Perşembe, Kasım 20, 2008

SOBE


Figen beni sobelemiş, sağolsun. Bekletmek olmaz, hemen cevaplıyayım.
Önce çantamın içindekiler sobesini cevaplıyayım.

1) Cep telefonum ama ne yazık ki resimde yok. Çünkü bu fotoyu cep tel.la çektim.

2) Cüzdan ve kredi kartları için ayrı bir cüzdan

3) Nazar boncuklu anahtarlığım ve evimizin anahtarları

4) Tansiyon ilacım, Novalgine (aniden başlayan baş ağrıları için) ve boğaz pastili(bu mevsimsel, yazın çantamda olmaz)

5) Kağıt mendil, ıslak mendil ve küçük boy kolonya

6) Not defterim ve eski bankamın yadigarı kalemim

7) Şemsiye (bu da mevsimsel)

8) Tarak

Tabi, benim çantanın içinden de bir sürü fiş, slip(kredi kartı olan, don değil) ve banka dekontu çıktı, bahaneyle onları düzenlemiş oldum. Eskiden yani gençken çantalarım el kadar bile değil, daha da küçüktü. Şİmdi ise en büyük en bavul hangisiyse onu alıyorum. Elime geçeni içine atıp, uzun sürede içindekileri elemiyorum. Ne zaman ki omuzlarım ağrımaya başlıyor, "ha, çantada bir temizlik zamanı gelmiş" deyip, biraz hafifletiyorum. Bu da 3-4 haftada bir filan oluyor. Ne tembel kadınım değil mi?


Gelelim diğer sobe; neden blog yazıyorum. Önceleri yalnızca okuyucuydum. Sonra yorum bırakmaya başladım. Baktım kısa kısa yorumlar beni kesmiyor, ben de bir blog açayım dedim. Burada hiçbirinin yüzünü görmeden öyle güzel arkadaşlar , dostalr edindim ki bloglar alemine girmenin verdiğim en doğru kararlardan biri olduğunu düşünüyorum.

Bu arada ben 2. bir blog daha açtım. Yalnızca yemek tarifleri olacak o blogda. Genellikle menü şeklinde yazmak istiyorum ama belki o günün getirdiği koşullarda tek tek tariflerde yazarım. Bilmiyorum işte, herşeyi zaman kendi şekillendiriyor zaten. Ona da bir göz atarsanız sevinirim:))

Ben de burayı okuyan ve henüz sobelenmemiş herkesi sobeliyorum.

Perşembe, Kasım 13, 2008

KIZGIN



Tam da bu kız çocuğunun ruh hali içindeyim, kızgın ve küskün. Bakın arkadaşlar; yazlığın kapatılması ile birlikte ki bu yıl daha Eylül başıydı, eşim her hafta sonu ama neredeyse her hafta sonu , hastalıkta sağlıkta mutlaka anneleri ile birlikte Foça'ya k.validenin eve daha doğrusu bahçeye gidiyorlar. 2 hafta önceki Pazar günü, döndüklerinde " bak öbür hafta sonunu bana ayırıyorsun, birlikte eğer dersaneden fırsat bulursa oğlumuzu da alıp bir yerlere gidelim" dedim. Sanki ben bunu dememişim gibi geçen hafta sonu gene muhteşem 3'lü olarak(baba- oğul ve kutsal ruh, pardon kayınvalidem) gene bahçelerine gittiler. Şimdi gelelim bahçeye. Bahçede zeytin ağaçları var. Ama her hafta sonu da zeytinlere yapılacak bi şey yok. Nitekim geçen hafta sonu veni, vidi, vici yapıp gidip, öylesine görüp döndüler. Bana gerekçesi de onlar yaşlı. Bütün hafta sıkılıyorlar. Haftasonları onları gezdirip (gezmekte bi evden çıkıp diğerine gitmek) eğlendiriyorum. E, ben noluyorum. Biz de tüm hafta sadece akşamları 2-3 saat görüşüyoruz. Birlikte bi deniz kenarına gidelim, 1 bardak çay içelim, ruhumuzu dinlendirelim, yok. Bana onlarla şurda geçireceğim kaç yılım var ki diye vicdan yapıyor.Zaten kardeşimin rahatsızlığından beri dank etti ki kimin önce gideceği belli değil.Ben de ona bu işin sırası yok, belki ben onlardan önce giderim, o zaman benimle geçiremediğin zamana yanarsın dedim ve küstüm:))

Evveli gece 3'e kadar uyuyamadı, döndü durdu. Dün akşamda yemekte "ben senle küs kalamıyorum, tüm sinir sistemim bozuluyor. Affet beni karıcım" diye ortalık yumuşatmaya çalıştı, eh ben de oğlan da fazla huzursuz olmasın diye barıştım ama yine de her türlü ilişki asgari düzeyde. Tabi, bu arada değişen bi şey yok. Bu hafta sonu 3 silahşörler gidip zeytin toplayacaklarmış. Selametle.....

Anası-babası anlayışsız ve bencil. Hiç akıllarına bile gelmiyor, bunların da bir hafta sonları var(bu arada eşim cumartesileri de çalışıyor, yani yalnızca pazarımız var)birlikte bir yere giderler mi diye. Peki benim koca kişisi niye 2 ev arasında bir denge kuramıyor. Of,of anlat anlat bitmez.

Ben de karar verdim. Çalışan arkadaşlarımla pazarları görüşücem. Bir iki program yaptık bile. Ama gene de kızgınlığım geçmedi:(( Hıııırrrrrr.....

Pazartesi, Kasım 10, 2008

10 KASIM




Bugün Atamızın ölüm yıl dönümü. Huzur ve nurlar içinde yatsın. Unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız.

Bugün benim canım arkadaşlarımdan birinin de doğum günü Orta 1'den beri arkadaşız. O yıllarda 10 Kasımlarda her türlü eğlence, müzik yasak olduğundan hep 1 gün önce ya da sonra kutlardı doğumgününü. İş yaşamından sonra çok fazla gitmeli gelmeli görüşemesek te, telefonlar sağolsun. Hala o ergenlik dönemlerimizdeki gibi yarım saat, 45 dakika konuşmadan telefonu kapatamıyoruz.

Issız Adam'a gitmek istiyorum. Hep çok olumlu eleştiriler var film hakkında. Kızları arayıp, bir arkadaş bulayım da bu hafta göreyim şu filmi.

Şu aralar İnci Aral'ın Unutmak kitabına başladım. Otobiyografik bir kitap. Ynai sevdiğim türden. Bitince düşüncelerimi yazarım.

Bugün (her pazartesi olduğu gibi) anneme gideceğim birazdan. Biber-kabak-domates dolması yaptım(etli) , bir de fırın makarna. Akşam gelince de yanına bir çorba istiyorum, herhalde domates çorbası olacak(hazır çorba valla).

Herkese iyi haftalar

Perşembe, Kasım 06, 2008

Ortaya Karışık


Ben bayağı boşlamaya başladım bloğu. Diğer blogları okuyor, bazen yorum da yazıyorum ama sıra kendiminkine gelince "ne yazsam?" boşluğuna düşüyorum.

Ordan burdan yazayım biraz. Bu hafta banka emeklileri toplandık. Geçen yıl emekli olanlarla sayımız 9'a yükseldi. 5 kişiydik daha önce. Karar verdik ayda bir kez buluşacağız. Ama öyle altın günü olarak değil. Maksat bir araya gelip muhabbet etmek. İkramı da 3 ile sınırlandırdık. 1 tatlı, 1 tuzlu, 1 salata türü. Çünkü ikram çeşidi çok olunca işin ucu kaçıyor, hepsinden tatmak istiyor insan. Sonra? Sonrası malum.

Bir de liseden kızlarla toplantım var. O da devam. Geçen ay başladık. Bu ay ise 22'sinde toplanacağız. O yemekli oluyor ve hala çalışanlar olduğundan cumartesileri yapıyoruz.

Bugün halama gideceğim birazdan. Akşam ise k.validedeyiz. K.pederin doğumgünü. Bugün tam 80 oluyor. Sağlıklı ömürler olsun inşallah.Halama giderken ona da hediyesini alıcam. Alacağımız belli. Önden fermuarlı hırka. Büyük olasılıkla L.C.W. de bulurum. O yüzden panik yapmıyorum. Hediyenin adı konunca (daha doğrusu ihtiyaçlarını bize belli edince) iyi oluyor. Hem onlar memnun oluyor hem biz ne alsam tasasına düşmüyoruz.

Dün oğlumun özel ders aldığı Fizik hocasına gittik. Hem parasını ödedik, hem de biraz konuştuk. Hocası iyi bir yerleri kazanır diyor. Ben ise hala o inanca ulaşamadım. Ben oğluma güvenemiyor muyum diye bunalım yaptım kendi kendime.

Eşimle şu ara limoniceyiz. Hani olur ya, canım der, canın çıksın anlarsın. İkimiz de birbirimize karşı öyleyiz. Neyse, geçer...

Yarın halamın torunu doğum yapacak. Kızımız olacak inşallah; Selin hanım:)Şimdiden sağlıklı uzun ömürler Selin hanıma:) Annesine de bir avazda, kolaycacık doğumlar.

Dün bankaya bir iş için gitmiştim. Eski bir elemanı gördüm. Ordan burdan konuşurken bizim sitede yazlık aradıklarını söyledi. Biz de satmaya niyet ediyorduk. Niyetimiz satıp, buralardan ev alıp kiraya vermek. Ek gelir yani. Hem yazlık aidatından da kurtulmuş oluruz. Ama evin şu anki değerini bilmiyorum. Bir ara gidip orada bir emlakçı ile görüşeceğiz. Sonra arkadaşa söyleyeceğim. Evi görecekler. Bakalım kısmet. Anlaşırsak neden olmasın? Üstteki resim de o yüzden orada. Resim gerçi getty i.mages'dan ama bizim Pırlanta plajına çok benziyor.

Ek gelir deyince; geçen ay (Ekim) eşimin şirketinde herkese yarım maaş verildi. Bu ay maaşlardan daha ses seda yok. Gerçekten zordaysa bir şey diyemem ama fırsatçılık yapıyorsa..... Ne diyeyim bilemedim artık. Allahtan ikimizin de emeklisi var ama biz bütçeyi bu maaşı da hesaba katarak yaptığımızdan, hesaplar şaştı hep.

İşte böyle. Çok mu ordan burdan oldu yahu? Bu seferlik böyle olsun. Hem hadi ben çıkayım artık.

Cuma, Ekim 31, 2008

200.Yazı


Neredeyse 1 ayı geçmiş yazmayalı.Önce bizim b.sayar tekrar bozuldu. Ardından bloglar kapatıldı. Velhasıl uzadı, gitti, yazamadım. Bu arada da 200. yazıya ulaşmışım. Bloğun 3.yıldönümü de geliyor. Zaman gerçekten çok hızlı akıyor.

Yıldönümü demişken, Cumhuriyetimizi 85., Canım babamınsa 75. yıldönümlerini kutladık. Evet, 29 Ekim de babam 75 yaşını bitirdi. Sağlıkla daha nice yıllara inşallah. Cumhuriyetimiz de nice 85 yıllara ulaşır umarım. Evladımın, torunlarımın, onların çocularının hep Cumhuriyet rejiminde yaşamasını diliyorum.

Kardeşim, kendi doktoruna da göründü. Çok şükür her şey iyi. Sigara hariç (ki hiç içmedi şimdiye dek) her şey serbest. Tabi 3 ayda bir kontrolleri var. İlki Ocak'ta. Biletini almış. Kurban Bayramında geliyor. Annem, artık sokaktan geçen herkesi kardeşime benzetmeye başlamıştı. Çok özledi, çok. Babam da mutlaka çok özledi ama anneler duygularını daha bir belli ediyor. Allah sağlıkla kavuşmak nasip etsin inşallah.

Şimdilik bu kadar. Yazmaya uzak kaldıkça, yazacak şey bulmakta da zorlanıyorum. Herkese iyi hafta sonları:))

Cumartesi, Eylül 27, 2008

Müjdeler Olsun ve Çok Şükür



Arkadaşlar, sevincimi nasıl ve hangi kelimelerle anlatayım, bilemiyorum şu anda. Ama anlayacağınız üzere kardeşimin (çok şükür) iyi haberleri geldi. Hastalığı ve diğer detayları kendimde güç hissettiğim bir gün yazarım ama tahmin edebileceğiniz gibi o kötü hastalık kardeşimi de bulmuştu.Pazartesi günü tomografi çekilmişti ve perşembe günü sonuçlar alınacaktı. Perşembe günü de biz eşimin amcasını Foça'da toprağa verdik, tam dönüş yolundayız kardeşim aradı.Sonuçları almış ve anladığım kadarı ile her şey temiz ve mevcutlar da yok olmuş ama sen bir de enişteye sor bakalım, sana raporları b.sayardan gönderiyorum dedi. Eniştemiz doktor. Ben tabi nasıl döndük, yol nasıldı anlayamadım. Gelince enişteye tüm raporu okudum, evet herşey temiz, gözünüz aydın bu iş bitmiş dedi. Sevinç gözyaşları içinde kardeşimi aradım. Zaten tahmin ettiği şeyi bir de ben teyit etmiş oldum. Doktoru bayram sonrası dönecek, tabi asıl ona gösterilecek ama sonuçta bir başka doktordan da onay almış olduk.

Eh, artık Allahtan ne isterim. Öğrendim ki(gerçi biraz üzücü bir şekilde oldu) en önemli şey; sağlık. Yemin ederim ki ne oğlumun ÖSS'si, ne para, ne pul ne de başka bir şey. Artık herkese hep sağlık diliyorum. Gerisi nasılsa bir şekilde halloluyor.

Sevinçten içim içime sığmıyor. Radyoda açtım bir kanalı. Hem bağıra bağıra şarkılara eşlik ediyorum, bir taraftan da sevinç göz yaşları döküyorum.

Dün de annemlere gittim. Rol kesmeden, gerçekten neşe ile muhabbet ettim. Çünkü hep bir tarafım buruktu ve daha önceleri biz orada gülüşüp konuşurken kardeşim neler çekiyor diye içim kan ağlıyordu.

Çok şükür, çok şükür, hepsi bitti, gitti inşallah. Bundan sonra sanırım çok sıkı takibte olacak ve kendine dikkat edecek. Rutin kontrollerini aksatmayacak. Neyse, en önemli kısmı geçtik, o mereti yok ettik ya.

Herkese iyi, mutlu, sağlıklı bayramlar pardon Şeker (!) Bayramı diliyorum.(Yani çenebaz gene duramadı, tuttu gene siyasi damarı) Ohh, hiç bir şey neşemi bozamaz:)))))

Perşembe, Eylül 25, 2008

Meğer

Meğer ben bi internet bağımlısıymışım. Bir akşam aniden b.sayar gümledi. Aldığımız yerin servisi de vardı, oraya götürdük. Ana kart yanmış. Neredeyse 1 ay olacaktı tamir edene kadar. O kadar özledim ki bu dünyayı, anlatamam. Hani çok sevdiğiniz arkadaşlarınızla bir toplantı yaparsınız da en tatlı yerinde kalkmak zorunda kalırsınız ama aklınız orada kalır. Aynen o durumdaydım.Çok özledim hepinizi. Şimdi aradaki farkı kapatmaya uğraşıyorum, izlediğim blogları geriye dönük okumaya çalışıyorum.

Bendeki gelişmelerse; Öncelikle kardeşim pazartesi günü b.sayarlı tomografi çektirdi ve kan tahlillerini yaptırdı. Bugün sonuçlar belli olacak. Doktoru yurt dışında olduğundan detayları bayram sonrası öğreneceğiz ama özellikle b.sayarlı tomografi raporundan az buçuk bir şeyler belli olur. İnşallah hayırlı haberler gelecek bugün. Aklım orada.

Dün akşam eşimin amcası vefat etti, oradaydık. Birazdan da camiye gidicem. İyi, kibar, centilmen, efendi bir insandı, allah rahmet eylesin. Ama sonuçta 88 yaşında , torununun çocuğunu görmüş, maddi olarak sıkıntı çekmeden yaşadı ve uzun süre yatmadan, hastalanmadan, çekmeden- çektirmeden öldü rahmetli. O yüzden ne mutlu ona diyorum. Son 15 gün yaşlılıktan kaynaklanan solunum yetmezliği oldu ve çok acı çekmeden öldü. Bir yerde sıralı ölüm. Tekrar allah rahmet eylesin.

12 Eylül annemin, 14 Eylül kardeşimin doğumgünleri idi. Onlara sağlık, sağlık, sağlık diliyorum.

Lost'un 4.sezonunu da nefes nefese bitirdim. Bu Amerikalı senaristler uyuyollağ mı? Tiz zamanda 5. sezon çekile. Yoksa meraktan çatlayacağım.

Geçen hafta ve evvelki hafta arkadaşlarımla buluştum. Hepsi de kardeşimin durumunu bilen insanlardı. Onlarla dertleşerek biraz deşarj oldum.

Bu arada havalar felaket soğudu. Burada ne giyeceğimizi şaşırmış vaziyetteyiz. Uzun kollu giyiyorsun terletiyor, kısa kollu ile üşüyorsun. Çorap giyince pişiyorum, çorapsız terlikle ayaklarım donuyor. Gelsin kış ta napçağmızı bilelim. Çok güzel yağmurlar yağdı, inşallah daha da yağsın da barajlarımız dolsun.

İşte 20 gün böyle geçmiş. Yarın güzel haberlerle dönmek umuduyla:))

Cuma, Eylül 05, 2008

Hayat




Hayat devam ediyor.Bir yandan sıkıntılar, üzüntüler, bir yandan da sevinçler, mutlululuklar. Şu an zaten bekleme modundayız, kardeşim için. İlaç tedavileri bitti. 10 gün geçtikten sonra yani haftaya çarşambadan sonra tahlilleri ve MR'ları çekilecek. Ondan sonra doktora gidip, durum değerlendirilmesi yapılacak. İnşallah her şey yolundadır.

Bu aralar, Lost'un 3. sezonunu bitirdim. Bir kaç gün beynimi ve gözlerimi dinlendirip 4. sezona geçmek istiyorum. Üst üste bir kaç bölüm(4-5 bölüm yani) izleyince resmen gerçeklikten kopuyorum. Ben kimim, nerdeyim,(Sawyer nerde:)) olmaya başlıyorum.

Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi kitabını yayınlandığı ilk gün alıp, kitaba da not düştüm. Bana bir kitabı yalnızca okumak yetmiyor, kütüphanemde de olmalı, o kitaba sahip olma, mülkiyet duygusu var bende. Bazen düşünmüyorum da benden sonra ne olacak ki o kitaplar diye. Oğlum zaten okumayı pek sevmediğinden büyük ihtimalle dağıtacak birilerine o kitapları. Böyle düşündüğüm zamanlarda kitaplarımı vermek istiyorum birilerine ama bir türlü kıyamıyorum. Napayım ya, benden sonra tufan.

Kitaba gelince; bazı eleştirmenlerin dediği gibi diğer eserlerine göre çok daha kolay okunan bir kitap ama bazı yerler çiklet gibi uzamış , valla itiraf ediyorum, atladım o kısımları. Ama bazı yerlerde hayat hakkındaki duygularımın aynılarını yazarın satırları arasında görmek de hoşuma gitti. Hani sanki bir fikir birliği, kader ortaklığı gibi. Örneğin 96 sayfada 3. paragraftaki" 20 yaşımdan beri üzerimde beni her türlü beladan ve mutsuzluktan koruyan görünmez bir zırh olduğu duygusu var içimde"

Kitabı ne öneriyorum, ne de önermiyorum. İsteyen, merak eden, ilgi duyan, Orhan Pamuk'u seven alsın okusun. Ben genel olarak kitabı beğendim. Okudum, pişman değilim, gene olsa gene okurum:))

Herkese iyi hafta sonları. Gerçi pazartesi okullar açılıyor, o nedenle hepimiz için oldukça yoğun bir hafta sonu olacak belli.

Tüm öğretmen bloggerlara ve tüm bloggerların öğrenci evlatlarına ve tabii benim oğluma da iyi bir ders yılı dileği ile...

Salı, Ağustos 26, 2008

Öneri



Halit Hüseyni, Afgan bir yazar. Yukarıda kapağını gördüğünüz "Uçurtma Avcısı" onun ilk romanı. Bence bir ilk roman için muhteşem, ötesi yok. İstanbul yolculuğu sırasında (otobüsle) bitirdim. Olaylar, kahramanlar, romanın akışı, insanı içine çekiyor ve bırakmıyor. Her sayfayı okurken diğer sayfada ne olacak diye merakla okudum. Şiddetle, şiddetle, şiddetle öneririm. .



Bu da aynı yazarın 2. romanı; Bin Muhteşem Güneş. Benim böyle bir hastalığım vardır. Bir yazarı tuttummu tüm eserlerini almak isterim. Gerçi tereddütlerim de vardı. Aynı zevki, tadı alabilecekmiyim diye ama pişman olmadım. Aynı tad, aynı merak, aynı insanı romana katma duygusu bu romanda da var. Okuyun, okutun, asla pişman olmayacaksınız, yani bu kadar da iddaalı konuştum ya, inşallah beğenmeyen çıkmaz.

Pazartesi, Ağustos 18, 2008

İç Döküş


Çoookk uzun zaman olmuş yazmayalı. Aslında hala da içimde yazma hevesi pek yok ama bu sıcak öğleden sonrasında hadi bi şeyler yazayım bakayım, belki yazmaya başlayınca arkası da gelir diye düşündüm.

Son postta yazmıştım, kardeşimin hastalığı nedeni ile 2 kez İstanbul'a gittim. Yanında olmak iyiydi, hem kardeşime destek oldum, hem de gözümle gördüm. İnsan uzakta olunca farklı şeyler düşünüyor. Annem-babam ve tüm sülale , hiç kimse hiçbir şey bilmiyor. Uzaklığın belki de tek yararı bu. Annemlere kardeşimin yaz okulundaki görevi nedeni ile bu yaz İzmir'e gelemeyeceğini söyledik. Annem çok bozuldu (malum annelerin oğullarına farklı bir düşkünlükleri vardır), babamsa ekmek parası, napalım dedi ve kabullendi. Bir şekilde kulaklarına gider diye de sülaleden hiç ama hiç kimseye söylemedik. Hatta annem şüphelenmesin diye 2. gidişimde Ankara'ya gidiyorum yalanını söyledim. Sağolsun eşim ve oğlum da bana bu konuda destek oldular. Şimdi 1 Eylül'ü bekliyoruz. O tarihten sonra tekrar tetkikler falan yapılacak. İnşallah çok çok iyi sonuçlar alıp, bu derdi başımızdan def edeceğiz. Kardeşimin doğumgünü 14 Eylül. Hep duam o gün 2. kez doğması, iyi haberler almamız.

Bu elbetteki benim için en ama en önemli dert, diğer hiç bir şeyle kıyaslanamaz bile ama bir diğer sıkıntımız da teyzemin taşınması idi. Daha önce yazmıştım, evlatları yüzünden evini sattı, 80 yaşında kiraya çıktı diye. Elde kalan çok az bir parayı da bana verdi, bankaya yatırıp oradan en azından faizle kirayı karşılayayım diye ama küçük oğlu ona da rahat vermiyor. Para tırtıklana tırtıklana artık kirayı da karşılamaz hale geldi. Buna rağmen ne iş bakıyor oğlu, ne bir hareket gösteriyor. Üstelik huyu bile değişti. Daha önceleri annesine sevgi dolu olan bu çocuk şimdi para için annesine çok sert ve kaba davranıyor. Teyzem bir ara rahatsızlandı, İzmir'e gelip 1 ay kadar annemde kaldı. Annem yeğenininin ablasına yaptıklarını gördükçe nasıl kahroluyor, anlatamam. Ama teyzem oğluna toz kondurmuyor, o ayrı. İş bulamıyormuş, çok şanssızmış, vs. vs.

Kısaca bu yaz pek tatsız tuzsuz geçti benim için. Bu yıl hemen geçsin istiyorum , sanki her şey 2008'den kaynaklanırmış gibi. İşte insan dara düşünce böyle abuk sabuk düşünceler geliyor aklına.

Oğlum bu yıl son sınıf, ÖSS'ye hazırlanmaya başladılar bile. Ağustos başından beri haftada 6 gün dersaneye gidiyor. Haftaiçi dışında cumartesileri de ders var. Her sabah 6.30'da kalkıyoruz. 7.30'da evden çıkıyor. Saat 15.30'da ders bitiyor, 8 saat ders görüyorlar. Umarım uğraşlarının sonucunu alır. Ha, ama eşimle karar verdik. O elinden geleni yapsın, ama puanı düşük olur ve dandik bir bölüm olursa özel üniversiteye göndereceğiz, tabii İzmir'de. İzmir dışına maddi olarak yetişemeyiz ama İzmir'deki özel üniversite fiyatları neredeyse kolejlerle aynı . İstanbul'daki pek çok özel lisenin fiyatından bile ucuz. Tek evlat, onu da okutamayacaksak, niye çalıştık onca sene? Zaten kardeşimden beri bana bi adam sendecilik geldi. Herşey gittiği yere kadar, fazla kasmanın alemi yok, çünkü yarın ne olacağımız belli değil.

Biliyorum, bu güzel yaz günlerinde biraz iç karartıcı ve kasvetli bir yazı oldu ama içimi buraya da dökmezsem çatlayacağım. Sürekli rol yapmaktan, İstanbul dönüşlerinde bana kardeşimi soran herkese yalanlar dizmekten, sahte gülücüklerle, neşeli neşeli sahte maceralar anlatmaktan yorgun düştüm.

Resim mi? Ne alaka diyorsunuz, buraya benim ve kardeşimin resmini koyamazdım ama baktım g.etty'de bize en uygun(sarı kız ve kara oğlan- üstelik kız pek bi anaç sarılmış kardeşine) resim buydu. Canım böyle bir resim koymak istedi buraya, öyle işte. Görüşmek üzere...

Salı, Temmuz 01, 2008

1 Temmuz



Bugün 1 Temmuz, Kabotaj Bayramı. Neredeyse tüm limanları yabancılara satılmış bir ülkede ne kadar anlamlıysa artık:((

Tatil bitti. 13 Haziran akşamı eşim izin aldım diye geldi. Ancak pazar günü babalar günü olduğundan hemen gidemedik yazlığa. Pazar günü de önce babama , sonra Foça'ya k.pedere gittik. Pazartesi günü de sabahtan küçük bir çanta yapıp kahvaltı sonrası Çeşme'ye gittik. Diyebilirim ki uzun bir süredir ilk kez 3 kişilik bir izin yaptık. Deniz, havuz, kum, güneş derken sakin ve çok dinlendirici bir tatil oldu. Bu kısım iyi de tatilin ikinci haftası kardeşimle ilgili bir telefon aldım. Bazı sağlık sorunları var. Zaten bu haftasonu İstanbul'a gidiyorum, onun yanına. Burada detay vermek istemiyorum, sanki dillendikçe daha kötü olacak gibi ama canım çok yanıyor. İnşallah en kısa sürede kolayca atlatıcak bunu. Ama üzülmesinler diye annemlerden ve bir şekilde onların kulağına gitmesin diye de tüm akrabalardan sakladık, kardeşim öyle istedi. Duyulur diye eşimin tarafından da saklıyoruz, velhasıl bu yük çok ağır geliyor. Çok yakın bir kaç arkadaşımla paylaştım, yoksa kalbim duracak gibi. Sanki bir mengenin içinde sıkıyorlar kalbimi. Dün annemlere gittim, 15 gündür görüşmemişiz, özleştik. Ama ben duygularını saklayabilen bir insan değilim. Annem sesimden bile anlar ne olduğunu. Dün bütün gün çaktırmamak için rol yaptım. Tatilden dönmüşüz, neşemiz yerinde, dinlenmişiz, enerji doluyuz gibi davrandım. Onlarla konuşurken gülüp, eğleniyor gibi yaparken bile vicdan azabı çektim. Benim kardeşim orada neler çekiyor, ben burada gülüş ahenk , her şey yolunda gibi davranıyorum diye. Allah ömür versin babam 75, annemse 73 yaşındalar. Her ikisinde de hem kalp hem de yüksek tansiyon var. En önemlisi de insanın evladının bir yeri bile çizilse içi acıyor, değil ki böyle bir hastalık. Onları bu yaşta üzmek istemiyoruz. Çünkü yapabilecekleri bir şey yok. Bir de üzüp onları da daha kötü yapmayalım. Velhasıl, bu yaz benim için çok sıkıntılı geçecek ama inşallah sonu iyi olacak. Ara ara İstanbul'a gideceğim. Onun yanında olmak istiyorum. Tamam, eşi ve eşinin ailesi yanında ama herhalde insan zor günlerinde kendi kanından canından birilerini ister yanında.

Buralara ara sıra uğrayacağım, üstü kapalı da olsa gelişmelerden söz ederim. Hepinizin yanımda olduğunu biliyorum. Güzel haberlerle dönmek dileği ile...

Pazartesi, Haziran 09, 2008

Danalar:))



Şu an benim salonda da böyle 4 adet dana toplanmış kuduruşuyorlar:)) Bir yanda tv açık, diğer yanda play station, bilgisayar açık ama şu an ben el koymuş durumdayım, masada pizza parçaları, bayatlamış patatesler ve sidik kıvamına gelmiş kolalar. Ev çık akıl bin kaza. Bu arada ayarlanamayan ses tonları ile "ho, ha, hadi be" gibi anlamsız nidalar:))Eee, yaz geldi böyle oldu. Ha, ama ben kızgın mıyım? Yoo, oğluşum mutlu, ben mutlu. Seviyorum bu danaları:))

Çarşamba, Haziran 04, 2008

Karpuz kabuğu..


Bloğu çok boşladım ama biraz koşuşturmaca, biraz da yaz rehavetinden olsa gerek, hiç içimden yazmak gelmedi. Bizim evde bilgisayar küçük odada duruyor. Kışın iyi de, yazın o odaya tıkılmak istemiyorum. Bu arada biraz işlerim vardı, bir arkadaşım dün ameliyat oldu, onunla ilgilendim, arabamızı sattık, araba benim üzerimeydi, onun satış işlemlerine koşuşturdum falan derken bir baktım son posttan bu yana 8 gün geçmiş.

Bir önceki hafta Çeşme'ye gidip temizlik için anahtar bırakmıştık. Bu hafta sonu yazlığa gittik. Her yer temizlenmiş. Ama tabi beni bekleyen işler de vardı. Tüm mutfak malzemelerinin(tabak, bardak, tencere,işte aklınıza gelen her şey çay süzgüsüne dek) yıkanabilenlerini bulaşık makinesine attım, yıkanamayanları elde yıkadım. Tüm yastıklar, kilimler ve birkaç parça nevresim çamaşır makinesinde yıkandı. Tabi bunlar bir kerede bitmedi. Çamaşır makinesi 9-10 kez, bulaşık mak. ise 5-6 kez dönmüştür, tabi 2 gün boyunca. Ama biz yine de oğlumla fırsat yaratıp denize de girdik. Normalde çok rüzgarlı ve dalgalı olan deniz 2 gün boyunca çarşaf gibi ve ılıktı. Yüzdük, biraz güneşlendik, sezonu açtık. Pazar günü de yorgun ama mutlu bir şekilde evimize döndük. Önümüzdeki hafta sonu Foça'ya gitmemiz gerekiyor, bir sonraki pazar da babalar günü olduğundan 2 hafta daha Çeşme'ye gidemeyiz. Artık 20 gün sonra falan gidebileceğiz. Neyse ki daha yazın başı, daha çok zaman var, bol bol yüzeriz.

Salı, Mayıs 27, 2008

LOST



Lost yüzünden, yalnız blogdan değil, bilgisayardan ve pek çok şeyden uzak kaldım. Ben daha önce 1. sezonu izlemiştim. Oğlum arkadaşından 2. sezonu bulmuş. Eşim diziyi pek sevmediğinden gündüzleri izliyorum. E, tabi günlük işler, gelen, giden ya da benim gitmek zorunda olduğum yerler, gün içinde zaten bana pek zaman kalmıyordu. Kalan zamanda da diziyi izlemeye çalışıyorum. Şu an evde temizlik var da o yüzden yazabiliyorum. Salon temizlendiğinden ben seyredemiyorum, bari hem 2 satır yazıp, hem millet neler yapmış bloglara bir bakayım dedim. Bu arada oğlumun aynı arkadaşında 3. sezon da varmış. 2. sezon bitsin, onu da izleyeceğiz.

Perşembe, Mayıs 22, 2008

Perde



Sabahtan beri bir sürü iş yaptım. Oğluma kısır, akşam için ayşe kadın fasulye, yatakları topladım, yorganları artık tamamen kaldırdım, pikeleri çıkardım, çıkan nevresimleri makineye attım. Bu arada biraz dinleneyim diye sudoku çözerken koltukta hafiften içim geçmiş. Herhalde bi 15 dakika kadar uyuyakalmışım. Gözümü araladığımda perdeler tatlı tatlı uçuşuyordu, mutfaktaki radyodan P.o.wer T.ü.rk'ün sesi hafiften geliyor, evde soğan, domates, fasulye kokusu. Çocukluğumun yazları gibi geldi bir an. Çok mutlu oldum. Yazı seviyorum ya, bambaşka. Hayat Bilgisi kitaplarına göre 1 Haziran'da gelmesi gereken yaz, İzmir'e geldi bile. Askılılar, şortlar giyilmeye başlandı burada. Yazlığı temizletmenin de zamanı gelmiş demek ki.

İşte bu perdeli resmin esbabımucibesi de bu. İnsanın içine bir hafiflik hissi veriyor.

Herkese hafiflik hissi dolu, mutlu bir gün olsun:))

Salı, Mayıs 20, 2008

Kraliçe



Ne alaka di mi Kraliçe Elizabeth? Anılarım canlandı. 1971'de Kraliçe Elizabeth Türkiye'yi ziyaret ettiğinde İzmir'e de gelmişti. Ben o tarihte 5. sınıftayım(sizin için hiç bir fedakarlıktan kaçınmadım, oturdum, hesapladım)Öğlenciyim ki zaten tüm ilkokul hayatım boyunca öğlenciydim.(Şu öğleci lafına kılım, öğlenci kardeşim)Ben okula giderken ki o zamanlar ilkokul çocuklarının büyük kısmı evlerine en yakın okula yazdırılırlardı ve dolayısıyla yürüyerek okullarına giderlerdi. Neyse, işte bir gün okula giderken, her şeye dikkat ederken bir baktım Altınyol tarafında bir faaliyet var. Bizm tüm okul ve sabahçı öğrenciler Altınyol'a dizilmişler. Meğer Kraliçe Elizabeth oradan geçecekmiş. Büyük ihtimalle o zamanlar Çiğli Havaalanı vardı, oraya indi ve Efes ya da Selçuk gibi bir yerlere gitmek için de o yoldan geçmek zorundaydı. Gene lafı dolandırdım. Bizim sabahçı 5'lerden biri de (keşke burayı okuyor olsa da o bendim dese) Kraliçeye çiçek verecekmiş. Ama Altınyol'a geçmek için tren yolunu geçmek lazım ki annem bana zinhar(!) yasaklamış, Yanımda annem ya da babam ya da başka bir büyük olmadan tren yolundan geçmek yasak.Ben de tam kurallara uyan, asla büyüklerine yalan söyleyemeyen bir çocuk olarak uzaktan bakmıştım. Tabi o kalabalıktan ve o uzaklıktan hiç bir şey görmedim, sadece öğrenciler, asker, polis, öğretmenler. Sanki bir araba durdu(bu bana hafızamın bir oyunu da olabilir) ve tekrar hemen uzaklaştı,o kadar. Bu da böyle bir anım olsun diye yazdım. " Tanrı Kraliçe'yi korusun". Bana neyse.O ikisinin arasındaki sorun:)))

Pazartesi, Mayıs 19, 2008

19 Mayıs Kutlu Olsun



Kurtuluş Savaşının ilk kıvılcımı olan bugün, bu bayram herkese kutlu olsun.

Salı, Mayıs 06, 2008

İyi ki Doğdun YAĞMUR




Bugün Pınar'ın kızı Yağmur 2 yaşına basıyor, kocamaaannn bir kız oluyor artık. Nice sağlıklı, mutlu yıllar diliyorum ona

Hem annesini hem Yağmur'u öpüyorum:))