Artık günleri şaşırır oldum ve hayat ekspres hızında geçiyor. Cumartesi günü Çeşme'ye gidip, temizlik yapılması için anahtar bıraktık. Pazar günü sabah uyandığımda gözlerim sulanıyor, hapşırıyordum. Babalar günü olduğundan önce babamlara kahvaltıya gittik. Oradan F.oça'ya kayınpedere. Akşam eve geldiğimde tek kelime ile bitmiştim. Pazartesi sabahı hemen bankanın doktoruna gittim. İlaçlarımı aldım. Annem tel. etti. Babam yüzümü bile yıkayacak mecalim yok diyormuş Hemen dr enişteyi arayıp bir dahiliyeci ismi aldım. Aynı güne randevu alıp babamı götürdük. 3 ayda 14 kilo vermiş babam. Dr güzelce muayene etti, ultrasonda batın bölgesini inceledi.Ertesi günse tüm tahliller yapıldı, akciğer röntgeni çekildi. Çok şükür hiç bir şey yok. Dr tamamen psikolojik dedi. Babama da "amca kendinizi zorlayacak ve yemek yiyeceksiniz" dedi. Çünkü eskiden her dilimi 2 lokmada yutan babam şimdi bir kaşık yemeği kırk saatte yiyor, didikleyip duruyor yemeği. Hepimiz seferber olduk. Canın ne istiyor, onu alalım, pişirelim diye ama canım hiç bir şey istemiyor diyor, başka da bi şey demiyor. Sanırım her gün gezen, eğlenen, arkadaşları ile laklak yapmayı seven biri olarak evde sıkılıyor. Ama dr daha dışarlarda pek fazla gezmesini uygun bulmuyor. Zaten havalar çok sıcak,çıkılmıyor. Bakalım düzelecek babam ama nasıl olacak bilmiyorum. Şu 2 ay çabuk geçse de ayağının üzerine basmasına izin verseler çok iyi olacak.
Bu arada cumartesi günü gelinimiz de geldi. O da babamı çok zayıf buldu, hatta ağladı yazık. Bacakları çomak gibi kaldı babamın. Yüzü çöktü, avurtları çıktı. Salı akşamı da İstanbul'a döndü, o kadar izin alabilmiş.
Bugün annemlere temziliğe kadın gelecek. Ben de az sonra çıkıp gideceğim.Bu arada biraz düzeldim ama boğazımdaki yanma hissi hala devam ediyor.
Oğluşu, kız arkadaşı ile tatilde. Geçen cuma bize "biz ... ile tatile gidicez" dediğinde şok olduk. Ama demek ki artık böyle. Bize sadece ceplerine para koyup biletleri almak düştü:)) Kısacası tatilin sponsorluğunu yaptık. Bu akşam dönecekler. Yarın da biz Çeşme'ye gideceğiz, kısmetse. Umarım hava tekrar ısnır çünkü 2 gün denize girip, yayılmayı düşünüyorum. Yemek falan da yapamam. Geçerken T.ansaş'tan mezeleri alırız. Gündüz onlarla ekmek arası bi şeyler yapılır. Akşamları da (zaten 2 gece var)dışarıda bir şeyler yenir. Hiç bir iş yapmamak, dinlenmek istiyorum. Eşim bulmacalarını ben de 1 kitap götüreceğim. Oğlansa laptopunu alır, herkes mutlu mesut zaman geçirir.
Herkese iyi hafta sonları...
Çarşamba, Haziran 17, 2009
Hayatımdan

Üniversite sınavını atlattık, şükür. Dersane sınavlarından daha iyi geçtiğini söylüyor oğlum. Anladığım kadarıyla bir yerlere girecek te çok iyi bir yerlere değil ama. Neyse, sonuçlar gelsin ondan sonra bakarız hangi okul olacak diye. Bu arada mezun da oldu, hem de teşekkür getirmiş. Adam son anda arap atı gibi açıldı. Demek lise 5-6 yıl olsa işin sonu takdirname olacaktı:))
Bugün babası ile mezuniyet hediyesi olarak laptop almaya gidecekler. Bense önce Bospa, pazar alışverişi, sonra annemler. Kardeşim geçen Cuma sabahı geldi. O gün annemlerdeydik, akşam yemeğini de yiyip, öyle döndük. Cumartesi evdeydik. Pazar günü malum sınav. Daha yazlığı temizletemedim bile. Belki bu cumartesi gidip, anahtarı bırakırız. Çünkü pazar günü de malum " Babalar Günü". Önce babamlara, oradan F.oça'ya, kayınpedere. Bu hafta da Çeşme sefası olamayacak. Eşimin 1 hafta izni kaldı zaten, babamın rahatsızlığında 1 haftasını kullanmışdı. Hazır kardeşim de buradayken Temmuz içinde o 1 haftayı kullanalım diyorum, bakalım iş yeri izin verirse. Kardeşim Ağustos başında İstanbul'a dönmek zorunda. 4 Ağustos'ta kontrolleri var. Bu konu her şeyden önemli. İnşallah her şey yine iyi olur.
Babam daha iyi. Koltuk değneklerinin yardımı ile, sol ayağının yalnızca parmak ucuna basarak yürümesine doktor izin verdi. Tabii yalnızca evin içinde. Kendi ihtiyaçlarını görüyor, yemeğini artık bizimle sofrada yiyor, bundan iyisi Şam'da kayısı. Doktor 2-3 ay ayağının üzerine basmasına izin veremeyiz dedi. Haftaya da film çekilip kaynama durumuna bakılacak.
Cumartesi günü gelinimiz de İzmir'e gelecek. 2 gün izin almış. Haftasonu ile birleştirdi, salı günü dönecek. Bu tür ziyaretler babama moral oluyor. Sağolsun, çok sevenleri varmış. Ev hiç boş kalmadı. Akrabalar, konu-komşu. Babam zaten muhabbetçi bi insandır. Dışarı çıkamadığı için çok sıkılıyordu ama gelen-gidenle oyalanıyor.
Eşimin iş yaptığı bölgesi değişti. Artık Fethiye'ye dek tüm güney bölgeyi ona vermişler. Kalmalı gezilerinde ben de takılacağım ona. Bu yaz hareketli geçecek gibi, bakalım...
Dip not: Resim, internetten, ben çekmedim:)Ama tam da böyle bir yerde olmayı istiyorum.
Çarşamba, Haziran 03, 2009
Kırık Bir Kalça Hikayesi

Babam kalçasını kırdı., 18 Mayıs akşamı. O akşam oturmuş tv izlerken bir telefon geldi. Annem, kızım heyecanlanmayın, telaş yapmayın ama baban düştü, herhalde kalçasını kırdı, 112'yi çağırdık, çabuk gelin dedi. Ben böyle durumlarda tüm soğukkkanlılığımı yitiriyorum. Neyse, eşim beni yatıştırdı, doğru annemlere gittik. 112 ancak 1 saatte gelebildi, o gece yoğunluk varmış. Oğlum anneannesi ile kaldı, biz eşimle birlikte babamla gittik. 112 Tepecik hastanesine götürdü bizi. İlk etapta tamam çok ilgilenildi ama sonra çekilmiş filmin gelmesi 1 saat sürdü. Kalçasını kırdığı teyit edildi ve biz o gece hastaneye yatış yaptık. Ama ertesi gün 19 Mayıs tatili olduğundan sadece ağrı kesici vererek bizi 1 gün daha bekletmiş oldular. 20'sinde doktorlar gördü ve hemen ertesi gün ameliyat edilmesine karar verildi. Ameliyatı epidural yapmışlar, daha iyi oldu, odaya geldiğinde kendindeydi. İlk gece biraz ağrıları oldu ama sonra ağrısı falan da kalmadı. Ben 18 akşamından 24 akşamına dek gece gündüz hastanede babamla kaldım. Annemin kulaklar duymuyor, gözler iyi görmüyor, ayaklar desen zaten kendini bile taşıyamıyor, hastanede kalsa nasıl hizmet edecek. Son 24 Mayıs gecesi sağolsun, eniştem geldi kaldı, ertesi gün de zaten taburcu olduk. Bu kez de birkaç gün annemlerde kaldım, anneme neler yapması gerektiğini göstermek için. Şimdi de sabahtan öğlene dek kendi evimin işleri ile uğraşıp, öğleden sonra annemlere gidiyorum. Eşim işten dönerken beni alıyor vs. vs.
Komşularımızdan allah razı olsun, babamın düştüğü gece ve sonrasında çok ilgilendiler. Her derdimize koştular. Tabi bunda babamla, annemin aynı evde 45 senedir oturuyor olmalarının da etkisi var, herkes onları biliyor onlar da herkesi biliyor. Bir de babam çok girişken, çok tatlı dillidir, hani 7 kralla barışık derler ya, öyle. Mahalledeki herkese maddi, manevi yardım eder.
Çok şükür atlattık diyorum ama babamda şeker var, gut var, yüksek tansiyon var, kan değerleri düşük. Çok halsiz düştü. Güçlensin diye et, süt, yoğurt veriyoruz, gutu çıkıyor, başka bir şey veriyorsun şekeri çıkıyor. Yarın ortopedi kontrolü var. Eğer doktor olumlu bir şeyler söylerse pazartesi de bir dahiliyeciye götüreceğiz. Çok kilo verdi bu arada. Ben yine uzun süre buralarda yokum. Boş vakit bulursam blogları okumaya çalışıyorum, çok ender de olsa yorum da bırakıyorum.
Herkese sağlıklı günler...
Pazartesi, Mayıs 18, 2009
Pazartesi, Mayıs 11, 2009
Anneler Günü

Baştan söyleyeyim pırlanta mırlanta değil, bildiğiniz imitasyon ama benim için pırlantadan bile daha değerli. Oğlum ilk kez kendi düşünüp, kendi parası ile bana anneler günü hediyesi aldı. Küpeleri de var ama benim kulak deliklerimden biri tıkalı olduğundan takamıyorum. Gelelim bu hediyenin alınış öyküsüne. Kız anaları lütfen bana kızmayın, okumaya başlamadan onu da belirteyim:)
Oğlum bugüne dek bana hiç bir özel günde (anneler günü, doğum günü, yılbaşı gibi)hediye almamıştır. Hep babası 2 hediye alır, biri oğlumdan bir benden diye. Kızla Ocak ayından itibaren çıkmaya başladıklarından beri, günler öncesinden yok sevgililer günü, yok doğum günü, sürekli özel günleri unutmama, özenle hediye seçme, ne hediye alacağına karar vermek için kızın yakın arkadaşları ile görüşme, yani çok ince işler peşinde benim oğlum. Haaa, demek ki bizim ki bilmediğinden değil istemediğinde bana hediye alma zahmetine girmezmiş dedim ve ona sakin bir şekilde "bak oğluşum, kız arkadaşınla ilgili tüm özel günleri hatırlayıp, hediye alıyorsun. Eğer bu sene anneler gününde bana -sen- hediye almazsan ben de sana hiç bir özel gününde hediye mediye almıyorum. Bu arada babana aldıracağın hediye sayılmaz , onu da bil" dedim mi, dedim, pişman mıyım, asla:))
Velhaslı-ı kelam, bu hediyenin esbab-ı mucibesi de bu. (ne kadar çok Arapça- Farsça tamlama oldu, umarım yanlış yazmamışımdır, Tanrı beni Hakkı Devrim'in gazabından korusun)
Biz de dün önce benim anneme kahvaltıya gittik. Oğlum dersane çıkışı oraya geldi. Onunla da yarım saat kadar annemde oturup, sonra ver elini F.oça. K.validelere görümcem, oğlu, onun k.valide ve k.pederi, teyzemiz, diğer kuzen, kocası, kızı, bir de k.pederin dayı kızı(büyük hala diyoruz) toplam 14 kişi olduk. Mangal yaktık, tabi o kalabalığa 2 mangal yakıldı, şaraplar içildi. Dün ayrıca kuzenin kocasının doğum günüydü, bu cuma da benim eşiminin doğum günü olacak. Hazır tüm aile bir arada iken çifte pasta kesildi, gülüş ahenk, mutlu mesut bir hafta sonu geçirdik. Dönmeden önce bahçeden güllerimizi, eriklerimizi de topladık. Tazecik köy yumurtalarımızı aldık, akşam 10 gibi eve girebildik. Sonrası banyo ve yatış.
Bugün anneme, kendi teyze kızları gelecek, ben de oraya gidiyorum. Bir tanesi İstanbul'dan geldi, özledim N. teyzeyi. Biraz alışveriş işlerim var. Birazdan onları halledip, sonra da anneme geçerim.
Şimdi burada anlattıklarımdan sonra herşey çok güllük gülistanlık sanmayın. Çok sıkıntılı şeyleri buraya pek yazmak istemiyorum, bir de akrabalardan bu bloğu gören olur diye. Ama geçen hafta perşembe , cuma bana, evimize ve annemlere zehir oldu. Çok kısa özetlersek anne tarafından kuzen, 20 ay önce evlendi, mobilya aldı, bunları ödemedi, şu an zaten kaçaklar, benim adımı kefil diye yazmış (bakın yazmış diyorum, asla imza falan atmadım), adam benim üstümden tahsilat yapmaya çalışıyor. Benim adama diyecek hiç bir lafım yok, malını satmış mı,satmış, parasını alamamış mı, alamamış. İlginç olan kuzenin annesi yani teyzem. Herkesi sahtekarlıkla suçluyor ama oğluna laf yok. Tamam bu parayı annesi ödeyecek şimdi. Ama mobilyacı iyi niyet gösterdi bunlara, bir kez daha taksit yaptı. O senetler tekrar 12 ayda ödenecek. Mobilyacı senetlerin tamamı ödenemeden de senetleri vermiyor bize, tahsilat makbuzu ile parayı alıyor. Ben şimdi 1 yıl huzursuz olucam. Olur da ya mobilyacı da bunlara kızıp, o senetleri 2. kez ödetmeye kalkarsa.Ben mahkemelerle falan uğraşmak istemiyorum. Biz memur zihniyetli, dürüst insanlarız. Malımı alır, kk taksite böldürür,öderim. Ne işim olur, mahkemeyle, elin mobilyacısıyla. Olay bu çözüme bile 2 günde ulaştı. Eşim söylenir durur. Ben zaten sinir içindeyim. Annem bunu yapan kendi akrabası diye ezilir, ben ona daha çok üzülüyorum, böyle hissetme diyorum ama dinlemiyor. Babam ayrı ateş püskürüyor bunlara. Üstelik bir de hala kuzenle olmasa bile (annemden dolayı) teyzemle saygı çerçevesinde, kimseyi kırıp üzmeden konuşmaya çalışıyoruz. Evde hepimiz birbirimize yağıp, esiyoruz ama onlarla tel.da gayet ince ve kibarız. Aman kimse incinmesin. Bu çözüme rağmen hala daha da içim rahat değil. Bence tek çözüm paranın tamamını verip, o senetleri almaktı. Üstelik bunu yapacak paraları da var ama toptan vermek istemiyorlar, parça parça maaştan ödeyeceklermiş. Bu arada borç tutarı 4.000 lira . Bu da böyle bir şeydi. Umarım bir daha böyle kötü insanlarla ve olaylarla karşılaşmam.
Herkese iyi haftalar.
Çarşamba, Mayıs 06, 2009
Hıdrellez

Dün malum Hıdrellez gecesiydi. Dilek dilemeden olmaz. Ama eşim işten geldikten sonra koşu bantında 1 saat kadar koştu, duş aldı, yorgunum çıkamam dedi. Oğlum saat 9 gibi dersaneden geldi, o da yorgundu garibim. E, ben dileklerimi hangi gül ağacı dibine gömücem? Demokrağsilerde çareler tükenmez. Hafta sonu Foça'dan, bahçemizden getirdiğimiz, vazodaki güllere bağladım ben de dileğimin yazılı olduğu kağıdı. Eşim de benden gördü, o da yazdı dileğini ve bağladı. Oğluma "sen de yazsana dileğini" dedik. Siz zaten benim dileğimi yazmışsınızdır, uğraşamam şimdi dedi. Çocuk haklı. Karı koca ikimiz de oğlumuzun ÖSS'de iyi bir üniversite kazanmasını diledik, çünkü aldığı puanlara bakılırsa işimiz Hızır ile İlyas'a kaldı:))
Salı, Nisan 28, 2009


Epeydir ihmal ettim burayı. Gezmekten zaman bulamıyorum:)) Blogları okuyorum, bazen yorum da yazıyorum ama kendi bloğuma zaman ayıramıyorum.
Gerçi bugün de iş yani gezmek çok ama sabahtan temizlik var. En azından öğlene kadar evdeyim. Bu arada buraya da bir şeyler yazayım dedim.
Bugün doğum tebriğine gideceğim. Arkadaşımın kardeşi doğum yaptı, oğlumuz var. Henüz hastanedeler. Oraya gideceğim. Sonrasında da kuaföre gidip, saçımı boyatacağım. En sıkıldığım anlar onlar oluyor. Hiç bir şey yapmadan 2-3 saat boşa zaman gidiyor. Artık kuafördeki tüm gazete ve dergileri hatmediyorum.
Yaz bir türlü gelemiyor. Havalar ısınır gibi ama bir serinlik te var.Hafta sonu Çeşme'deydik. Güneşte oturunca güzel ama evlerin içi buz gibi. Kuzenlerle gittik. Balık-şarap yaptık. Akşam da hem şarabın hem temiz havanın etkisi ile erkenden uyumuşum.
Yarın görümcemle birlikte k.valideleri F.oça'ya götüreceğiz. K.peder durunamıyor artık. Yaz taşınması yapıyorlar yani. Ben oğlumun ÖSS'si nedeni ile Haziran'da evi temizleteyim diyorum. Çünkü öncesinde kalmalı gidemiyoruz, her hafta sonu dersane var. Eğer eşim de iznini ayarlayabilirse, 14 Haziran günü ÖSS çıkışı hemen Çeşme'ye kaçıp 15 gün kafa dinlemek istiyoruz. Bakalım, kısmet.
Aldığım kitaplardan M.ario L.evi'nin "Karanlık Çökerken Neredeydiniz?" kitabını bitirdim. Araya bir İ.nci A.ral "S.afran S.arı" ve T.una K.iremitçi "Dualar Kalıcıdır" sıkıştırdım. Şimdi de V.edat T.ürkali'nin "Yalancı Tanıklar Kahvesi" ne başladım. Ha, en önemlisi geçen hafta İzmir'de Tüyap Kitap Fuarı vardı, oraya gittim. Geleneksel olarak Pe.nguen'in geçen yılki ciltlerini aldım oğluma, bir de onda olmayan son 2 K.omikaze kitabını. Kendime ise T.una K.iremitçi'nin "Küçüğe Bir Dondurma", Mar.io L.evi'den "İstanbul bir Masaldı" ve derleme bir kitap olan "Anlatmasam Olmazdı" kitaplarını aldım. Görüyorsunuz, ben bir yazara taktım mı, tüm kitaplarını almaya başlıyorum:)Ama kitapların hepsini anneme verdim, önce o okuyacak, çünkü benim şu an elimde okunacak 2 kitap var. Onları bitirmeden almak istemiyorum, yoksa o okumadığım kitapları gördükçe kalbim sıkışıyor, resmen vicdan azabı çekiyorum. Bu arada T.una K.iremitçi'nin tüm kitaplarını okumuş biri olarak yazarlığında büyük aşama olduğunu söyleyebilirim. "Bu işte bir yalnızlık var" gibi ilk kitaplarında (bunu eski postlarımda da yazdığımı anımsıyorum) bir tat eksikliği vardı. Bu tamamen kişisel bir görüştür, onu da belirteyim. Kurguda mı, üslupta mı çıkaramıyordum ama bir şey eksikti. Son okuduğum "Dualar Kalıcıdır"da o aradığım tadı buldum. Ne bir eksik, ne bir fazla. Herşey yerli yerindeydi. Okuduğum 3 kitabı da öneririm.
Artık çıkmam lazım, kadını evde temizlikle başbaşa bırakıp, ben doğum tebriğine gitmeliyim. Herkese iyi haftalar...
Perşembe, Nisan 09, 2009


Türkiye Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Zeytinburnu Şubesi ile TNT Ekspres firmasının ortaklaşa yürüttükleri kitap toplama kampanyası başladı. 4440868 no'lu telefonu aradığınızda Türkiye'nin neresinde olursanız olun evinize, kapınıza kadar gelip ,bağışlamak istediğiniz kitapları hiç bir ücret istemeksizin, teslim alıyorlar. Süre de epey uzun. Nisanın ilk haftası başladı, Eylül'e kadar sürecek. Konu ile ilgili detaylı yazı burada. Ben dün epey bir kitap gönderdim.
Artık okumadığınız kitaplarınız, kendilerini okuyacak çocuklara ulaşmak istiyor. Hadi, kütüphanelerinizi tarayın bakalım:))
Pazartesi, Nisan 06, 2009
Yorgunum

Çarşamba'dan beri koşuşturmaktan yorgunum ve o koşuşturma hala sürüyor. Neyse, böyle güzel şeyler için olsun da...
Çarşamba günü sabah 9'da evden çıktım. Perşembe günü arkadaşlarımız görümceme gelecekti. O da "yemekde değil ama kek, börek işinde beceriksizim, n'olur yardıma gel" demişdi. Sabah gevreklerimi alıp görümceme gittim. Hızlı bir kahvaltıdan sonra çıkıp önce S.oyak'a gittik. K.valideler ev almak istiyor ve k.peder "hadi hala görüşmediniz mi?" diye bizi sıkıştırdığından çarşamba günü o işi de halletmemiz gerekiyordu. Gerçekten de 9 ayın çarşambası o çarşambaya geldi:)) Oradan Organize'ye geçtik. Önce 5 liraya acayip güzel, bluzlar, etekler ve şortlar aldık. Oradan da başka bir mağazaya gidip oğluma B.illabong tişörtlerden aldık. Onlar da 15 lira. Tekrar geri dönüp ,malum o gün pazar var,Bos.pa'ya girdik. Hem ertesi gün için , hem de evin ihtiyaçlarını aldık. Eve girdiğimizde saat 2'ydi. Görümcem benim iş yapacak halim kalmadı dese de, ben "hadi bakalım,iş başına, marş marş" çekince mecburen işe koyuldu. Saat 7 gibi her işimiz bitmiş ve hazırdı. Bir tek ertesi gün böreği pişirmesi kalmıştı.Eve girdiğimde saat 8'di.
Ertesi günse sabahtan yine kalk, yemeği pişir, banyo yap, föne git, oradan tekrar görümceme. 2 de sürpriz konuk vardı. Diğer arkadaşların haberi yoktu geleceklerinden. Ama aynı dönemde çalıştığımız yeni emekli olan arkadaşlardı. Muhabbet ve kahkaha dolu bir gündü. Eskileri bazen gülerek, bazen de kızarak(özellikle despot amirleri) andık.
Cuma günü 2 çeşit yemek yapıp anneme götürdüm. Teyzem olduğundan annem çeşit olsun diye fazla yemek yapmaya çalışıyor ama hem kalbi hem de ayakları nedeniyle yorulunca hemen yatağa düşüyor. Ben de o yorulmasın diye yemek götürüyorum, özellikle zeytinyağlıları. Cumartesi günü eşimin Ankara'dan gelen kuzeni için sülaleyi toplayıp kahvaltı hazırladım. Daha çok brunch gibi oldu, 11 gibi oturup 3 gibi kalktık sofradan. Onlar gidince ortalığı toplayıp eşimle alışverişe gittik. Böyle harala gürele geçiyor günler.
Bugün de yine 2 çeşit yemek yaptım, anneme gidicem. Ama öncesinde biraz banka işlerim var. Onları halletmem lazım.
Haftaya yağmurla başladık. Gerçi yarından sonra yağmur diniyor ama hava yine bulutlu olacakmış. Aman, yağsın hiiiiç şikayet etmem, zaten eden de olduğunu sanmıyorum. Geçen yaz acısını çektik, bu yıl rahat edelim.
Herkese iyi haftalar...
Not:Resim, g.etty i.mages'dan . Mevsime uysun diye.
Salı, Mart 31, 2009
Ömer Hayyam'dan Bir Şiir
Pazartesi, Mart 30, 2009
Cuma, Mart 27, 2009
İyi ki Doğdun Oğluşum

Bugün oğluşumun doğum günü. Üstelik bu doğumgünü diğerlerinden farklı, çünkü 18 yaşını dolduruyor. Yani artık bizden çıktı. Okulda, devlet dairelerinde her yerde kendi başına işlem yaptırabilir,bizden izin almasına gerek kalmadı. Ühüüüü, yani benim bir kimliğim eksildi, artık "veli" değilim.
Canım oğlumun doğum günü olduğu kadar benim de doğum günüm bugün. Onunla birlikte yeni bir yaşama başladım, hem de 29 yaşımda. Anne olmayı, sabırlı olmayı, hoşgörülü olmayı, empati kurmayı, olaylara daha ılımlı yaklaşmayı,birine bu derece aşık olunabileceğini, onun için ölümü bile göze alabileceğimi öğrendim. Hepsini o küçücük yaratık öğretti bana, hem de bunun için hiç bir çaba harcamadan.
Canım oğlum, yolun hep açık olsun, mutlu ol, sağlıklı ol, başarılı ol, kötü insanlarla karşılaştırmasın seni hayat(çünkü onlarla nasıl baş edeceğini bilmiyorsun)
Cuma, Mart 20, 2009
MUTLAKA OKUYUN

Serdar Turgut'un pişmanlık yazısı. Lütfen okuyun. İlle bunları yaşayıpta mı pişman olması gerekiyordu? Bizim gördüğümüzü niye görmediler ya da görmek istemediler? Bir de bu adamlar sözde gazeteci. Olayları bizlerden daha iyi görüp, değerlendirmeleri gerekmez miydi? Umarım sadece o değil, diğerleri de uyanmışlardır gaflet uykularından...
"Yeni öteki Türkiye
Bir zamanlar 'öteki Türkiye' diye bir kavram ortaya atıp, ona ait insanların tanımını yapıp, sahip çıkma mücadelesi vermiştim.
Şimdi bakıyorum da 'öteki Türkiye' tanımını güncel koşullara uygun olarak yeniden yapma ve 'Yeni öteki Türkiye'yi oluşturan insanların haklarına sahip çıkma mücadelesi vermek gerekiyor.
İlk önce bu yeni ötekileştirenlerin ortak niteliklerinin bir tanımını yapıp, tanım konusunda net olmamız lazım.
İşte ülkenin 'Yeni öteki Türkiye'sini oluşturan insanların ortak yanları:
1-Bilgili, birikimli ve eğitimliler.
2-Kimlik politikalarına fazla önem vermiyorlar. Çünkü kendi kimliklerini meslekleriyle oluşturmuş durumdalar. Mesleklerine saygıları var. Meslekli insanlara genelde saygılılar.
3- Hayatta en fazla önem verdikleri konu bir sınıfın geleceği veya bir siyasi fikrin gelecekteki hakimiyeti filan değil. Daha çok ailelerinin ve çocuklarının geleceği ile alakadarlar. Onlar için ilk olarak aileleri geliyor. Dolayısıyla önceliği siyasetine, mezhebine, ideolojisine veren insanları ne anlayabiliyorlar ne de onlarla anlaşabiliyorlar.
4- Bu grup kendi yaşamlarında toplam kaliteye çok önem veriyor. Toplam kalite arayışının paralı olmakla alakalısı bulunmadığını biliyorlar. Hayatından kalite arayışını çıkarmış insanların, buldukları mazeretleri kabul etmiyorlar. Bir insanın kendisine dikkat etmesinin başta insanın kendisine ve ailesine saygıyla alakalı olduğunu biliyorlar. Bunların çoğu zengin insanlar da değiller. Mesleklerini iyi yapıp ona uygun para kazanıyorlar.
5- İnanç konusunda yoğun düşünüyorlar. Kendisine dindar diyenlerin inancı tekellerine alma girişiminden son derece rahatsızlar. İnancın sadece kendisine dindar diyenlere bırakılamayacak kadar önemli olduğunun da farkındalar.
6- Bu ülkede paylaştığımız hayatın geleceği konusunda hiçbir görüşün somut bir şey söylememesinden çok rahatsızlar. Bu kesimde gelecek korkusu çok yaygın.
7- Özel yaşamlara da karışılacağı bir Türkiye'ye gidildiği korkusu da var bu kesimde.
8- Bu kesimin kadınları neredeyse panik içinde. Dindar olduğunu söyleyenler ilk önce kadınlara baskı yaptığından, bu kesimin kadınları özellikle çok rahatsız.
9- Bu kesimde birçok önyargının aksine dindarlık da hayli yaygın. Ancak bu kesim kendi dindarlığını öyle etrafa göstererek yaşamaktan utanıyor. O şekilde dindarlığını göstermeye çalışan insanlardan da rahatsız oluyor. AKP'nin dindarlığı kullanış biçiminin Türkiye'yi hızla bir din diktatörlüğüne götürebileceğinden ürküyorlar.
10- Bu kesim Atatürk'ü anlamaya çalışıyor ve onu seviyor. Bu memlekette Atatürk'ü sevenlerin ve bunu ifade edenlerin neredeyse bir çete üyesiymiş gibi algılanmaya başlanmasından çok rahatsızlar.
11- Çoğunluk en azından bir yabancı dil konuşuyor ve Batı yaşam biçimini biliyor. Türkiye'nin sıradan bir Ortadoğu ülkesine dönüştürülmesi ihtimali onları korkutuyor.
12- Cemaatler ile ilgili söylentiler, özellikle Fethullah Gülen hakkında konuşulanlar onları ürkütüyor. Gülen cemaatinin özellikle okullara el atmış olması başta 'öteki Türkiye'nin kadınlarını ürkütüyor. 'Çocuğumun geleceği ne olacak, ne yapacağız?' korkusu yaygın.
13- Sanıldığı gibi bu insanlar elit filan değiller. Paylaşılan hayatın her sınıfından insanların zevkleri ve tercihlerini onlar da paylaşabiliyor. Sadece bu insanlar beyinlerini kompartımanlara ayırıp hayatın farklı boyutlarından bir şeyler alabiliyorlar. Tek boyutlu değil, çok daha karmaşıklar.
14- Türkiye'deki toplam kalite düşüşü ve estetikten yoksunluğun yaygınlaşmasından rahatsızlar. Hayatından toplam kalite arayışını ve estetik kaygıları çıkaran insanların siyaseten el üstünde tutulmaya başlanmasının anlamını çözemiyorlar. Bu durum onları gelecek için daha da kaygılandırıyor. Türkiye'de bir 'Üçüncü dünya diktatörlüğüne mi gidiliyor?' sorusu kafalarda.
Evet bazı temel ortak özelliklerini saymaya çalıştığım bu insanlar aslında Türkiye'nin dünyada dik bir biçimde durmasını ağlayacak, meslekli, bilgili, birikimli ve kaliteli, medeni insanlar.
Eski 'öteki Türkiye'yi oluşturan insanlar, kendilerine ait partinin de iktidara gelmesiyle 'artık sıra bize geldi' diyerek, öfkelerini, kinlerini hiç saklamaya gerek duymadan Türkiye'nin omuriliğini oluşturabilecek insanların belini bükmeye başladılar.
Bu sessiz, makul insanlardan artık öç alınıyor ve daha da alınacak gibi görülüyor. O gruba ait işadamına da bu yapılıyor, gazetecisine de, üniversite hocasına da, öğretmenine de... Her meslek grubundan insanın üzerinde büyük bir psikolojik baskı var.
Bu Şerif Mardin Bey'in bahsettiği mahalle baskısından çok daha ağır bir baskı. Çünkü işin içine polis devleti uygulamaları da sokulmaya başlandı. İnsanlar belirli bir şekilde davranmadıkları, konuşmadıkları, düşünmedikleri için ve hatta belirli bir şekilde görünmedikler için bile sadece dışlanmaktan değil artık cezalandırmaktan da korkar hale geldiler.
Açıkça söyleyeyim; kendimi ait gördüğüm bu grubun insanlarından çok daha fazla ben korkuyorum. Çünkü meslek gereği başımızdaki iktidarın ne kadar kindar ne kadar acımasız olabileceğini biliyorum. Geçmişte bunun öneklerini çoğu defa gördüm. Planlı, koordineli ve yalan söyleyerek çalışıyorlar. Ve kendileri hakkında yalan söylüyorlar...
'Söylemiyoruz' diyenlere de, genel seçim akşamı partisinin balkonundan konuşan başbakana bir bakın, bugün konuşana bir bakın. 'O gece yalan söylemiş olduğu bariz değil mi?' diye sormak gerekiyor.
İkiyüzlü liberaller dışında iktidara 'yeni öteki Türkiye' insanları arasında da destek vermek isteyenler vardı ama korkunç gerçek ortaya net olarak çıkmaya başladığından, iktidarın ajandasının tamamen başka olduğu anlaşıldığından, o potansiyel destek şimdi yerini gelecek korkusuna ve paniğe bırakmış durumda.
Bu yazıyı, o zamanlar yazmakta olduğum Hürriyet gazetesi tamamen farklı siyasi oluşumlara destek verdiği halde AKP'ye açık destek vermiş ve iktidara gelmelerinin doğru olacağını yazmış olan bir insan olarak yazıyorum.
Çok uzun süre pişman olmadım o desteğimden. Tam kendimden kuşkuya düşüyordum ki seçim gecesi konuşması gibi bir gelişme oldu, yine destek verdim. Şimdi acı bir şekilde anladım ki; tüm o konuşmalar benim gibi insanları manipüle etmek için planlı olarak yapılmış.
Aldatıldık, yanıldık ve evet; pişmanım... Bütün bunları bırakın, şimdi daha da önemlisi bizim gibi insanların bu ülkede geleceği tehlikede.
Tehlikeyi açıkça söyleyeyim; totaliter-otoriter hatta faşizan bir yönetim kuruluyor ülkede.
Daha da kötüsü bu sistem içi öfkeyle dolu olan sıradan insanın, gündelik faşizmini de yoğun bir şekilde içerecek.
Bizim ise tek umudumuz; azınlık hakkımızın korunmasını talep etmek ve bizim dışımızdaki her türlü azınlığın haklarına sahip çıkmış görünen dünyanın bizim azınlık haklarımıza da sahip çıkmasını ummaktan ibarettir.
Acı çok acı bir şey bu olanlar ama ne yapayım, birisinin de acı gerçeği mümkün olduğunca açık olarak söylemesi gerekiyordu..."
Perşembe, Mart 19, 2009
Dün

Nereye gideyim diye düşünürken önce halamlar geldi aklıma ve aradım. Ama halam grip olmuş, yatıyormuş.Oraya gitmekten vaz geçtim. Sonra eşim aradı, F.oça'ya gidiyormuş, benimle gelsene dedi. K.peder de gelecekmiş ama onu evine bırakıp, dönüşte de alacakmışız. Eh, o zaman olur dedim. Saat 12 gibi önce babasını sonra da beni aldı. Hafta içi olduğu için yollar da sakindi. K.pederi evine bırakıp, F.oça'ya geçtik. Hava kapalı ama güzeldi. Arabayı j.andarmaya yakın bir yerlere park edip küçük denizin oradan yürümeye başladık. Kalenin çevresinden dolanarak, tekrar çarşıya girip kısa bir tur attık.Sonra birşeyler yedik. Sonra da arabayla Mersinaki tarafına gittik. O sırada yağmur yağmaya başladı. Arabanın camlarını açıp temiz havayı, deniz ve yağmur kokusunu içimize çektik, terapi gibi geldi. Dönüşte k.pederi almaya gittik. Yolda bu oğlaklar ve onların anne-babaları:)) karşıladı bizi. 7-8 kadar oğlak vardı. Ama hepsini bir arada çekmek mümkün olmadı, sürekli hoplayıp, zıplayıp kaçışıyorlardı.

Ben en çok bunu sevdim, kartopu gibi.İnsandan kaçmıyorlar, mıncıkladık, sevdik.

O şanslıydı, annesi vardı ve şapur şupur emiyordu annesini.

Buncağızı ise oradaki bir köylü satın almış. Keçilerin sahibi de onu annesinden ayırıp vermiş. Şimdi yeni sahibi biberonla besliyor onu:(

K.peder sağolsun çay demlemiş. Orada evin açıldığını görenler hemen bir gelir, yoklarlar. Baktık, 2 komşu da gelmiş. Hep birlikte bahçede çay içtik. Gerçi biraz soğuktu ama yağmur yoktu. Sonra da toparlanıp evimize doğru yola çıktık. Yolda kah yağmur yağdı, kah kesildi.
Bu arada İzmir'de özellikle K.arşıyaka tarafında oturanlar, dikkat. Çiğli'de ışıklarda F.ıstık M.ıstık diye bir baklavacı açılmış, aman allahım, tarifi mümkün değil ki benim tatlı ile fazla aram yoktur. Adı ne bilmiyorum ama böyle küçücük, içi süt kaymağı ve antep fıstığı ile doldurulmuş bir baklava çeşidi var, of, of , of . Şiddetle öneririm. Eşim arkadaşlarından methini duymuş, hemen durdu önünde, aldık. Tabi kutunun yarısı dün akşam bitti, bu da kalan kısmın resmi:))

Bugün aslında bir toplantımız vardı ama gideceğimiz arkadaşımızın babası rahatsızlanmış, acil şifalar ona da.
Herkese sağlıklı günler...
Not:Yalnızca en üstteki F.oça resmi internetten alınmıştır. Diğerleri benim sefil cep tel. ile çekildi:))
Pazartesi, Mart 16, 2009

Hafta sonu bir açıp bir kapayan hava yüzünden güvenip te bir yerlere gidemedik. Cumartesi günü biraz alışveriş ve sahilde dolaşma, pazar günü de anneleri ziyaret ve evde iş güçle geçti. Pazar günü çayın yanına yeni bir kek denedim ki tarifi diğer bloğumda. Biraz ütü, biraz çamaşır. Akşam aşağıda oturan teyzemiz geldi,mısır patlattık, var mısın yok musun seyrettik, falan filan. Yeni bir haftaya başladık yine.
Herkese iyi haftalar
Not:Resim getty images'den
Çarşamba, Mart 11, 2009
Örgülerin Akibeti

12 Ocak'ta henüz yeni başladığım halini verdiğim yelek bitti ve teyzeme verilmek üzere hazır bekliyor. Teyzem büyük olasılıkla önümüzdki hafta İzmir'e gelecek, geldiğinde vermeyi düşünüyorum.

Bu da yakın plan resmi:)) Örneği halamın büyük kızından aldım. Fantazi lastiğe benzer bir örnek. Tabi, bu bitince hemen yeni bir yeleğe başladım. Yelek, çünkü kolu yok, yakası yok, çok kolay örmesi. Tv karşısında bile örebiliyor insan. Örnek te aynı örnekten(kolayıma geldi), yalnızca yünü değişik. Zaten yazın gelmesine az kaldı, taaa Ekim'e kadar yeni bir şey başlayamam diye bunu hızla bitirmeye çalışıyorum.

Kitaplarıma başlayamadım daha. Belki bugün. Bugün pazar var, enginar almak istiyorum, mevsimi geldi, karaciğerimiz ve damağımız bayram etsin.
Cuma, Mart 06, 2009
Kitaplar

Dün bir arkadaş toplantımız vardı. Sabahtan da banka işleri vardı, üstelik Konak tarafında. Sabah 9'da çıktım evden. Önce Konak'taki bankadaki işler halledildi, oradan Karşıyaka'ya gelip oradaki bankadaki işimi bitirdim. Hızla eve gelip banyo, oradan (allahtan evimin neredeyse altındaki) berbere gidip fön çektirme ve arkadaşla buluşup Hatay'a gezmeye gitme. Güzel bir gün oldu. Muhabbet o kadar tatlıydı ki saat 6'ya geliyordu" aaa, çok geç olmuş" dediğimizde.Eve gidince oğluma bir gün önceden verdiğimiz söz gündeme geldi. Bu ay sonunda doğum günü var. Bu kutlu doğum ayında:)) çeşitli hediyeler alıyoruz. K.i.pa'da indirim varmış,harici hard disc istiyordu,1 TB'lik. Ben eve girdim, üzerimi değiştirdim, bu kez de K.i.pa'ya gitmek için dışarı çıktık. Alışverişimiz bitince "hadi İ.nk.il.ap kitapevine de girelim"dedik(m)Sonra da yukarıdaki 3 kitabı aldım. 2'si M.ario L.evi'nin , diğeri de V.edat T.ürk.ali'nin yeni romanı. Ben genellikle üst-baş, ayakkabı , çanta alışverişlerimi yazmam buraya, çünkü benim için bunlar zorunlu alışverişlerdir, zevk almam. Alışveriş edeceğim dükkanlar bellidir(marka meselesi değil, büyük beden meselesi).İlk , en fazla 2. girdiğim dükkandan alırım alacaklarımı ve bu yarım saatten fazla sürmez. Acaip canım sıkılır(benim kadınlık damarlarımdan biri kopuk herhalde) . Ama kitapçılarda zamanın nasıl geçtiğini anlamam. Dün hele bu kitapları alınca var ya nasıl mutlu oldum anlatamam. Hani ev, araba alırsın da çok mutlu olursun, öylesine. Ben burada aman ne de kültürlüyüm, acaip entel, dantelim demek için yazmıyorum bunları.Bunlar benim içten duygularım ve sanırım kitabı hem okumayı hem de sahip olmayı sevenler duygularımı anlamışlardır. Bitirince kitaplarla ilgili düşüncelerimi de yazarım buraya.
Lost fırtınası hala aynı hızla sürüyor bizim evde. 4.sezonu bitirmiştik. ADSL'i de sınırsız yapınca, artık diziyi günü gününe izlemeye başladık biz de. Biz derken oğlum ve ben. Eşim pek sevmedi bu diziyi. Şimdi her Perşembe sabahtan hemen b.sayarı açıyoruz. Ben öğlene kadar diziyi indiriyorum. Oğlum da okuldan gelince alt yazısını indiriyor. O genellikle perşembe akşamı izliyor. Benimse Cuma sabahlarındaki keyfim oldu. Bizimkiler evden çıkınca ben çayımı koyuyorum,o demlenirken ortalığı topluyorum. Çay demlenince kahvaltımı küçük bir tepsiye koyup b.sayarın karşısına kuruluyorum ve büyük bir zevkle Lost'umu izlemeye başlıyorum. Bugün son bölümü izledim, ondan sonra yazıyorum zaten bu postu.
Gene Cuma'yı bulduk. Bu hafta sonu Ç.eşme'ye gidip eve bir bakmak istiyoruz. Çok yağmurlar yağdı, fırtınalar oldu. Ev akmış mı, çatıda uçan kiremit var mı diye bakacağız. Yalnız hafta sonu hep yağmur varmış. Oysa ben hava güneşli olur, deniz kenarında oturur bir şeyler yer, içeriz diye hayal etmiştim. Umarım B.ünya.min hatalıdır bu sefer:))
Herkese iyi hafta sonları, iyi dinlenmeler...
Çarşamba, Mart 04, 2009
Tansiyon

Dün akşam haberlerde o haberi ve üstteki resimdeki pankartı gördünüz mü? Allahım, nasıl bir ülke, nasıl insanlarla birlikte yaşıyoruz biz? Bu ne yalakalık? Hiç mi Kurtuluş Savaşına katılmış ecdadın yok, kemikleri sızlayacak? Eğitim (sizlik) sistemimizin yetiştirdiği daha doğrusu yetiştiremediği, düşünmekten aciz, kulluk ve koyunluk etmeyi seven halkımızın istediği yönetim biçimi bu mu? Dün akşam çok celallendim, e tabi 47 yaşında emekli bi teyzeyim, normaldir. Tansiyonum fırladı. Napçaz arkadaşlar biz bu insanlarla, yemin ederim umudum kalmama noktasına geldi. Bu saatten sonra çekip gidecek de değiliz ama...Bugün H.ürriyet gazetesinde bu konuda bu, bu ve hatta bu yazarların köşe yazıları var.
Artık yalnızca A.kıllı tv izliycem, sağlığım için.
Pazartesi, Şubat 23, 2009
Tembel ve Mutlu

Figencim beni ödüllendirmiş, çok teşekkür ederim. Ödülün doğası gereği benim de birilerine ödül vermem lazım ama baktım da ödülsüz kimse kalmamış gibi. Ben de okuduğum ve beni okuyan tüm blogları ödüllendiriyorum.
Bu aralar bloga yazma konusunda çok tembelim. Bugün bile kendimi zorlayarak yazıyorum. Figenin ödülü bahane oldu da kendimi yazmak zorunda hissettim. Neler yapıyorsun derseniz, geziyorum, geziyorum, geziyorum diyeceğim. En çok yaptığım şey bu, ama gene çamaşırlar yıkanıyor, ütüler, yemekler yapılıyor, işte günlük hayat devam ediyor ama sakın sıkıldığımı sanmayın. Benim ruhumun militarist bir yanı var. Düzeni, rutini çok seviyorum. Her sabah aynı saatte kalkıp, aynı haber kanalını izlemek, aynı saatte kahvaltı etmek, ortalığı toplamak, yemeği yapıp öğleden sonra da sokağa fırlamayı seviyorum. Pazartesileri anne günü(bugün olduğu gibi). Diğer günlerse mutlaka bir toplantı oluyor, bazen akraba ziyareti, bazı günler de banka işleri oluyor. Derler ya, yuvarlanıp gidiyorum.
Oğlum aşık:)) Nur kızımızı (henüz tanışmasak da) seviyoruz ailecek. Oğlumuz onu seviyor, o oğlumuzu seviyor, birbirlerini üzmeden güzel bir ilişki yaşıyorlar, daha ne isterim.
Annem şükür düzeldi,benimse grip tam geçmedi, 15 gün oldu, zaten antibiyotiğe başladım. Gerçi bunda dinlenmemenin de etkisi var, gezmekten iyileşmeye vakit yok:))Ama yatacak kadar da kötü değilim zaten.
Kısaca her şey çok şükür iyi gidiyor mutlu olmamak için neden yok, bi de havalar ısınsa süper olacak:))
Herkese iyi, mutlu, güzel bir hafta diliyorum...
Salı, Şubat 10, 2009
Hastayım

Tam bu kışı hasta olmadan atlattım diye sevinirken, ne kadar aceleci davrandığımı anladım. Çok şükür ateşim yok ama sanki dayak yemişim gibi tüm vücudum ağrıyor ve en önemlisi boğazıma bir kedi oturmuş, sürekli tırmalıyor sanki. (Ne benzetmeler ha) Dün annemdeydim. Öğleden sonra birden başladı. Hemen t.heraflu aldım, s.trepsils emmeye başladım ama pek yetmeyecek gibi. Sabahtan beri içtiğim çay ve benzerlerinin haddi hesabı yok, üstelik hepsinin içine yaklaşık 1/4 de limon sıkıyorum. Dü gece t.heraflunun etkisi ile 8.30 gibi uyuyup, 12 gibi uyandım. Sonra da gece 2 falandı uyuyabildim. Perşembe günü de arkadaş toplantımız var, o güne kadar iyi olmak istiyorum(gezentiye bak, gezmek için iyi olmak istiyor)
Gelelim sömestr tatiline. Pazartesi günü geldi kardeşim ve yeğenim. Salı gününden itibaren de yeğenim bende kaldı, taaa gidene kadar. Geceleri ben, oğlum, yeğenim hep bir arada yattık. Yeğenim daha 6 yaşını yeni bitirdi. Her gün bir aktivite vardı. Bir gün alışveriş merkezindeki oyuncaklara gittik. Bir gün doğal yaşam parkına, hayvanları görmeye. Bir gün sinemaya-Despero filmine- Diğer günlerde de bilumum çocuk parkları ziyaret edildi. Benim için çok zevkliydi, unutmuşuz küçük çocuğu. İyi geldi. Bir tek 31 Ocak'taki İzmirli bloggerlar toplantısına çok istediğim halde katılamadım, ona yanıyorum. Ama o gün tüm akrabaların bana gelebileceği tek gündü. Bendeydiler, olmadı, gidemedim, inşallah diğerine:))
O güzel günlerin tek üzücü yanı son pazartesi gecesi annemin rahatsızlanmasıydı. O gece tansiyonu 18-10 olmuş, kusmuş, başı fırıldak gibi dönüyormuş. Sonunda doktora götürdük. Doktor tabii ki tuz rejimi(elinden tuzluk düşmüyor) verdi, bir de tansiyon ilacını değiştirdi. Şimdi şükür iyi. Ama o birkaç gün kabus gibiydi. Kardeşim giderken aklı burada kaldı. Neyse ki şimdi iyi. Kardeşimin de 4 ay sonunda yapılan tomografileri iyi çıktı, çok şükür hiç bir şey yok. İnşallah hep de böyle gidecek.
Biraz da siyaset. Bu hökümetin başı bizi salak mı sanıyor? D.avos'ta kendi organize ettiği ve diğerlerini de alet ettiği şovla birkaç puan arttırdı seçimdeki payını. Şimdi de I.M.F.'ye mi kafa tutuyor? Yular onların elinde, kime kafa tutuyorsun. Seçimlerden önce anlaşma olmazmış da, ülkenin menfaatlerini koruyacakmış da. Açılımı şu; Zaten biz anlaştık, seçimlere kadar karşılıklı oyalanıp bir efelik gösterisi daha yapacağım, sonra kulaklarınızın arkası da dahil, allah ne verdiyse...
Hadi kalın sağlıcakla,
Not:Resim "getty images" den.
Pazartesi, Ocak 26, 2009
Tatil Başladı
Geçen hafta yoğundu. Çarşamba günü arkadaşlarım bendeydi. Perşembe günü ise ben bir arkadaşıma gittim. Akşamına doğum günüm nedeni ile ben, eşim, oğlum, görümcem, eşimin kuzeni ve kızı yemeğe gittik. Oradan da görümceme geçtik. Pasta almış bana, dileğimi tutup mumumu üfledim. Cuma günü anneme uğradım. Cumartesi eşimle dolaşarak geçti. Dün ise k.validem aşure yapacaktı, ona gittik.
Bugünse heyecan dolu bir bekleyiş içerisindeyim. Birazdan kardeşim ve yeğenim gelecekler. Ben şimdi onları karşılamak için havaalanına gitmek üzere evden çıkacağım.
Bu postu yazayım dedim. Belki gezmekten zaman bulamam. Artık onlar döndükten sonra yeni post yazarım.
Tüm anne bloggerlara ve çocuklarına iyi tatiller..
Bugünse heyecan dolu bir bekleyiş içerisindeyim. Birazdan kardeşim ve yeğenim gelecekler. Ben şimdi onları karşılamak için havaalanına gitmek üzere evden çıkacağım.
Bu postu yazayım dedim. Belki gezmekten zaman bulamam. Artık onlar döndükten sonra yeni post yazarım.
Tüm anne bloggerlara ve çocuklarına iyi tatiller..
Perşembe, Ocak 22, 2009
İYİ Kİ DOĞDUM

47 yıl önce, yine böyle soğuk ama güneşli bir İzmir sabahında doğmuşum. Şaka maka
50'ye 3 kaldı. Anneeee ya, ağlamak istiyorum. Yok yok şaka. Böyle şeylere mi ağlıcaz biz ya? Kuyruk her daim dik. Eh, 47'lik pastada böyle olur herhalde. Ne kremalı, ne çikolatalı, direkt mum pasta:))
İyi ki doğmuşum ben ya
Önemli dip not:Arkadaşlar, yukarıdaki resim, internetten alınmadır, yani benim pastam değil. Yanılltıysam özür dilerim. Ben de çok beğendim ve günün anlam ve önemine uygun bulduğum için yayınladım.
Pazartesi, Ocak 12, 2009
ÖRGÜ HAFTASI

Anneme ördüğüm yelek sonunda bitti. Ben aslında yılbaşı hediyesi olarak vermek istiyordum ama elime dikiş atılması örgü örmemi engelledi. O yüzden elimde çok oyalandı. Kahve çatlağı denilen modeli yapmıştım. Umarım beğenir. Bugün malum pazartesi anneme gideceğim. Onlar da hak kuşu gibi bekler beni zaten.

Tabi çok hamaratım (!) ya. Cuma günü halamın kızları ile birlikte bir kaç yüncü gezdik. Siyahlı grili kırçıllı bir yün aldım ve aşağıdaki işe başladım. Yine yelek yapıyorum, artık kimin kısmeti olur bilemem. Kendime örmüyorum, çünkü ben yün şeyler giyemem. Kışın bile giydiğim en kalın şey sweat shirt'tür. Çok çok üşürsem, polar montlarım var, onu giyerim.

Örgü örmeyi, daha doğrusu akşamları tv izlerken başka birşeyle de meşgul olmayı seviyorum. Aslında yarın gidip dut yünlerden alacağım. Daha önce yazmıştım. Şu an hamile olan çok sevdiğim 2 eski elemanıma bebe battaniyesi öreceğim.O yüzden belki bu yelek de kenara atılır, biraz geç biter.
Geçen hafta güzeldi. Yıllar sonra tekrar buluştuğumuz arkadaşlarala çarşamba günü ben de buluştuk. Ertesi gün ise emekli bankacılar olarak bu kez bir arkadaşımızda toplandık. Bu cumartesi de liseli kızlarla olan yemekli toplantımız var. Bana yakın oturan birinde buluşacağımızdan yürüyerek gideceğim. Önümüzdeki hafta çarşamba ise bu kez emekli bankacılar bana gelecek, ertesi günse diğer arkadaş grubu ile buluşacağız. Çarşamba günkü toplantı ile bendeki toplantıların tümü bitmiş oluyor. Ben artık hep gideceğim:))
Sömestr yaklaşıyor. Zavallı oğluşuma tatil yok. Tatilde 2 hafta dersane varmış. 1 hafta sabahçı, 1 hafta öğlenci olacaklarmış. Bu arada 26 Ocak'ta kardeşim ve yeğenim geliyorlar. Yeğenim bende kalacak. Ona iyi bir tatil geçirtmek istiyorum. Sinemaya gideriz, yeni açılan doğal yaşam parkına gideriz(bahaneyle ben de görürüm), hava güzel olursa Bostanlı sahilindeki çocuk parklarına gideriz, alışveriş merkezlerine gider, jetonlu oyuncaklara bineriz. Şimdiden içimi sevinç kapladı. Dört gözle bekliyorum(Z) ikisini de...
Herkese iyi haftalar
Cumartesi, Ocak 10, 2009
İZMİRLİ BLOGGERLAR BULUŞMASI
Eyy İzmirli bloggerlar, duyduk duymadık demeyin. 31 Ocak'ta İzmirli bloggerlar olarak bir toplantı düzenleniyor. İsteyen herkes katılabilir.Katılmak isteyenler lütfen "figenkaravas@gmail.com" adresine mail atarak katılmak istediklerini bildirsinler. Çünkü organizasyonu yemekbiz.blogspot.com'dan Figen düzenliyor. Toplantımız;
31 Ocak Cmt.
Saat 12.00
Bake Shop İzmir de…
KAHRAMANLAR FUAR KAPISINDAN CANKAYA YA DOGRU GİDİN .ISIKLARA GELMEDEN ONCE SOL TARAFTA MOTORCULARIN ARASINDA KALIYOR ANA CADDEDE.ISIKLARDAN 50 MT KADAR ONCE SOLDA.
Görüşmek üzere...
31 Ocak Cmt.
Saat 12.00
Bake Shop İzmir de…
KAHRAMANLAR FUAR KAPISINDAN CANKAYA YA DOGRU GİDİN .ISIKLARA GELMEDEN ONCE SOL TARAFTA MOTORCULARIN ARASINDA KALIYOR ANA CADDEDE.ISIKLARDAN 50 MT KADAR ONCE SOLDA.
Görüşmek üzere...
Salı, Ocak 06, 2009
Tatsız 2009

2008 kötüydü, umutlarımız ondaydı ama daha başlangıcı bile kötü oldu 2009'un. 1 Ocak günü akşama dek tv falan izlemediğimizden 7 gencimizin durumunu bilmiyordum. Akşam 7 haberlerinde izleyince hepimiz çok üzüldük. Oğlum "anne benden 1-2 yaş büyüklermiş" diye diye bir hal oldu. Herhalde ölümü ilk kez bu kadar yakın hissetti(ağzımdan yel alsın). Sonrasında İsrail'in Gazze'de öldürdüğü masum insanlar, çocuklar.
Kişisel tarihimizde de ilk terslik Cumartesi günü oğlumun ateşinin 39.6'ya çıkması ile başladı. Hemen eniştemizi arayıp(doktor), antibiyotik tavsiyesi aldım. Kolonyalı pamuklarla eklem yerlerini ovdum. Pazar günü ateşi düştü ama keyifsizdi. Şükür, artık iyi ama ilaca devam. Cumartesi öğleden sonra da eşim işten geldi. Çalıştığı şirkette 4 kişi işten çıkarılmış(zaten 12 kişilerdi) ve maaşlar yarı yarıya düşürülmüş. Tabi, polyannacılık oynayıp işten çıkarılmadığına şükrettik. Ama çıkarılanlar arasında evi kirada olan var, yeni bebeği olan var, okuyan 2 çocuğu olan var, kısaca tatsızdı. Kaldığına sevinemedi bile.
Bakıyorum da diğer bloglarda da hep karamsar yazılar var.Kısaca 2009 kötü başladı , umarım böyle sürmez. Güzel günlerde görüşmek dileği ile...
Perşembe, Ocak 01, 2009
2009'un ilk Postu

Yeni yılın ilk günü, ilk post. Şöyle sakin, ruh dinlendirici bir resim olsun dedim. Hem de bu kar kıyamette iyi gider diye düşündüm.
Dün çok güzeldi. Mezeleri almak için markete gittiğimde ortaokul-lise ve üniversiteyi birlikte okuduğum arkadaşımla karşılaştık. İkimizin de alışverişleri bittiğinden oradaki kafede 1 saaten fazla oturup sohbet ettik. Ayarlasak, sözleşsek olmazdı. Bu bana eski yılın gider ayak yaptığı hoş bir sürpriz oldu, bayıldım.
Sonra eve gelip, b.sayar başında zaman öldürdüm. Ortanca ve küçük halamla, yengemi ve birkaç arkadaşımı arayıp yeni yıllarını kutladım.Oğlum okuldan döndü, duş aldı,sonra da dün gece toplanacakları arkadaşına gitti. Eşim gelince ben sofrayı hazırlamaya başladım. Saat 8 gibi sofraya oturduk. Ağırlıklı olarak O.kan B.ayülgen'i seyrettik. Reklamlarda Kanal D'ye(skeçleri izlemeye çalıştık-hıyarlı babayı falan) ve ATV'ye baktık. 12 olmadan büyük halamla teyzemi aradım. Bu arada kardeşim beni aradı. 12'de eşimle birbirimize iyi yıllar diledikten sonra 12'yi biraz geçe de annemleri aradım. Saat 1-1.30 gibi de yattık. Oğlum sabah 11 gibi sağ salim(çok şükür:D ) geldi. İnsan evham ediyor, genç bunlar içiyorlar, neler oluyor falan diye. Neyse vukuatsız şekilde yeni yıl kutlaması yapmışlar ve eve geldi.
Birazdan eşimin teyzesine, annesine, sonra da benim annemlere gidip birer küçük hediye ile yeni yıllarını kutlayacağız.
Eee, yılbaşı, yılbaşı onu da bitirdik. Tekrar herkese iyi seneler.
Dip not: Saat 10 gibi eşim annelerini aradı, yeni yıllarını kutlamak için, şimdi onlar erken yatar dedi. Netekim k.validem yatmış uyumuştu bile, kayınpeder de artık yatmak üzereymiş. Hani onları aramadık sanmayın diye yazayım dedim:))
Salı, Aralık 30, 2008
Yılbaşı Öncesi

Bi gayret geldi, geçen hafta çamımızı süsledim. Ama hala daha ne bi hediye alma isteği var içimde, ne de yeni gelen bir yılın sevinci. Neyse, geçer herhalde. Mevsimden midir nedir, herkeste aynı karamsarlık var sanki.
Geçen hafta annemin arkadaşlarının geleceğinden söz etmiştim. Aynı zamanda teyzemin de arkadaşları. O gün tam altın kızlar toplantısı gibiydi. Annem en gençleri 1935'li. Ondan sonraki en genç 1929'lu, anlayın yani. Fakat hepsi hayat dolu, gülüp konuştular. Hepsi kitap kurdu. Yalnızca 1 tane üniversite mezunu var aralarında, kalanlar ya ilkokul ya da ortaokul mezunu. Ama en çok konuştukları şey en son okudukları kitaplar,izledikleri filmler.Birbirlerine okdukları romanları tavsiye ettiler. Oy birliği ile Ayşe Kulin en sevilen yazar aralarında. Biri son günlerde Cahit Uçuk'un " Bir İmparatorluğun Çöküşü" kitabını okuyormuş. " Aynı benim annemin yaşadıkları." dedi.Karar vermiş, annesinden dinlediklerini yazacakmış. Bakarsın T. teyzem yazar olmuş, neden olmasın? Bizimkiler de dahil gelen herkes "mübadil",ağırlıklı olarak ta Selanikliler. İnanın hiç dedikodu olmadı. Kendilerinden , kitaplardan, günlük hayhuydan, o kadar güzel konuştular ki.
Cumartesi günü ise arkadaşımla yıllık olağan yılbaşı öncesindeki son cumartesi toplantımızı yaptık, hediyelerimizi verdik birbirimize. O gün de muhabbet dolu güzel bir gündü.
Bugün teyzem evine dönüyor. Yılbaşını oğlu ile birlikte geçirmek istyormuş. Bugün anneme gidip, onu uğurlayacağım. Yaşadığı yer uzak değil, 2 saatlik mesafe allahtan.Üstelik hala aynı il sınırları dahilindeyiz.
Yarın yılbaşı. Sabah gidip biraz meze türü şeyler, çerez ve meyve alıp, bütün gün evde yatmayı düşünüyorum. Eğer beğenirsek te, yılbaşı gecesi NTV'de O.kan B.ayülgen'in programını izleyeceğiz. 70'lerden başlayıp günümüze dek gelecekmiş. Müzikler, diziler falan.
Şimdiden herkesin yeni yılını kutluyorum. Yeni yılın herkese sağlık, mutluluk, başarı ve bol para getirmesini diliyorum.(Güzellik yarışmalarındaki
kızların sözleri gibi çok klişe oldu galiba.)
Bi de bayat espri; Seneye görüşmek üzere:))
Salı, Aralık 23, 2008
Yaralı Parmak

Başlık benim kızılderili ismim:))) Cuma günü , cumartesi günkü yemeğin telaşı içerisindeyken, biraz da acelecilikten parmağımı çok derin kestim. Yaklaşık yarım saat boyunca evin içerisinde kanı durdurma çalışmalarım sonuç vermeyince en yakın tıp merkezine gittim. 2 dikiş atıldı. Gün aşırı pansuman yaptırıyorum ve haftaya pazartesi de dikişler alınacak. Ama benim iş yapmamı olumsuz yönde çok etkiliyor. Sağ elim çünkü. Cumartesi günü liseli kızlarla olan yemekli toplantı bendeydi. Aslında zeytinyağlıların hepsini ve tatlıyı( kakaolu muhallebi) yapmıştım. Bir tek çorba ve fırında patatesli köfte kalmıştı. Sağolsun o akşam görümcem bana geldi. Etrafı toparladı. Ertesi sabah salataları, çorbayı ve yemeği yaptı. Sofrayı kurdu ve gitti. Kızlar kendi servislerini kendileri yaptılar. Güzel bir gündü. Akşama o kadar çok yemek arttı ki görümcemin yanısıra kayınvalideleri de çağırdım. Onlar da aradan çıkmış oldu. Bugün temizlik var, ütüleri de gelen kadın yapacak. Sabah bir gömlek ütüledim oğluma, elim sızladı valla.
Yarın annemlerin arkadaşları ona gelecekler. Ben buradan bir şeyler alıp götüreceğim. Aslında ben bir şeyler pişirecektim ama elim böyleyken zor. N'apayım, hazır olsun bu seferlik.
Yeni yıl geliyor ama içimde hiç coşkusu yok. Dün her yıl yılbaşı öncesindeki son cumartesi buluştuğumuz arkadaşım aradı, o da hay huydan unutmuş "bu hafta son cumartesi" diye hatırlattı. Bu yıl oğlum arkadaşları ile bir şeyler yapacakmış. Büyüdü artık, kuş yuvadan uçuyor, kendi başlarına takılacaklar. Gideceği yer bize çok yakın olduğundan ses etmedik. Bu civarda değil de Alsancak'ta falan olaydı ne derdik, bilmiyorum. Biz de herhalde karı-koca başbaşa yılbaşı yapıcaz. Galiba evlendiğimizden beri ilk kez olacak. İlk yılbaşımızda o askerdeydi, bense annemlerde. Ondan sonraki tüm yılbaşılarda en azından oğlumuz vardı yanımızda. Zaten oğlum 2 yaşına geldikten sonra da hep birileri ile toplandık, malum o eğlensin diye. Bu da böyle bir yılbaşı olsun bakalım.
Yeni yıldan sağlık istiyorum en çok. (Belki çok klasik gelecek ama öyle) Bir de oğlum iyi bir üniversitenin iyi bir bölümünü kazansın, mümkünse burslu olsun:)))
Başka da hiç bir şeycikler dilemiyorum. Ha bir de bi yerlerden şöyle 20-30.000 YTL açıktan gelse işte o zaman kaymaklı ekmek kadayıfı olur. Tüm krediler borçlar sıfırlanır. Ben gene toto-lotoya devam edeyim. Belki de sıra bende:))
Salı, Aralık 16, 2008
Kısa Kısa

Bayram sonrası Cumartesi günü D&R'da gezerken rastladım bu dergiye."İzmir Tarih ve Toplum" adı. Bakalım neymiş diye aldık ve eşim de ben de çok sevdik. 3 ayda bir yayınlanıyor. İzmir'de bir yayınevi çıkarıyor. Üstelik 5 YTL. Zaten yayın hayatına başlayalı da çok olmamış; bu 3. sayısı. İlk 2 sayıyı da bulmak istiyorum ve sanırım bundan sonra hep alırım. Diğer illerde var mı bilmiyorum ama İzmirlilere öneririm. Tarih lafı gözünü korkutmasın, kesinlikle sıkıcı değil.

Seçmen listeleri muhtarlıklara asılınca gidip adlarımızı kontrol ettim. Ana, oğlumun adı da seçmen listesinde var. Bilmiyorum salakça gelecek mi sizlere ama, gözlerim doldu. Hemen eşimi telefonla aradım. O da duygulandı. Artık devlet nezdinde bile oğlum adam yerine konuyor. Ulen, sen ne zaman büyüdün de seçmen bilem oldun? Neyse, kısacası bu seçimlerde oğluşum da oy kullanacak:))

Anneler ne yaparlarsa yapsınlar her zaman haklıdırlar. İşte, eğer Buşt anne terliğinden talimli olmasaydı alnı kabağına yemez miydi o ayakkabıyı? Demek ki neymiş? Anneler neylerse iyi eylermiş,evlatlarının hayrına eylermiş:)))
Pazartesi, Aralık 15, 2008
Tatil ve Sonrası

Bayram tatili sona erdi. Eminim çalışanlar ve öğrenciler için çok hızlı geçti ama bana fazla bile geldi. Bu bayramın en güzel yanı, kardeşimin gelmesiydi. Çok şükür iyi. İlaçlardan dolayı( kortizonlu) çok toplanmış gibi görünüyordu ki bu bir yerde iyiydi. Çok zayıf falan olsaydı annemler anlayabilirdi. Oysa hiç bir şey anlamadılar. Saçları, kaşları, kirpikleri uzamıştı. Ama tüm bayram boyunca annem, babam, teyzem(o da yaklaşık 1 aydır annemlerde) gripti. Tabi, kardeşime geçti ama o hemen antibiyotiğe başladı, daha hafif atlattı. Bizimkilerde neredeyse dün anca atmışlardı üzerlerinden hasta hallerini.
Bayramın ilk günü kurban kesildikten sonra annelere ve teyzelere gittik. Daha sonraki günlerde de diğer hala ve amcalar. Zaten kardeşim geldi, onunla birlikte bir şeyler yaptık, kısaca güzel günlerdi. Kardeşim cuma günü döndü. O gün yeğenimin doğum günüydü. O da haklı. baba olarak orada olmak istedi. Canım Kaan'ıma nice sağlıklı, mutlu yaşlar diliyorum.
Bayramda bir de A.yşe K.ulin'in yeni kitabını bitirdim. Bu romanın öncesi olan V.eda'yı okumuştum. O gün kitapçıda devamı niteliğindeki bu romana da rastlayınca tereddütsüz aldım ve yine aynı zevk ve heyecanla okudum. Herkese de öneririm, çok kolay okunan, akıcı, çok güzel bir roman.
Bu hafta süper yoğun bir hafta benim için; bugün annemlere kuzenleri A.yla teyzemiz gelecek. Annem hazır bir şeyler al, gel dedi ama içime sinmedi. Sabahtan keki fırına attım. Birazdan bir de poğaça yapıcam. Bir şey daha lazım ama hala karar veremedim. Bu arada doğalgaz faturası yatırılacak.Öğleden sonra da anneme gidicem.Salı günü bir arkadaşımla buluşucam, amaç muhabbet ama belki bir de sinema yaparız. Çarşamba günü sabahtan kadınım gelip bana lahana ve yaprak sarıcak. Temizlik yok ama. O gün de diğer bir arkadaşla buluşup bu kez direkt sinemaya gidicez. Şu 3 filmden birine gitmeyi düşünüyoruz "Arog, Osmanlı Cumhuriyeti ve Burn after Reading". O günkü halet-i ruhiyemize bağlı:)) Perşembe sabahtan kadın gelecek ,temizlik var. Öğleden sonra ise emekli bankacı arkadaşlar olarak yaptığımız toplantıya gideceğim. Cuma günü ful yemek yapma günü. Çünkü şu liseli kızlarla cumartesileri yaptığımız yemekli toplantı sırası bende. Cuma gününden tatlı ve zeytinyağlı kısmını halledeyim ki, cumartesi gününe yalnızca sıcaklar ve salata kalsın. Çarşamba günü kadının yapacağı sarmaların da esbab-ı mucibesi bu toplantı. Pazar günü de ayaklarımı uzatır, dinlenirim.
Dün ben de F.oça'ya gittim, kocam ve kaynanamlarla. O yüzden ütüler kaldı. Eşimin gömlekleri vardı biliyorum da, oğlumun hazır ütülü gömleği yok sanıyordum. Sabah ütülerim diyordum. Sabah dolaptan pantolununu çıkarırken bir de baktım ütülü 1 adet gömlek. Inınının:))) Sabah bonusu oldu bana. Eminim bugün tüm istediklerimi zamanında yetiştiricem. Çünkü sabah iyi başladı. Baksanıza buraya yazacak zaman bile yarattım kendime:))
Perşembe, Aralık 04, 2008
Çarşamba, Aralık 03, 2008
Ben Yazmasam Olmazdı

Dün sonunda ben de Issız Adam filmine gittim. Ben profesyonel sinema eleştirmeni değilim, burada yazacaklarım yalnızca kişisel görüşlerim, düşüncelerim. Lütfen okurken o gözle bakın. Birincisi film dendiği kadar acıklı değil( ya da ben artık duyarsızlaştım) Yalnızca filmin sonunda gözlerim doldu, o kadar. İkincisi yıllarını platonik aşklarla geçirmiş bir neslin elemanı olarak (lütfen bu satırların yazarının 47'sine 2 ay kalmış biri olduğunu unutmayınız)aşk dedikleri şey çok hızlı gelişti. Bugün sünnet, bugün deniz gibi erkeğin evine yemeğe gidiş, şarapları içiş ve yatağa (daha doğrusu yere) yuvarlanış, hepsi aynı gün içinde oldu bitti.Daha elimi tutar mı, tutarsa naparım hezeyanları yaşamadan bunlar işi bitirdiler bile. Hızdan başım döndü valla. Filme birlikte gittiğim benimle yaşıt arkadaşımın devam ettiği spor salonunda geçen hafta bu tartışmalar olmuş ve 25-30 yaş grubu kadınların hepsi" aynı günümüz aşkları" demiş. Doğrudur. Biz daha 80'deki aşkımızı yaşıyoruz, bilemiyorum tabe:)) Oyunculara gelince Melis Birkan benim için Naz Elmas- Beren Saat ekolünün devamı. Gözlerini kısıp dudaklarını büzünce oyuncu oluyorsun, bunu öğreniyorum bu kızlarımızdan. Gerisi fasa fiso. Mıyıl mıyıl bir kız, içimi baydı, o kadar. Cemal Hünal iyiydi ama sanırım bunda da objektif olamıyorum. Malum kadınlar, zayıf ve ağlayan erkeklere dayanamaz:)) Filmin tek güzel yanı Yıldız Kültür, anneyi oynayan oyuncu. Ne de olsa yılların tiyatrocusu, kurt. Girdiği her sahne ışıldadı, bayıldım. Zaten onu, daha doğrusu sesini yıllarca pazar sabahları(Perşembe akşamları yayınlanandan ayrı olarak yayınlanırdı)dinlediğimiz radyo tiyatrolarından tanıyorum.
Kısacası film belki de çok büyük umutlarla gittiğim için bende beklediğim etkiyi yaratmadı. Ama dediğim gibi olaya yaş faktörü ve yılların insanı katılaştırmasını da ekliyorum. Olayın güzel tarafı sinema çıkışı oturup muhabbet etmekti.Tabii ki çay ve cheese cake eşliğinde:)) Homini gırtlak durumları yani.
İnci Aral'ın Unutmak kitabını okuduğumu yazmıştım. Daha doğrusu Tolga Meriç'le söyleşi şeklinde yaptıkları bir kitap. Yazarı tanımak, anlamak, o roman ve öykülerin yazarın kendi yaşamındaki hangi olaydan kaynaklandığını bilmek çok güzelmiş. Ama meşakkatli bir okuma oldu. Çünkü söyleşide geçen ve benim okumadığım ya da yıllar önce okuyup ta unuttuğum roman ve öyküleri tekrardan, bu kez bu bilgiler ışığında okumaya çalıştım. Ama tek başına bile güzel bir kitap "Unutmak". Kesinlikle öneririm, özellikle otobiyografi sevenlere.Bu vesileyle de kendi geçmişe rastladım kütüphanemde. Sevginin Eşsiz Kışı kitabı ben de varmış. Varmış diyorum, çünkü içine attığım tarih "4.8.1986-İzmir" Yani 24 yaşında genç Çenebaz'ın el yazısı. Üstelik kitap ta ilk baskı. Hatırlamıyorum bile, ne aldığımı, ne de okuduğumu.Bu da böyle bir not olsun bloğumda, belki bir 22 sene sonra bu kez bu blogda kendimle karşılaşıp hatırlamak için.
Bu yazı da pek bi kültür böceği yazısı gibi oldu. Biraz da dünyevi bir haber. Koyu kestane olan saçlarımda artık kızıl balyajlar var. Bunca yıl sonra kızıl oldum. Eşim de, oğlum da beğendi. Ben de tabii ki. Çevreden de genellikle olumlu tepkiler alıyorum. Bugün anneme gidicem, bakalım onlar ne tepki verecekler? Henüz beni görmediler.Bu arada grip olmuşlar, tam da bayram üzeri. İnşallah çabuk iyileşirler.
Şimdilik haberler bu kadar. Sanırım bayram öncesi bir post daha yazarım. Onun için henüz bayramınızı kutlamıyorum . O da başka bir post konusu olsun:)
Pazartesi, Aralık 01, 2008
Buzlu Badem
Bu resim de nerden çıktı diyeceksiniz? Hafta sonu aktivitesinden:)) Daha önceki postlarda yazmıştım, eşimin her hafta sonu anne-babası ile F.oça'ya gittiğini. 2 hafta sonudur birlikte bir şeyler yapıyoruz. Geçen hafta sonu eski yoldan( yani otobandan değil) bakına bakına, deniz manzarası eşliğinde arabayla dolaştık. Hava yağmurluydu çünkü. Sonra A.ltınoluk mandırasında öğle yemeği yedik. Dönüşte annemlere uğrayıp bir çay içtik. Sonra da eve geldik. Dün ise yine eski yoldan Ç.eşmealtı'na kadar gittik. Hava nasıl güzeldi anlatamam. Şurup gibi derler ya, aynen öyle. Orada hep gittiğimiz bir kafe var. Tam deniz kenarında rüzgar da olmadığından rahatça oturabildik. Otururken buzlu badem satan biri geldi. Hiç dayanamam. Hatta hamileliğimde 3 şeyi bıkmadan her gün yemiştim. Döner, ayva ve buzlu badem. O zamanlar E.fes Oteli(şimdi S.wiss O.tel) kapısında sürekli buzlu bademci olurdu. Biz de servise binmek için işten çıktığımızda mutlaka arkadaşımla birer külah alır, yerdik. Neyse dün de ayağımıza kadar gelince hemen alıp, buzlu badem yiyip, eşimle o günleri andık. Oğlumuz o sırada dersanede kafa patlatıyordu. Bir şeyler yiyip içtikten sonra akşamüzeri eve doğru yola çıktık.Benim hafta sonu yapmak istediğim tam da böyle bir şey. Hava yağmurlu olmadığı sürece, soğuk bile olsa açık yerlerde olmak istiyorum. Alışveriş merkezlerinde hafakanlar basıyor bana. Neyse, bu gaz beni bir kaç ay götürür. Sonra gene bi küsüşür tekrar barışırız bu hafta sonu muhabbetinden dolayı.
Yazmadığım süre içinde her şey iyiydi, şükür. Arkadaşlarla toplantılarım oldu, oğlum dersanede sınıf atladı, C.anım A.ilem dizisi başladı:)) Anneme yelek örmeye başladım ama onun haberi yok, bitirince sürpriz yapıcam. Bu arada dutlu yün dedikleri yeni bir tür yün gördüm, süper güzel bir şey. Bankadan 2 eski elemanım hamile. İkisine de bu yünden bebe battaniyesi örmek istiyorum. Birinin doğumu Mart'ta, diğerininki Mayıs'ta, rahatça yetişir. İri şişlerle örüldüğünden çabucak bitiyor.
Ben sabahları saat 9 'da TNT kanalındaki dizileri izlemeyi seviyorum. Yarım saatlik aile komedileri oluyor. Uzun bir süredir "My wife and kids" diye bir dizi vardı onu seyrediyordum. Bugün baktım, onun yerine "Roseanne" dizisi başlamış. Taaa 1988 yılından eski bir dizi. Ama sabah sürprizi bir baktım, Roseanne'nin çalıştığı şirketin patronu Booker rolünde George Clooney. Ama ne Clooney:)) Saçlar uzun, zayıf, bambaşka biri. Doğa kadınlara ne kadar acımasızsa erkeklere ise o kadar cömert. Biz yıllar geçtikçe eciş bücüş olurken erkekler daha yakışıklı oluyor. Clooney'i hayranlarının pek çoğunun onu 1988'lerdeki haliyle pek beğeneceğini sanmıyorum.
Kardeşim bu hafta Perşembe ya da Cuma geliyor. Hepimiz sabırsızlıkla bekliyoruz. Ardından bayram telaşı. Bayramdan sonraki hafta perşembe günü ben bir toplantıya gidicem, cumartesi ise toplantı bende. Zaten sonraki hafta yılbaşı telaşı. Kısaca yoğun bir döneme giriyoruz.
Herkese iyi haftalar
Perşembe, Kasım 20, 2008
SOBE

Figen beni sobelemiş, sağolsun. Bekletmek olmaz, hemen cevaplıyayım.
Önce çantamın içindekiler sobesini cevaplıyayım.
1) Cep telefonum ama ne yazık ki resimde yok. Çünkü bu fotoyu cep tel.la çektim.
2) Cüzdan ve kredi kartları için ayrı bir cüzdan
3) Nazar boncuklu anahtarlığım ve evimizin anahtarları
4) Tansiyon ilacım, Novalgine (aniden başlayan baş ağrıları için) ve boğaz pastili(bu mevsimsel, yazın çantamda olmaz)
5) Kağıt mendil, ıslak mendil ve küçük boy kolonya
6) Not defterim ve eski bankamın yadigarı kalemim
7) Şemsiye (bu da mevsimsel)
8) Tarak
Tabi, benim çantanın içinden de bir sürü fiş, slip(kredi kartı olan, don değil) ve banka dekontu çıktı, bahaneyle onları düzenlemiş oldum. Eskiden yani gençken çantalarım el kadar bile değil, daha da küçüktü. Şİmdi ise en büyük en bavul hangisiyse onu alıyorum. Elime geçeni içine atıp, uzun sürede içindekileri elemiyorum. Ne zaman ki omuzlarım ağrımaya başlıyor, "ha, çantada bir temizlik zamanı gelmiş" deyip, biraz hafifletiyorum. Bu da 3-4 haftada bir filan oluyor. Ne tembel kadınım değil mi?
Gelelim diğer sobe; neden blog yazıyorum. Önceleri yalnızca okuyucuydum. Sonra yorum bırakmaya başladım. Baktım kısa kısa yorumlar beni kesmiyor, ben de bir blog açayım dedim. Burada hiçbirinin yüzünü görmeden öyle güzel arkadaşlar , dostalr edindim ki bloglar alemine girmenin verdiğim en doğru kararlardan biri olduğunu düşünüyorum.
Bu arada ben 2. bir blog daha açtım. Yalnızca yemek tarifleri olacak o blogda. Genellikle menü şeklinde yazmak istiyorum ama belki o günün getirdiği koşullarda tek tek tariflerde yazarım. Bilmiyorum işte, herşeyi zaman kendi şekillendiriyor zaten. Ona da bir göz atarsanız sevinirim:))
Ben de burayı okuyan ve henüz sobelenmemiş herkesi sobeliyorum.
Perşembe, Kasım 13, 2008
KIZGIN

Tam da bu kız çocuğunun ruh hali içindeyim, kızgın ve küskün. Bakın arkadaşlar; yazlığın kapatılması ile birlikte ki bu yıl daha Eylül başıydı, eşim her hafta sonu ama neredeyse her hafta sonu , hastalıkta sağlıkta mutlaka anneleri ile birlikte Foça'ya k.validenin eve daha doğrusu bahçeye gidiyorlar. 2 hafta önceki Pazar günü, döndüklerinde " bak öbür hafta sonunu bana ayırıyorsun, birlikte eğer dersaneden fırsat bulursa oğlumuzu da alıp bir yerlere gidelim" dedim. Sanki ben bunu dememişim gibi geçen hafta sonu gene muhteşem 3'lü olarak(baba- oğul ve kutsal ruh, pardon kayınvalidem) gene bahçelerine gittiler. Şimdi gelelim bahçeye. Bahçede zeytin ağaçları var. Ama her hafta sonu da zeytinlere yapılacak bi şey yok. Nitekim geçen hafta sonu veni, vidi, vici yapıp gidip, öylesine görüp döndüler. Bana gerekçesi de onlar yaşlı. Bütün hafta sıkılıyorlar. Haftasonları onları gezdirip (gezmekte bi evden çıkıp diğerine gitmek) eğlendiriyorum. E, ben noluyorum. Biz de tüm hafta sadece akşamları 2-3 saat görüşüyoruz. Birlikte bi deniz kenarına gidelim, 1 bardak çay içelim, ruhumuzu dinlendirelim, yok. Bana onlarla şurda geçireceğim kaç yılım var ki diye vicdan yapıyor.Zaten kardeşimin rahatsızlığından beri dank etti ki kimin önce gideceği belli değil.Ben de ona bu işin sırası yok, belki ben onlardan önce giderim, o zaman benimle geçiremediğin zamana yanarsın dedim ve küstüm:))
Evveli gece 3'e kadar uyuyamadı, döndü durdu. Dün akşamda yemekte "ben senle küs kalamıyorum, tüm sinir sistemim bozuluyor. Affet beni karıcım" diye ortalık yumuşatmaya çalıştı, eh ben de oğlan da fazla huzursuz olmasın diye barıştım ama yine de her türlü ilişki asgari düzeyde. Tabi, bu arada değişen bi şey yok. Bu hafta sonu 3 silahşörler gidip zeytin toplayacaklarmış. Selametle.....
Anası-babası anlayışsız ve bencil. Hiç akıllarına bile gelmiyor, bunların da bir hafta sonları var(bu arada eşim cumartesileri de çalışıyor, yani yalnızca pazarımız var)birlikte bir yere giderler mi diye. Peki benim koca kişisi niye 2 ev arasında bir denge kuramıyor. Of,of anlat anlat bitmez.
Ben de karar verdim. Çalışan arkadaşlarımla pazarları görüşücem. Bir iki program yaptık bile. Ama gene de kızgınlığım geçmedi:(( Hıııırrrrrr.....
Pazartesi, Kasım 10, 2008
10 KASIM

Bugün Atamızın ölüm yıl dönümü. Huzur ve nurlar içinde yatsın. Unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız.
Bugün benim canım arkadaşlarımdan birinin de doğum günü Orta 1'den beri arkadaşız. O yıllarda 10 Kasımlarda her türlü eğlence, müzik yasak olduğundan hep 1 gün önce ya da sonra kutlardı doğumgününü. İş yaşamından sonra çok fazla gitmeli gelmeli görüşemesek te, telefonlar sağolsun. Hala o ergenlik dönemlerimizdeki gibi yarım saat, 45 dakika konuşmadan telefonu kapatamıyoruz.
Issız Adam'a gitmek istiyorum. Hep çok olumlu eleştiriler var film hakkında. Kızları arayıp, bir arkadaş bulayım da bu hafta göreyim şu filmi.
Şu aralar İnci Aral'ın Unutmak kitabına başladım. Otobiyografik bir kitap. Ynai sevdiğim türden. Bitince düşüncelerimi yazarım.
Bugün (her pazartesi olduğu gibi) anneme gideceğim birazdan. Biber-kabak-domates dolması yaptım(etli) , bir de fırın makarna. Akşam gelince de yanına bir çorba istiyorum, herhalde domates çorbası olacak(hazır çorba valla).
Herkese iyi haftalar
Perşembe, Kasım 06, 2008
Ortaya Karışık

Ben bayağı boşlamaya başladım bloğu. Diğer blogları okuyor, bazen yorum da yazıyorum ama sıra kendiminkine gelince "ne yazsam?" boşluğuna düşüyorum.
Ordan burdan yazayım biraz. Bu hafta banka emeklileri toplandık. Geçen yıl emekli olanlarla sayımız 9'a yükseldi. 5 kişiydik daha önce. Karar verdik ayda bir kez buluşacağız. Ama öyle altın günü olarak değil. Maksat bir araya gelip muhabbet etmek. İkramı da 3 ile sınırlandırdık. 1 tatlı, 1 tuzlu, 1 salata türü. Çünkü ikram çeşidi çok olunca işin ucu kaçıyor, hepsinden tatmak istiyor insan. Sonra? Sonrası malum.
Bir de liseden kızlarla toplantım var. O da devam. Geçen ay başladık. Bu ay ise 22'sinde toplanacağız. O yemekli oluyor ve hala çalışanlar olduğundan cumartesileri yapıyoruz.
Bugün halama gideceğim birazdan. Akşam ise k.validedeyiz. K.pederin doğumgünü. Bugün tam 80 oluyor. Sağlıklı ömürler olsun inşallah.Halama giderken ona da hediyesini alıcam. Alacağımız belli. Önden fermuarlı hırka. Büyük olasılıkla L.C.W. de bulurum. O yüzden panik yapmıyorum. Hediyenin adı konunca (daha doğrusu ihtiyaçlarını bize belli edince) iyi oluyor. Hem onlar memnun oluyor hem biz ne alsam tasasına düşmüyoruz.
Dün oğlumun özel ders aldığı Fizik hocasına gittik. Hem parasını ödedik, hem de biraz konuştuk. Hocası iyi bir yerleri kazanır diyor. Ben ise hala o inanca ulaşamadım. Ben oğluma güvenemiyor muyum diye bunalım yaptım kendi kendime.
Eşimle şu ara limoniceyiz. Hani olur ya, canım der, canın çıksın anlarsın. İkimiz de birbirimize karşı öyleyiz. Neyse, geçer...
Yarın halamın torunu doğum yapacak. Kızımız olacak inşallah; Selin hanım:)Şimdiden sağlıklı uzun ömürler Selin hanıma:) Annesine de bir avazda, kolaycacık doğumlar.
Dün bankaya bir iş için gitmiştim. Eski bir elemanı gördüm. Ordan burdan konuşurken bizim sitede yazlık aradıklarını söyledi. Biz de satmaya niyet ediyorduk. Niyetimiz satıp, buralardan ev alıp kiraya vermek. Ek gelir yani. Hem yazlık aidatından da kurtulmuş oluruz. Ama evin şu anki değerini bilmiyorum. Bir ara gidip orada bir emlakçı ile görüşeceğiz. Sonra arkadaşa söyleyeceğim. Evi görecekler. Bakalım kısmet. Anlaşırsak neden olmasın? Üstteki resim de o yüzden orada. Resim gerçi getty i.mages'dan ama bizim Pırlanta plajına çok benziyor.
Ek gelir deyince; geçen ay (Ekim) eşimin şirketinde herkese yarım maaş verildi. Bu ay maaşlardan daha ses seda yok. Gerçekten zordaysa bir şey diyemem ama fırsatçılık yapıyorsa..... Ne diyeyim bilemedim artık. Allahtan ikimizin de emeklisi var ama biz bütçeyi bu maaşı da hesaba katarak yaptığımızdan, hesaplar şaştı hep.
İşte böyle. Çok mu ordan burdan oldu yahu? Bu seferlik böyle olsun. Hem hadi ben çıkayım artık.
Cuma, Ekim 31, 2008
200.Yazı

Neredeyse 1 ayı geçmiş yazmayalı.Önce bizim b.sayar tekrar bozuldu. Ardından bloglar kapatıldı. Velhasıl uzadı, gitti, yazamadım. Bu arada da 200. yazıya ulaşmışım. Bloğun 3.yıldönümü de geliyor. Zaman gerçekten çok hızlı akıyor.
Yıldönümü demişken, Cumhuriyetimizi 85., Canım babamınsa 75. yıldönümlerini kutladık. Evet, 29 Ekim de babam 75 yaşını bitirdi. Sağlıkla daha nice yıllara inşallah. Cumhuriyetimiz de nice 85 yıllara ulaşır umarım. Evladımın, torunlarımın, onların çocularının hep Cumhuriyet rejiminde yaşamasını diliyorum.
Kardeşim, kendi doktoruna da göründü. Çok şükür her şey iyi. Sigara hariç (ki hiç içmedi şimdiye dek) her şey serbest. Tabi 3 ayda bir kontrolleri var. İlki Ocak'ta. Biletini almış. Kurban Bayramında geliyor. Annem, artık sokaktan geçen herkesi kardeşime benzetmeye başlamıştı. Çok özledi, çok. Babam da mutlaka çok özledi ama anneler duygularını daha bir belli ediyor. Allah sağlıkla kavuşmak nasip etsin inşallah.
Şimdilik bu kadar. Yazmaya uzak kaldıkça, yazacak şey bulmakta da zorlanıyorum. Herkese iyi hafta sonları:))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




