Pazar, Aralık 26, 2010

Çalışan Kadın ve Erkek


Bugün internetten gelen bir e-postayı çok beğendim, sizlerle paylaşmak istedim.Bakın bakalım, size de birilerini hatırlatıyor mu?

"Eskiden kadin olmak daha kolaydi.
Kadinlar sadece evde olur, yemek yapar, cocuk bakarlardi.
Sadece esinin geliri dusukse kadin calisirdi ve calisan kadina acinirdi.
Kadin calisiyorsa, evine bakamayacagi dusunulurdu,
Zaten kadin bekarken calisiyor idiyse bile evlenince evinin kadini olurdu.
90'li yillara gelindiginde kadin sadece evde olmak istemedi, artik
Calismak ekonomik olarak ozgurlesmek istiyordu.

Once universite okumaya ,sonra calismaya basladi. Bu kadinin hosuna gitmisti.
Calisiyor, istedigi gibi harciyor, geziyordu.
Artik calisan kadin evli olmak degil bekar olup gununu gun etmek istiyordu.
Yasasin ozgurluk...

Calisan kadin artik iskolik olmustu, calisiyor ve yuksekliyordu.
Zirveye ulasmisti. Bircok sirkette once orta kademe, sonra ustkademe yonetici kad in oldu.
Doksanlarin sonuna gelindiginde sirketler yalniz ve iskolik 30lu yaslarinda kadinlarla doluydu..
Bu calisan kadina yetmedi, citayi biraz daha yukseltti.

Artik hem evli ve hem de basarili calisan kadin olmaliydi.
Calisan kadin etrafina bakindi. Basarili, parali koca adaylari gozden gecirildi.

Adaylardan kel, sisman ve kisa boylu olanlar hemen elendi.
Ince ruhlu, saraptan anlayan, 14 Subat'ta muthis surprizler
Yapabilen, kimsenin bilmedigi yerlerde basbasa tatillere goturen, yasamayi
Seven ve bol bol espiri yapanlar hemen kapisildi.
Yurt disindan gelinlikler getirtildi. Otellerde muhtesem dugunler yapilip, Maldivler'e ya da Bali'ye balayina gidildi.

Balayindan sonra calisan kadin hizla is basi yapti.
Gunduzleri toplantidan toplantiya kostururken artik aksam yemegini de dusunmeye baslamisti.
Aksam NE yenmeli, nereye gidilmeli, esinin gomlekleri, pantolanlari utulu mu, kiyafetleri kuru temizlemeciye
Gitti MI geldi MI, marketten alinacaklarin listesini cikar, is cikisi gital, eve gel, aksam yemegini hazirla....

Calisan kadin artik mutluydu. Gece yatagi sicacikti.
Uzulunce derdini paylasan, hastalaninca ona bakan, aglayinca destek
Olacak bir omuza, goz yaslarini silecek sevkatli ellere sahipti. 15 saat
Kosturmak kadina viz geliyordu. Etraf bu sekilde kosusturan, ev ile is
Arasi cift vardiya calisan Kadinla doluydu.

Zaman geciyordu. Calisan kadin 35 ine yaklasiyordu.
Biyolojik saati 'be bek, be - bek' diye uyari vermeye basladi.
Evet calisan kadin hemen cigliklar atmaya basladi 'Bebek de yaparim kariyer de ' diye...
Calisan kadinlar hemen sosyetik kadin dogumcularin randevularini doldurdular.
Calisan kadinlar ajandalarina ve islerinin temposuna
Uygun zamani secip hemen mikroenjeksiyonla bebek yapmaya basladilar.
1-2 ay sonra guzel haberler sirayla gelmeye basladi,calisan kadinlar ham ileydiler.

Calisan kadin hem hamile, hem guzel olmak istedi.
Hemen diyetisyenlere kosulup, ozel hamile diyetleri alindi, bol bol
Kivi yenmeye baslandi. Eskisi gibi tatli, tursu, borek, Erik aserilmiyor,
Karpuz, kivi ve mango isteniyordu gecenin bir yarisi eslerden.

Calisan kadin cocugunu eski usul buyutmeyecekti. Hemen onlarca
Hamilelik, bebek buyutme kitaplari alindi, bir cok Internet
Sitesine uye olundu, Yoga ve Anne-baba kurslarina yazilindi.

Calisan hamile kadin artik gun gun takip ediyordu bebeginin gelisimini.
Bugun 43. Gun, bebegim uzum tanesi gibi... 59. Gun, parmaklari olustu... 89.
Gun, bugun ilk defa hickirdi... 210 uncu gunden sonra artik bebegin
Matematik zekasinin artmasi icin Mozart dinletilecek... Sonunda mutlu gun geldi.
Calisan kadin artik anneydi. 3-4 aylik izinden
Sonra calisan kadin oldurucu diyetlerle zayiflayarak incecik bir sekilde isbasi yapmisti.


Artik basarili bir yonetici, iyi bir es ve Anne olarak 24 saat calisiyordu.
Bebek buyudukce, sosyallesmesi icin calisan kadin cumartesilerini
Cocuguna ayirdi. Artik tum anneler topluca etkinliklere katilmaya
Basladilar. Yas gunu partileri, tiyatrolar,piyano dersleri, basketbol,
Tenis ve yuzmekurslarinin biri bitiyor, digeri basliyordu.



Calisan kadina bu DA yetmedi. Artik hem calisiyor, hem
Iyi bir es olmaya gayret ediyor ve hem de annelik yapiyordu. Calisan
Kadin citayi birkez daha yukseltti.
O artik evinde katkisiz, saglikli ekmekler, receller yapmali,
Organik gidalarla, vitamini bol sebze yemekleri hazirlamali,
Cocuguna ve esine ozel gunlerde pastalar yapabilmeli, bu pastalari cok guzel susleyebilmeliydi.
Butun calisan kadinlar yemek yapma kurslarina kosmaya basladilar.


Evlerine ekmek yapma makinalari aldilar,
Toplanti aralarinda bir birlerine yemek tarifleri vermeye
Basladilar, 'Dun nefis bir cavdarli ekmek yaptim, istersen tarif ini
Vereyim 'Ben de hafta sonu harika bir pasta yaptim. Evdekiler bayildi. Bir
Aksam gelin de size de yapayim' Bakalim calisan kadin bundan sonra citasini nereye yukseltecek?


Gelelim erkege...
Bu surec icerisinde calisan erkek ise citasini hic yukseltmedi.
80 lerde, 90 larda ve 2000 lerde hep TV izliyor,bira iciyor ve maca gidiyordu...









Çarşamba, Aralık 22, 2010

Şair Eşref

Yukarıdaki resim Şair Eşref'e ait. Bugün facebook'tan çok güzel bir ileti geldi ona ait. Demiş ki şair;


Bir soğan soyuluyor, yaşarıyor gözler
Bir devlet soyuluyor, aldırmıyor öküzler

Demek ki o yüzyıldan bu yüzyıla canım ülkemde değişen hiçbir şey yok, ne acı:(((((

Salı, Aralık 21, 2010

Yaz Geliyooooooorrrrrrrr

Bugün 21 Aralık, en uzun gece ve en kısa gün. Yarından itibaren günler birer ikişer dakika uzamaya başlayacak. Demek ki yaz geliyoooorrrrr:))

Pazartesi, Aralık 20, 2010

Karışık


Behzat Ç.'ye bi de Ne.jat İş.ler katılıyor, çift kaşarlı tost gibi, kaymaklı ekmek kadayıfı gibi, ballı lokma tatlısı gibi, yani pazarı sabırsızlıkla bekliyorum.

Cuma günü eşimi bana yılbaşı hediyesi almak zorunda bıraktım:)) Çarşı'da dolaşırken P.an Ki.tap.evine girince gözüm döndü. Epeydir çantamda dolaştırdığım listedeki kitapları aldım, bunlar da bana yeniyıl hediyen olsun dedim:) Nasıl, garantili değil mi? O, beğenir mi derdinden kurtuldu, ben ne alacak ki diye beklemekten. Kitaplardan biri geçen yıl Ki.tap Fu.rından aldığım ve kendisine imzalattığım Ayla Kutlu'nun "Bir Göçmen Kuştu O" kitabının devamı olan "Emir Bey'in Kızları". Zevkli, su içer gibi okunan bir kitap. Yalnızca konu itibarı ile değil, dil, sözcükler, hepsi şiir gibi. Mutlaka ama mutlaka okunması gereken bir kitap, şiddetle öneriyorum. 400 sayfaya yakın ama cuma akşamı başladım, pazar akşamı bitmişti. Diğerleri; Ayfer Tunç'un "Kapak Kızı" ve "Yeşil Peri Gecesi", Onur Caymaz'ın " Gece Güzelliği" ve E.Erol Ergir'in "Giritli Mustafa" sı.

Bugün annemdeydim. Kısır yaptık, poğaça pişirdik. Babam poğaçayı çok seviyor. Bir tepsi yapıyorum, her sabah bir iki tane ısıtıp yiyor. Giderken anneme benim daha önceden okuduğum kitaplardan götürdüm. Bir de nergis ve sümbül aldım. Evimiz tek katlıyken bahçede mavi-pembe sümbüller vardı. Onları da anımsattığından aldım. Anneciğim sümbülleri hem sever, hem de hüzünlenir. Ben de bu çiçekleri görünce sanki kış bitmiş de bahar gelmiş, ardından da hemen yaz olacakmış gibi seviniyorum. Oysa daha yılbaşı bile gelmedi.

Yılbaşı hediye alışverişleriniz ne alemde? Ben, kime, nereden, ne alacağımı saptadım ama henüz gidip alamadım. Bu hafta sonuna kadar inşallah zaman bulur da alışveriş yapabilirim.

Benden havadisler şimdilik bu kadar. Herkese iyi haftalar...

Not:Foto, internetten

Pazartesi, Aralık 13, 2010

Kar


Cumartesi günü eşimin sağlıkla ilgili( önemli bir şey değil, her zamanki gibi bizimkinin evhamları) bazı çekimleri nedeni ile sabahın köründe yola çıktık. Zaten sabah 7'de kalkmışız, kahvaltı bile canım istememiş, hatta çay bile içmemişim. Kısaca afyonum patlamamış. Asık suratla giderken Girne Caddesine döner dönmez ikimizin de yüzü aydınlandı. Tüm Yamanlar karlar altındaydı. Her gök görmemiş İzmirli gibi bizde de bir sevinç, bir mutluluk. Sanki Uludağ'a bakıyoruz. Sonuçta dağın alt kısımlarında kar yok ama alışık değiliz tabi biz:)) O andan sonra gün güzelleşti. Gittiğimiz yerde de bekleme salonu hem dağa bakıyordu hem de uzun bir süre ince ince kar yağmaya devam etti. Ben de sıcacık bir ortamda karları seyrederek onu bekledim.

Cuma günü bir arkadaşımla Konak'ta buluşup Man.dolin Ka.fe'ye gittik. Giderken öğle güneşinin etkisi ile de hava gayet normaldi. Ama akşam üzeri ne zaman sahilden vapur iskelesine doğru yürümeye başladık, rüzgar ve soğuk resmen ısırıyordu. Yani aynı gün hem ılık bir sonbaharı hem de dondurucu bir kışı yaşadık. Aslında cuma akşamından cumartesinin nasıl olacağı belliydi de biz inanmak istemedik.

Pazar günü ise tüm gün evde tembellik yapıp, yayıldık. Sıcacık evde uzuuun bir pazar kahvaltısı, gazeteler, biraz tv derken akşamı ettik. O soğukta dışarıya çıkmayı gözümüz yemedi. Bu arada pazar günü bi tanecik yeğenimin, Kaan'ımın doğum günüydü. Malum İstanbul'dalar. Telefonla konuşup, kutladık onu. Hediyesini daha önceden göndermiştik zaten.Nice sağlıklı, mutlu yıllara inşallah. Gurbetlik çok zor. İyi haber, sömestrede geliyorlar, uçak biletlerini almışlar bile:))Pazar akşamının sonuna ise Beh.zat amirimle nokta koyduk.Sonunda doğru gün ve saati buldular, inşallah değişmez, daha doğrusu dizi yayından kalkmaz umarım.

Bugün de anneme gittim, her pazartesi olduğu gibi. Poğaça yaptık, muhabbet ettik. Annemin yaptığı sütlacı (benim ağız tadıma uygun yapan tek kişi) zevkle ve özlemle mideye indirdim. Bu arada sabahtan 2 posta çamaşır yıkamıştım. Akşam gelince de onları kaloriferde çabuk çabuk kuruttum.

Oğlum, yarın ilk direksiyon dersini alıcak, pazar günü ise yazılı sınavı var. Sınavı takmıyor da, direksiyon dersi için belli çok heyecanlı. Erkek çocuk olmasına rağmen araba kullanmaya hiç heves etmemişti şimdiye kadar, çok ilgisizdi. Babası bazen boş yerlerde gel öğreteyim derdi, o istemezdi bile. Sanırım bu sefer bu kadar istekli olmasında, kız arkadaşının ondan önce ehliyet alması da etkili:)) Hayırlısı...

İlk günü geçmiş olsa da, kalan kısmı için herkese iyi haftalar...

Not:Foto, Yamanlar Dağının tepesindeki Karagöl. İnternetten aldım. Burası hakkında daha fazla bilgi içinse tık

Salı, Aralık 07, 2010

Sonunda





Yıllardır kaçtığım dişçi koltuğuna oturdum. Bizde ailece bir dişçi fobisi var, baba tarafımda. Hepimiz çok mecbur kalmadıkça gitmeyiz. Ben en son 15 yaşımda gitmiştim. Bir türlü çıkamayan azılarım için. Daha sonra hamilelik sırasında kontrol ettirmiştim. Bir problem yoktu. Zaten dün dişçi de onu dedi. Demek düzenli fırçalamış ve dişlerinize iyi bakmışsınız ki bugüne dek problem yaşamamış ve bize gelmek zorunda kalmamışsınız. Böylece 33 sene sonra bir kez daha o koltuğa oturdum, hem de ne oturma. Aynı gün 3 dolgu birden yaptırdım. Çarşamba günü de son dolgum ve diş taşı temizliğim var. Gerçi çekilmesi gereken bir 20'lik dişim ve yine doldurulması gereken diğer 20'lik var ama bana bu kadar heyecan yeter, onları yılbaşı sonrasına bırakıyorum. Bu arada dişçi arkadaşlar, ne olur gücenmesinler dişçi diyorum diye. Tamam, biliyorum diş hekimisiniz ama dişçi lafı daha kolay ve pratik, üstelik yılların alışkanlığı. Yoksa sizi küçümsediğimden falan değil. Aman, yanlış anlaşılma olmasın.

Dün ev kredimizin son taksidini ödedik. Fek yazımızı talep ettik. Yazı gelince tapudan ipoteği de kaldırıcaz, yani artık evimiz bizim. Ben yıllardır söylerim; borç yiğidin kamçısıdır. Nasılsa bir şekilde ödeniyor. Sözüm özellikle gençlere. Çalışıyorsanız, mutlaka ya ev (ki ilk tercihimdir) ya da araba kredisine girin, mal sahibi olun. Borç olunca önce onu ödeyip, kalanla idare etmeyi öğreniyorsun. Öbür türlü elindekini avucundakini (büyük olasılıkla) çula çaputa yatırıyorsun. Onun da ertesi sezon modası geçiyor, sil baştan gardrop düzüyorsun. Gençken ve çalışırken para kolay kazanılıyor ve kolay harcanıyor. Yaş ilerledikçe insana para daha çok lazım oluyor. Neyse bu da bugünkü nasihat saatiydi, mesaj verildi, gelelim diğer konulara

Bugün temizlik yok, perşembe günü olacak. Bugünse bir arkadaşım öğle yemeğine geliyor. Akşam üzeri ise bana yakın bir hastanede şu an dizlerinden ameliyat olan başka bir arkadaşımın annesini ziyarete gideceğim. Allah şifa versin. Yarın diş dolgusu ve dünkü dişçi işinden dolayı ertelenen annemleri ziyaret var. Perşembe temizlik ve belki halama ziyaret, cuma ise bir başka arkadaşımla Pasaport tarafında buluşma.

Bu arada havalar soğumaya başladı İzmir'de. Özellikle rüzgar sert esiyor ve üşütüyor. Eh, Aralık'ın 7'si olmuş biz hala kış görmemişi. Bu havalar normal yani.

Herkese sağlıklı günler.

Not: Foto, get.ty ima. ges'dan.

Cuma, Aralık 03, 2010

Kış?

Bugün 3 Aralık (Demirbank hayırlı günler diler, demeyeceğim işte) yani kışın 3. günündeyiz ama hala yazı yaşıyoruz. Hala ısınmak için herhangi bir şey yakmıyoruz. Penyelerle dolaşıyoruz( en azından İzmir'de öyle), hava 22-25 derece arasında değişiyor, güneşli yerler yakıyor, hala gölge arıyoruz. Avrupa donuyor, bizse hala yazı bitiremedik. Şikayetçi falan değilim, yalnızca durum saptaması yapıyorum, o kadar:)

Dün arkadaşlarım bendelerdi. 10 kişiydik. Neşeli, kahkahalı, bol muhabbetli bir gündü. Menümüz 3 adetle sınırlı olduğundan kısır, tiramisu ve patatesli kek yaptım. Her birimizde kolestrol, tansiyon, şeker, kilo gibi sorunlardan biri mutlaka var. Geçmiş yıllardaki toplantılarımızda olay 7-8 çeşide çıkınca buna dur dedik, daha doğrusu Serap dedi, biz de ona uyduk. İyi de oldu:))

Akşam o koşuşturmanın üzerine kocamın F.oça'dan gelirken getirdiği 3 kilo polikeyi (yani turp otunun Fo.çacası) ayıkla, yıka, haşla. Türkan'a zor yetiştim.

Oğluşumun elindeki dikişler önceki gün alınacaktı. Ama açılınca dikişlerin iyi yapılmadığı ve kesik yerin hiç kaynamadığı görüldü. Eski dikişler alındı, bu kez 6 dikiş (önceki 4 dikişti) atıldı, yine bir 10 gün beklemedeyiz. İlk dikişi atan da doktordu ama demek doktor var doktorcuk var.

Şimdi bu güzel havadan yararlanmak için Kar.şıyaka'ya doğru bir yürüyüp gelicem. Çenebaz kaçar...

Pazartesi, Kasım 29, 2010

Yeni Yıl


Bu yıl yeni yıl moduna erken girdim, bundan blok da nasibini aldı. Önümüzdeki hafta sonu da ağacımızı süslerim, ışıklarını yakarım, ev de aynı moda girer:))

Oğlumun vizeleri bitti ama eli hala sarılı. Pazartesi ya da salı günü dikişler alınacak. Öbür hafta da ehliyet kursuna başlıyor oğlum. Allahtan direksiyon sınavı Ocak içinde de eli düzelir o zamana kadar.

Geçen hafta çarşamba günü rahmetli kayınpederimin ölüm yıl dönümüydü. Kayınvalidem evde mevlüt okuttu. Öyle arzu etmiş, tavuk-pilav yapmış, aşure yapmış, tabi bi de mevlütlerin olmazsa olmazı şerbet. Misafirler gittikten sonra bizler yine çekirdek kadro (görümcemler, biz ve diğer kuzenler) olarak akşam yemeğine de kaldık. 14 kişiydik. O gün epey yorulduk hepimiz.

Perşembe günü de küçük bir operasyon geçiren halamı ziyarete hastaneye gittim. Operasyon ufak falan ama yine de 2 gece yattı hastanede. Yarın da evine gideceğim. Giderken yemek yapıp götürmek istiyorum ama sulu şeyler olmaz. Herhalde ben de hem taşıması kolay hem de yemesi güzel diye tavuk- pilav yapıcam, bir de kek yapmak istiyorum. Oradan da anneme geçerim.

Cumartesi günü bir arkadaş toplantısındaydım. Uzun süredir görmediğim arkadaşlarla toplanmak güzeldi, epey muhabbet ettik.

Perşembe günü emekli bankacılar toplantımız var, bu kez bende toplantı. Menü kafamda oluştu gibi. Salı günü eksik malzemelerimi alıcam.

Vakit epey geç olmuş, hatta Pazartesi olmuş bile:)) Herkese iyi haftalar, sendromsuz Pazartesiler.

Pazar, Kasım 21, 2010

5 YIL

18 Kasım'da bloğum 5 yaşını bitirmiş. Bayram hayhuyu içinde unutmuşum. Bugün farkına vardım. Nice yıllara sevgili bloğum:))

Not:Foto, (görüldüğü üzere) getty images'den.

Cumartesi, Kasım 20, 2010

Bayram da Bitti

Bayram, bayram dedik, o da bitti. Bayramın ilk günü sabah daha kahvaltı ederken(dahamız 11 ama) kuzenler geldi. Meğer aşağıdaki teyzeye gelmişler, onlar da kabristan ziyaretinde olduklarından bulamamışlar, bize çıktılar. Ailede en küçük olduğumuzdan, bayramlarda hep biz gezeriz, bize kimse gelmez diye evde ne tatlı var ne çikolata. Hemen kahve yaptım, evdeki kare çikolatayı da kırıp verdim:)) Sonra teyze ve k.valide evlerine geldiklerinden hep birlikte alt kata indik, görümcem de geldi. Topluca bayramlaştık. Sonra biz de kabristana gittik. Oradan da benim annemlere geçtik. Annemlerde öğlen yemeği yedik. Sonra su börekli, baklavalı çay faslı yaptık. Zaten akşam oldu. O gece eşimin Ankara'daki kuzeni İzmir'e geldi ama çok geç (gece 12 gibi) olduğundan ancak ertesi gün görüşebildik.

2.gün, benim iki halamı ziyaret ettik, Ankara'dan gelen kuzenle görüşmek için oradan kuzene geçtik. Kuzende ertesi gün hep birlikte Şirince'ye gitmeye karar verdik. Bayramın 3.günü İzmir'i seller götürürken biz günlük güneşlik bir havada gezi yaptık. Aşağıda Şirince resimleri var.



Her yer böyle dimdik yokuş. Ayağına güvenen gelsin buralara. Bir de bayram nedeni ile çok kalabalık olduğundan arabaları bile Şirince'nin dışında, tepelerde bir yerlere park ettirdiler. Hep yürüdük, çok yürüdük.


Malum Şirince=Şarap. Yer gök şaraptı. Her tür şarabı tattık. Ben en çok beyaz ve sıcak şarapları beğendim. Sabah sadece atıştırıp çıktığımızdan önce kahvaltı ettik. Gözlemeler çok çeşitliydi. Kıymalı, patatesli, patlıcanlı, otlu, vs. Hepsinden ortaya söyledik. Nefis tavşan kanı çaylar eşliğinde yedik onları. Kalkmamıza yakın taze keşkeş çıktığını söylediler. Ben ilk kez tattım keşkeği. Fena değil. Ama olmazsa olmaz listeme girecek bir yemek değil. Hani bir daha ömür boyu yemesem aramam. Neyse , bunu da tatmış olduk. Yoldan mandalinlerimizi de aldık. Tüm yol mandalin ve ayva bahçeleri ile dolu. Bahçe sahipleri mandalin almak istediğinizde kovaları size veriyorlar, gir bahçeye kendin topla diyorlar. Siz de elcağzınızla istediğiniz mandalinleri topluyorsunuz.
Oradan Dilek yarımadasını ucundaki Karina'ya geçtik. Aslında Domatia köyüne de (eski Rum köyü) gidecektik ama Şirince'de fazla kalınca oraya zaman yetmedi, malum hava artık erken kararıyor. Karina resmen yolun sonu, yol orada bitiyor. Alt resimde yolun sonunu görüyorsunuz, devamı yok. Resmi de oturduğumuz restorandan çektim. Yalnız manzara süper, ortalık dingin, huzur dolu bir sessizlik var. Önümüz derya deniz, kısacası yer olarak çok güzeldi.Izgara levrekler de muhteşemdi. Her biri yarımışar kilo vardı. Salata, kalamar ve buz gibi beyaz şarapla iyi gitti:))
Karina'da güneşi de batırdık. Hava da limonata gibi, ceket bile giymeden tek bir bluzla oturabildik.

4. gün hem benim hem de eşimin yengelerimizi ziyaret ettik. İkimizin de amcası vefat etti. Bizi görünce çok mutlu oldular. Bayram hayırlısı ile bitti derken dün gece oğlum ampul değiştirirken güç denemesi yapmış,ampul elinde kırıldı. Sağ elinin baş parmağının iç kısmı bayağı derin ve uzun kesildi. Hemen hastaneye gittik, dikiş atıldı, tetanos aşısı yapıldı. Bununla gelmiş geçmiş olsun dedik. Pazartesi sınavları da başlıyor ama allahtan elini kullanabilecek, tabii sargılı olarak.

Uzun bir tatil de böyle geçti. Yarın herkes bende, kahvaltıda olacak. 12 kişiyiz. Bal-kaymaklı, sucuklu-yumurtalı güzel bir kahvaltı. Sülaledeki herkes boğazlı olunca durmadan yemek yemişiz, yemek yazmışım. Herkese şimdiden iyi bir hafta olsun. Bilirim uzun tatillerden dönüşlerde iş çekilmez olur, pazartesi allah hepinize kolaylık versin.

Pazartesi, Kasım 15, 2010

İyi Bayramlar

Herkese sevdikleri ile birlikte mutluluk, sağlık, huzur dolu nice bayramlar dilerim.

Perşembe, Ekim 28, 2010

Çifte Kutlama


Yarın, her yıl olduğu gibi bizde çifte kutlama var. Hem Cumhuriyetimiz 87 yaşına basacak, hem de canım babam 77 yaşına:))) Babam Cumhuriyetin 10.yılında doğmuş. Her zaman benim doğuşum ne şenliklerle kutlanmış diye bize takılır. Tabi, cumhuriyet bayramında doğduğu için de adı;Cumhur:)) Cumhuriyetimize de , canım babama da nice yıllar diliyorum.

Not: Foto, Pastacı'nın eski bir postundan. Sanırım resmi kullanmama kızmaz. Hem Cumhuriyet'i hem de doğumgününü simgeleyen bir resim olduğundan çok beğendim.

Çarşamba, Ekim 27, 2010

Dün

Dün bi hamaratlık,bi hamaratlık, sormayın gitsin. Sabahtan temizlik vardı. Neyse o iş bitince önce Serap'ın tarifine göre sütlaç ki tek sevdiğim sütlü tatlıdır ve oğlum için pudingli kek. Ama bu kez puding yerine supangle koydum, böylece kakao tadı daha yoğun oldu. Biraz da dövülmüş ceviz ekledim içine. Sütlacın üstünde tarçın yok, çünkü o da bir başka sevmediğim şey. Aslında mızmız değilimdir ama sevmediklerim arka arkaya geldi bu yazıda. Ha, mecbur kalırsam yerim, gıkım çıkmaz da pek severek yememiş olurum.

Bu aralar pek negatifim. Daha doğrusu maymunun gözü açıldı da o yüzden. Bir kaç olayı arka arkaya anlatayım, haklı mıyım, haksız mıyım, siz karar verin, lütfen tarafsız olun ve gerçek duygularınızı yazın bana.

İnsanlarla kötü olmayı asla istemem. O yüzden toleransım çok yüksektir. Çoğu şeye aldırış etmem, karşımdakine anlayış gösteririm. Ama insanlar böyle yapınca seni salak sanıyorlar.

Birinci olay, bir arkadaşımın kızı yazın evlendi. Herkes yazın tatilde olduğundan kimse katılamadı. O yüzden hediye işi de Eylül'e kaldı. Eylül ayında bir arkadaş(ki kendisi bu konularda sürekli organizatördür) hemen para topladı, hediye alındı, arkadaşa gittik, hediyemizi verdik. Sonra bu arkadaşlar yeni gelin kızımızın evine hep birlikte gitmişler. Biz grupta 9 kişi var. Bunların 7'si gitmiş, biz 2 arkadaş aranmadık bile. Ve ben bunu ilk toplantımızda konuşmalar sırasında öğrendim. Aaa, siz S.'nin kızına mı gittiniz? deyince bunlar laf çevirip, işte öyle aniden karar verdik, vırt zırt kıvırmaya başladılar. Ben toplantının tadı kaçmasın diye işi uzatmadım ama bozuldum. Para verileceği zaman hemen aranıyoruz, toplanılacağı zaman akıllarına bile gelmiyoruz. Arkadaşlık bu mudur?

İkinci olaysa apartmanda oldu. Zaten bizim apt.da kimse birbirine gidip gelmez, yalnızca asansörde, kapıda karşılaşınca merhaba, nasılsınız, o kadar. Geçenlerde biri kalorifer için mazot almış, merdivenler, arka bahçeye çıkılan oda gibi yer, asansörün içi ve asansöre binenlerin ayaklarına bulaştığından tüm merdivenler mazot içinde. Apartmanın içinde kokudan durulmuyor. Ben de yönetici hanımı aradım. Apt.içinin mazot içinde kaldığını, mümkünse merdivenleri yıkayan kadını bugün göndermesini söyledim. Çünkü merdivenleri yıkayan hanım, onun dairede çaycılık yapıyor. O da öğle tatilinde gönderdi. Ben kimin mazot aldığını bilmediğimden bu konu ile ilgili ne isim verdim ne bişey. Zaten apt.da doğal gazı olan biz, yönetici, bi de eşimin teyzesi var. Kalan 5 kişiden herhangi biri olabilir, asla bilmeden suçlamam. Neyse merdivenler yıkanırken olayın faili olan daire çok bozulmuş, çünkü yöneticinin kiracısı. Niye şikayet ediyorlar, ben zaten kendi kadınımı çağırıp temizletecektim, bu zaten mazot, yarına kadar uçardı filan diye epey söylenmiş. Sanırım yönetici benim aradığımı söylemiş ki bana trip atıyor. Gerçi yönetici "şikayet değil ki, ne güzel duyarlı davrandılar, haber verdiler, zaten kadın perşembeleri geliyor, salıdan merdivenler temizlenmiş oldu" dese de çok bozulmuş hanımefendi.

Neyse, daha da var bozulduğum şeyler ama yazmak istemiyorum, yazarken bile sinirlerim bozuluyor. Gittiği yere kadar...


Pazar, Ekim 24, 2010

Eski Dostlar

Geçen gün kitaplığı kurcalarken birden eski dostlarıma rastladım. Uzun süredir bakmadığım çocukluk kitaplarım. Bu ikisini bana eniştem (büyük halamın eşi) hediye etmişti. Daha doğrusu kızlarına almış, onlar okumuş, kütüphanelerinde duruyordu. Bir gün onlara kalmaya gittiğimde benim kitaplarla çok ilgilendiğimi gören eniştem bana vermişti bunları. Bir de "Bilgi Çantası" diye bir kaç ciltten oluşan bir ansiklopedi ama fotoğraflı, çizimli falan inanılmaz güzel bir şeydi. Maalesef yıllar içinde onu kaybettim. Ama bunlara rastlayınca resimleyeyim dedim.




Bu Jack London'ın Kurt Kanı kitabının basım tarihi, benden 7 yaş büyük:)) Bu arada o zamanlar logodaki kızın ben olduğumu sanırdım. Çünkü o zamanlar hemen her kız çocuğunda olduğu gibi benim saçımda da o koca beyaz kurdeleden vardı:))


Bu ise Duygulu Dostlar kitabının basım tarihi. Bu da benden 1 yaş büyük:)) Bu kitapta hayvanlarla ilgili gerçekten çok duygulu öyküler var


Bunlarda Armağan Çocuk Klasiklerinden çıkmış ve üst kapak kağıtları bile duran kitaplarım. 4 tane de kapaksız ama ciltleri sağlam olanlar vardı, artık onları çekmedim. Bunlar benden küçük:)) Genellikle 70'li yıllarda yayınlanmış kitaplar.


Bizim dönemimizde her çocuğun okuduğu meşhur Çocuk Kalbi kitabı. Bu kitabı bana annem sınıf geçme hediyesi olarak almıştı, sanırım 4'den 5'e. Bakın, alt resimde de benim o zamanlar düştüğüm not var. Altına adımı-soyadımı da yazmışım, o kısmı stickerla sansürledim:)) 10 yaşındaki Çenebazın yazısı, pek kötüymüş(Sanki şimdi süper)


O gün biraz nostalji yaptım, eski kitap kokusunu içime çektim, mutlu oldum ve sizlerle de paylaşmak istedim. Sizler de varsa kütüphanenizin kenarında köşesinde böyle unutulmuş eski çocukluk kitaplarınız, onları bulun , eski günleri hatırlayıp mutlu mutlu gülün ve isterseniz bizlerle paylaşın.

Cuma, Ekim 22, 2010

TV8 ve Filmler

Bu hafta sonu TV8'de cuma, cumartesi ve pazar günleri saat 21.15'de hep tv'de ilk kez gösterilecek çok güzel filmler var. Bu akşam Aşk ve Gurur, yarın akşam Çevirmen ve pazar akşamı da Jarhead filmi var.( Malum artık Behzat Ç., pazartesi akşamları saat 20'ye alındığından pazar akşamları film izleyebilirim) Kaçıranlara, daha önce izlemeyenlere duyurulur:)

Çarşamba, Ekim 20, 2010

Öyle bir Geçer Zaman ki



Bu dizi, favori dizim ve pek çok kişi gibi benim de bu dizideki favorim Osman. İyi de dünkü bölümde Berrinle Ahmet hastaneden çıktılar, ana , Ahmet'in saçlar fönlü. Yönetmenim, devrimci adam saç fönler mi? Yapma allah aşkına. Üstelik 60'lı yıllar. Neyse, o kadar kusur kadı kızında da olur dedim, yuttum ve zevkle izledim yine:)) Bir de Mete'yi oynayan çocuk Beren Saat'in oynadığı Pa.tos R.olls reklamında hani "hüüp" diye Beren'i çeken çocukmuş, dün gece dikkatimi çektim birden. Belki herkes biliyordur da ben Amerika'yı yeniden keşfetmişimdir:))

Geçen postta yazdığım turşuyu açtım, kütür kütür olmuş, etli nohutun yanında afiyetle yedik. Pazar günü de 2 küçük kavanoz lahana turşusu yaptım. Bakalım onlar da bir şeye benzeyecek mi?

İzmir 2 gün yağmura teslimdi. Pazartesi çok yağmur olunca annemlere dün gittim. Bostanlı çarşıdaki dükkanların çoğunu su basmıştı. Belediye gelmiş, tüm dükkanlardaki sular pompalarla tahliye ediliyordu. En çok kitapçıya üzüldüm:(( Dün ise günlük güneşlik bir gündü. Annemlerde çayımızı balkonda içtik, o derece.

Bugün Bospa günü. Yağmur yağmazsa gitmek istiyorum. Hava gene kapalı.Evde temizlik var bu arada. Bir de tutulması gereken kek sözüm. Çok üşendim. Bütün günü b.sayar başında pinekleyerek geçirmek istiyorum.


Dip Not: Pazar dönüşü kekten vazgeçip, Serapçığımın kurabiyesinden yaptım. (Bakınız; üstteki foto) Çok da bereketli oldu. 30 küsur tane çıktı. Yalnız bana tadı biraz az geldi, programa ilaveten üzerine pudra şekeri serptim. Bence böyle de güzel oldu.

Cuma, Ekim 01, 2010

Limon mu, Sirke mi?


Bunlar benim hayatta ilk kez kurduğum turşular, bakalım neye benzeyecekler. Okuduğum blogların bir kısmında kış hazırlıkları son sürat gidiyor. Valla, ne anamda gördüm ben, ne de sonradan öğrendim. Zaten okul, iş hayatı derken böyle ince işlere giremiyordum.Emeklilikten sonra yani 42 yıldan sonra azıcık kadınlık yapayım dedim. Gerçi karar vermekle harekete geçmek arasında bir 6 yıl olmuş ama çaktırmayın artık:))Bunun tarhanası var, makarnası, salçası var. Ama en kolayı turşu kurmak. Çarşamba günü pazarda da kütür kütür minicik salatalıkları görünce dayanamadım 2 kilo aldım. Hatta yanımdaki hanım abarttı 7 kilo aldı, herhalde yatıp kalkıp turşu yiyorlar:)) Velakin kadın olmak o kadar da kolay değilmiş çünkü serde tembeloşkalık da var:)) Ama artık benim gibileri de düşünmüşler, baktım markette hazır turşu suları var. Bakınız aşağıdaki resim;




Aldım sevgili Fersan Turşu Yap'ı, salatalıkları kendi cam kavanozlarıma yerleştirdim, içlerine 7-8 diş sarımsak, üzerine dereotu ve maydanoz koyup, turşu yapla ağzına kadar doldurdum. Kapaklarını kapatıp mutfak dolabına, gölge bir yere kaldırdım. 20 gün sonra yazarım sonucu, inşallah beni utandırmazlar. Bu kadar turşu muhabbeti üzerine rahmetli Adile Naşit'le Münir Özkul'u ve onların sımsıcak filmi "Neşeli Günler"i de anmadan olmaz...


Bu börekçik de benim meşhur tava böreğim. Canım çok börek istediğinde hemen 2 yufka ile yapıyorum, o pişene kadar çay da oluyor. Karnım acıktı ya bu kadar yemek mevzusu yazınca.
Herkese iyi hafta sonları...

Çarşamba, Eylül 22, 2010

Daha Dur....

Dünkü olaylardan bazıları;
1)Beyoğlu'nda 2 ayrı sanat galerisi açılışında içki içiliyor diye 30 kişi her 2 galeriye de taşlı sopalı saldırıda bulunuyor. İnsanlar ve sanatçılar yaralanıyor, galeriler ve eserler zarar görüyor.
2)Ankara'da polis parkta oturan bir sürü genci uygunsuz oturuyorsunuz diye toplayıp, haklarında tutanak tutuyor.
3)TRT'te Ajda Pekkan ve Ziynet Sali'nin konser görüntüleri verilirken dekolteleri buzlanarak gösteriliyor. (Ben bunu uydudan yayın yapan Afgan TV'de gördüm bir tek.)

Teşekkürler %52 :(((((((

Pazartesi, Eylül 20, 2010

Yaşlanmak?

Bugün sabah yaşlandığıma kanaat getirim artık. Aynı anneanneme benzedim. Uykularım azaldı çünkü. Ne kadar geç yatarsam o kadar erken kalkıyorum. Dün gece 2.30-3 arası daha yatağa yeni girmiştim, üstelik hemen de uyuyamadım. Sabah 7'de sanki beni dürttüler, uyandım. Sağa dön, sola dön, uyumaya çalıştım ama yok, olmadı, uyku tutmadı. Bu durumda herkese günaydın:))

Cumartesi, Eylül 18, 2010

Dizi, Kitap, Tv

Biraz ortaya karışık yazmak istedim. Bu aralar 2 kitap aldım. Biri favori yazarlarımdan Oya Baydar'ın "Savaş Çağı, umut çağı" kitabıydı. 68'leri ve 68'lileri sevdiğimden bir solukta okuduğum güzel bir kitaptı. Diğer kitap ise Orhan Pamuk'un "Manzaradan Parçalar"ı. Bu kitabın da güzel tarafı bağımsız bölümlerden oluşması. Beğendiğim başlığa göre bir ordan bir burdan okuyorum kitabı.
Gelelim televizyona. Pazartesi akşamları TRT'de "Elde Var Hayat" diye bir dizi var. Bana çok sıcak bir dizi geldi ama genelde o gece bir şey oluyor seyredemiyorum. Ben de birkaç akşam sonra b.sayardan izliyorum, öneririm. Hem araya reklam da girmiyor, iyi oluyor."Çocuklar Duymasın" beni güldürüyor. "Bitmeyen Şarkı'yı" sevdim, yok yok Bülent İnal'ın yakışıklılığının bunda hiç bir payı yok:)) Bir de yeni başlayan" Öyle Bir Geçer Zaman ki" var. O da iyi bir dizi, en azından ben zevkle izledim. Dizi 60'larda başladı, tam benim doğduğum yıllar, biraz da o yüzden çekici geldi. Şimdilik bana bu kadar dizi yeter, arada film falan da izlemek lazım, her geceyi dizi ile doldurmak istemiyorum. Gerçi artık b.sayardan kaçırdığınız her diziyi ve her bölümü bulup izleyebiliyorsunuz. Yaşasın teknoloci:))
Bi de itiraf ediyorum "Survivor"ı izledim ve şu anda da hem yazıyorum hem de izliyorum finali. Ben Merveciyim, kadın dayanışması. Ayrıca herkesin dediği gibi İhsan sinsi geldi bana da. Henüz sonuçlanmadı, inşallah Merve kazanır. Sırf destek olmak için Merve'ye hem benim hem de eşimin cebinden oy attım, ay çok utandım valla. Sen orda entel, dantel kitap okudum falan de, sonra da eyooo Merve'ye oy at, yuh olsun bana:))

Dip Not: Yarışma şimdi bitti, Merve kazandıııııııı...