Cuma, Ocak 27, 2006

Kar ve Ä°zmir

İzmir'e 40 yılda bir kar yağar, o da tutmaz bile. Yalnız 2-3 sene önce üstüste 2 kez yağmış ve tutmuştu da şehircek buldumcuk olmuştuk.

İzmirlilerin kışın en büyük fantazisi haftasonu Sabuncubeli'ne ya da Spil'e gidip kartopu oynamak, dönerken de arabanın önüne küçük bir kardanadam yapıp ( hani eskiden gelin arabalarının önünde küçük bir gelin bebek olurdu,onun gibi işte ) cümlealeme "biz kar gördük" diye ilan etmektir. Yani kar görmemişlere bir çeşit hava atma yoludur bu. E , n'apacaksın? Kara hasret olunca, bu bile hava atma vasıtası oluyor insanlara. Bizi mazur görün. Gerçekten görmemişiz işte.

Bu kar yüzünden yarıyıl tatili 1 hafta daha uzadı ya, öğretmenler ve öğrenciler mutlu ama bilesin Milli Eğitim Bakanım, annelerden çok ah aldın. Zaten 3 haftadır maymun olmuştuk ellerinde. Üstüne 1 hafta daha bonus aldılar sanki. Hani annelerinizi canından bezdirmede çok iyiydiniz, alın size 1 hafta ek süre daha.

Ne diyeyim,tez vakitte açıla şu okullar inşallah!!!!AAMİİİNNN

Salı, Ocak 24, 2006

Pazartesi, Ocak 23, 2006

Doğumgünü

Dün doğumgünümdü. Herkes bana çok güzel bir gün yaşattı. 6 yıl önce birlikte çalıştığım insanların bile hala doğumgünlerimde beni arıyor olmaları bana en büyük hediye. Ama ne bileyim ya ! Bu 40'lı yaşlara alışmak çok zor. Yarıyı geçmişsin ve 50'ye doğru gidiyorsun. Resmen nine olacak yaş ya. Öfff ! Bi daha doğumgünü, moğumgünü kutlamak istemiyorum. Bundan sonra yılları saymak da istemiyorum. Hemen kendimi dışarı atmam lazım. Bu kafa ile gün geçmez.

Çarşamba, Ocak 18, 2006

Bayram ve sonrası

Bayram geldi, geliyor derken bitti, gitti. Tabi en üzücü olanı kardeşim İstanbul'a döndü ve biz daha hasret giderememiştik bile. Neyse buna da şükür.

Kardeşim, eşi ve yeğenim Cumartesi sabahı İzmir'deydi. Ondan sonra zaten bir sonraki Cumartesi'ye dek hep biraradaydık. Kah annemlerde, kah teyzemlerde, kah bizde. Yeğenim 3 yaşını Aralık ayında doldurdu ama nasıl dillenmiş anlatamam. Genelde erkek çocuklar geç konuşur derler ama bu almış başını gitmiş. Sürekli bıcır bıcır konuşuyor. Dilli düdük olmuşsun diyoruz gülüyor. Hava değişiminden dolayı nezle oldu ama neyse ki çabuk toparlandı. İlk günler üzdü bizi hastalığı ile. Gidene kadar iyileşti .

Bayramda ilk gün kahvaltıya annemdeydik. Öğle yemeği için de kayınvalideme gittik. Görümcemler de geldi. Zaten o gün bu şekilde bitti. Diğer 2 gün de tüm akrabalar ziyaret edildi. Son gün kardeşim bize geldi. Ertesi gün de onları uğurladık. Bu arada ailece nezle olduk. Pazar günü sabahtan ekmek ve gazete almaya çıkmanın dışında burnumuzu çıkarmadık. Ailece yattık, tv izledik, yedik, içtik, yedik, içtik.... Böyle devam ettik yani.

Dün ise babamla yazlığa gidip halıları getirdik. Şu an otuduğum ev halı kaplı olduğundan , kendi halılarımı yazlığa götürmüştüm. Ancak yeni ev parke. Şimdi onları temizletip yeni evde kullanacağım. Yavaş yavaş hazırlıklara başlıyorum ama sanki tadilatçı verdiği sözü tutamayacak gibi. Çünkü daha ortada bir şey yok. Bu hafta sonuna evi teslim edeceğini söylemişti. Biraz zor görünüyor. Benim tüm acelemse sömestr içinde taşınmak. Ama olmazsa da olmaz. Yapacak bir şey yok. Geç olsun güç olmasın, n'apalım.

Taşınmanın en kötü yanı yeni telefon bağlatmak, sonra da yine ADSL için beklemek olacak. Bu arada bilgisayardan ve bloglardan uzak kalacağım. Ama onunda güzel tarafı, bağlantı kurulunca birikmiş ve okunacak bir sürü blog olacak. Amma Pollyanna oldum ya ! Belki de iyi bi şeyler olur da telefon ve ADSL hemen bağlanır , di mi? Allahtan umut kesilmezmiş.

Cuma, Ocak 06, 2006

Okul Kırmak

Bugün oğlum okulu ekti. Daha doğrusu sabah kalkacaktı ama ben "Hadi bugün istersen gitme okula" dedim. Tabi onun canına minnet. Hemen döndü arkasını uyumaya devam etti. Bakıyorum hergün sınıflarında 10-15 kadar çocuk okula gelmiyor. Derslerde yeni bir konu da işlenmiyor. Ya,aslında yaptığım çok doğru bir şey değil,biliyorum ama ne yapayım. Acıdım oğluşuma.Bir güncük uyusun bari dedim.

Tabi, o evde olunca kahvaltı sofrası da muhteşem oldu. Normalde ben yiyeceklerimi (ekmek, peynir, zeytin, domates ve çay) küçük bir tepsiye koyup, bilgisayar karşısında yerim ama bugün farklıydı. Televizyonun karşısında omletli, sosisli, sucuklu ve tabii ki diğer tüm kahvaltılıkların da olduğu mükellef bir kahvaltı ettik. Gevrek de aldım. Ana-oğul deymeyin keyfimize. Tek kavgamız bilgisayarın paylaşımı konusundaydı ama ona azıcık torpil yaptım. Bilgisayarı ona bıraktım.

Zaten öğleden sonra evde değildim. Arabayı bakıma götürdüm. Bayram öncesi olduğundan servis acaip doluydu. Randevumuz 2'deydi. Saat 5.30'a doğru anca alabildik arabayı. Gerçi bin kere özür dilediler, haklarını yiyemem şimdi. Demek ki neymiş? Bir daha servis işini bayram öncelerine bırakmayacaksın. Servis biraz şehir dışı bir yer olduğundan mecburen orada oturup bekledim. Günlük gazetelerin tümü, broşürler, ilanlar, reklam levhaları. Okunacak bir şey bırakmadım. Bir daha sefere kitapla gideceğim. Bu da 2. ders olsun.

Cumartesi sabahı kısmetse kardeşim, eşi ve yeğenim İstanbul'dan İzmir'e bayram tatili için geliyorlar. Tüm tatil boyunca bizlerle olacaklar. Hepimiz nasıl mutluyuz ve nasıl heyecanlıyız anlatamam. Hele yeğenimi nasıl özledik, bilemezsiniz. Henüz 3 yaşında ve yarım yarım konuşmaları ile telefonda bizi gülmekten kırıp geçiriyor. Annemle babam da heyecan içindeler. Onlara babane, dede dedikçe nasıl gözleri doluyor, nasıl mutlu oluyorlar anlatamam. Gurbet, hasretlik çok zor. Biz bunu teyzemde de yaşamıştık. Neyse ki yıllar sonra da olsa İzmir'e döndüler ve hasret sona erdi. Umarım bir gün ben de kardeşime kavuşurum. Bu hasret biter ve İzmir'e geri dönerler.

Pazartesi, Ocak 02, 2006

Yeni Yılın İlk Yazısı

Geldi, geliyor derken 2006'nın 2. günündeyiz bile. Ama ben 2005'in son Cumasından başlayacağım anlatmaya.

Cuma günü malum , kızlarla buluştuk. Beyaz şaraplarımızı içtik. Hediyelerimizi verip muhabbeti koyulttuk. Aynı akşam Karşıyaka Devlet Tiyatrosundaki "İstanbul Efendisi " oyununa gittik. Gecenin en komik anı eşimin başının önüne düştüğü andı. Hemen uyandırdım. Neyse oyun müzikliydi de daha sonra gürültüden uyuyamadı. Yoksa onu takip etmekten oyunu izleyemeyecektim.

Cumartesi sabahı, arkadaşımla birlikte Kipa'ya gittik. Tüm yılbaşı alışverişini yapıp,doğru eve. Bu arada boğazlarım feci yanıyordu ve öksürüyordum. Aldığım ilaçta uyku veriyor. Getirdiğimiz malzemeleri yerleştirdikten sonra banyo yaptım ve yattım. Biraz kendimi toparlamam gerekliydi. Yoksa akşam 12 olmadan uyuyabilirdim. Neyse akşamüzeri ben sofrayı hazırladım. Saat 7.30 gibi arkadaşlarımız geldiler. 8.30 gibi sofraya oturduk. Ondan sonra dur durak bilmeden bir yeme-içme moduna girdik. Yeniyılı Karşıyaka belediyesinin attığı havai fişeklerle karşıladık. Rengarenk, muhteşem bir görüntüydü. Saat 1.30 gibi arkadaşlar gitti.Eşim hemen uyudu. Karakuzum biraz daha tv seyrederken ben de evi toparladım , bulaşık makinesini çalıştırdım ve biraz oğlumla takıldım ve 2.30 gibi yattım.

Ertesi gün her yıl olduğu gibi önce kayınvalideme,sonra da annemlere gidip yeniyıllarını kutladık. Hediyelerimizi verdik. Sonrası ise klasik pazar akşamı modu. E malum ertesi gün iş var,okul var. Yani ütü var. Birkaç gömlek ütüledim. Sonrasında BBC-Prime'da İngilizce alt yazılı bir filme takıldım. Normalde konuşmalardan filmi anlayamam ama alt yazı olunca anlayabiliyorum. Saat 1'e geliyordu yattım.

Bugün sabahta herkesi gönderdikten sonra ilaç aldım ve vurdum kafayı yattım. Saat 11 gibi uyandım. Amaaan, ne güzel geldi. Gerçi hala boğazlarım ağrıyor ama kendimi daha iyi hissediyorum.

Umarım 2006'ya boğaz ağrısıyla girdim diye tüm yılı böyle geçirmem. Geçirmem di mi?