyorum bu gürültüyü.
Cumartesi günü yoÄun bir gündü. O gün banyonun mermeri takıldı, tesisatçı geldi, çeÅmeleri (pardon armatür diyeyim daha havalı oluyo) taktı, arabayı bakıma verdik ve akÅamüzeri aldık falan filan. YemeÄim olmasına raÄmen o akÅam dıÅarıda ama gerçekten dıÅarıda yani açıkhavada yemek yemek istedim. Bostanlı'da bize yakın bir yerde dıÅarıda oturup birÅeyler yedik. Hava gece olmasına raÄmen hiçde öyle soÄuk deÄildi. Rahatça oturabildik. ÃÅümedik. Ãstelik bizim gibi dıÅarıda oturan en az 4-5 masa daha vardı. Bana bazen böyle soldan soldan geliyorlar. İçerilere sıÄamıyorum.
Pazar günü ise evde yayılarak geçti. Bir ara çıkıp market alıÅveriÅi yapıp döndük. Dün sabah banka iÅlerini halledip anneme gittim. Teyzeme çıktık. Kuzenleri de gelmiÅti. A. teyzeyi severim. Hasret giderdik. Onun tarafıyla ilgili son haberleri aldık. Valla dedikodu deÄil, kızlarından biri yeni ev almıÅ, diÄeri baÅka bir eve taÅınmıÅ, torununun yaramazlıkları falan.
Bugün de temizlik var. Post bitsin yemeÄi hazırlamam lazım. Daha ekmek de almadım. Ãıkmam lazım. Hadi bana byeeee
Perşembe, Kasım 30, 2006
Kek
Salı günü temizlik sonrası halama gidip, geçen hafta bana verdiÄi ayva reçelini koyduÄu kavanozu iade ettim. Dün ise sözde evde oturup bugün gelecek arkadaÅlar için birÅeyler hazırlayayım, yarın rahat ederim derken, hiçbir Åey yapmadan saatlerce yayıldım evde. Bir tek kek yaptım ki onun da tarifini aÅaÄıda vericem. Ama alıÅtıÄımız keklerden deÄil. Zaten içindeki fındıktan dolayı bomba etkisi var, ona göre. Bugün aynı yerden emekli olduÄumuz 4 arkadaÅım gelecek. Zaten niyetimiz bunu bir rutine dönüÅtürmek. Yani Türkçesi aramızda gün yapmak. Bakalım biz de ev hanımları gibi olabilecek miyiz? Bugün sabahtan beri popoma neft yaÄı sürülmüŠgibi koÅturuyorum tabi. Dünkü tembelliÄin acısı çıkıyor. Neyse böreÄi de hazırladım, biraz dolapta dinlendirmek gerekiyor. O ara bir post attırayım dedim. Keke gelince;
4 yumurta
200 gr margarin (eritilecek, ılıtılacak)
200 gr un
200 gr Åeker
200 gr fındık ya da ceviz (iri çekilmiÅ)
1 paket kabartma tozu / annemin pekin povderi:)
1 paket vanilya
Yumurta, yaÄ,Åeker güzelce çırpılacak. Un, kabartma tozu ve vanilya elenerek bu karıÅıma eklenecek. En son fındık eklenip çok fazla çırpılmadan hemen yaÄlanmıŠkalıba dökülecek. 175 derecedeki fırında yaklaÅık 40-45 dakika piÅirilecek. Unu mutlaka eleyin. O zaman kek çok kabarıyor. Afiyet olsun.
4 yumurta
200 gr margarin (eritilecek, ılıtılacak)
200 gr un
200 gr Åeker
200 gr fındık ya da ceviz (iri çekilmiÅ)
1 paket kabartma tozu / annemin pekin povderi:)
1 paket vanilya
Yumurta, yaÄ,Åeker güzelce çırpılacak. Un, kabartma tozu ve vanilya elenerek bu karıÅıma eklenecek. En son fındık eklenip çok fazla çırpılmadan hemen yaÄlanmıŠkalıba dökülecek. 175 derecedeki fırında yaklaÅık 40-45 dakika piÅirilecek. Unu mutlaka eleyin. O zaman kek çok kabarıyor. Afiyet olsun.
Salı, Kasım 28, 2006
Yalan Oldu
İlk AÅk filmine gitmem yalan oldu.
Cuma sabahı kalktıÄımda banyoda lavabonun altındaki dolapların altından su geldiÄini gördüm. Hemen tesisatçıyı çaÄırdım. Ancak saat 2'den sonra gelebileceklerini söylediler. Tamam dedim.(Ne diyebilirdim ki?) Saat 2-4-6 gibi çeÅitli aralıklarla yaptıÄım tacizlere raÄmen sonunda bugün gelemeyeceklerini ama c.tesi sabahtan geleceklerini söylediler. Gene tamam dedim. Yani cuma günüm evde tesisatçı beklemekle geçti.Bu arada o akÅam görümceme yemeÄe gittik. Kıymalı, peynirli ve ıspanaklı pidelerle birlikte marul salatası, brokoli salatası, karıÅık turÅu, salatalık turÅusu, taze soÄanlar, rokalar, tereler ve toplam 11 kiÅilik bir çekirge sürüsü olarak masadakileri imha ettik. Ardından helva, çay ve gıyk olarak eve dönüÅ.
Cumartesi sabahtan Åöyle 17-18 yaÅlarında bir çocuk tesisatçı olarak gönderildi. Baktı, baktı, dolabın içine girdi ve dolabı çökertti. Ona baÄlı duran üst mermer dengesi bozulduÄu için önce 1 yerinden daha sonra da dayanamayıp 2. yerinden kırıldı. Hemen malzeme almam lazım deyip çocuk gitti ve bu kez ustası ile geldi. Yalandan bir kırık boru deÄiÅimi ile 35 YTL aldılar ve .iktir olup gittiler. Kusura bakmayın küfrettim ama sinirden kuduruyorum. Hemen tadilatçımı çaÄırdım. Eski dolap kapakları kalmak koÅulu ile yeni gövde yapımı ve yeni mermer için 500 YTL'ye anlaÅtık. Åimdi ben bu tesisatçıyı ne yapayım? Tüketici derneÄi, merneÄi hak getire. Adam iplemez bile. Gidip kavga etsem, sinirimi bozduÄumla kalacaÄım, kendimi biliyorum, hatta bi de ustanın yanında aÄlar, 2 kere rezil olurum. Hırsımdan kuduruyorum.
Cumartesi günü akÅam da annemlerde çinekop yaptık. Yine yanında envayi çeÅit ot ve salata ile. Tabi biraları da unutmamak lazım. Ha, balık-rakı derseniz ben sevemedim rakıyı ya. İçemiyorum. Daha kokusundan midem bulanıyor.
Pazar günü uzuuun bir kahvaltıdan sonra biraz yürüyüÅ, alıÅveriÅ, yine gömlek ve pantolon ütüsü vs. vs.
Bugün sabahtan kayınvalidemin Foça'dan kendi bahçesinden getirdiÄi turp otlarını haÅladım. ÃÄlen anneme gittim. Daha sonra akÅam için kıymalı karnıbahar ve pilav yaptım ve Åimdi bu postu yazıyorum.
Bu arada yeni dolap sanırım salı günü(umarım) takılacak ama mermerin ölçüsü takıldıÄı gün alınacak, o da daha sonra gelecek. Bu iÅler cumartesiye biter mi acaba? Tüm sinirlerim ayakta. PerÅembe günü bankadan emekli 4 arkadaÅ bana gelecek. Belki o gün azıcık moralim düzelir, hem belki o güne dek bu dolap iÅi de biraz yoluna girer. Lütfen ya, lütfen böyle aksilikler olmasın. Ustalarla uÄraÅmaktan NEFRET EDİYO-RRR UUU MMM
Cuma sabahı kalktıÄımda banyoda lavabonun altındaki dolapların altından su geldiÄini gördüm. Hemen tesisatçıyı çaÄırdım. Ancak saat 2'den sonra gelebileceklerini söylediler. Tamam dedim.(Ne diyebilirdim ki?) Saat 2-4-6 gibi çeÅitli aralıklarla yaptıÄım tacizlere raÄmen sonunda bugün gelemeyeceklerini ama c.tesi sabahtan geleceklerini söylediler. Gene tamam dedim. Yani cuma günüm evde tesisatçı beklemekle geçti.Bu arada o akÅam görümceme yemeÄe gittik. Kıymalı, peynirli ve ıspanaklı pidelerle birlikte marul salatası, brokoli salatası, karıÅık turÅu, salatalık turÅusu, taze soÄanlar, rokalar, tereler ve toplam 11 kiÅilik bir çekirge sürüsü olarak masadakileri imha ettik. Ardından helva, çay ve gıyk olarak eve dönüÅ.
Cumartesi sabahtan Åöyle 17-18 yaÅlarında bir çocuk tesisatçı olarak gönderildi. Baktı, baktı, dolabın içine girdi ve dolabı çökertti. Ona baÄlı duran üst mermer dengesi bozulduÄu için önce 1 yerinden daha sonra da dayanamayıp 2. yerinden kırıldı. Hemen malzeme almam lazım deyip çocuk gitti ve bu kez ustası ile geldi. Yalandan bir kırık boru deÄiÅimi ile 35 YTL aldılar ve .iktir olup gittiler. Kusura bakmayın küfrettim ama sinirden kuduruyorum. Hemen tadilatçımı çaÄırdım. Eski dolap kapakları kalmak koÅulu ile yeni gövde yapımı ve yeni mermer için 500 YTL'ye anlaÅtık. Åimdi ben bu tesisatçıyı ne yapayım? Tüketici derneÄi, merneÄi hak getire. Adam iplemez bile. Gidip kavga etsem, sinirimi bozduÄumla kalacaÄım, kendimi biliyorum, hatta bi de ustanın yanında aÄlar, 2 kere rezil olurum. Hırsımdan kuduruyorum.
Cumartesi günü akÅam da annemlerde çinekop yaptık. Yine yanında envayi çeÅit ot ve salata ile. Tabi biraları da unutmamak lazım. Ha, balık-rakı derseniz ben sevemedim rakıyı ya. İçemiyorum. Daha kokusundan midem bulanıyor.
Pazar günü uzuuun bir kahvaltıdan sonra biraz yürüyüÅ, alıÅveriÅ, yine gömlek ve pantolon ütüsü vs. vs.
Bugün sabahtan kayınvalidemin Foça'dan kendi bahçesinden getirdiÄi turp otlarını haÅladım. ÃÄlen anneme gittim. Daha sonra akÅam için kıymalı karnıbahar ve pilav yaptım ve Åimdi bu postu yazıyorum.
Bu arada yeni dolap sanırım salı günü(umarım) takılacak ama mermerin ölçüsü takıldıÄı gün alınacak, o da daha sonra gelecek. Bu iÅler cumartesiye biter mi acaba? Tüm sinirlerim ayakta. PerÅembe günü bankadan emekli 4 arkadaÅ bana gelecek. Belki o gün azıcık moralim düzelir, hem belki o güne dek bu dolap iÅi de biraz yoluna girer. Lütfen ya, lütfen böyle aksilikler olmasın. Ustalarla uÄraÅmaktan NEFRET EDİYO-RRR UUU MMM
Cuma, Kasım 24, 2006
ÃÄRETMENLER GÃNÃ
Bugün ÃÄretmenler günü. Hakeden tüm öÄretmenlerin bu güzel gününü kutluyorum. Ve bu özel günde BaÅöÄretmenimiz ATATÃRK'ü bir kez daha özlem, sevgi ve minnetle anıyorum.
Çarşamba, Kasım 22, 2006
Bugün
ArkadaÅımla Alsancak'ta buluÅtuk. İkimiz de emekliyiz ve uzun yıllar birlikte çalıÅmıÅtık. Biraz vitrin baktık, sonra Efes pastanesinde oturup birÅeyler yiyip içtik. Åimdi evdeyim. OÄlum öÄretmeni ile ders çalıÅıyor, ben çay ve börek servisi yapıyorum.
Dün temizlik vardı. O ara halam telefon etti. "OÄlun ayva marmelatını çok seviyormuÅ.Yaptım, gel al" dedi. SaÄolsun koca bir kavanoz yapmıÅ. Ama iÅin aslı Åu; benim oÄlum çilek reçelini , özellikle de suyunu (terso iÅte, herkes tanesini yer) sever. Ben de büyük halama bir muhabbet sırasında bunu söylemiÅim. Benim lafım döne dolaÅa bu hali almıŠve ortanca halam ayva marmelatı yapmıÅ. DüÅünmesi bile yeter, saÄolsun.Neredeyse 80 yaÅında. Allah uzun ömürler versin ona ve tüm halalarıma.Åimdi bizde yaklaÅık 3 yıllık reçel stoÄu oldu. Anca bitiririz.
Yarın, annemlerdeyim. Annemle teyzemin genç kızlık arkadaÅları gelecek. Malum, ikisinin de ayaklar kötü. Ben hizmet edeceÄim. Ama seviyorum o altın kızları. Ãok neÅeliler. Ben de sabahtan börek yapıcam, giderken götürmek için.
Hadi, ben Åimdi gidip bakayım, öÄretmenimizin çayı bitmiÅ mi? Hizmete devam yani.
Dün temizlik vardı. O ara halam telefon etti. "OÄlun ayva marmelatını çok seviyormuÅ.Yaptım, gel al" dedi. SaÄolsun koca bir kavanoz yapmıÅ. Ama iÅin aslı Åu; benim oÄlum çilek reçelini , özellikle de suyunu (terso iÅte, herkes tanesini yer) sever. Ben de büyük halama bir muhabbet sırasında bunu söylemiÅim. Benim lafım döne dolaÅa bu hali almıŠve ortanca halam ayva marmelatı yapmıÅ. DüÅünmesi bile yeter, saÄolsun.Neredeyse 80 yaÅında. Allah uzun ömürler versin ona ve tüm halalarıma.Åimdi bizde yaklaÅık 3 yıllık reçel stoÄu oldu. Anca bitiririz.
Yarın, annemlerdeyim. Annemle teyzemin genç kızlık arkadaÅları gelecek. Malum, ikisinin de ayaklar kötü. Ben hizmet edeceÄim. Ama seviyorum o altın kızları. Ãok neÅeliler. Ben de sabahtan börek yapıcam, giderken götürmek için.
Hadi, ben Åimdi gidip bakayım, öÄretmenimizin çayı bitmiÅ mi? Hizmete devam yani.
Pazartesi, Kasım 20, 2006
Geçen Hafta
OÄluÅum yok diye kendimi sokaklara vurdum.Zaten salı akÅamı gitmiÅti. ÃarÅamba günü eski mahalledeki komÅuma gittim. Geçen hafta oÄlunun doÄumgünü vardı. OÄlum gitmiÅ ve hediyesini götürmüÅtü ama her yıl ben de ayrıca hediye alırım ona. Severim keratayı. Hem ziyaret oldu , hem de çocuÄa da hediyesini verdim. PerÅembe günü halamlara gittim. Kızlarla muhabbetin belini kırdık. Cuma günü ise 40 yıllık arkadaÅıma (valla tam 40 yıl. 5 yaÅından beri arkadaÅız) gittim. Bunlar hep beni mutlu eden ziyaretlerdi. Cuma günü tüm hafta yaptıÄım gibi yine İzmir-Afyon- UÅak- Ankara 'nın hava durumlarını izledim. Malum cuma gecesi oÄlum o güzergahtan dönecekti. Hep sis gösterdi. Tabi evhamdan uzun süre uyuyamadım. Biraz dalar gibi olmuÅum, 2'ye yakın yine uyandım, sabahı sabah ettim. Saat 7'de zil çaldı. Nasıl biz karı-koca çıÄlık çıÄlıÄa kapıya koÅtuk. Güzel oÄlum, karakuzum gelmiÅti. Ãok eÄlenmiÅ ama bu arada bizden kopamayacaÄını anladım. Ben Ankara'da falan okumam dedi. Bu arada Ankaralıları biraz kızdıracak belki ama oÄlumun Ankara izlenimleri ;
1) Anıtkabire muhteÅem
2) Bilkent güzel
3) Ankara çok soÄuk
4) Ankara'da güzel kız çok az :)
5) Ankara'da deniz yok :)
Biliyorum hele Åu son maddeye Ankaralılar çok kızıyorlar ama 15 yaÅındaki birinin gözlemi bunlar, affola
O gün gece yolculuÄunda pek uyuyamadıÄından oÄlum saat 10 gibi bir yattı. Taaa 4.30' da uyandı. Bu arada biz eÅimle dıÅarı çıktık, biraz yürüyüŠyaptık, alıÅveriÅ yaptık, eve geldik. Biz uyandırdık ta anca uyandı. Bıraksak sabaha kadar uyurdu herhalde. Pazar günü de kahvaltıdan sonra İnciraltı'na gittik. Balık, midye, kalamar, bira yaptık. Hava da nasıl güzeldi, günlük güneÅlik. Giderken problem yoktu ama dönüŠiÅkence oldu. Normalde 5-10 dakikada gidilebilecek mesafeyi yaklaÅık 40 dakika da aldık. Dönerken annemlere uÄradık, çok sevindiler. Sonra da ev, gömlek-pantolon ütüsü ve yatıÅ. Yeni bir hafta baÅladı yine. Bu hafta benim için en önemli Åey, Cumaya "İlk AÅk" filmine gidicek olmak. Halit Ergenç'in hastasıyız da.
1) Anıtkabire muhteÅem
2) Bilkent güzel
3) Ankara çok soÄuk
4) Ankara'da güzel kız çok az :)
5) Ankara'da deniz yok :)
Biliyorum hele Åu son maddeye Ankaralılar çok kızıyorlar ama 15 yaÅındaki birinin gözlemi bunlar, affola
O gün gece yolculuÄunda pek uyuyamadıÄından oÄlum saat 10 gibi bir yattı. Taaa 4.30' da uyandı. Bu arada biz eÅimle dıÅarı çıktık, biraz yürüyüŠyaptık, alıÅveriÅ yaptık, eve geldik. Biz uyandırdık ta anca uyandı. Bıraksak sabaha kadar uyurdu herhalde. Pazar günü de kahvaltıdan sonra İnciraltı'na gittik. Balık, midye, kalamar, bira yaptık. Hava da nasıl güzeldi, günlük güneÅlik. Giderken problem yoktu ama dönüŠiÅkence oldu. Normalde 5-10 dakikada gidilebilecek mesafeyi yaklaÅık 40 dakika da aldık. Dönerken annemlere uÄradık, çok sevindiler. Sonra da ev, gömlek-pantolon ütüsü ve yatıÅ. Yeni bir hafta baÅladı yine. Bu hafta benim için en önemli Åey, Cumaya "İlk AÅk" filmine gidicek olmak. Halit Ergenç'in hastasıyız da.
Perşembe, Kasım 16, 2006
Bir sürü
saÄlık problemi ile uÄraÅıyorum geçen haftadan beri. Genetik karnem zaten çok kötü. Hepsi birbir çıkmaya baÅladı. Geçen hafta tansiyonum çok yüksekti. GeçiÅtirmeye çalıÅırken benden 5-6 yaÅ küçük 2 kiÅinin beyin kanaması nedeni öldüklerini duyunca cumartesi soluÄu doktorda aldım. Artık düzenli olarak tansiyon ilacı kullanmaya baÅladım( Ay, ne gıcık. Tam emekli ve yaÅlı yazısı oldu bu) Tahlillerde kolestrol de yüksek çıktı. Doktor ayrıca Åeker yükleme istedi. Yarın da onu yaptıracaÄım. O yüzden zaman bulup yazamıyorum. Hatta çoÄu zaman bloglara bile girecek zamanım olmadı. Bu arada oÄlum Salı akÅamından beri Ankara'da. Okul gezisi nedeni ile. Cumartesi sabah dönecekler. Onu çok özledim. Bizden ilk kez ayrılıyor. Ben çalıÅırken yazın anneannesi ya da babaannesi ile yazlıkta kalıyordu ama yine yanında bizden bir büyük oluyordu. Bu ilk kez kendi kanatları ile uçtuÄu gezi. Allahtan cep telefonları var.[Bu vesile ile Nokia ve Sony Ericsson'a binlerce teÅekkür. Allah onlara zeval vermesin:))] Ama bunaltmamaya da çalıÅıyoruz. Yalnızca akÅamları arıyoruz ama aklım hep onda. Canım oÄluÅum, çok özledim ya. AkÅamları onun yastıÄıyla uyuyorum, bari kokusunu içime çekeyim.
Pazartesi, Kasım 06, 2006
BÃLENT ECEVİT
Ãnce dürüsttü, sonra Åairdi, eÅine aÅıktı, maviydi, KaraoÄlandı, ak güvercindi, parti baÅkanıydı, baÅbakandı ve umudumuzdu.
O umut, dün akÅam söndü.
Allah rahmet eylesin sana ve allah sabırlar versin RahÅan Hanıma.
O umut, dün akÅam söndü.
Allah rahmet eylesin sana ve allah sabırlar versin RahÅan Hanıma.
Pazartesi, Ekim 30, 2006
Merhaba
Ãncelikle herkesin geçmiÅ bayramını ve Cumhuriyet Bayramını kutluyorum. Bayram öncesinden beri çok yoÄun günler yaÅadık. Anca bugün zaman bulabildim yeni bir posta. Taaa bayram öncesi Cuma'dan anlatmaya baÅlayayım.Neden mi? Bi dakka, anlatıyorum
O Cuma günü akÅamüzeri iÅler bittikten sonra bloga yeni bir post yazayım, hem de herkesin bayramını kutlayayım diyordum. Bilgisayarın açma düÄmesine basmamla çat diye bir ses geldi. Ãnce asfalyalar attı sandım ama baktım elektrikler yanıyor. Ana kasa gitmiÅ. Nasıl üzüldüm ve sıkıldım anlatamam. Ertesi gün, oÄlum hemen bir tamirciye götürdü. Neyse ki basit bir ÅeymiÅ. Hem zaman açısından çabucak yapıldı hem de maddi olarak öyle pek pahalı bir zarar deÄilmiÅ. Cumartesi günü eÅimin kuzenleri Ankara'dan geliyordu. AkÅam üzerine doÄru geldiler. O gün hep birlikte, kalacakları diÄer kuzenin evindeydik. Gece dönerken ertesi gün için de ben çaÄırdım. Ama bizim sülalede öyle 3-5 kiÅi olunmaz. Tüm anneler,teyzeler derken cumartesi günü 15 kiÅiydik. Oruçlulara bir posta sofra kuruldu. Bazı hanımlar alıÅveriÅteydi. Erkekler onları beklemek istemedi, onlara ayrı bir posta sofra kuruldu. En son saat 9 gibi gelen hanımlara ayrı bir sofra kuruldu. O günüm sabahtan akÅama kadar yemek hazırlamakla, akÅamdan sonra da sofra kurmakla geçti . Sakın sözlerim Åikayet gibi anlaÅılmasın. Ben hem yemek yapmayı hem de yemeyi ve yedirmeyi çok severim. Ben çok mutluydum.
Ertesi gün bayramın ilk günü idi. Aynı takım bu kez kayınvalidemde kahvaltıdaydık. Hatta bu kez görümcemin kayınvalidesi ve kayınpederi de eklendiÄinden sayı 17 olmuÅtu. Ama kalabalıklar çok güzel oluyor, hele de bayram sabahları. Hep birlikte topluca bayramlaÅıldı. Oradan herkes ziyaret yerlerine daÄıldı. Biz Ankara'dan gelen kuzenleri de alıp önce Ege Parka gittik ama herhalde ilk gün olduÄundan tüm dükkanlar kapalıydı. Starbucks'da oturup bir kahve içtik, oradan deniz kenarı bir yere gittik. Orada da sıcacık güneÅin altında birer bira yuvarladık. AkÅamüzeri onlar ÃeÅme'ye biz ise annemlere akÅam yemeÄine geçtik.
Bayramın ikinci günü biz de ÃeÅme'ye gittik. Ãnce kuzenlerde kahvaltı ettik. Hazır ÃeÅmeye gitmiÅken bizim yazlıÄa da bir baktık. Neyse o yaÄmurlarda akma falan olmamıÅ. ÃÄle yemeÄimizi Kumrucu Åevki'de yedik. Deniz kenarında bol bol yürüdük. AkÅam da hava güzel olduÄundan bahçede mangal yaptık. Biz yine kalmadık ve eve döndük. Ankaradan gelen kuzenlerimiz ÃarÅamba sabahı erkenden ÃeÅme'den yola çıkmıÅlar. Biz de o gün gezemediÄimiz akrabalara gittik. Benim 2 hala, 1 amca ve eÅimin amcası ile halası. Bu tempoya akÅam biraz ütü faslından sonra benim vücut nezle sinyalleri vermeye baÅladı. Sabah kalktıÄımda boÄazım feci yanıyordu ve sesim kargalarla yarıÅacak düzeydeydi. 2 gün hasta yattım.
GeçtiÄimiz Cumartesi ise benim niÅanlanan kuzenin müstakbel kayınvalidesi ve kayınpederi iade-i ziyarete gelecekti. Teyzem akrabalardan bazı kiÅileri de çaÄırdı tanıÅma olsun diye. O gün benim için çok yoÄun geçti. Sabahtan mazot alındı (malum kıŠgeliyor) , kat kaloriferine bakım yaptırıldı, oÄlumun matematik hocası geldi, kek ve kısır yaptım, banyo yaptım, fön çektirdim. AkÅam 7 gibi teyzeme gittik. Orada tüm hizmet bendeydi. SaÄolsun gelin kızımız da çok yardım etti, hakkını yemiyeyim.
Dün ise canım babamın doÄum günü idi. Allah uzun ve saÄlıklı ömürler versin ona. Güzel gözlü babacım benim. Allahım, inÅallah daha uzun yıllar birlikte oluruz. Bu yoÄunlukta çıkıp hediyesini alamamıÅtım. Ãnce onun hediye ve pastasını aldım. ÃÄleden sonra da oraya gittik. GideceÄimizi bilmesine raÄmen nasıl sevindi anlatamam. AkÅam evdeydik. Yine okul ve iÅ gömleÄi ütüleri, yemek ve yatıÅ.
Yeni bir hafta baÅlıyor. HerÅey gönlünüzce olsun. İyi haftalar.
O Cuma günü akÅamüzeri iÅler bittikten sonra bloga yeni bir post yazayım, hem de herkesin bayramını kutlayayım diyordum. Bilgisayarın açma düÄmesine basmamla çat diye bir ses geldi. Ãnce asfalyalar attı sandım ama baktım elektrikler yanıyor. Ana kasa gitmiÅ. Nasıl üzüldüm ve sıkıldım anlatamam. Ertesi gün, oÄlum hemen bir tamirciye götürdü. Neyse ki basit bir ÅeymiÅ. Hem zaman açısından çabucak yapıldı hem de maddi olarak öyle pek pahalı bir zarar deÄilmiÅ. Cumartesi günü eÅimin kuzenleri Ankara'dan geliyordu. AkÅam üzerine doÄru geldiler. O gün hep birlikte, kalacakları diÄer kuzenin evindeydik. Gece dönerken ertesi gün için de ben çaÄırdım. Ama bizim sülalede öyle 3-5 kiÅi olunmaz. Tüm anneler,teyzeler derken cumartesi günü 15 kiÅiydik. Oruçlulara bir posta sofra kuruldu. Bazı hanımlar alıÅveriÅteydi. Erkekler onları beklemek istemedi, onlara ayrı bir posta sofra kuruldu. En son saat 9 gibi gelen hanımlara ayrı bir sofra kuruldu. O günüm sabahtan akÅama kadar yemek hazırlamakla, akÅamdan sonra da sofra kurmakla geçti . Sakın sözlerim Åikayet gibi anlaÅılmasın. Ben hem yemek yapmayı hem de yemeyi ve yedirmeyi çok severim. Ben çok mutluydum.
Ertesi gün bayramın ilk günü idi. Aynı takım bu kez kayınvalidemde kahvaltıdaydık. Hatta bu kez görümcemin kayınvalidesi ve kayınpederi de eklendiÄinden sayı 17 olmuÅtu. Ama kalabalıklar çok güzel oluyor, hele de bayram sabahları. Hep birlikte topluca bayramlaÅıldı. Oradan herkes ziyaret yerlerine daÄıldı. Biz Ankara'dan gelen kuzenleri de alıp önce Ege Parka gittik ama herhalde ilk gün olduÄundan tüm dükkanlar kapalıydı. Starbucks'da oturup bir kahve içtik, oradan deniz kenarı bir yere gittik. Orada da sıcacık güneÅin altında birer bira yuvarladık. AkÅamüzeri onlar ÃeÅme'ye biz ise annemlere akÅam yemeÄine geçtik.
Bayramın ikinci günü biz de ÃeÅme'ye gittik. Ãnce kuzenlerde kahvaltı ettik. Hazır ÃeÅmeye gitmiÅken bizim yazlıÄa da bir baktık. Neyse o yaÄmurlarda akma falan olmamıÅ. ÃÄle yemeÄimizi Kumrucu Åevki'de yedik. Deniz kenarında bol bol yürüdük. AkÅam da hava güzel olduÄundan bahçede mangal yaptık. Biz yine kalmadık ve eve döndük. Ankaradan gelen kuzenlerimiz ÃarÅamba sabahı erkenden ÃeÅme'den yola çıkmıÅlar. Biz de o gün gezemediÄimiz akrabalara gittik. Benim 2 hala, 1 amca ve eÅimin amcası ile halası. Bu tempoya akÅam biraz ütü faslından sonra benim vücut nezle sinyalleri vermeye baÅladı. Sabah kalktıÄımda boÄazım feci yanıyordu ve sesim kargalarla yarıÅacak düzeydeydi. 2 gün hasta yattım.
GeçtiÄimiz Cumartesi ise benim niÅanlanan kuzenin müstakbel kayınvalidesi ve kayınpederi iade-i ziyarete gelecekti. Teyzem akrabalardan bazı kiÅileri de çaÄırdı tanıÅma olsun diye. O gün benim için çok yoÄun geçti. Sabahtan mazot alındı (malum kıŠgeliyor) , kat kaloriferine bakım yaptırıldı, oÄlumun matematik hocası geldi, kek ve kısır yaptım, banyo yaptım, fön çektirdim. AkÅam 7 gibi teyzeme gittik. Orada tüm hizmet bendeydi. SaÄolsun gelin kızımız da çok yardım etti, hakkını yemiyeyim.
Dün ise canım babamın doÄum günü idi. Allah uzun ve saÄlıklı ömürler versin ona. Güzel gözlü babacım benim. Allahım, inÅallah daha uzun yıllar birlikte oluruz. Bu yoÄunlukta çıkıp hediyesini alamamıÅtım. Ãnce onun hediye ve pastasını aldım. ÃÄleden sonra da oraya gittik. GideceÄimizi bilmesine raÄmen nasıl sevindi anlatamam. AkÅam evdeydik. Yine okul ve iÅ gömleÄi ütüleri, yemek ve yatıÅ.
Yeni bir hafta baÅlıyor. HerÅey gönlünüzce olsun. İyi haftalar.
Pazartesi, Ekim 16, 2006
Tüm haftasonu yayıldık, ailecek. Sabahları geç kalktık, uzun kahvaltılar yaptık, gazete okuduk, bilgisayarda oyun oynadık, tv seyrettik. AkÅamları çıkıp biraz sahilde dolaÅtık, kafelerde oturup çay, kahve birÅeyler içtik. Tek yorucu faaliyetim ütü yapmaktı. Malum pazartesi iÅ ve okul günü. Ama ben hazır giriÅmiÅken oÄluma ve eÅime 5'er gömlek ütüledim yani haftayı kurtardım. Bu sırada da tv'de saçma bir Türk filminin izledim. Yoksa baÅka türlü çekilmiyor.
Birazdan çarÅıya gidicem. AkÅam için palamut almayı düÅünüyorum, oÄlum çok seviyor. Neden özellikle pazartesi derseniz, tembellikten. Yarın kadın gelicek , temizlik var ya, ondan. Bari o balık kokuları falan gider. Fırını da ovar, temizler.
Bayram için Ankara'dan eÅimin kuzeni, eÅi ve kızı gelicekler. Ãok sevindik. 2 sene falan olmuÅtur görüÅmeyeli. Hem bize de deÄiÅiklik olacak. Bu arada belki kardeÅim de gelecek bayrama. Ama onun geliÅi PerÅembe ve Cumanın tatil oluÅuna baÄlı. ÃÄretmen olduÄu için okullar kapanmazsa gelemez. İnÅallah tatil olur da gelir, çok özledim keratayı. Kerata denen adam 39 yaÅında ama o hala benim küçük kardeÅim. Ey Milli EÄitim Bakanı, tatil yapacaksan hemen açıkla. Yoksa kardeÅim bilet bulamayacak gelmek için.
Herkese iyi bir hafta diliyorum.
Birazdan çarÅıya gidicem. AkÅam için palamut almayı düÅünüyorum, oÄlum çok seviyor. Neden özellikle pazartesi derseniz, tembellikten. Yarın kadın gelicek , temizlik var ya, ondan. Bari o balık kokuları falan gider. Fırını da ovar, temizler.
Bayram için Ankara'dan eÅimin kuzeni, eÅi ve kızı gelicekler. Ãok sevindik. 2 sene falan olmuÅtur görüÅmeyeli. Hem bize de deÄiÅiklik olacak. Bu arada belki kardeÅim de gelecek bayrama. Ama onun geliÅi PerÅembe ve Cumanın tatil oluÅuna baÄlı. ÃÄretmen olduÄu için okullar kapanmazsa gelemez. İnÅallah tatil olur da gelir, çok özledim keratayı. Kerata denen adam 39 yaÅında ama o hala benim küçük kardeÅim. Ey Milli EÄitim Bakanı, tatil yapacaksan hemen açıkla. Yoksa kardeÅim bilet bulamayacak gelmek için.
Herkese iyi bir hafta diliyorum.
Cuma, Ekim 13, 2006
Orhan Pamuk
Kim ne derse desin, ben Nobel Edebiyat Ãdülünü (sonunda) bir Türk'ün almasından dolayı gurur duyuyorum. Edebiyata giriÅi ödüllerle olmuÅ (Cevdet Bey ve OÄulları romanı hem Milliyet Roman hem de Orhan Kemal Roman ödüllerini kazanmıÅtır), yıllarını bu iÅe vermiÅ, kitapları uzun yıllardır ülkemizde çok satan bir yazarın , yalnızca bir düÅüncesinden dolayı halkımızca ellerinin tersi ile bir kenara itilmesini anlıyamıyorum, algılayamıyorum. Orhan Pamuk'un suçu Sözde Ermeni Soykırımı vardı demek (ki) bu onu baÄlayan bir görüÅ. Yıllardır çok satan ve çok sevilen yazarı son zamanlarda yalnızca bu düÅüncesinden dolayı kendimizce mahkum ettik ama Fransa aynı soykırıma yok diyenleri suçlu sayan kanunu kabul etti diye düÅünce özgürlüÄünden dem vuruyoruz. DüÅünceleri ne olursa olsun bunlar Orhan Pamuk'un ne yazarlık yeteneÄini ne de edebi kiÅiliÄini deÄiÅtirmez, azaltmaz. Kendisini kutluyorum ve ülkemize böyle bir ödülü getirdiÄi için de gurur duyuyorum.
Çarşamba, Ekim 11, 2006
Dün Gece
Dün bütün gün annemle, babamla, teyzemle ve kuzenimle telefonda konuÅmama raÄmen hiç annemlerin evlilik yıldönümünden söz açmadım. Hatta annem ÅaÅırmıŠbile "Ãenebaz böyle günleri unutmazdı ama herhalde iÅten , güçten unuttu" demiÅ. Halbuki ben önceden sürprizimi hazırlamıÅtım. AkÅamüzeri saat 5 gibi oÄlumla birlikte markete gittik. Hem ızgaralık birÅeyler, hem de hazır yiyeceklerden aldık. Ãünkü ben anneme size yemeÄe geliyoruz desem bir sürü hazırlık yapacak ve bedenen çok yorulacak. Ãyle durumlarda da ben onun için üzülüyorum. Gidip ben hazırlayayım yemeÄi desem bana bırakmaz , biliyorum. O yüzden herÅeyi hazır aldım. EÅime de söyledim, o da iŠçıkıÅı direkt annemlere gelecekti. Ha, bir de kocaman bir demet çiçek aldık; pembe karanfiller, gül bulamadım.Sonra doÄru annemlere. Kapıyı babam açtı, çok ÅaÅırdı , çok sevindi. Annem kulaÄından kulaklıÄını çıkardıÄı için kapının zilini bile duymamıÅ. Biz salona girince o da çok ÅaÅırdı, sevindi ve tabii biraz sevinç gözyaÅları döktü. Benim getirdiklerimi görmediÄi için hemen yemek yapmaya kalkıÅtı ama elbirliÄi ile oturttuk. " Sen bugün gelin hanımsın, otur bakalım" dedik. EÅim de gelince ızgaraları yaptık, sofrayı kurduk, hep birlikte neÅe içinde bir yemek yedik.
Oradan saat 9.30 gibi kalktık. Eve geldik 10. Bizim alt katımızda oturan eÅimin teyzesi o gün kayınvalideme iftar vermiÅti. Hatta bizi de çaÄırdı ama biz annemlerdeki yemekten dolayı gidemeyeceÄimizi ama dönüÅte uÄrayacaÄımızı söylemiÅtik. OÄlum hemen eve gitti, sabah çok erken kalkıyor, uykusu gelmiÅti. Biz biraz teyzeye girdik. Kayınvalidemle, kayınpederimi de gördük. Biraz Aliye'yi seyrettik. Kalburbasma yedik(çok nefisti, bu arada) .1 saat kadar sonra biz de eve çıktık.
Benim için , yok sanırım hepimiz için güzel bir akÅamdı. Hem annemleri hem kayınvalideleri memnun ettik, yüzlerini güldürdük. Benim için onların mutluluÄu çok önemli. Allah gecinden versin ama daha ne kadar birlikte olabileceÄiz bakalım. Bazen bu düÅünceler aklıma geldikçe kafayı yiyecek gibi oluyorum. Hemen baÅka konulara yönelip bunları unutmaya çalıÅıyorum.
Neyse, bu güzel günde karamsar düÅüncelerden uzaklaÅmalı. Meteoroloji İzmir'e yaÄmur dedikçe, İzmir de onları yalancı çıkarmak istercesine günlük, güneÅlik. Kendini yollara vurmanın tam zamanı. Hem hava çok sıcak deÄil, hem de güneÅ var. Hadi bana byeeeee,
Oradan saat 9.30 gibi kalktık. Eve geldik 10. Bizim alt katımızda oturan eÅimin teyzesi o gün kayınvalideme iftar vermiÅti. Hatta bizi de çaÄırdı ama biz annemlerdeki yemekten dolayı gidemeyeceÄimizi ama dönüÅte uÄrayacaÄımızı söylemiÅtik. OÄlum hemen eve gitti, sabah çok erken kalkıyor, uykusu gelmiÅti. Biz biraz teyzeye girdik. Kayınvalidemle, kayınpederimi de gördük. Biraz Aliye'yi seyrettik. Kalburbasma yedik(çok nefisti, bu arada) .1 saat kadar sonra biz de eve çıktık.
Benim için , yok sanırım hepimiz için güzel bir akÅamdı. Hem annemleri hem kayınvalideleri memnun ettik, yüzlerini güldürdük. Benim için onların mutluluÄu çok önemli. Allah gecinden versin ama daha ne kadar birlikte olabileceÄiz bakalım. Bazen bu düÅünceler aklıma geldikçe kafayı yiyecek gibi oluyorum. Hemen baÅka konulara yönelip bunları unutmaya çalıÅıyorum.
Neyse, bu güzel günde karamsar düÅüncelerden uzaklaÅmalı. Meteoroloji İzmir'e yaÄmur dedikçe, İzmir de onları yalancı çıkarmak istercesine günlük, güneÅlik. Kendini yollara vurmanın tam zamanı. Hem hava çok sıcak deÄil, hem de güneÅ var. Hadi bana byeeeee,
Salı, Ekim 10, 2006
Evlilik yıldönümü
Bugün canım annemle babamın, benim var olmanın müsebbiblerinin 48.evlilik yıldönümleri. İkisini de çok seviyorum. Asla birbirlerinden ayırt edemem. İnÅallah daha uzun yıllar birlikte mutlu, huzurlu, saÄlıklı olurlar.
Annem, orta 2. sınıfta iken anneanneme okumak istemediÄini söylemiÅ. Bunun üzerine önce enstitüye gidip, dikiŠöÄrenmiÅ biraz. Ordan da sıkılmıŠ(azıcık maymun iÅtahlıdır annem. Ev baÅlanıp yarım bırakılmıŠbirçok eliÅi örneÄi ile doludur) Bunun üzerine anneannem (ki daha önce yazmıÅtım. Dedem öldüÄü için çalıÅıyor) onu çalıÅtıÄı yere alıyor. Annem ve kendi yaÅlarında bir sürü kız birarada boÅ ve açık Åekildeli deterjan kutularına zamk sürüp, onları kutu haline getiriyorlar. (Malum o zamanlar naylon yok daha. HerÅey karton kutularda)
Babamsa zaten 12 yaÅında babasını kaybettiÄi için ilkokuldan sonra hayat gailesinin içine düÅmüÅ. 6 kardeÅler babamlar. Kimse elinden tutmamıŠokuması için. O nedenle önce baÅka yerlerde çalıÅtıktan sonra o da 15 yaÅında iken aynı yerde çalıÅmaya baÅlamıÅ. Babamla annemin arası 2 yaÅ, bu arada.
Daha birbirlerini hiç görmemiÅler. Birgün ustası babamdan üst kata çıkıp kutu getirmesini istiyor.Babam merdivenlerden çıkınca annemle yüzyüze geliyor ve babamın dediÄine göre babam orada görürgörmez anneme aÅık oluyor. Bu arada babam aslında çok utangaçtır. Hala daha otobüste, dolmuÅta yanına bir hanım otursa biraz sonra yerinden kalkar. Neyse, daha sonraki günlerde babam arasıra çeÅitli bahaneler uydurup annemlerin kata gidiyor. ArkadaÅları durumu anlıyor ve anneme " bu çocuk senin için geliyor" diyorlar. O ana dek anlamamıŠolan annem, ondan sonra dikkat ediyor ve o da babamdan hoÅlanmaya baÅlıyor. Daha sonra çalıÅtıkları yer bir Bergama gezisi düzenliyor. Babam orada anneme duygularını açıklıyor. Annem de ona olumlu karÅılık verince babam artık havalara uçuyor. Ama onların çıkması bugünkü gibi sürekli orada burada gezmek falan deÄil. Daha çok karÅılıklı bakıÅma ve mektuplaÅma ile süren bir aÅk. Aradan yıllar geçiyor. Babamın askerliÄi geliyor. Babam askere gitmeden annemi istetmek istiyor ama her zaman mantık abidesi olan annem" Ne diyeceÄiz? İŠyok,askerlik yok. Ben seni beklerim. Sen git,gel,ondan sonra istersiniz "diyor. O 2 yıl mektuplaÅmalarla sürüyor.
Babam askerden dönüp,iÅe girince annemi istetiyor. Yalnız anneannemin tepkisinden korktuklarından tanıÅtıklarını, birbirlerini sevdiklerini açıklamıyorlar. Halamın kayınvalidesi annemlerin komÅusu. Sanki onun aracılıÄı ile görücü gelmiÅler gibi bir hava yaratıyorlar. Fakat anneannem vermiyor. Bizimkiler çok bozuluyorlar ama hiç ses çıkarmıyorlar. 1 yıl sonra babam tekrar halamın kayınvalidesini devreye sokup tekrar annemi istetiyor. Anneannem yine reddince halamın kayınpederi (annemle babamın rızasını almadan) anneanneme onların uzun yıllardır arkadaÅ olduklarını ve birbirlerini sevdiklerini söylüyor. Anneannem çok aÅırı tepki veriyor. Ãok üzülüyor. Anneme " benim gibi dul bir kadına nasıl bunu yaparsın, benim yüzümü yerde gezdirirsin" diye çok kızıyor. Lütfen bu olayları deÄerlendirirken anneannemin 1908 doÄumlu olduÄunu, olayın 1955 yıllarında geçtiÄini gözönüne alın. O devrin düÅünce tarzı içinde deÄerlendirin. Bu konuda en büyük destek teyzemden geliyor. Teyzem, görücü usulü ile evlenmiÅ ve evliliÄinde mutlu deÄil. Bu yüzden annemlerin aÅkına saygı gösteriyor ve ben bu iÅi halledicem, hepsini razı edicem diyor. Hepsi derken teyzemin eÅi de bu evliliÄe karÅı. Dedem annemler çok küçükken öldüÄü için, eniÅtem de ailedeki tek erkek olduÄu için ona sonsuz yetki vermiÅ bizimkiler. Evin erkeÄi olarak görüyorlar.
Bu arada annem de " 30 yaÅıma kadar evlenmem. O yaÅtan sonra kimse bana karıÅamaz.Ben de onunla evlenirim" diyor. Annem babama ve aÅklarına o kadar güveniyor ki babamın onu 10 yol daha bekliyeceÄini düÅünüyor demek ki. Neyse; teyzem sayesinde herÅey yoluna giriyor. Bu olaylardan 2 yıl sonra 1957'de niÅanlanıyorlar. EniÅtem bu kez de babam eve gelip gidiyor diye nikah yapılmasında ısrar ediyor. Kırmamak için nikah da yapılıyor ama herkes annesinin evine dönüyor ve 10 Ekim 1958'de düÄün yaparak evleniyorlar. Ben 3 yıl sonra doÄmuÅum. Ãzellikle gençken ben anne ve babamın ne tartıÅtıklarını, ne kavga etttiklerini ne de birbirlerine baÄırdıklarını duydum. Mutlaka olumsuz Åeyler olmuÅtur ama annem hep, "kızım çocukların önünde tartıÅılmaz. Ne derdin varsa yatak odasında konuÅur, halledersin" derdi. Gerçi yaÅlandıktan sonra artık tartıÅtıklarını özellikle babamın anneme sesini yükselttiÄini gördüm ve görüyorum ama sanırım yıllar sinirleri de harap ediyor. Zaten onların küslükleri bir saat bile sürmüyor. İnsan sevince kolay affediyor demek ki.
Annecim, babacım,sizleri çok seviyorum. İyi ki birbirinizi bulmuÅsunuz, iyi ki sevmiÅ, sevilmiÅsiniz. Ãmür boyu mutlu olun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
