Perşembe, Mart 19, 2009

Dün



Nereye gideyim diye düşünürken önce halamlar geldi aklıma ve aradım. Ama halam grip olmuş, yatıyormuş.Oraya gitmekten vaz geçtim. Sonra eşim aradı, F.oça'ya gidiyormuş, benimle gelsene dedi. K.peder de gelecekmiş ama onu evine bırakıp, dönüşte de alacakmışız. Eh, o zaman olur dedim. Saat 12 gibi önce babasını sonra da beni aldı. Hafta içi olduğu için yollar da sakindi. K.pederi evine bırakıp, F.oça'ya geçtik. Hava kapalı ama güzeldi. Arabayı j.andarmaya yakın bir yerlere park edip küçük denizin oradan yürümeye başladık. Kalenin çevresinden dolanarak, tekrar çarşıya girip kısa bir tur attık.Sonra birşeyler yedik. Sonra da arabayla Mersinaki tarafına gittik. O sırada yağmur yağmaya başladı. Arabanın camlarını açıp temiz havayı, deniz ve yağmur kokusunu içimize çektik, terapi gibi geldi. Dönüşte k.pederi almaya gittik. Yolda bu oğlaklar ve onların anne-babaları:)) karşıladı bizi. 7-8 kadar oğlak vardı. Ama hepsini bir arada çekmek mümkün olmadı, sürekli hoplayıp, zıplayıp kaçışıyorlardı.


Ben en çok bunu sevdim, kartopu gibi.İnsandan kaçmıyorlar, mıncıkladık, sevdik.


O şanslıydı, annesi vardı ve şapur şupur emiyordu annesini.



Buncağızı ise oradaki bir köylü satın almış. Keçilerin sahibi de onu annesinden ayırıp vermiş. Şimdi yeni sahibi biberonla besliyor onu:(


K.peder sağolsun çay demlemiş. Orada evin açıldığını görenler hemen bir gelir, yoklarlar. Baktık, 2 komşu da gelmiş. Hep birlikte bahçede çay içtik. Gerçi biraz soğuktu ama yağmur yoktu. Sonra da toparlanıp evimize doğru yola çıktık. Yolda kah yağmur yağdı, kah kesildi.

Bu arada İzmir'de özellikle K.arşıyaka tarafında oturanlar, dikkat. Çiğli'de ışıklarda F.ıstık M.ıstık diye bir baklavacı açılmış, aman allahım, tarifi mümkün değil ki benim tatlı ile fazla aram yoktur. Adı ne bilmiyorum ama böyle küçücük, içi süt kaymağı ve antep fıstığı ile doldurulmuş bir baklava çeşidi var, of, of , of . Şiddetle öneririm. Eşim arkadaşlarından methini duymuş, hemen durdu önünde, aldık. Tabi kutunun yarısı dün akşam bitti, bu da kalan kısmın resmi:))



Bugün aslında bir toplantımız vardı ama gideceğimiz arkadaşımızın babası rahatsızlanmış, acil şifalar ona da.

Herkese sağlıklı günler...

Not:Yalnızca en üstteki F.oça resmi internetten alınmıştır. Diğerleri benim sefil cep tel. ile çekildi:))

Pazartesi, Mart 16, 2009



Hafta sonu bir açıp bir kapayan hava yüzünden güvenip te bir yerlere gidemedik. Cumartesi günü biraz alışveriş ve sahilde dolaşma, pazar günü de anneleri ziyaret ve evde iş güçle geçti. Pazar günü çayın yanına yeni bir kek denedim ki tarifi diğer bloğumda. Biraz ütü, biraz çamaşır. Akşam aşağıda oturan teyzemiz geldi,mısır patlattık, var mısın yok musun seyrettik, falan filan. Yeni bir haftaya başladık yine.
Herkese iyi haftalar

Not:Resim getty images'den

Çarşamba, Mart 11, 2009

Örgülerin Akibeti



12 Ocak'ta henüz yeni başladığım halini verdiğim yelek bitti ve teyzeme verilmek üzere hazır bekliyor. Teyzem büyük olasılıkla önümüzdki hafta İzmir'e gelecek, geldiğinde vermeyi düşünüyorum.


Bu da yakın plan resmi:)) Örneği halamın büyük kızından aldım. Fantazi lastiğe benzer bir örnek. Tabi, bu bitince hemen yeni bir yeleğe başladım. Yelek, çünkü kolu yok, yakası yok, çok kolay örmesi. Tv karşısında bile örebiliyor insan. Örnek te aynı örnekten(kolayıma geldi), yalnızca yünü değişik. Zaten yazın gelmesine az kaldı, taaa Ekim'e kadar yeni bir şey başlayamam diye bunu hızla bitirmeye çalışıyorum.


Kitaplarıma başlayamadım daha. Belki bugün. Bugün pazar var, enginar almak istiyorum, mevsimi geldi, karaciğerimiz ve damağımız bayram etsin.

Cuma, Mart 06, 2009

Kitaplar




Dün bir arkadaş toplantımız vardı. Sabahtan da banka işleri vardı, üstelik Konak tarafında. Sabah 9'da çıktım evden. Önce Konak'taki bankadaki işler halledildi, oradan Karşıyaka'ya gelip oradaki bankadaki işimi bitirdim. Hızla eve gelip banyo, oradan (allahtan evimin neredeyse altındaki) berbere gidip fön çektirme ve arkadaşla buluşup Hatay'a gezmeye gitme. Güzel bir gün oldu. Muhabbet o kadar tatlıydı ki saat 6'ya geliyordu" aaa, çok geç olmuş" dediğimizde.Eve gidince oğluma bir gün önceden verdiğimiz söz gündeme geldi. Bu ay sonunda doğum günü var. Bu kutlu doğum ayında:)) çeşitli hediyeler alıyoruz. K.i.pa'da indirim varmış,harici hard disc istiyordu,1 TB'lik. Ben eve girdim, üzerimi değiştirdim, bu kez de K.i.pa'ya gitmek için dışarı çıktık. Alışverişimiz bitince "hadi İ.nk.il.ap kitapevine de girelim"dedik(m)Sonra da yukarıdaki 3 kitabı aldım. 2'si M.ario L.evi'nin , diğeri de V.edat T.ürk.ali'nin yeni romanı. Ben genellikle üst-baş, ayakkabı , çanta alışverişlerimi yazmam buraya, çünkü benim için bunlar zorunlu alışverişlerdir, zevk almam. Alışveriş edeceğim dükkanlar bellidir(marka meselesi değil, büyük beden meselesi).İlk , en fazla 2. girdiğim dükkandan alırım alacaklarımı ve bu yarım saatten fazla sürmez. Acaip canım sıkılır(benim kadınlık damarlarımdan biri kopuk herhalde) . Ama kitapçılarda zamanın nasıl geçtiğini anlamam. Dün hele bu kitapları alınca var ya nasıl mutlu oldum anlatamam. Hani ev, araba alırsın da çok mutlu olursun, öylesine. Ben burada aman ne de kültürlüyüm, acaip entel, dantelim demek için yazmıyorum bunları.Bunlar benim içten duygularım ve sanırım kitabı hem okumayı hem de sahip olmayı sevenler duygularımı anlamışlardır. Bitirince kitaplarla ilgili düşüncelerimi de yazarım buraya.

Lost fırtınası hala aynı hızla sürüyor bizim evde. 4.sezonu bitirmiştik. ADSL'i de sınırsız yapınca, artık diziyi günü gününe izlemeye başladık biz de. Biz derken oğlum ve ben. Eşim pek sevmedi bu diziyi. Şimdi her Perşembe sabahtan hemen b.sayarı açıyoruz. Ben öğlene kadar diziyi indiriyorum. Oğlum da okuldan gelince alt yazısını indiriyor. O genellikle perşembe akşamı izliyor. Benimse Cuma sabahlarındaki keyfim oldu. Bizimkiler evden çıkınca ben çayımı koyuyorum,o demlenirken ortalığı topluyorum. Çay demlenince kahvaltımı küçük bir tepsiye koyup b.sayarın karşısına kuruluyorum ve büyük bir zevkle Lost'umu izlemeye başlıyorum. Bugün son bölümü izledim, ondan sonra yazıyorum zaten bu postu.

Gene Cuma'yı bulduk. Bu hafta sonu Ç.eşme'ye gidip eve bir bakmak istiyoruz. Çok yağmurlar yağdı, fırtınalar oldu. Ev akmış mı, çatıda uçan kiremit var mı diye bakacağız. Yalnız hafta sonu hep yağmur varmış. Oysa ben hava güneşli olur, deniz kenarında oturur bir şeyler yer, içeriz diye hayal etmiştim. Umarım B.ünya.min hatalıdır bu sefer:))

Herkese iyi hafta sonları, iyi dinlenmeler...

Çarşamba, Mart 04, 2009

Tansiyon




Dün akşam haberlerde o haberi ve üstteki resimdeki pankartı gördünüz mü? Allahım, nasıl bir ülke, nasıl insanlarla birlikte yaşıyoruz biz? Bu ne yalakalık? Hiç mi Kurtuluş Savaşına katılmış ecdadın yok, kemikleri sızlayacak? Eğitim (sizlik) sistemimizin yetiştirdiği daha doğrusu yetiştiremediği, düşünmekten aciz, kulluk ve koyunluk etmeyi seven halkımızın istediği yönetim biçimi bu mu? Dün akşam çok celallendim, e tabi 47 yaşında emekli bi teyzeyim, normaldir. Tansiyonum fırladı. Napçaz arkadaşlar biz bu insanlarla, yemin ederim umudum kalmama noktasına geldi. Bu saatten sonra çekip gidecek de değiliz ama...Bugün H.ürriyet gazetesinde bu konuda bu, bu ve hatta bu yazarların köşe yazıları var.

Artık yalnızca A.kıllı tv izliycem, sağlığım için.

Pazartesi, Şubat 23, 2009

Tembel ve Mutlu



Figencim beni ödüllendirmiş, çok teşekkür ederim. Ödülün doğası gereği benim de birilerine ödül vermem lazım ama baktım da ödülsüz kimse kalmamış gibi. Ben de okuduğum ve beni okuyan tüm blogları ödüllendiriyorum.

Bu aralar bloga yazma konusunda çok tembelim. Bugün bile kendimi zorlayarak yazıyorum. Figenin ödülü bahane oldu da kendimi yazmak zorunda hissettim. Neler yapıyorsun derseniz, geziyorum, geziyorum, geziyorum diyeceğim. En çok yaptığım şey bu, ama gene çamaşırlar yıkanıyor, ütüler, yemekler yapılıyor, işte günlük hayat devam ediyor ama sakın sıkıldığımı sanmayın. Benim ruhumun militarist bir yanı var. Düzeni, rutini çok seviyorum. Her sabah aynı saatte kalkıp, aynı haber kanalını izlemek, aynı saatte kahvaltı etmek, ortalığı toplamak, yemeği yapıp öğleden sonra da sokağa fırlamayı seviyorum. Pazartesileri anne günü(bugün olduğu gibi). Diğer günlerse mutlaka bir toplantı oluyor, bazen akraba ziyareti, bazı günler de banka işleri oluyor. Derler ya, yuvarlanıp gidiyorum.

Oğlum aşık:)) Nur kızımızı (henüz tanışmasak da) seviyoruz ailecek. Oğlumuz onu seviyor, o oğlumuzu seviyor, birbirlerini üzmeden güzel bir ilişki yaşıyorlar, daha ne isterim.

Annem şükür düzeldi,benimse grip tam geçmedi, 15 gün oldu, zaten antibiyotiğe başladım. Gerçi bunda dinlenmemenin de etkisi var, gezmekten iyileşmeye vakit yok:))Ama yatacak kadar da kötü değilim zaten.

Kısaca her şey çok şükür iyi gidiyor mutlu olmamak için neden yok, bi de havalar ısınsa süper olacak:))

Herkese iyi, mutlu, güzel bir hafta diliyorum...

Salı, Şubat 10, 2009

Hastayım



Tam bu kışı hasta olmadan atlattım diye sevinirken, ne kadar aceleci davrandığımı anladım. Çok şükür ateşim yok ama sanki dayak yemişim gibi tüm vücudum ağrıyor ve en önemlisi boğazıma bir kedi oturmuş, sürekli tırmalıyor sanki. (Ne benzetmeler ha) Dün annemdeydim. Öğleden sonra birden başladı. Hemen t.heraflu aldım, s.trepsils emmeye başladım ama pek yetmeyecek gibi. Sabahtan beri içtiğim çay ve benzerlerinin haddi hesabı yok, üstelik hepsinin içine yaklaşık 1/4 de limon sıkıyorum. Dü gece t.heraflunun etkisi ile 8.30 gibi uyuyup, 12 gibi uyandım. Sonra da gece 2 falandı uyuyabildim. Perşembe günü de arkadaş toplantımız var, o güne kadar iyi olmak istiyorum(gezentiye bak, gezmek için iyi olmak istiyor)

Gelelim sömestr tatiline. Pazartesi günü geldi kardeşim ve yeğenim. Salı gününden itibaren de yeğenim bende kaldı, taaa gidene kadar. Geceleri ben, oğlum, yeğenim hep bir arada yattık. Yeğenim daha 6 yaşını yeni bitirdi. Her gün bir aktivite vardı. Bir gün alışveriş merkezindeki oyuncaklara gittik. Bir gün doğal yaşam parkına, hayvanları görmeye. Bir gün sinemaya-Despero filmine- Diğer günlerde de bilumum çocuk parkları ziyaret edildi. Benim için çok zevkliydi, unutmuşuz küçük çocuğu. İyi geldi. Bir tek 31 Ocak'taki İzmirli bloggerlar toplantısına çok istediğim halde katılamadım, ona yanıyorum. Ama o gün tüm akrabaların bana gelebileceği tek gündü. Bendeydiler, olmadı, gidemedim, inşallah diğerine:))

O güzel günlerin tek üzücü yanı son pazartesi gecesi annemin rahatsızlanmasıydı. O gece tansiyonu 18-10 olmuş, kusmuş, başı fırıldak gibi dönüyormuş. Sonunda doktora götürdük. Doktor tabii ki tuz rejimi(elinden tuzluk düşmüyor) verdi, bir de tansiyon ilacını değiştirdi. Şimdi şükür iyi. Ama o birkaç gün kabus gibiydi. Kardeşim giderken aklı burada kaldı. Neyse ki şimdi iyi. Kardeşimin de 4 ay sonunda yapılan tomografileri iyi çıktı, çok şükür hiç bir şey yok. İnşallah hep de böyle gidecek.

Biraz da siyaset. Bu hökümetin başı bizi salak mı sanıyor? D.avos'ta kendi organize ettiği ve diğerlerini de alet ettiği şovla birkaç puan arttırdı seçimdeki payını. Şimdi de I.M.F.'ye mi kafa tutuyor? Yular onların elinde, kime kafa tutuyorsun. Seçimlerden önce anlaşma olmazmış da, ülkenin menfaatlerini koruyacakmış da. Açılımı şu; Zaten biz anlaştık, seçimlere kadar karşılıklı oyalanıp bir efelik gösterisi daha yapacağım, sonra kulaklarınızın arkası da dahil, allah ne verdiyse...

Hadi kalın sağlıcakla,

Not:Resim "getty images" den.

Pazartesi, Ocak 26, 2009

Tatil Başladı

Geçen hafta yoğundu. Çarşamba günü arkadaşlarım bendeydi. Perşembe günü ise ben bir arkadaşıma gittim. Akşamına doğum günüm nedeni ile ben, eşim, oğlum, görümcem, eşimin kuzeni ve kızı yemeğe gittik. Oradan da görümceme geçtik. Pasta almış bana, dileğimi tutup mumumu üfledim. Cuma günü anneme uğradım. Cumartesi eşimle dolaşarak geçti. Dün ise k.validem aşure yapacaktı, ona gittik.

Bugünse heyecan dolu bir bekleyiş içerisindeyim. Birazdan kardeşim ve yeğenim gelecekler. Ben şimdi onları karşılamak için havaalanına gitmek üzere evden çıkacağım.

Bu postu yazayım dedim. Belki gezmekten zaman bulamam. Artık onlar döndükten sonra yeni post yazarım.

Tüm anne bloggerlara ve çocuklarına iyi tatiller..

Perşembe, Ocak 22, 2009

İYİ Kİ DOĞDUM




47 yıl önce, yine böyle soğuk ama güneşli bir İzmir sabahında doğmuşum. Şaka maka
50'ye 3 kaldı. Anneeee ya, ağlamak istiyorum. Yok yok şaka. Böyle şeylere mi ağlıcaz biz ya? Kuyruk her daim dik. Eh, 47'lik pastada böyle olur herhalde. Ne kremalı, ne çikolatalı, direkt mum pasta:))

İyi ki doğmuşum ben ya

Önemli dip not:Arkadaşlar, yukarıdaki resim, internetten alınmadır, yani benim pastam değil. Yanılltıysam özür dilerim. Ben de çok beğendim ve günün anlam ve önemine uygun bulduğum için yayınladım.

Pazartesi, Ocak 12, 2009

ÖRGÜ HAFTASI



Anneme ördüğüm yelek sonunda bitti. Ben aslında yılbaşı hediyesi olarak vermek istiyordum ama elime dikiş atılması örgü örmemi engelledi. O yüzden elimde çok oyalandı. Kahve çatlağı denilen modeli yapmıştım. Umarım beğenir. Bugün malum pazartesi anneme gideceğim. Onlar da hak kuşu gibi bekler beni zaten.


Tabi çok hamaratım (!) ya. Cuma günü halamın kızları ile birlikte bir kaç yüncü gezdik. Siyahlı grili kırçıllı bir yün aldım ve aşağıdaki işe başladım. Yine yelek yapıyorum, artık kimin kısmeti olur bilemem. Kendime örmüyorum, çünkü ben yün şeyler giyemem. Kışın bile giydiğim en kalın şey sweat shirt'tür. Çok çok üşürsem, polar montlarım var, onu giyerim.


Örgü örmeyi, daha doğrusu akşamları tv izlerken başka birşeyle de meşgul olmayı seviyorum. Aslında yarın gidip dut yünlerden alacağım. Daha önce yazmıştım. Şu an hamile olan çok sevdiğim 2 eski elemanıma bebe battaniyesi öreceğim.O yüzden belki bu yelek de kenara atılır, biraz geç biter.

Geçen hafta güzeldi. Yıllar sonra tekrar buluştuğumuz arkadaşlarala çarşamba günü ben de buluştuk. Ertesi gün ise emekli bankacılar olarak bu kez bir arkadaşımızda toplandık. Bu cumartesi de liseli kızlarla olan yemekli toplantımız var. Bana yakın oturan birinde buluşacağımızdan yürüyerek gideceğim. Önümüzdeki hafta çarşamba ise bu kez emekli bankacılar bana gelecek, ertesi günse diğer arkadaş grubu ile buluşacağız. Çarşamba günkü toplantı ile bendeki toplantıların tümü bitmiş oluyor. Ben artık hep gideceğim:))

Sömestr yaklaşıyor. Zavallı oğluşuma tatil yok. Tatilde 2 hafta dersane varmış. 1 hafta sabahçı, 1 hafta öğlenci olacaklarmış. Bu arada 26 Ocak'ta kardeşim ve yeğenim geliyorlar. Yeğenim bende kalacak. Ona iyi bir tatil geçirtmek istiyorum. Sinemaya gideriz, yeni açılan doğal yaşam parkına gideriz(bahaneyle ben de görürüm), hava güzel olursa Bostanlı sahilindeki çocuk parklarına gideriz, alışveriş merkezlerine gider, jetonlu oyuncaklara bineriz. Şimdiden içimi sevinç kapladı. Dört gözle bekliyorum(Z) ikisini de...

Herkese iyi haftalar

Cumartesi, Ocak 10, 2009

İZMİRLİ BLOGGERLAR BULUŞMASI

Eyy İzmirli bloggerlar, duyduk duymadık demeyin. 31 Ocak'ta İzmirli bloggerlar olarak bir toplantı düzenleniyor. İsteyen herkes katılabilir.Katılmak isteyenler lütfen "figenkaravas@gmail.com" adresine mail atarak katılmak istediklerini bildirsinler. Çünkü organizasyonu yemekbiz.blogspot.com'dan Figen düzenliyor. Toplantımız;

31 Ocak Cmt.

Saat 12.00

Bake Shop İzmir de…

KAHRAMANLAR FUAR KAPISINDAN CANKAYA YA DOGRU GİDİN .ISIKLARA GELMEDEN ONCE SOL TARAFTA MOTORCULARIN ARASINDA KALIYOR ANA CADDEDE.ISIKLARDAN 50 MT KADAR ONCE SOLDA.

Görüşmek üzere...

Salı, Ocak 06, 2009

Tatsız 2009



2008 kötüydü, umutlarımız ondaydı ama daha başlangıcı bile kötü oldu 2009'un. 1 Ocak günü akşama dek tv falan izlemediğimizden 7 gencimizin durumunu bilmiyordum. Akşam 7 haberlerinde izleyince hepimiz çok üzüldük. Oğlum "anne benden 1-2 yaş büyüklermiş" diye diye bir hal oldu. Herhalde ölümü ilk kez bu kadar yakın hissetti(ağzımdan yel alsın). Sonrasında İsrail'in Gazze'de öldürdüğü masum insanlar, çocuklar.

Kişisel tarihimizde de ilk terslik Cumartesi günü oğlumun ateşinin 39.6'ya çıkması ile başladı. Hemen eniştemizi arayıp(doktor), antibiyotik tavsiyesi aldım. Kolonyalı pamuklarla eklem yerlerini ovdum. Pazar günü ateşi düştü ama keyifsizdi. Şükür, artık iyi ama ilaca devam. Cumartesi öğleden sonra da eşim işten geldi. Çalıştığı şirkette 4 kişi işten çıkarılmış(zaten 12 kişilerdi) ve maaşlar yarı yarıya düşürülmüş. Tabi, polyannacılık oynayıp işten çıkarılmadığına şükrettik. Ama çıkarılanlar arasında evi kirada olan var, yeni bebeği olan var, okuyan 2 çocuğu olan var, kısaca tatsızdı. Kaldığına sevinemedi bile.

Bakıyorum da diğer bloglarda da hep karamsar yazılar var.Kısaca 2009 kötü başladı , umarım böyle sürmez. Güzel günlerde görüşmek dileği ile...

Perşembe, Ocak 01, 2009

2009'un ilk Postu



Yeni yılın ilk günü, ilk post. Şöyle sakin, ruh dinlendirici bir resim olsun dedim. Hem de bu kar kıyamette iyi gider diye düşündüm.

Dün çok güzeldi. Mezeleri almak için markete gittiğimde ortaokul-lise ve üniversiteyi birlikte okuduğum arkadaşımla karşılaştık. İkimizin de alışverişleri bittiğinden oradaki kafede 1 saaten fazla oturup sohbet ettik. Ayarlasak, sözleşsek olmazdı. Bu bana eski yılın gider ayak yaptığı hoş bir sürpriz oldu, bayıldım.

Sonra eve gelip, b.sayar başında zaman öldürdüm. Ortanca ve küçük halamla, yengemi ve birkaç arkadaşımı arayıp yeni yıllarını kutladım.Oğlum okuldan döndü, duş aldı,sonra da dün gece toplanacakları arkadaşına gitti. Eşim gelince ben sofrayı hazırlamaya başladım. Saat 8 gibi sofraya oturduk. Ağırlıklı olarak O.kan B.ayülgen'i seyrettik. Reklamlarda Kanal D'ye(skeçleri izlemeye çalıştık-hıyarlı babayı falan) ve ATV'ye baktık. 12 olmadan büyük halamla teyzemi aradım. Bu arada kardeşim beni aradı. 12'de eşimle birbirimize iyi yıllar diledikten sonra 12'yi biraz geçe de annemleri aradım. Saat 1-1.30 gibi de yattık. Oğlum sabah 11 gibi sağ salim(çok şükür:D ) geldi. İnsan evham ediyor, genç bunlar içiyorlar, neler oluyor falan diye. Neyse vukuatsız şekilde yeni yıl kutlaması yapmışlar ve eve geldi.

Birazdan eşimin teyzesine, annesine, sonra da benim annemlere gidip birer küçük hediye ile yeni yıllarını kutlayacağız.

Eee, yılbaşı, yılbaşı onu da bitirdik. Tekrar herkese iyi seneler.

Dip not: Saat 10 gibi eşim annelerini aradı, yeni yıllarını kutlamak için, şimdi onlar erken yatar dedi. Netekim k.validem yatmış uyumuştu bile, kayınpeder de artık yatmak üzereymiş. Hani onları aramadık sanmayın diye yazayım dedim:))

Salı, Aralık 30, 2008

Yılbaşı Öncesi



Bi gayret geldi, geçen hafta çamımızı süsledim. Ama hala daha ne bi hediye alma isteği var içimde, ne de yeni gelen bir yılın sevinci. Neyse, geçer herhalde. Mevsimden midir nedir, herkeste aynı karamsarlık var sanki.

Geçen hafta annemin arkadaşlarının geleceğinden söz etmiştim. Aynı zamanda teyzemin de arkadaşları. O gün tam altın kızlar toplantısı gibiydi. Annem en gençleri 1935'li. Ondan sonraki en genç 1929'lu, anlayın yani. Fakat hepsi hayat dolu, gülüp konuştular. Hepsi kitap kurdu. Yalnızca 1 tane üniversite mezunu var aralarında, kalanlar ya ilkokul ya da ortaokul mezunu. Ama en çok konuştukları şey en son okudukları kitaplar,izledikleri filmler.Birbirlerine okdukları romanları tavsiye ettiler. Oy birliği ile Ayşe Kulin en sevilen yazar aralarında. Biri son günlerde Cahit Uçuk'un " Bir İmparatorluğun Çöküşü" kitabını okuyormuş. " Aynı benim annemin yaşadıkları." dedi.Karar vermiş, annesinden dinlediklerini yazacakmış. Bakarsın T. teyzem yazar olmuş, neden olmasın? Bizimkiler de dahil gelen herkes "mübadil",ağırlıklı olarak ta Selanikliler. İnanın hiç dedikodu olmadı. Kendilerinden , kitaplardan, günlük hayhuydan, o kadar güzel konuştular ki.

Cumartesi günü ise arkadaşımla yıllık olağan yılbaşı öncesindeki son cumartesi toplantımızı yaptık, hediyelerimizi verdik birbirimize. O gün de muhabbet dolu güzel bir gündü.

Bugün teyzem evine dönüyor. Yılbaşını oğlu ile birlikte geçirmek istyormuş. Bugün anneme gidip, onu uğurlayacağım. Yaşadığı yer uzak değil, 2 saatlik mesafe allahtan.Üstelik hala aynı il sınırları dahilindeyiz.

Yarın yılbaşı. Sabah gidip biraz meze türü şeyler, çerez ve meyve alıp, bütün gün evde yatmayı düşünüyorum. Eğer beğenirsek te, yılbaşı gecesi NTV'de O.kan B.ayülgen'in programını izleyeceğiz. 70'lerden başlayıp günümüze dek gelecekmiş. Müzikler, diziler falan.

Şimdiden herkesin yeni yılını kutluyorum. Yeni yılın herkese sağlık, mutluluk, başarı ve bol para getirmesini diliyorum.(Güzellik yarışmalarındaki
kızların sözleri gibi çok klişe oldu galiba.)

Bi de bayat espri; Seneye görüşmek üzere:))

Salı, Aralık 23, 2008

Yaralı Parmak



Başlık benim kızılderili ismim:))) Cuma günü , cumartesi günkü yemeğin telaşı içerisindeyken, biraz da acelecilikten parmağımı çok derin kestim. Yaklaşık yarım saat boyunca evin içerisinde kanı durdurma çalışmalarım sonuç vermeyince en yakın tıp merkezine gittim. 2 dikiş atıldı. Gün aşırı pansuman yaptırıyorum ve haftaya pazartesi de dikişler alınacak. Ama benim iş yapmamı olumsuz yönde çok etkiliyor. Sağ elim çünkü. Cumartesi günü liseli kızlarla olan yemekli toplantı bendeydi. Aslında zeytinyağlıların hepsini ve tatlıyı( kakaolu muhallebi) yapmıştım. Bir tek çorba ve fırında patatesli köfte kalmıştı. Sağolsun o akşam görümcem bana geldi. Etrafı toparladı. Ertesi sabah salataları, çorbayı ve yemeği yaptı. Sofrayı kurdu ve gitti. Kızlar kendi servislerini kendileri yaptılar. Güzel bir gündü. Akşama o kadar çok yemek arttı ki görümcemin yanısıra kayınvalideleri de çağırdım. Onlar da aradan çıkmış oldu. Bugün temizlik var, ütüleri de gelen kadın yapacak. Sabah bir gömlek ütüledim oğluma, elim sızladı valla.

Yarın annemlerin arkadaşları ona gelecekler. Ben buradan bir şeyler alıp götüreceğim. Aslında ben bir şeyler pişirecektim ama elim böyleyken zor. N'apayım, hazır olsun bu seferlik.

Yeni yıl geliyor ama içimde hiç coşkusu yok. Dün her yıl yılbaşı öncesindeki son cumartesi buluştuğumuz arkadaşım aradı, o da hay huydan unutmuş "bu hafta son cumartesi" diye hatırlattı. Bu yıl oğlum arkadaşları ile bir şeyler yapacakmış. Büyüdü artık, kuş yuvadan uçuyor, kendi başlarına takılacaklar. Gideceği yer bize çok yakın olduğundan ses etmedik. Bu civarda değil de Alsancak'ta falan olaydı ne derdik, bilmiyorum. Biz de herhalde karı-koca başbaşa yılbaşı yapıcaz. Galiba evlendiğimizden beri ilk kez olacak. İlk yılbaşımızda o askerdeydi, bense annemlerde. Ondan sonraki tüm yılbaşılarda en azından oğlumuz vardı yanımızda. Zaten oğlum 2 yaşına geldikten sonra da hep birileri ile toplandık, malum o eğlensin diye. Bu da böyle bir yılbaşı olsun bakalım.

Yeni yıldan sağlık istiyorum en çok. (Belki çok klasik gelecek ama öyle) Bir de oğlum iyi bir üniversitenin iyi bir bölümünü kazansın, mümkünse burslu olsun:)))
Başka da hiç bir şeycikler dilemiyorum. Ha bir de bi yerlerden şöyle 20-30.000 YTL açıktan gelse işte o zaman kaymaklı ekmek kadayıfı olur. Tüm krediler borçlar sıfırlanır. Ben gene toto-lotoya devam edeyim. Belki de sıra bende:))

Salı, Aralık 16, 2008

Kısa Kısa



Bayram sonrası Cumartesi günü D&R'da gezerken rastladım bu dergiye."İzmir Tarih ve Toplum" adı. Bakalım neymiş diye aldık ve eşim de ben de çok sevdik. 3 ayda bir yayınlanıyor. İzmir'de bir yayınevi çıkarıyor. Üstelik 5 YTL. Zaten yayın hayatına başlayalı da çok olmamış; bu 3. sayısı. İlk 2 sayıyı da bulmak istiyorum ve sanırım bundan sonra hep alırım. Diğer illerde var mı bilmiyorum ama İzmirlilere öneririm. Tarih lafı gözünü korkutmasın, kesinlikle sıkıcı değil.




Seçmen listeleri muhtarlıklara asılınca gidip adlarımızı kontrol ettim. Ana, oğlumun adı da seçmen listesinde var. Bilmiyorum salakça gelecek mi sizlere ama, gözlerim doldu. Hemen eşimi telefonla aradım. O da duygulandı. Artık devlet nezdinde bile oğlum adam yerine konuyor. Ulen, sen ne zaman büyüdün de seçmen bilem oldun? Neyse, kısacası bu seçimlerde oğluşum da oy kullanacak:))




Anneler ne yaparlarsa yapsınlar her zaman haklıdırlar. İşte, eğer Buşt anne terliğinden talimli olmasaydı alnı kabağına yemez miydi o ayakkabıyı? Demek ki neymiş? Anneler neylerse iyi eylermiş,evlatlarının hayrına eylermiş:)))

Pazartesi, Aralık 15, 2008

Tatil ve Sonrası



Bayram tatili sona erdi. Eminim çalışanlar ve öğrenciler için çok hızlı geçti ama bana fazla bile geldi. Bu bayramın en güzel yanı, kardeşimin gelmesiydi. Çok şükür iyi. İlaçlardan dolayı( kortizonlu) çok toplanmış gibi görünüyordu ki bu bir yerde iyiydi. Çok zayıf falan olsaydı annemler anlayabilirdi. Oysa hiç bir şey anlamadılar. Saçları, kaşları, kirpikleri uzamıştı. Ama tüm bayram boyunca annem, babam, teyzem(o da yaklaşık 1 aydır annemlerde) gripti. Tabi, kardeşime geçti ama o hemen antibiyotiğe başladı, daha hafif atlattı. Bizimkilerde neredeyse dün anca atmışlardı üzerlerinden hasta hallerini.

Bayramın ilk günü kurban kesildikten sonra annelere ve teyzelere gittik. Daha sonraki günlerde de diğer hala ve amcalar. Zaten kardeşim geldi, onunla birlikte bir şeyler yaptık, kısaca güzel günlerdi. Kardeşim cuma günü döndü. O gün yeğenimin doğum günüydü. O da haklı. baba olarak orada olmak istedi. Canım Kaan'ıma nice sağlıklı, mutlu yaşlar diliyorum.

Bayramda bir de A.yşe K.ulin'in yeni kitabını bitirdim. Bu romanın öncesi olan V.eda'yı okumuştum. O gün kitapçıda devamı niteliğindeki bu romana da rastlayınca tereddütsüz aldım ve yine aynı zevk ve heyecanla okudum. Herkese de öneririm, çok kolay okunan, akıcı, çok güzel bir roman.

Bu hafta süper yoğun bir hafta benim için; bugün annemlere kuzenleri A.yla teyzemiz gelecek. Annem hazır bir şeyler al, gel dedi ama içime sinmedi. Sabahtan keki fırına attım. Birazdan bir de poğaça yapıcam. Bir şey daha lazım ama hala karar veremedim. Bu arada doğalgaz faturası yatırılacak.Öğleden sonra da anneme gidicem.Salı günü bir arkadaşımla buluşucam, amaç muhabbet ama belki bir de sinema yaparız. Çarşamba günü sabahtan kadınım gelip bana lahana ve yaprak sarıcak. Temizlik yok ama. O gün de diğer bir arkadaşla buluşup bu kez direkt sinemaya gidicez. Şu 3 filmden birine gitmeyi düşünüyoruz "Arog, Osmanlı Cumhuriyeti ve Burn after Reading". O günkü halet-i ruhiyemize bağlı:)) Perşembe sabahtan kadın gelecek ,temizlik var. Öğleden sonra ise emekli bankacı arkadaşlar olarak yaptığımız toplantıya gideceğim. Cuma günü ful yemek yapma günü. Çünkü şu liseli kızlarla cumartesileri yaptığımız yemekli toplantı sırası bende. Cuma gününden tatlı ve zeytinyağlı kısmını halledeyim ki, cumartesi gününe yalnızca sıcaklar ve salata kalsın. Çarşamba günü kadının yapacağı sarmaların da esbab-ı mucibesi bu toplantı. Pazar günü de ayaklarımı uzatır, dinlenirim.

Dün ben de F.oça'ya gittim, kocam ve kaynanamlarla. O yüzden ütüler kaldı. Eşimin gömlekleri vardı biliyorum da, oğlumun hazır ütülü gömleği yok sanıyordum. Sabah ütülerim diyordum. Sabah dolaptan pantolununu çıkarırken bir de baktım ütülü 1 adet gömlek. Inınının:))) Sabah bonusu oldu bana. Eminim bugün tüm istediklerimi zamanında yetiştiricem. Çünkü sabah iyi başladı. Baksanıza buraya yazacak zaman bile yarattım kendime:))

Perşembe, Aralık 04, 2008

Kurban Bayramı



Hepinizin Kurban Bayramı kutlu olsun.Nice mutlu bayramlara....

Çarşamba, Aralık 03, 2008

Ben Yazmasam Olmazdı




Dün sonunda ben de Issız Adam filmine gittim. Ben profesyonel sinema eleştirmeni değilim, burada yazacaklarım yalnızca kişisel görüşlerim, düşüncelerim. Lütfen okurken o gözle bakın. Birincisi film dendiği kadar acıklı değil( ya da ben artık duyarsızlaştım) Yalnızca filmin sonunda gözlerim doldu, o kadar. İkincisi yıllarını platonik aşklarla geçirmiş bir neslin elemanı olarak (lütfen bu satırların yazarının 47'sine 2 ay kalmış biri olduğunu unutmayınız)aşk dedikleri şey çok hızlı gelişti. Bugün sünnet, bugün deniz gibi erkeğin evine yemeğe gidiş, şarapları içiş ve yatağa (daha doğrusu yere) yuvarlanış, hepsi aynı gün içinde oldu bitti.Daha elimi tutar mı, tutarsa naparım hezeyanları yaşamadan bunlar işi bitirdiler bile. Hızdan başım döndü valla. Filme birlikte gittiğim benimle yaşıt arkadaşımın devam ettiği spor salonunda geçen hafta bu tartışmalar olmuş ve 25-30 yaş grubu kadınların hepsi" aynı günümüz aşkları" demiş. Doğrudur. Biz daha 80'deki aşkımızı yaşıyoruz, bilemiyorum tabe:)) Oyunculara gelince Melis Birkan benim için Naz Elmas- Beren Saat ekolünün devamı. Gözlerini kısıp dudaklarını büzünce oyuncu oluyorsun, bunu öğreniyorum bu kızlarımızdan. Gerisi fasa fiso. Mıyıl mıyıl bir kız, içimi baydı, o kadar. Cemal Hünal iyiydi ama sanırım bunda da objektif olamıyorum. Malum kadınlar, zayıf ve ağlayan erkeklere dayanamaz:)) Filmin tek güzel yanı Yıldız Kültür, anneyi oynayan oyuncu. Ne de olsa yılların tiyatrocusu, kurt. Girdiği her sahne ışıldadı, bayıldım. Zaten onu, daha doğrusu sesini yıllarca pazar sabahları(Perşembe akşamları yayınlanandan ayrı olarak yayınlanırdı)dinlediğimiz radyo tiyatrolarından tanıyorum.
Kısacası film belki de çok büyük umutlarla gittiğim için bende beklediğim etkiyi yaratmadı. Ama dediğim gibi olaya yaş faktörü ve yılların insanı katılaştırmasını da ekliyorum. Olayın güzel tarafı sinema çıkışı oturup muhabbet etmekti.Tabii ki çay ve cheese cake eşliğinde:)) Homini gırtlak durumları yani.

İnci Aral'ın Unutmak kitabını okuduğumu yazmıştım. Daha doğrusu Tolga Meriç'le söyleşi şeklinde yaptıkları bir kitap. Yazarı tanımak, anlamak, o roman ve öykülerin yazarın kendi yaşamındaki hangi olaydan kaynaklandığını bilmek çok güzelmiş. Ama meşakkatli bir okuma oldu. Çünkü söyleşide geçen ve benim okumadığım ya da yıllar önce okuyup ta unuttuğum roman ve öyküleri tekrardan, bu kez bu bilgiler ışığında okumaya çalıştım. Ama tek başına bile güzel bir kitap "Unutmak". Kesinlikle öneririm, özellikle otobiyografi sevenlere.Bu vesileyle de kendi geçmişe rastladım kütüphanemde. Sevginin Eşsiz Kışı kitabı ben de varmış. Varmış diyorum, çünkü içine attığım tarih "4.8.1986-İzmir" Yani 24 yaşında genç Çenebaz'ın el yazısı. Üstelik kitap ta ilk baskı. Hatırlamıyorum bile, ne aldığımı, ne de okuduğumu.Bu da böyle bir not olsun bloğumda, belki bir 22 sene sonra bu kez bu blogda kendimle karşılaşıp hatırlamak için.

Bu yazı da pek bi kültür böceği yazısı gibi oldu. Biraz da dünyevi bir haber. Koyu kestane olan saçlarımda artık kızıl balyajlar var. Bunca yıl sonra kızıl oldum. Eşim de, oğlum da beğendi. Ben de tabii ki. Çevreden de genellikle olumlu tepkiler alıyorum. Bugün anneme gidicem, bakalım onlar ne tepki verecekler? Henüz beni görmediler.Bu arada grip olmuşlar, tam da bayram üzeri. İnşallah çabuk iyileşirler.

Şimdilik haberler bu kadar. Sanırım bayram öncesi bir post daha yazarım. Onun için henüz bayramınızı kutlamıyorum . O da başka bir post konusu olsun:)

Pazartesi, Aralık 01, 2008

Buzlu Badem

Bu resim de nerden çıktı diyeceksiniz? Hafta sonu aktivitesinden:)) Daha önceki postlarda yazmıştım, eşimin her hafta sonu anne-babası ile F.oça'ya gittiğini. 2 hafta sonudur birlikte bir şeyler yapıyoruz. Geçen hafta sonu eski yoldan( yani otobandan değil) bakına bakına, deniz manzarası eşliğinde arabayla dolaştık. Hava yağmurluydu çünkü. Sonra A.ltınoluk mandırasında öğle yemeği yedik. Dönüşte annemlere uğrayıp bir çay içtik. Sonra da eve geldik. Dün ise yine eski yoldan Ç.eşmealtı'na kadar gittik. Hava nasıl güzeldi anlatamam. Şurup gibi derler ya, aynen öyle. Orada hep gittiğimiz bir kafe var. Tam deniz kenarında rüzgar da olmadığından rahatça oturabildik. Otururken buzlu badem satan biri geldi. Hiç dayanamam. Hatta hamileliğimde 3 şeyi bıkmadan her gün yemiştim. Döner, ayva ve buzlu badem. O zamanlar E.fes Oteli(şimdi S.wiss O.tel) kapısında sürekli buzlu bademci olurdu. Biz de servise binmek için işten çıktığımızda mutlaka arkadaşımla birer külah alır, yerdik. Neyse dün de ayağımıza kadar gelince hemen alıp, buzlu badem yiyip, eşimle o günleri andık. Oğlumuz o sırada dersanede kafa patlatıyordu. Bir şeyler yiyip içtikten sonra akşamüzeri eve doğru yola çıktık.

Benim hafta sonu yapmak istediğim tam da böyle bir şey. Hava yağmurlu olmadığı sürece, soğuk bile olsa açık yerlerde olmak istiyorum. Alışveriş merkezlerinde hafakanlar basıyor bana. Neyse, bu gaz beni bir kaç ay götürür. Sonra gene bi küsüşür tekrar barışırız bu hafta sonu muhabbetinden dolayı.

Yazmadığım süre içinde her şey iyiydi, şükür. Arkadaşlarla toplantılarım oldu, oğlum dersanede sınıf atladı, C.anım A.ilem dizisi başladı:)) Anneme yelek örmeye başladım ama onun haberi yok, bitirince sürpriz yapıcam. Bu arada dutlu yün dedikleri yeni bir tür yün gördüm, süper güzel bir şey. Bankadan 2 eski elemanım hamile. İkisine de bu yünden bebe battaniyesi örmek istiyorum. Birinin doğumu Mart'ta, diğerininki Mayıs'ta, rahatça yetişir. İri şişlerle örüldüğünden çabucak bitiyor.

Ben sabahları saat 9 'da TNT kanalındaki dizileri izlemeyi seviyorum. Yarım saatlik aile komedileri oluyor. Uzun bir süredir "My wife and kids" diye bir dizi vardı onu seyrediyordum. Bugün baktım, onun yerine "Roseanne" dizisi başlamış. Taaa 1988 yılından eski bir dizi. Ama sabah sürprizi bir baktım, Roseanne'nin çalıştığı şirketin patronu Booker rolünde George Clooney. Ama ne Clooney:)) Saçlar uzun, zayıf, bambaşka biri. Doğa kadınlara ne kadar acımasızsa erkeklere ise o kadar cömert. Biz yıllar geçtikçe eciş bücüş olurken erkekler daha yakışıklı oluyor. Clooney'i hayranlarının pek çoğunun onu 1988'lerdeki haliyle pek beğeneceğini sanmıyorum.

Kardeşim bu hafta Perşembe ya da Cuma geliyor. Hepimiz sabırsızlıkla bekliyoruz. Ardından bayram telaşı. Bayramdan sonraki hafta perşembe günü ben bir toplantıya gidicem, cumartesi ise toplantı bende. Zaten sonraki hafta yılbaşı telaşı. Kısaca yoğun bir döneme giriyoruz.

Herkese iyi haftalar

Perşembe, Kasım 20, 2008

SOBE


Figen beni sobelemiş, sağolsun. Bekletmek olmaz, hemen cevaplıyayım.
Önce çantamın içindekiler sobesini cevaplıyayım.

1) Cep telefonum ama ne yazık ki resimde yok. Çünkü bu fotoyu cep tel.la çektim.

2) Cüzdan ve kredi kartları için ayrı bir cüzdan

3) Nazar boncuklu anahtarlığım ve evimizin anahtarları

4) Tansiyon ilacım, Novalgine (aniden başlayan baş ağrıları için) ve boğaz pastili(bu mevsimsel, yazın çantamda olmaz)

5) Kağıt mendil, ıslak mendil ve küçük boy kolonya

6) Not defterim ve eski bankamın yadigarı kalemim

7) Şemsiye (bu da mevsimsel)

8) Tarak

Tabi, benim çantanın içinden de bir sürü fiş, slip(kredi kartı olan, don değil) ve banka dekontu çıktı, bahaneyle onları düzenlemiş oldum. Eskiden yani gençken çantalarım el kadar bile değil, daha da küçüktü. Şİmdi ise en büyük en bavul hangisiyse onu alıyorum. Elime geçeni içine atıp, uzun sürede içindekileri elemiyorum. Ne zaman ki omuzlarım ağrımaya başlıyor, "ha, çantada bir temizlik zamanı gelmiş" deyip, biraz hafifletiyorum. Bu da 3-4 haftada bir filan oluyor. Ne tembel kadınım değil mi?


Gelelim diğer sobe; neden blog yazıyorum. Önceleri yalnızca okuyucuydum. Sonra yorum bırakmaya başladım. Baktım kısa kısa yorumlar beni kesmiyor, ben de bir blog açayım dedim. Burada hiçbirinin yüzünü görmeden öyle güzel arkadaşlar , dostalr edindim ki bloglar alemine girmenin verdiğim en doğru kararlardan biri olduğunu düşünüyorum.

Bu arada ben 2. bir blog daha açtım. Yalnızca yemek tarifleri olacak o blogda. Genellikle menü şeklinde yazmak istiyorum ama belki o günün getirdiği koşullarda tek tek tariflerde yazarım. Bilmiyorum işte, herşeyi zaman kendi şekillendiriyor zaten. Ona da bir göz atarsanız sevinirim:))

Ben de burayı okuyan ve henüz sobelenmemiş herkesi sobeliyorum.

Perşembe, Kasım 13, 2008

KIZGIN



Tam da bu kız çocuğunun ruh hali içindeyim, kızgın ve küskün. Bakın arkadaşlar; yazlığın kapatılması ile birlikte ki bu yıl daha Eylül başıydı, eşim her hafta sonu ama neredeyse her hafta sonu , hastalıkta sağlıkta mutlaka anneleri ile birlikte Foça'ya k.validenin eve daha doğrusu bahçeye gidiyorlar. 2 hafta önceki Pazar günü, döndüklerinde " bak öbür hafta sonunu bana ayırıyorsun, birlikte eğer dersaneden fırsat bulursa oğlumuzu da alıp bir yerlere gidelim" dedim. Sanki ben bunu dememişim gibi geçen hafta sonu gene muhteşem 3'lü olarak(baba- oğul ve kutsal ruh, pardon kayınvalidem) gene bahçelerine gittiler. Şimdi gelelim bahçeye. Bahçede zeytin ağaçları var. Ama her hafta sonu da zeytinlere yapılacak bi şey yok. Nitekim geçen hafta sonu veni, vidi, vici yapıp gidip, öylesine görüp döndüler. Bana gerekçesi de onlar yaşlı. Bütün hafta sıkılıyorlar. Haftasonları onları gezdirip (gezmekte bi evden çıkıp diğerine gitmek) eğlendiriyorum. E, ben noluyorum. Biz de tüm hafta sadece akşamları 2-3 saat görüşüyoruz. Birlikte bi deniz kenarına gidelim, 1 bardak çay içelim, ruhumuzu dinlendirelim, yok. Bana onlarla şurda geçireceğim kaç yılım var ki diye vicdan yapıyor.Zaten kardeşimin rahatsızlığından beri dank etti ki kimin önce gideceği belli değil.Ben de ona bu işin sırası yok, belki ben onlardan önce giderim, o zaman benimle geçiremediğin zamana yanarsın dedim ve küstüm:))

Evveli gece 3'e kadar uyuyamadı, döndü durdu. Dün akşamda yemekte "ben senle küs kalamıyorum, tüm sinir sistemim bozuluyor. Affet beni karıcım" diye ortalık yumuşatmaya çalıştı, eh ben de oğlan da fazla huzursuz olmasın diye barıştım ama yine de her türlü ilişki asgari düzeyde. Tabi, bu arada değişen bi şey yok. Bu hafta sonu 3 silahşörler gidip zeytin toplayacaklarmış. Selametle.....

Anası-babası anlayışsız ve bencil. Hiç akıllarına bile gelmiyor, bunların da bir hafta sonları var(bu arada eşim cumartesileri de çalışıyor, yani yalnızca pazarımız var)birlikte bir yere giderler mi diye. Peki benim koca kişisi niye 2 ev arasında bir denge kuramıyor. Of,of anlat anlat bitmez.

Ben de karar verdim. Çalışan arkadaşlarımla pazarları görüşücem. Bir iki program yaptık bile. Ama gene de kızgınlığım geçmedi:(( Hıııırrrrrr.....

Pazartesi, Kasım 10, 2008

10 KASIM




Bugün Atamızın ölüm yıl dönümü. Huzur ve nurlar içinde yatsın. Unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız.

Bugün benim canım arkadaşlarımdan birinin de doğum günü Orta 1'den beri arkadaşız. O yıllarda 10 Kasımlarda her türlü eğlence, müzik yasak olduğundan hep 1 gün önce ya da sonra kutlardı doğumgününü. İş yaşamından sonra çok fazla gitmeli gelmeli görüşemesek te, telefonlar sağolsun. Hala o ergenlik dönemlerimizdeki gibi yarım saat, 45 dakika konuşmadan telefonu kapatamıyoruz.

Issız Adam'a gitmek istiyorum. Hep çok olumlu eleştiriler var film hakkında. Kızları arayıp, bir arkadaş bulayım da bu hafta göreyim şu filmi.

Şu aralar İnci Aral'ın Unutmak kitabına başladım. Otobiyografik bir kitap. Ynai sevdiğim türden. Bitince düşüncelerimi yazarım.

Bugün (her pazartesi olduğu gibi) anneme gideceğim birazdan. Biber-kabak-domates dolması yaptım(etli) , bir de fırın makarna. Akşam gelince de yanına bir çorba istiyorum, herhalde domates çorbası olacak(hazır çorba valla).

Herkese iyi haftalar

Perşembe, Kasım 06, 2008

Ortaya Karışık


Ben bayağı boşlamaya başladım bloğu. Diğer blogları okuyor, bazen yorum da yazıyorum ama sıra kendiminkine gelince "ne yazsam?" boşluğuna düşüyorum.

Ordan burdan yazayım biraz. Bu hafta banka emeklileri toplandık. Geçen yıl emekli olanlarla sayımız 9'a yükseldi. 5 kişiydik daha önce. Karar verdik ayda bir kez buluşacağız. Ama öyle altın günü olarak değil. Maksat bir araya gelip muhabbet etmek. İkramı da 3 ile sınırlandırdık. 1 tatlı, 1 tuzlu, 1 salata türü. Çünkü ikram çeşidi çok olunca işin ucu kaçıyor, hepsinden tatmak istiyor insan. Sonra? Sonrası malum.

Bir de liseden kızlarla toplantım var. O da devam. Geçen ay başladık. Bu ay ise 22'sinde toplanacağız. O yemekli oluyor ve hala çalışanlar olduğundan cumartesileri yapıyoruz.

Bugün halama gideceğim birazdan. Akşam ise k.validedeyiz. K.pederin doğumgünü. Bugün tam 80 oluyor. Sağlıklı ömürler olsun inşallah.Halama giderken ona da hediyesini alıcam. Alacağımız belli. Önden fermuarlı hırka. Büyük olasılıkla L.C.W. de bulurum. O yüzden panik yapmıyorum. Hediyenin adı konunca (daha doğrusu ihtiyaçlarını bize belli edince) iyi oluyor. Hem onlar memnun oluyor hem biz ne alsam tasasına düşmüyoruz.

Dün oğlumun özel ders aldığı Fizik hocasına gittik. Hem parasını ödedik, hem de biraz konuştuk. Hocası iyi bir yerleri kazanır diyor. Ben ise hala o inanca ulaşamadım. Ben oğluma güvenemiyor muyum diye bunalım yaptım kendi kendime.

Eşimle şu ara limoniceyiz. Hani olur ya, canım der, canın çıksın anlarsın. İkimiz de birbirimize karşı öyleyiz. Neyse, geçer...

Yarın halamın torunu doğum yapacak. Kızımız olacak inşallah; Selin hanım:)Şimdiden sağlıklı uzun ömürler Selin hanıma:) Annesine de bir avazda, kolaycacık doğumlar.

Dün bankaya bir iş için gitmiştim. Eski bir elemanı gördüm. Ordan burdan konuşurken bizim sitede yazlık aradıklarını söyledi. Biz de satmaya niyet ediyorduk. Niyetimiz satıp, buralardan ev alıp kiraya vermek. Ek gelir yani. Hem yazlık aidatından da kurtulmuş oluruz. Ama evin şu anki değerini bilmiyorum. Bir ara gidip orada bir emlakçı ile görüşeceğiz. Sonra arkadaşa söyleyeceğim. Evi görecekler. Bakalım kısmet. Anlaşırsak neden olmasın? Üstteki resim de o yüzden orada. Resim gerçi getty i.mages'dan ama bizim Pırlanta plajına çok benziyor.

Ek gelir deyince; geçen ay (Ekim) eşimin şirketinde herkese yarım maaş verildi. Bu ay maaşlardan daha ses seda yok. Gerçekten zordaysa bir şey diyemem ama fırsatçılık yapıyorsa..... Ne diyeyim bilemedim artık. Allahtan ikimizin de emeklisi var ama biz bütçeyi bu maaşı da hesaba katarak yaptığımızdan, hesaplar şaştı hep.

İşte böyle. Çok mu ordan burdan oldu yahu? Bu seferlik böyle olsun. Hem hadi ben çıkayım artık.

Cuma, Ekim 31, 2008

200.Yazı


Neredeyse 1 ayı geçmiş yazmayalı.Önce bizim b.sayar tekrar bozuldu. Ardından bloglar kapatıldı. Velhasıl uzadı, gitti, yazamadım. Bu arada da 200. yazıya ulaşmışım. Bloğun 3.yıldönümü de geliyor. Zaman gerçekten çok hızlı akıyor.

Yıldönümü demişken, Cumhuriyetimizi 85., Canım babamınsa 75. yıldönümlerini kutladık. Evet, 29 Ekim de babam 75 yaşını bitirdi. Sağlıkla daha nice yıllara inşallah. Cumhuriyetimiz de nice 85 yıllara ulaşır umarım. Evladımın, torunlarımın, onların çocularının hep Cumhuriyet rejiminde yaşamasını diliyorum.

Kardeşim, kendi doktoruna da göründü. Çok şükür her şey iyi. Sigara hariç (ki hiç içmedi şimdiye dek) her şey serbest. Tabi 3 ayda bir kontrolleri var. İlki Ocak'ta. Biletini almış. Kurban Bayramında geliyor. Annem, artık sokaktan geçen herkesi kardeşime benzetmeye başlamıştı. Çok özledi, çok. Babam da mutlaka çok özledi ama anneler duygularını daha bir belli ediyor. Allah sağlıkla kavuşmak nasip etsin inşallah.

Şimdilik bu kadar. Yazmaya uzak kaldıkça, yazacak şey bulmakta da zorlanıyorum. Herkese iyi hafta sonları:))

Cumartesi, Eylül 27, 2008

Müjdeler Olsun ve Çok Şükür



Arkadaşlar, sevincimi nasıl ve hangi kelimelerle anlatayım, bilemiyorum şu anda. Ama anlayacağınız üzere kardeşimin (çok şükür) iyi haberleri geldi. Hastalığı ve diğer detayları kendimde güç hissettiğim bir gün yazarım ama tahmin edebileceğiniz gibi o kötü hastalık kardeşimi de bulmuştu.Pazartesi günü tomografi çekilmişti ve perşembe günü sonuçlar alınacaktı. Perşembe günü de biz eşimin amcasını Foça'da toprağa verdik, tam dönüş yolundayız kardeşim aradı.Sonuçları almış ve anladığım kadarı ile her şey temiz ve mevcutlar da yok olmuş ama sen bir de enişteye sor bakalım, sana raporları b.sayardan gönderiyorum dedi. Eniştemiz doktor. Ben tabi nasıl döndük, yol nasıldı anlayamadım. Gelince enişteye tüm raporu okudum, evet herşey temiz, gözünüz aydın bu iş bitmiş dedi. Sevinç gözyaşları içinde kardeşimi aradım. Zaten tahmin ettiği şeyi bir de ben teyit etmiş oldum. Doktoru bayram sonrası dönecek, tabi asıl ona gösterilecek ama sonuçta bir başka doktordan da onay almış olduk.

Eh, artık Allahtan ne isterim. Öğrendim ki(gerçi biraz üzücü bir şekilde oldu) en önemli şey; sağlık. Yemin ederim ki ne oğlumun ÖSS'si, ne para, ne pul ne de başka bir şey. Artık herkese hep sağlık diliyorum. Gerisi nasılsa bir şekilde halloluyor.

Sevinçten içim içime sığmıyor. Radyoda açtım bir kanalı. Hem bağıra bağıra şarkılara eşlik ediyorum, bir taraftan da sevinç göz yaşları döküyorum.

Dün de annemlere gittim. Rol kesmeden, gerçekten neşe ile muhabbet ettim. Çünkü hep bir tarafım buruktu ve daha önceleri biz orada gülüşüp konuşurken kardeşim neler çekiyor diye içim kan ağlıyordu.

Çok şükür, çok şükür, hepsi bitti, gitti inşallah. Bundan sonra sanırım çok sıkı takibte olacak ve kendine dikkat edecek. Rutin kontrollerini aksatmayacak. Neyse, en önemli kısmı geçtik, o mereti yok ettik ya.

Herkese iyi, mutlu, sağlıklı bayramlar pardon Şeker (!) Bayramı diliyorum.(Yani çenebaz gene duramadı, tuttu gene siyasi damarı) Ohh, hiç bir şey neşemi bozamaz:)))))

Perşembe, Eylül 25, 2008

Meğer

Meğer ben bi internet bağımlısıymışım. Bir akşam aniden b.sayar gümledi. Aldığımız yerin servisi de vardı, oraya götürdük. Ana kart yanmış. Neredeyse 1 ay olacaktı tamir edene kadar. O kadar özledim ki bu dünyayı, anlatamam. Hani çok sevdiğiniz arkadaşlarınızla bir toplantı yaparsınız da en tatlı yerinde kalkmak zorunda kalırsınız ama aklınız orada kalır. Aynen o durumdaydım.Çok özledim hepinizi. Şimdi aradaki farkı kapatmaya uğraşıyorum, izlediğim blogları geriye dönük okumaya çalışıyorum.

Bendeki gelişmelerse; Öncelikle kardeşim pazartesi günü b.sayarlı tomografi çektirdi ve kan tahlillerini yaptırdı. Bugün sonuçlar belli olacak. Doktoru yurt dışında olduğundan detayları bayram sonrası öğreneceğiz ama özellikle b.sayarlı tomografi raporundan az buçuk bir şeyler belli olur. İnşallah hayırlı haberler gelecek bugün. Aklım orada.

Dün akşam eşimin amcası vefat etti, oradaydık. Birazdan da camiye gidicem. İyi, kibar, centilmen, efendi bir insandı, allah rahmet eylesin. Ama sonuçta 88 yaşında , torununun çocuğunu görmüş, maddi olarak sıkıntı çekmeden yaşadı ve uzun süre yatmadan, hastalanmadan, çekmeden- çektirmeden öldü rahmetli. O yüzden ne mutlu ona diyorum. Son 15 gün yaşlılıktan kaynaklanan solunum yetmezliği oldu ve çok acı çekmeden öldü. Bir yerde sıralı ölüm. Tekrar allah rahmet eylesin.

12 Eylül annemin, 14 Eylül kardeşimin doğumgünleri idi. Onlara sağlık, sağlık, sağlık diliyorum.

Lost'un 4.sezonunu da nefes nefese bitirdim. Bu Amerikalı senaristler uyuyollağ mı? Tiz zamanda 5. sezon çekile. Yoksa meraktan çatlayacağım.

Geçen hafta ve evvelki hafta arkadaşlarımla buluştum. Hepsi de kardeşimin durumunu bilen insanlardı. Onlarla dertleşerek biraz deşarj oldum.

Bu arada havalar felaket soğudu. Burada ne giyeceğimizi şaşırmış vaziyetteyiz. Uzun kollu giyiyorsun terletiyor, kısa kollu ile üşüyorsun. Çorap giyince pişiyorum, çorapsız terlikle ayaklarım donuyor. Gelsin kış ta napçağmızı bilelim. Çok güzel yağmurlar yağdı, inşallah daha da yağsın da barajlarımız dolsun.

İşte 20 gün böyle geçmiş. Yarın güzel haberlerle dönmek umuduyla:))

Cuma, Eylül 05, 2008

Hayat




Hayat devam ediyor.Bir yandan sıkıntılar, üzüntüler, bir yandan da sevinçler, mutlululuklar. Şu an zaten bekleme modundayız, kardeşim için. İlaç tedavileri bitti. 10 gün geçtikten sonra yani haftaya çarşambadan sonra tahlilleri ve MR'ları çekilecek. Ondan sonra doktora gidip, durum değerlendirilmesi yapılacak. İnşallah her şey yolundadır.

Bu aralar, Lost'un 3. sezonunu bitirdim. Bir kaç gün beynimi ve gözlerimi dinlendirip 4. sezona geçmek istiyorum. Üst üste bir kaç bölüm(4-5 bölüm yani) izleyince resmen gerçeklikten kopuyorum. Ben kimim, nerdeyim,(Sawyer nerde:)) olmaya başlıyorum.

Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi kitabını yayınlandığı ilk gün alıp, kitaba da not düştüm. Bana bir kitabı yalnızca okumak yetmiyor, kütüphanemde de olmalı, o kitaba sahip olma, mülkiyet duygusu var bende. Bazen düşünmüyorum da benden sonra ne olacak ki o kitaplar diye. Oğlum zaten okumayı pek sevmediğinden büyük ihtimalle dağıtacak birilerine o kitapları. Böyle düşündüğüm zamanlarda kitaplarımı vermek istiyorum birilerine ama bir türlü kıyamıyorum. Napayım ya, benden sonra tufan.

Kitaba gelince; bazı eleştirmenlerin dediği gibi diğer eserlerine göre çok daha kolay okunan bir kitap ama bazı yerler çiklet gibi uzamış , valla itiraf ediyorum, atladım o kısımları. Ama bazı yerlerde hayat hakkındaki duygularımın aynılarını yazarın satırları arasında görmek de hoşuma gitti. Hani sanki bir fikir birliği, kader ortaklığı gibi. Örneğin 96 sayfada 3. paragraftaki" 20 yaşımdan beri üzerimde beni her türlü beladan ve mutsuzluktan koruyan görünmez bir zırh olduğu duygusu var içimde"

Kitabı ne öneriyorum, ne de önermiyorum. İsteyen, merak eden, ilgi duyan, Orhan Pamuk'u seven alsın okusun. Ben genel olarak kitabı beğendim. Okudum, pişman değilim, gene olsa gene okurum:))

Herkese iyi hafta sonları. Gerçi pazartesi okullar açılıyor, o nedenle hepimiz için oldukça yoğun bir hafta sonu olacak belli.

Tüm öğretmen bloggerlara ve tüm bloggerların öğrenci evlatlarına ve tabii benim oğluma da iyi bir ders yılı dileği ile...

Salı, Ağustos 26, 2008

Öneri



Halit Hüseyni, Afgan bir yazar. Yukarıda kapağını gördüğünüz "Uçurtma Avcısı" onun ilk romanı. Bence bir ilk roman için muhteşem, ötesi yok. İstanbul yolculuğu sırasında (otobüsle) bitirdim. Olaylar, kahramanlar, romanın akışı, insanı içine çekiyor ve bırakmıyor. Her sayfayı okurken diğer sayfada ne olacak diye merakla okudum. Şiddetle, şiddetle, şiddetle öneririm. .



Bu da aynı yazarın 2. romanı; Bin Muhteşem Güneş. Benim böyle bir hastalığım vardır. Bir yazarı tuttummu tüm eserlerini almak isterim. Gerçi tereddütlerim de vardı. Aynı zevki, tadı alabilecekmiyim diye ama pişman olmadım. Aynı tad, aynı merak, aynı insanı romana katma duygusu bu romanda da var. Okuyun, okutun, asla pişman olmayacaksınız, yani bu kadar da iddaalı konuştum ya, inşallah beğenmeyen çıkmaz.

Pazartesi, Ağustos 18, 2008

İç Döküş


Çoookk uzun zaman olmuş yazmayalı. Aslında hala da içimde yazma hevesi pek yok ama bu sıcak öğleden sonrasında hadi bi şeyler yazayım bakayım, belki yazmaya başlayınca arkası da gelir diye düşündüm.

Son postta yazmıştım, kardeşimin hastalığı nedeni ile 2 kez İstanbul'a gittim. Yanında olmak iyiydi, hem kardeşime destek oldum, hem de gözümle gördüm. İnsan uzakta olunca farklı şeyler düşünüyor. Annem-babam ve tüm sülale , hiç kimse hiçbir şey bilmiyor. Uzaklığın belki de tek yararı bu. Annemlere kardeşimin yaz okulundaki görevi nedeni ile bu yaz İzmir'e gelemeyeceğini söyledik. Annem çok bozuldu (malum annelerin oğullarına farklı bir düşkünlükleri vardır), babamsa ekmek parası, napalım dedi ve kabullendi. Bir şekilde kulaklarına gider diye de sülaleden hiç ama hiç kimseye söylemedik. Hatta annem şüphelenmesin diye 2. gidişimde Ankara'ya gidiyorum yalanını söyledim. Sağolsun eşim ve oğlum da bana bu konuda destek oldular. Şimdi 1 Eylül'ü bekliyoruz. O tarihten sonra tekrar tetkikler falan yapılacak. İnşallah çok çok iyi sonuçlar alıp, bu derdi başımızdan def edeceğiz. Kardeşimin doğumgünü 14 Eylül. Hep duam o gün 2. kez doğması, iyi haberler almamız.

Bu elbetteki benim için en ama en önemli dert, diğer hiç bir şeyle kıyaslanamaz bile ama bir diğer sıkıntımız da teyzemin taşınması idi. Daha önce yazmıştım, evlatları yüzünden evini sattı, 80 yaşında kiraya çıktı diye. Elde kalan çok az bir parayı da bana verdi, bankaya yatırıp oradan en azından faizle kirayı karşılayayım diye ama küçük oğlu ona da rahat vermiyor. Para tırtıklana tırtıklana artık kirayı da karşılamaz hale geldi. Buna rağmen ne iş bakıyor oğlu, ne bir hareket gösteriyor. Üstelik huyu bile değişti. Daha önceleri annesine sevgi dolu olan bu çocuk şimdi para için annesine çok sert ve kaba davranıyor. Teyzem bir ara rahatsızlandı, İzmir'e gelip 1 ay kadar annemde kaldı. Annem yeğenininin ablasına yaptıklarını gördükçe nasıl kahroluyor, anlatamam. Ama teyzem oğluna toz kondurmuyor, o ayrı. İş bulamıyormuş, çok şanssızmış, vs. vs.

Kısaca bu yaz pek tatsız tuzsuz geçti benim için. Bu yıl hemen geçsin istiyorum , sanki her şey 2008'den kaynaklanırmış gibi. İşte insan dara düşünce böyle abuk sabuk düşünceler geliyor aklına.

Oğlum bu yıl son sınıf, ÖSS'ye hazırlanmaya başladılar bile. Ağustos başından beri haftada 6 gün dersaneye gidiyor. Haftaiçi dışında cumartesileri de ders var. Her sabah 6.30'da kalkıyoruz. 7.30'da evden çıkıyor. Saat 15.30'da ders bitiyor, 8 saat ders görüyorlar. Umarım uğraşlarının sonucunu alır. Ha, ama eşimle karar verdik. O elinden geleni yapsın, ama puanı düşük olur ve dandik bir bölüm olursa özel üniversiteye göndereceğiz, tabii İzmir'de. İzmir dışına maddi olarak yetişemeyiz ama İzmir'deki özel üniversite fiyatları neredeyse kolejlerle aynı . İstanbul'daki pek çok özel lisenin fiyatından bile ucuz. Tek evlat, onu da okutamayacaksak, niye çalıştık onca sene? Zaten kardeşimden beri bana bi adam sendecilik geldi. Herşey gittiği yere kadar, fazla kasmanın alemi yok, çünkü yarın ne olacağımız belli değil.

Biliyorum, bu güzel yaz günlerinde biraz iç karartıcı ve kasvetli bir yazı oldu ama içimi buraya da dökmezsem çatlayacağım. Sürekli rol yapmaktan, İstanbul dönüşlerinde bana kardeşimi soran herkese yalanlar dizmekten, sahte gülücüklerle, neşeli neşeli sahte maceralar anlatmaktan yorgun düştüm.

Resim mi? Ne alaka diyorsunuz, buraya benim ve kardeşimin resmini koyamazdım ama baktım g.etty'de bize en uygun(sarı kız ve kara oğlan- üstelik kız pek bi anaç sarılmış kardeşine) resim buydu. Canım böyle bir resim koymak istedi buraya, öyle işte. Görüşmek üzere...

Salı, Temmuz 01, 2008

1 Temmuz



Bugün 1 Temmuz, Kabotaj Bayramı. Neredeyse tüm limanları yabancılara satılmış bir ülkede ne kadar anlamlıysa artık:((

Tatil bitti. 13 Haziran akşamı eşim izin aldım diye geldi. Ancak pazar günü babalar günü olduğundan hemen gidemedik yazlığa. Pazar günü de önce babama , sonra Foça'ya k.pedere gittik. Pazartesi günü de sabahtan küçük bir çanta yapıp kahvaltı sonrası Çeşme'ye gittik. Diyebilirim ki uzun bir süredir ilk kez 3 kişilik bir izin yaptık. Deniz, havuz, kum, güneş derken sakin ve çok dinlendirici bir tatil oldu. Bu kısım iyi de tatilin ikinci haftası kardeşimle ilgili bir telefon aldım. Bazı sağlık sorunları var. Zaten bu haftasonu İstanbul'a gidiyorum, onun yanına. Burada detay vermek istemiyorum, sanki dillendikçe daha kötü olacak gibi ama canım çok yanıyor. İnşallah en kısa sürede kolayca atlatıcak bunu. Ama üzülmesinler diye annemlerden ve bir şekilde onların kulağına gitmesin diye de tüm akrabalardan sakladık, kardeşim öyle istedi. Duyulur diye eşimin tarafından da saklıyoruz, velhasıl bu yük çok ağır geliyor. Çok yakın bir kaç arkadaşımla paylaştım, yoksa kalbim duracak gibi. Sanki bir mengenin içinde sıkıyorlar kalbimi. Dün annemlere gittim, 15 gündür görüşmemişiz, özleştik. Ama ben duygularını saklayabilen bir insan değilim. Annem sesimden bile anlar ne olduğunu. Dün bütün gün çaktırmamak için rol yaptım. Tatilden dönmüşüz, neşemiz yerinde, dinlenmişiz, enerji doluyuz gibi davrandım. Onlarla konuşurken gülüp, eğleniyor gibi yaparken bile vicdan azabı çektim. Benim kardeşim orada neler çekiyor, ben burada gülüş ahenk , her şey yolunda gibi davranıyorum diye. Allah ömür versin babam 75, annemse 73 yaşındalar. Her ikisinde de hem kalp hem de yüksek tansiyon var. En önemlisi de insanın evladının bir yeri bile çizilse içi acıyor, değil ki böyle bir hastalık. Onları bu yaşta üzmek istemiyoruz. Çünkü yapabilecekleri bir şey yok. Bir de üzüp onları da daha kötü yapmayalım. Velhasıl, bu yaz benim için çok sıkıntılı geçecek ama inşallah sonu iyi olacak. Ara ara İstanbul'a gideceğim. Onun yanında olmak istiyorum. Tamam, eşi ve eşinin ailesi yanında ama herhalde insan zor günlerinde kendi kanından canından birilerini ister yanında.

Buralara ara sıra uğrayacağım, üstü kapalı da olsa gelişmelerden söz ederim. Hepinizin yanımda olduğunu biliyorum. Güzel haberlerle dönmek dileği ile...

Pazartesi, Haziran 09, 2008

Danalar:))



Şu an benim salonda da böyle 4 adet dana toplanmış kuduruşuyorlar:)) Bir yanda tv açık, diğer yanda play station, bilgisayar açık ama şu an ben el koymuş durumdayım, masada pizza parçaları, bayatlamış patatesler ve sidik kıvamına gelmiş kolalar. Ev çık akıl bin kaza. Bu arada ayarlanamayan ses tonları ile "ho, ha, hadi be" gibi anlamsız nidalar:))Eee, yaz geldi böyle oldu. Ha, ama ben kızgın mıyım? Yoo, oğluşum mutlu, ben mutlu. Seviyorum bu danaları:))

Çarşamba, Haziran 04, 2008

Karpuz kabuğu..


Bloğu çok boşladım ama biraz koşuşturmaca, biraz da yaz rehavetinden olsa gerek, hiç içimden yazmak gelmedi. Bizim evde bilgisayar küçük odada duruyor. Kışın iyi de, yazın o odaya tıkılmak istemiyorum. Bu arada biraz işlerim vardı, bir arkadaşım dün ameliyat oldu, onunla ilgilendim, arabamızı sattık, araba benim üzerimeydi, onun satış işlemlerine koşuşturdum falan derken bir baktım son posttan bu yana 8 gün geçmiş.

Bir önceki hafta Çeşme'ye gidip temizlik için anahtar bırakmıştık. Bu hafta sonu yazlığa gittik. Her yer temizlenmiş. Ama tabi beni bekleyen işler de vardı. Tüm mutfak malzemelerinin(tabak, bardak, tencere,işte aklınıza gelen her şey çay süzgüsüne dek) yıkanabilenlerini bulaşık makinesine attım, yıkanamayanları elde yıkadım. Tüm yastıklar, kilimler ve birkaç parça nevresim çamaşır makinesinde yıkandı. Tabi bunlar bir kerede bitmedi. Çamaşır makinesi 9-10 kez, bulaşık mak. ise 5-6 kez dönmüştür, tabi 2 gün boyunca. Ama biz yine de oğlumla fırsat yaratıp denize de girdik. Normalde çok rüzgarlı ve dalgalı olan deniz 2 gün boyunca çarşaf gibi ve ılıktı. Yüzdük, biraz güneşlendik, sezonu açtık. Pazar günü de yorgun ama mutlu bir şekilde evimize döndük. Önümüzdeki hafta sonu Foça'ya gitmemiz gerekiyor, bir sonraki pazar da babalar günü olduğundan 2 hafta daha Çeşme'ye gidemeyiz. Artık 20 gün sonra falan gidebileceğiz. Neyse ki daha yazın başı, daha çok zaman var, bol bol yüzeriz.

Salı, Mayıs 27, 2008

LOST



Lost yüzünden, yalnız blogdan değil, bilgisayardan ve pek çok şeyden uzak kaldım. Ben daha önce 1. sezonu izlemiştim. Oğlum arkadaşından 2. sezonu bulmuş. Eşim diziyi pek sevmediğinden gündüzleri izliyorum. E, tabi günlük işler, gelen, giden ya da benim gitmek zorunda olduğum yerler, gün içinde zaten bana pek zaman kalmıyordu. Kalan zamanda da diziyi izlemeye çalışıyorum. Şu an evde temizlik var da o yüzden yazabiliyorum. Salon temizlendiğinden ben seyredemiyorum, bari hem 2 satır yazıp, hem millet neler yapmış bloglara bir bakayım dedim. Bu arada oğlumun aynı arkadaşında 3. sezon da varmış. 2. sezon bitsin, onu da izleyeceğiz.

Perşembe, Mayıs 22, 2008

Perde



Sabahtan beri bir sürü iş yaptım. Oğluma kısır, akşam için ayşe kadın fasulye, yatakları topladım, yorganları artık tamamen kaldırdım, pikeleri çıkardım, çıkan nevresimleri makineye attım. Bu arada biraz dinleneyim diye sudoku çözerken koltukta hafiften içim geçmiş. Herhalde bi 15 dakika kadar uyuyakalmışım. Gözümü araladığımda perdeler tatlı tatlı uçuşuyordu, mutfaktaki radyodan P.o.wer T.ü.rk'ün sesi hafiften geliyor, evde soğan, domates, fasulye kokusu. Çocukluğumun yazları gibi geldi bir an. Çok mutlu oldum. Yazı seviyorum ya, bambaşka. Hayat Bilgisi kitaplarına göre 1 Haziran'da gelmesi gereken yaz, İzmir'e geldi bile. Askılılar, şortlar giyilmeye başlandı burada. Yazlığı temizletmenin de zamanı gelmiş demek ki.

İşte bu perdeli resmin esbabımucibesi de bu. İnsanın içine bir hafiflik hissi veriyor.

Herkese hafiflik hissi dolu, mutlu bir gün olsun:))

Salı, Mayıs 20, 2008

Kraliçe



Ne alaka di mi Kraliçe Elizabeth? Anılarım canlandı. 1971'de Kraliçe Elizabeth Türkiye'yi ziyaret ettiğinde İzmir'e de gelmişti. Ben o tarihte 5. sınıftayım(sizin için hiç bir fedakarlıktan kaçınmadım, oturdum, hesapladım)Öğlenciyim ki zaten tüm ilkokul hayatım boyunca öğlenciydim.(Şu öğleci lafına kılım, öğlenci kardeşim)Ben okula giderken ki o zamanlar ilkokul çocuklarının büyük kısmı evlerine en yakın okula yazdırılırlardı ve dolayısıyla yürüyerek okullarına giderlerdi. Neyse, işte bir gün okula giderken, her şeye dikkat ederken bir baktım Altınyol tarafında bir faaliyet var. Bizm tüm okul ve sabahçı öğrenciler Altınyol'a dizilmişler. Meğer Kraliçe Elizabeth oradan geçecekmiş. Büyük ihtimalle o zamanlar Çiğli Havaalanı vardı, oraya indi ve Efes ya da Selçuk gibi bir yerlere gitmek için de o yoldan geçmek zorundaydı. Gene lafı dolandırdım. Bizim sabahçı 5'lerden biri de (keşke burayı okuyor olsa da o bendim dese) Kraliçeye çiçek verecekmiş. Ama Altınyol'a geçmek için tren yolunu geçmek lazım ki annem bana zinhar(!) yasaklamış, Yanımda annem ya da babam ya da başka bir büyük olmadan tren yolundan geçmek yasak.Ben de tam kurallara uyan, asla büyüklerine yalan söyleyemeyen bir çocuk olarak uzaktan bakmıştım. Tabi o kalabalıktan ve o uzaklıktan hiç bir şey görmedim, sadece öğrenciler, asker, polis, öğretmenler. Sanki bir araba durdu(bu bana hafızamın bir oyunu da olabilir) ve tekrar hemen uzaklaştı,o kadar. Bu da böyle bir anım olsun diye yazdım. " Tanrı Kraliçe'yi korusun". Bana neyse.O ikisinin arasındaki sorun:)))

Pazartesi, Mayıs 19, 2008

19 Mayıs Kutlu Olsun



Kurtuluş Savaşının ilk kıvılcımı olan bugün, bu bayram herkese kutlu olsun.

Salı, Mayıs 06, 2008

İyi ki Doğdun YAĞMUR




Bugün Pınar'ın kızı Yağmur 2 yaşına basıyor, kocamaaannn bir kız oluyor artık. Nice sağlıklı, mutlu yıllar diliyorum ona

Hem annesini hem Yağmur'u öpüyorum:))